"İşte Milli Ekonomi Modeli, kıtlık üzerinden korku üreten bu anlayışı kökünden reddeder. Ve yine kapitalist ekonomi bize şunu söyler; "İhtiyaçlar sınırsızdır." On yıllardır kürsülerden, amfilerden, ekranlardan beynimize bunu kazıdılar. Bir düşünün; insanın yeme, içme, barınma, seyahat etme mülk edinme gibi ihtiyaçları nasıl sınırsız yani sonsuz olabilir. Bu, insanlık tarihinin en büyük ve en kanlı yalanıdır!"
Kapitalist ekonomi, yalnızca piyasaları değil; zihinleri de şekillendiren bir sistemdir. Bu sistemin en temel kabullerinden biri ise yıllardır hiç sorgulanmadan tekrar edilen şu iddiadır: "İhtiyaçlar sınırsızdır."
Hüseyin Baş'ın Viyana'daki konuşmasında sert bir şekilde itiraz ettiği bu tez, aslında modern dünyanın ürettiği en tehlikeli zihinsel tuzaklardan biridir. Çünkü bu cümle, yalnızca ekonomik bir varsayım değil; sömürüyü meşrulaştıran ideolojik bir kurgudur.
Bir düşünelim: İnsanın yeme ihtiyacı sınırsız olabilir mi? Barınma, giyinme, seyahat etme, mülk edinme ihtiyacı gerçekten sonsuz mudur? İnsan, biyolojik ve sosyal sınırları olan bir varlıktır. İhtiyaçları bellidir, sınırlıdır ve ölçülebilirdir. Buna rağmen "ihtiyaçlar sınırsızdır" denildiğinde, aslında insana ait olmayan bir iştah, insanın doğasıymış gibi sunulmaktadır. Bu anlayış, tüketimi bir ihtiyaç değil; bir kimlik hâline getirir.
İşte Milli Ekonomi Modeli (MEM), kıtlık üzerinden korku üreten bu anlayışı kökünden reddeder. MEM'e göre sorun, ihtiyaçların çokluğu değil; arzunun kışkırtılmasıdır. Kapitalist sistem, insanı mutlu etmek için değil; sürekli eksik hissettirmek için çalışır. Çünkü tatmin olan insan ihtiyaçtan fazlasını tüketemez. Bu yüzden ihtiyaçlar sınırsızmış gibi gösterilir; insan, hiç doymayacak bir varlığa dönüştürülür.
Bu zihniyetin sonuçları yalnızca ekonomik değildir; toplumsal ve siyasal sonuçları da son derece yıkıcıdır. Kaynaklar yetmiyor denir, rekabet kızışır, çatışma doğallaştırılır. Dün petrol için yapılan savaşlar, bugün enerji için; yarın su için yapılacaktır. Çünkü sınırsız ihtiyaç yalanı, sınırsız çatışmanın da teorik zeminidir.
Hüseyin Baş'ın "Bu, insanlık tarihinin en büyük ve en kanlı yalanıdır" ifadesi, tam da bu yüzden sadece bir slogan değil; bir teşhistir. İhtiyaçlar sınırsız değildir; ama hırs sınırsızdır. Ve bu hırs, ekonomik bir sistem eliyle kutsandığında, ortaya savaşlar, yoksulluklar ve adaletsizlikler çıkar. İnsanlık, kendi doğasına yabancılaştırılarak sömürülür.
Milli Ekonomi Modeli ise insanı merkeze alan bir yaklaşım sunar. İnsan, tüketmesi gereken kadar tüketen; üretmesi gereken kadar üreten bir varlıktır. Devletin görevi, bu dengeyi sağlamak; korku üzerinden değil, güven üzerinden bir ekonomik düzen kurmaktır. MEM'in farkı burada ortaya çıkar: İnsanı sınırsız bir tüketici değil; onurlu bir üretici olarak görür.
Bugün dünyada yaşanan krizlerin temelinde yanlış ekonomik araçlardan çok, yanlış kabuller yatmaktadır. "İhtiyaçlar sınırsızdır" tezi de bu kabullerin en yıkıcı olanıdır. Bu yalan çöktüğünde, sadece bir ekonomik teori değil; onu ayakta tutan savaş düzeni de çökecektir. Çünkü hakikat şudur: İnsanlık, sınırsız ihtiyaçlar yüzünden değil; sınırsız yalanlar yüzünden kan kaybetmektedir.
(Devam edecek…)
Kapitalist ekonomi, yalnızca piyasaları değil; zihinleri de şekillendiren bir sistemdir. Bu sistemin en temel kabullerinden biri ise yıllardır hiç sorgulanmadan tekrar edilen şu iddiadır: "İhtiyaçlar sınırsızdır."
