‘Bağışladığım hariç hepiniz günahkârsınız’
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey kullarım, bağışladığım kimse hariç hepiniz günahkârsınız. Benden bağış talebinde bulunursanız, bağışlarım. Bir kimse Beni kudret kuvvet sahibi bilse, bağışlayacağıma inansa, hemen bağışlarım, ötesine bakmam"
09.06.2023 21:00:00 / Güncelleme: 12.06.2023 10:08:22
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri, duanın usulü hakkında şöyle buyurdu:
Dua edildiği zaman, güzel vakitler takip edilmelidir. O zaman abdest alınır, kıbleye dönülür, ses hafifletilir. Tazarru ve dua kabul olunacağına inanarak dua edilir.
Duaya başlayan, önce Allah'ı anar, sonra Peygambere salât ve selâm getirir.
En önemlisi duaya başlamadan önce zulmettiği ve hak geçirdiği kimselerden helâllik almaktır.
Şöyle bir rivayet var: Bir gün Peygamberimiz ashab arasına geldi. Yüzünde sevinç görünüyordu. Orada bulunanlara şöyle buyurdu: "Bana kardeşim Cibril geldi, şöyle dedi: Ya Muhammed, ümmetinden, sana bir defa salavat okuyana ben on salavat okurum; memnun olmaz mısın?"
Peygamberimiz buyuruyor: "Her kim bana ne kadar salavat okursa, o miktar da melekler ona salâvat okur; bu hale göre ister az okusun, ister çok."
Yine buyuruyor: "Her kim yazdığı kitapta bana salâvat yazarsa, ismim orada kaldığı müddetçe melekler ona salavat okur."
İstiğfara dair olan birkaç ayet-i kerime ve hadis-i şerifi zikredelim:
"Onlar, öyle iyidirler ki nefislerine zulmettikleri ve bir hata işledikleri zaman Allah'ı anar ve bağış talebinde bulunur, istiğfar ederler." (Nisa, 64).
"Onlar, seherlerde, bağış talebinde bulunur, istiğfar ederler." (Zariyat, 18).
Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: "Ben, her gün ve gecede, yetmiş istiğfarda bulunur ve tövbe ederim."
"Her gün yetmiş defa hata eden, Allah'tan istiğfar ve bağış talebinde bulunursa günahta iscar etmiş sayılmaz."
"Kim olursa olsun; bir hata islediği zaman, Allah'ı yaptığı işe vâkıf bilen bağışlanır. İsterse dilden istiğfar etmemiş olsun."
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey kullarım, bağışladığım kimse hariç hepiniz günahkârsınız.
Benden bağış talebinde bulunursanız, bağışlarım. Bir kimse Beni kudret kuvvet sahibi bilse, bağışlayacağıma inansa, hemen bağışlarım, ötesine bakmam."
"Bir kimse; 'Allah'ım Subhan'sın, nefsime zulmettim, kötü iş yaptım, beni bağışla.
"Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar" buyurdular.
Resûlullah da, "Anasız kalasın ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. Bak işte Tevrat ve İncil, Yahudilerin ve Nasranîlerin elinde, onların ne işine yarıyor sanki onunla amel mi ediyorlar?" buyurdu. Cübeyr der ki: Ubade İbnu's-Samit'e rastladım.
Çünkü günahları yalnız sen bağışlarsın' derse, derhal bağışlanır. İsterse o günahlar karıncalar sayısı kadar olsun."
Fudayl b. İyaz der ki: "Her kim, tam inanarak, yaptığı hataları yıkmak sureti ile tövbe ve istiğfar etmezse, onun işi yalancıların işine benzer."
(El-Mürşidü'l-Emin ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Dua edildiği zaman, güzel vakitler takip edilmelidir. O zaman abdest alınır, kıbleye dönülür, ses hafifletilir. Tazarru ve dua kabul olunacağına inanarak dua edilir.
Duaya başlayan, önce Allah'ı anar, sonra Peygambere salât ve selâm getirir.
En önemlisi duaya başlamadan önce zulmettiği ve hak geçirdiği kimselerden helâllik almaktır.
Şöyle bir rivayet var: Bir gün Peygamberimiz ashab arasına geldi. Yüzünde sevinç görünüyordu. Orada bulunanlara şöyle buyurdu: "Bana kardeşim Cibril geldi, şöyle dedi: Ya Muhammed, ümmetinden, sana bir defa salavat okuyana ben on salavat okurum; memnun olmaz mısın?"
Peygamberimiz buyuruyor: "Her kim bana ne kadar salavat okursa, o miktar da melekler ona salâvat okur; bu hale göre ister az okusun, ister çok."
Yine buyuruyor: "Her kim yazdığı kitapta bana salâvat yazarsa, ismim orada kaldığı müddetçe melekler ona salavat okur."
İstiğfara dair olan birkaç ayet-i kerime ve hadis-i şerifi zikredelim:
"Onlar, öyle iyidirler ki nefislerine zulmettikleri ve bir hata işledikleri zaman Allah'ı anar ve bağış talebinde bulunur, istiğfar ederler." (Nisa, 64).
"Onlar, seherlerde, bağış talebinde bulunur, istiğfar ederler." (Zariyat, 18).
Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: "Ben, her gün ve gecede, yetmiş istiğfarda bulunur ve tövbe ederim."
"Her gün yetmiş defa hata eden, Allah'tan istiğfar ve bağış talebinde bulunursa günahta iscar etmiş sayılmaz."
"Kim olursa olsun; bir hata islediği zaman, Allah'ı yaptığı işe vâkıf bilen bağışlanır. İsterse dilden istiğfar etmemiş olsun."
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey kullarım, bağışladığım kimse hariç hepiniz günahkârsınız.
Benden bağış talebinde bulunursanız, bağışlarım. Bir kimse Beni kudret kuvvet sahibi bilse, bağışlayacağıma inansa, hemen bağışlarım, ötesine bakmam."
"Bir kimse; 'Allah'ım Subhan'sın, nefsime zulmettim, kötü iş yaptım, beni bağışla.
"Şu anlar, ilmin insanlardan kapıp kaçırıldığı anlardır. Öyle ki, bu hususta insanlar hiçbir şeye muktedir olamazlar" buyurdular.
Resûlullah da, "Anasız kalasın ey Ziyad, ben seni Medine fakihlerinden sayıyordum. Bak işte Tevrat ve İncil, Yahudilerin ve Nasranîlerin elinde, onların ne işine yarıyor sanki onunla amel mi ediyorlar?" buyurdu. Cübeyr der ki: Ubade İbnu's-Samit'e rastladım.
Çünkü günahları yalnız sen bağışlarsın' derse, derhal bağışlanır. İsterse o günahlar karıncalar sayısı kadar olsun."
Fudayl b. İyaz der ki: "Her kim, tam inanarak, yaptığı hataları yıkmak sureti ile tövbe ve istiğfar etmezse, onun işi yalancıların işine benzer."
(El-Mürşidü'l-Emin ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)

























































































