İran'da değişim arayışı: Koruma refleksi, semboller ve zorlaşan dengeler
İran bugün yalnızca bir rejim tartışmasının değil, daha derin bir devlet–toplum uyum sınavının içinden geçiyor. Meydanlarda duyulan talepler, kullanılan semboller ve verilen tepkiler çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Oysa mesele ne yalnızca özgürlük sloganları ne de geçmişe özlemle taşınan bayraklardan ibaret. Asıl soru şu: İran, kendisini ayakta tutan reflekslerle değişen toplumunu aynı cümlede buluşturabilecek mi?
Bu soru, İran'ın son kırk yılına bakıldığında hafife alınacak bir soru değil. Çünkü bugünkü yapı, kaosun içinden çıkmış; dış müdahalelerle, savaşlarla ve ağır baskılarla şekillenmiş bir düzenin ürünü.
Koruma niyetiyle kurulan sistem
Velayet-i fakih sistemi, İran'ın devrim sonrası yaşadığı kırılmaların ardından, ülkenin dağılmasını önlemek ve dış yönlendirmelere karşı direnç oluşturmak amacıyla inşa edildi. Bu sistemin merkezinde "istikrar", "bağımsızlık" ve "ulusal bütünlük" yer aldı.
Bu yaklaşım, özellikle zor dönemlerde toplumun önemli bir kısmında karşılık buldu. İran'ın uzun yıllar boyunca savaşlara, yaptırımlara ve bölgesel krizlere rağmen ayakta kalabilmesi; devlet yapısının çözülmemesi ve ülkenin kontrolsüz bir savrulma yaşamaması, bu sistemin güçlü yönleri arasında görüldü.
Ancak zaman değişti. Toplum değişti. Bugün yaşanan tartışmaların temelinde de tam olarak bu dönüşüm yatıyor.
Değişen toplum, sertleşen refleks
İran toplumu gençleşti, şehirleşti ve dünyayla daha fazla temas kurdu. Yeni kuşaklar için mesele yalnızca ülkenin varlığını sürdürmesi değil; nasıl bir hayatın mümkün olduğu sorusu haline geldi.
Devlet ise uzun süre şu varsayımla hareket etti:
"Önce düzen korunur, talepler zamanla karşılanır."
Bu yaklaşım kısa vadede istikrar sağladı; fakat uzun vadede esnekliğini kaybetti. Koruma refleksi güçlendikçe, katılım alanları daraldı. Toplum, karar süreçlerinin parçası olmaktan çok, sonuçlarına katlanması beklenen bir konumda kaldı.
Bu noktada sorun niyet değil; uygulamanın değişen gerçekliğe uyum sağlayamaması oldu.
İfade alanı daraldıkça semboller öne çıktı
Toplumsal taleplerin büyük ölçüde güvenlik çerçevesinde ele alınması, düzeni muhafaza etti; ancak toplumla devlet arasındaki iletişim kanallarını zayıflattı. İnsanlar, düşüncelerinin sistem içinde karşılık bulmadığını hissettikçe, itirazlarını semboller üzerinden anlatmaya başladı.
Bugün bazı protestolarda Pehlevi dönemine ait bayrakların görülmesi bu bağlamda okunmalı. Bu durum, güçlü bir monarşi talebinden çok; mevcut sistem içinde ifade kanallarının daraldığına dair bir işaret niteliği taşıyor.
Pehlevi sembolü burada bir hedef değil, bir boşluğun göstergesi. Geleceğe dair güçlü bir ortak hikaye kurulamadığında, geçmişin imgeleri daha görünür hale geliyor.
Muhalefetin parçalı yapısı
İran'daki itiraz dalgası canlı ve yaygın; ancak ortak bir gelecek tanımı üretmekte zorlanıyor. Aynı sokakta yan yana gelen insanlar, aslında farklı yönlere bakıyor.
Kimi laik ve demokratik bir cumhuriyet istiyor,
Kimi sadece mevcut düzenin sona ermesini,
Kimi Batı ile daha uyumlu bir sistem arzuluyor,
Kimi ise geçiş sürecinde sembolik de olsa monarşiyi bir seçenek olarak görüyor.
Bu dağınıklık, Pehlevi sembolünün zaman zaman olduğundan büyük algılanmasına yol açıyor. Oysa bu tablo, güçlü bir alternatiften çok belirsizliğin yansıması.
