2026 yılı itibarıyla İran sokakları ayakta. Haftalardır süren halk hareketleri artık sadece iç politika başlığı değil; bölgesel güvenlik gündeminin merkezinde. Protestoların şiddeti, şehirlerdeki düzensizlik ve ekonomik kriz, sadece İran'ı değil, Türkiye'nin sınır bölgelerini de doğrudan etkiliyor.
Türkiye açısından kritik soru şu: İran'daki bu sarsıntı, sınır hattında kalacak mı, yoksa Türkiye'nin güvenlik planlamasını doğrudan mı etkileyecek?
İran'daki kriz ve bölgesel riskler
İran, nüfus yoğunluğu ve stratejik konumu nedeniyle Ortadoğu'da kritik bir ülke. Ekonomik baskılar, genç nüfusun talepleri ve yıllardır biriken toplumsal gerilimler, halk hareketlerini tetikledi. 2026 itibarıyla bu hareketler sokaklarda kendini gösteriyor ve güvenlik riskini yükseltiyor.
Bu durum, Türkiye için uzaktan izlenebilecek bir tablo değil. İran'daki mevcut kriz, sınır bölgelerinde aşağıdaki riskleri doğurabilir:
Ani ve yoğun göç dalgaları
Sınır hattında güvenlik baskısının artması
Kontrolsüz silah ve insan trafiği
Devlet otoritesinin zayıfladığı alanlarda yeni güç odaklarının ortaya çıkması
ABD müdahalesi ve olası senaryolar
Bölgeyi izleyen gözler, İran'daki istikrarsızlığın uluslararası müdahaleleri tetikleyebileceğine dikkat çekiyor. ABD veya diğer güçler, krizin boyutuna göre çeşitli senaryoları değerlendirebilir: diplomatik baskı, sınırlı askeri operasyonlar, hatta hava bombardımanı veya darbe destekli müdahaleler…
Henüz bir kesinlik yok; bu sadece risk ve olasılık analizidir. Ancak bu senaryoların varlığı, Türkiye'nin sınır ve güvenlik planlamasını yeniden öncelikli hale getiriyor.
Türkiye–İran sınırı: stratejik ve kırılgan
Türkiye–İran sınırı, yaklaşık 560 kilometrelik uzunluğuyla Türkiye'nin en kritik hatlarından biri. Sınır boyunca olası karışıklık, Türkiye'nin güvenlik kapasitesini test eder. Göç, silah kaçakçılığı ve kontrolsüz hareketlilik, sınır hattındaki güvenliği zorlar.
Irak ve Suriye tecrübeleri, merkezi otoritenin zayıfladığı bölgelerde Türkiye'nin doğrudan etkilenebileceğini gösterdi. İran'daki kriz bu nedenle Ankara'da sadece haber değil, fiili bir güvenlik başlığı olarak ele alınıyor.
Toprak bütünlüğü ve milli güvenlik
Bir ülkede merkezi otorite zayıfladığında sadece iç siyasi yapı değil, sınırlar ve toprak bütünlüğü de risk altına girer. İran'daki mevcut tablo, ülkenin farklı bölgelerinde güç boşluğu yaratıyor ve bu boşluk, Türkiye için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Ortadoğu deneyimi gösteriyor ki devletin kontrolü zayıfladığında sınırlar fiiliyatta tartışmalı hale geliyor. Türkiye'nin güvenlik yükü, sadece kendi sahasında değil, sınır ötesindeki istikrarsızlıklardan kaynaklanıyor. Bu nedenle Ankara'nın komşuların toprak bütünlüğüne verdiği önem, bir diplomatik söylemden çok hayati bir güvenlik zorunluluğu.
Önleyici güvenlik yaklaşımı
Türkiye, krizleri sadece izleyerek çözemez. Ankara, İran'daki ayaklanmaları, olası müdahale ve darbe senaryolarını da dikkate alarak plan yapmalı Bu yaklaşım, müdahalecilik değil, önleyici güvenlik planlamasıdır. Sınır güvenliği, istihbarat ve bölgesel diplomasi bu planlamanın temel araçlarıdır.
Güçlü komşu = daha az risk
Türkiye'nin çıkarı, çevresinde merkezi yapısını koruyan, sınırları net ve istikrarlı devletlerin bulunmasıdır. İran'daki mevcut durum bu ideale uzaklaştıkça Türkiye'nin güvenlik riski artıyor.
İstikrarlı bir İran:
Daha öngörülebilir sınır hattı
Daha az göç baskısı
Daha düşük güvenlik maliyeti
Uzun süreli iç karışıklık ve olası uluslararası müdahaleler ise Türkiye'yi istemediği halde bölgesel krizin doğal parçası haline getirebilir.
Sonuç olarak
2026 itibarıyla İran'da yaşanan halk ayaklanmaları ve uluslararası müdahale olasılıkları, artık sadece İran'ın iç meselesi değil; bölgesel güvenlik için belirleyici bir başlık. Türkiye için mesele, sadece gelişmeleri izlemek değil, olası sonuçlara karşı hazırlıklı olmaktır.
Komşuların toprak bütünlüğü konusu, Türkiye'nin güvenlik planlamasında yeniden ve güçlü biçimde gündemdedir. Ankara'nın yaklaşımı bir diplomatik tercih değil, milli güvenliğin dayattığı bir zorunluluktur. Komşu ülkelerde başlayan her büyük sarsıntı, Türkiye açısından sadece izlenecek bir haber değil, ciddiyetle ele alınması gereken bir güvenlik gerçeğidir. Türkiye, başkalarının sınırlarını korurken, kendi sınırlarını ve iç düzenini güvence altına alıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- İran yanarken Türkiye'nin sınır güvenliği ve bölgesel riskler / 13.01.2026
- İran'da değişim arayışı: Koruma refleksi, semboller ve zorlaşan dengeler / 11.01.2026
- Gerilimin kalıcı olduğu dönem başladı mı? / 10.01.2026
- Grönland krizi: Sessizlik bozuluyor, dünya sarsılıyor / 09.01.2026
- Anglo-Fransız hamlesi: Avrupa güvenliğinde yeni dönem / 08.01.2026
- Dünya yanarken: Kim hamle yapıyor, kim izliyor? / 07.01.2026
- Cehennemin kapısı aralanıyor: Uluslararası hukuk, demokrasi ve Türkiye / 06.01.2026
- Kuralsızlık hegemonyası mı? Güç gösterisi ve sessizlik / 05.01.2026
- Ortadoğu'daki ateş soğutulmuyor mu, soğumuyor mu? / 04.01.2026
- Suudi Arabistan’ın yeni yüzü: Sessiz diplomasiden açık hamlelere / 03.01.2026
- İran'da değişim arayışı: Koruma refleksi, semboller ve zorlaşan dengeler / 11.01.2026
- Gerilimin kalıcı olduğu dönem başladı mı? / 10.01.2026
- Grönland krizi: Sessizlik bozuluyor, dünya sarsılıyor / 09.01.2026
- Anglo-Fransız hamlesi: Avrupa güvenliğinde yeni dönem / 08.01.2026
- Dünya yanarken: Kim hamle yapıyor, kim izliyor? / 07.01.2026
- Cehennemin kapısı aralanıyor: Uluslararası hukuk, demokrasi ve Türkiye / 06.01.2026
- Kuralsızlık hegemonyası mı? Güç gösterisi ve sessizlik / 05.01.2026
- Ortadoğu'daki ateş soğutulmuyor mu, soğumuyor mu? / 04.01.2026
- Suudi Arabistan’ın yeni yüzü: Sessiz diplomasiden açık hamlelere / 03.01.2026


























































