Hüseyin Baş'ın Viyana'daki konuşmasında sert bir şekilde itiraz ettiği bu tez, aslında modern dünyanın ürettiği en tehlikeli zihinsel tuzaklardan biridir. Çünkü bu cümle, yalnızca ekonomik bir varsayım değil; sömürüyü meşrulaştıran ideolojik bir kurgudur.
Bir düşünelim: İnsanın yeme ihtiyacı sınırsız olabilir mi? Barınma, giyinme, seyahat etme, mülk edinme ihtiyacı gerçekten sonsuz mudur? İnsan, biyolojik ve sosyal sınırları olan bir varlıktır. İhtiyaçları bellidir, sınırlıdır ve ölçülebilirdir. Buna rağmen "ihtiyaçlar sınırsızdır" denildiğinde, aslında insana ait olmayan bir iştah, insanın doğasıymış gibi sunulmaktadır. Bu anlayış, tüketimi bir ihtiyaç değil; bir kimlik hâline getirir.
İşte Milli Ekonomi Modeli (MEM), kıtlık üzerinden korku üreten bu anlayışı kökünden reddeder. MEM'e göre sorun, ihtiyaçların çokluğu değil; arzunun kışkırtılmasıdır. Kapitalist sistem, insanı mutlu etmek için değil; sürekli eksik hissettirmek için çalışır. Çünkü tatmin olan insan ihtiyaçtan fazlasını tüketemez. Bu yüzden ihtiyaçlar sınırsızmış gibi gösterilir; insan, hiç doymayacak bir varlığa dönüştürülür.
Bu zihniyetin sonuçları yalnızca ekonomik değildir; toplumsal ve siyasal sonuçları da son derece yıkıcıdır. Kaynaklar yetmiyor denir, rekabet kızışır, çatışma doğallaştırılır. Dün petrol için yapılan savaşlar, bugün enerji için; yarın su için yapılacaktır. Çünkü sınırsız ihtiyaç yalanı, sınırsız çatışmanın da teorik zeminidir.
Hüseyin Baş'ın "Bu, insanlık tarihinin en büyük ve en kanlı yalanıdır" ifadesi, tam da bu yüzden sadece bir slogan değil; bir teşhistir. İhtiyaçlar sınırsız değildir; ama hırs sınırsızdır. Ve bu hırs, ekonomik bir sistem eliyle kutsandığında, ortaya savaşlar, yoksulluklar ve adaletsizlikler çıkar. İnsanlık, kendi doğasına yabancılaştırılarak sömürülür.
Milli Ekonomi Modeli ise insanı merkeze alan bir yaklaşım sunar. İnsan, tüketmesi gereken kadar tüketen; üretmesi gereken kadar üreten bir varlıktır. Devletin görevi, bu dengeyi sağlamak; korku üzerinden değil, güven üzerinden bir ekonomik düzen kurmaktır. MEM'in farkı burada ortaya çıkar: İnsanı sınırsız bir tüketici değil; onurlu bir üretici olarak görür.
Bugün dünyada yaşanan krizlerin temelinde yanlış ekonomik araçlardan çok, yanlış kabuller yatmaktadır. "İhtiyaçlar sınırsızdır" tezi de bu kabullerin en yıkıcı olanıdır. Bu yalan çöktüğünde, sadece bir ekonomik teori değil; onu ayakta tutan savaş düzeni de çökecektir. Çünkü hakikat şudur: İnsanlık, sınırsız ihtiyaçlar yüzünden değil; sınırsız yalanlar yüzünden kan kaybetmektedir.
(Devam edecek…)
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -4- / 15.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -3- / 14.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -2- / 13.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -1- / 12.02.2026
- Viyana’dan kurtuluş reçetesi olarak MEM ilan edildi / 11.02.2026
- Viyana’dan dünyaya MEM kurtuluş reçetesi / 10.02.2026
- İmanın sessiz imtihanı sabırdır / 09.02.2026
- İlmihal hayata nasıl taşınır? / 08.02.2026
- İlmihal kitapta kalırsa ne olur? / 07.02.2026
- İlmihalimizi kaybettik, yolumuzu şaşırdık / 06.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -3- / 14.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -2- / 13.02.2026
- Hüseyin Baş’ın Viyana konuşması analizi -1- / 12.02.2026
- Viyana’dan kurtuluş reçetesi olarak MEM ilan edildi / 11.02.2026
- Viyana’dan dünyaya MEM kurtuluş reçetesi / 10.02.2026
- İmanın sessiz imtihanı sabırdır / 09.02.2026
- İlmihal hayata nasıl taşınır? / 08.02.2026
- İlmihal kitapta kalırsa ne olur? / 07.02.2026
- İlmihalimizi kaybettik, yolumuzu şaşırdık / 06.02.2026























