Dış politika: Direnç ve bedel
İran'ın dış politikadaki sert ve geri adım atmayan çizgisi, iç siyasetteki birçok tercihin de temelini oluşturuyor. Devlet, kendisini yalnızca bir ülke olarak değil, aynı zamanda bir duruş olarak tanımlıyor.
İsrail ile yaşanan gerilim, ABD ile süregelen mücadele ve nükleer program konusundaki ısrar bu çerçevede şekilleniyor. İran açısından bu başlıklarda geri adım atmak, sadece bir taviz değil; daha büyük risklerin kapısını aralamak anlamına geliyor.
Bu nedenle sıkça şu mesaj veriliyor:
"Cevap hakkımız saklıdır. Zamanını biz belirleriz."
Bu yaklaşım, ani tepkilerden kaçınmayı ama karşılıksız da kalmamayı hedefliyor. Ancak bu duruşun kaçınılmaz bir sonucu var: ambargoların ağırlaşması.
Ambargonun içerideki yansıması
Ekonomik baskılar, artan hayat pahalılığı ve daralan imkanlar, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkiliyor. Dış politikadaki direnç dili, içeride fedakarlık beklentisine dönüşüyor. Ancak bu fedakarlık, herkes için aynı ölçüde taşınabilir olmuyor.
Bu noktada devlet ile toplum arasındaki algı farkı daha da belirginleşiyor. Devlet stratejik dayanıklılığı öncelemeye devam ederken, toplum günlük hayatın sürdürülebilirliğine odaklanıyor.
Rusya ve Çin: Destek var, garanti yok
Batı ile gerilimin arttığı dönemlerde İran, doğal olarak Rusya ve Çin'e daha fazla yaslanıyor. Bu iki aktör, İran'ın tamamen köşeye sıkışmasını istemiyor ve söylem düzeyinde egemenlik vurgusunu destekliyor.
Ancak bu destek sınırsız değil.
Rusya kendi bölgesel dengelerini gözetiyor; Çin ise ekonomik ilişkileri korurken yüksek risk almaktan kaçınıyor. İran yalnız bırakılmıyor, fakat tam anlamıyla da korunmuyor.
Bu durum, dış politikadaki direncin bedelini içeride daha görünür hale getiriyor.
Net ve dengeli
Bugün İran'da yaşanan gerilim, değişen toplumsal gerçekliği yeterince okuyamamasının sonucudur. Devlet, ülkeyi korumayı önceledi; ancak bu koruma refleksi zamanla toplumu karar süreçlerinin öznesi olmaktan uzaklaştırdı. Düzen ayakta tutuldu, fakat katılım daraldı.
İran'ın karşı karşıya olduğu asıl sınav, dış baskıların şiddeti ya da düşmanlarının çokluğu değildir. Asıl mesele, toplumun değişen talepleriyle devletin güvenlik merkezli refleksi arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağıdır. Bu mesafe kapanmadıkça, dış politikada sergilenen her sert duruş, içeride daha ağır bir bedel olarak hissedilecektir.
Oysa güçlü yapılar, eleştiriyi zayıflık değil; yenilenme imkanı olarak görebilen yapılardır. İran için hala mümkün olan da budur: İstikrarı korurken, toplumu sürecin parçası haline getirecek yeni bir denge kurmak. Çünkü kalıcı güç, yalnızca dirençten değil; karşılıklı anlayıştan beslenir.
- Gerilimin kalıcı olduğu dönem başladı mı? / 10.01.2026
- Grönland krizi: Sessizlik bozuluyor, dünya sarsılıyor / 09.01.2026
- Anglo-Fransız hamlesi: Avrupa güvenliğinde yeni dönem / 08.01.2026
- Dünya yanarken: Kim hamle yapıyor, kim izliyor? / 07.01.2026
- Cehennemin kapısı aralanıyor: Uluslararası hukuk, demokrasi ve Türkiye / 06.01.2026
- Kuralsızlık hegemonyası mı? Güç gösterisi ve sessizlik / 05.01.2026
- Ortadoğu'daki ateş soğutulmuyor mu, soğumuyor mu? / 04.01.2026
- Suudi Arabistan’ın yeni yüzü: Sessiz diplomasiden açık hamlelere / 03.01.2026
- 2025: Devletler değil, fay hatları yılı / 02.01.2026





























































































