logo
23 HAZİRAN 2026

"Birlikten başka çıkar yolumuz yok"

19.07.2008 00:00:00
Global güçler tarafından oluşturulan karanlık gündeme dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş,  "Yapılacak olan, 'dereyi geçiyoruz, lütfen eteğimizdeki taşları atalım, birbirimizi itham etmeyelim' demektir. Aksi takdirde bu derenin ortasında boğulup kalırız. Ülke bölünür, millet bölünür, devlet yıkılır. Çıkar yolumuz bir ve beraber olmak ama bütün konularda" dedi.

 

Ülke olarak yine karanlıklarla dolu bir gündemin ortasındayız. Perde arkasında global güçler yine güzel ülkemiz üzerinde yepyeni oyunlarını tezgahlıyorlar. Bu kaos ortamında ne yapacağını şaşırmış millet akl-ı selim bir duruş, kafa karışıklığını giderecek bir izah, yol gösterecek bir lider bekliyor. Fakat ülkeyi yönetenler başta olmak üzere, diğer siyasiler ve medya maalesef bu duruştan fersah fersah uzaktalar. Hatta tezgahın içinde aktif rol oynayanları bile var. İşte böyle bir durumda her zamanki içtenliği, iradesi, duruşu, fikirleri ve çözüm yollarıyla bir isim dikkat çekiyor. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş.  O olaylara milletin menfaati penceresinden bakıyor. Biz de duyarlı gazetecilik anlayışımız çerçevesinde değerli hocamızla bir söyleşi gerçekleştirdik. Eminiz, bu söyleşiyi okuduğunuzda yaşanan hadiselerin arka planını bir ayna gibi seyredeceksiniz. Tabii ki çözüm yollarını da?

Yeni Mesaj: Esasında pek de iç açıcı olmayan bir süreçten ülkemiz geçiyor. Önce kapatma davası ile başlayan süreci, şimdi Ergenekon meselesiyle birlikte her gün birçok açıklama görüyoruz. Ve adeta devletin kurumları arasında bir saflaşma, bir kamplaşma söz konusu. Bu bütün olup biten, bir kaç aydan beri süregelen bütün bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Haydar Baş: Tabii, bahsettiğiniz, tevci ettiğiniz soru, hakikaten Türkiye'nin bir kaos içerisine girdiğinin ve de sürekli şekilde Türk devletini ve milletini oluşturan yapısal taşların yerinden oynadığının, bunun sonucunda da hem devletin hem de milletin mutlaka zarar göreceğinin yaşandığı bir sürece girdiğimizi ifade ediyor. Şimdi böyle durumlarda, Selim Bey, kurumları yıpratmak, kurumları tek tek çökertmek yerine, devletin ali menfaatlerine olan yakınlıklarıyla birlikte ele alıp, bizim geleneğimizde olan mantıkla işin üzerine gidip, suç faile aittir ve faili ilzam eder, yani özneyi ilzam eder, özne için bu geçerlidir, bunun dışındakilerle alakası yoktur. Bir aile içerisinde de olsa budur, bir mahallede olsa budur, ne bileyim, ilde, ilçede olsa budur, devlette olsa budur. Ama bizde, bu çetecilik yasasıyla beraber öyle enteresan bir ağ kurulmak isteniyor ki, bu ağla birlikte ferdin şahsına ait suçlamalar, onun yakınında, mesela aile hayatında onunla beraber olanlara da atfedilmeye, itham edilmeye çalışılıyor. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Ve bir insan, hangi kurum ve kuruluşta olursa olsun, beşer olması münasebetiyle suçlardan ari olması da mümkün değildir. Bunu bir defa peşin olarak kabul etmek ve bu tespiti yapmak durumundayız. Şimdi ölçü olarak bu meseleyi, bu konularla, bu ölçüyle tartmaya kalktığımız zaman görüyoruz ki, biz, işlenen bir suç varsa, -ki şu anda yargı aşamasına intikal eden gerek parti kapatılması, gerek Ergenekon soruşturması- bunların tamamı bir mahkeme aşamasındadır. Doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Buna ne zaman karar vereceğiz biz doğruluk ya da  yanlışlığına? Mahkemenin sonucunda karar vereceğiz veya verilen kararı öğreneceğiz.

Medya suçluları ilan etti bileŞimdi verilen karar ortada yok; gazete sütunlarına bakıyorsunuz, sanki kararlar verilmiş, ortada faillerin suçları infaz edilmiş, böyle bir görüntü kamuoyuna yansıtılıyor. Bunlar bilerek ve bilmeyerek o toplumu meydana getiren kurumları yok etme planıdır, programıdır, projesidir. Bizler bunu ne kadar inkar etmeye çalışırsak çalışalım, 'ne var canım, bununla bunun ne alakası var' demeye çalışırsak çalışalım, bunlardaki hedef, o toplumu, bu kurum devletse, devleti, orduysa, orduyu, aileyse, aileyi, efendim, adliyeyse adliyeyi çökertmeye matuf yönelişlerdir. Madem ki durum budur, bu kurum ve kuruluşların ortadan çıkması, millete yansıyacak, milleti ilzam edecek, millet varlığını ortadan yok edecek, o halde çok daha tedbirli, çok daha uzlaştırıcı bir yolla beraber, varsa suçlu yağdan kılı çeker gibi çekerek muhasebesini, hesaplaşmasını veya muhakeme edilmesini temin etmemiz lazım gelirken uygulanmakta olan yol bu değil. Ya ne oluyor, bilakis toplumları çökertecek, kurumları yok edecek bir mantıkla işin üzerine gitmek oluyor. A şahsı alındı, 'canım bu şahıs hangi kurumdandı?', 'filan kurumdan'. Bir de bakıyorsun halk arasına bir dedikodu sirayet ediyor: 'Canım bunlardan da bir şey olmazmış'. Şimdi dikkat ederseniz, 'Bulardan bir şey olmaz, bunlar da suç işliyormuş', 'Bunlar Cumhuriyetin temel dinamiklerini, korumak ve kollamakla mükellef, canım bunlar da suç işlemiş, demek asıl suçlu bunlarmış'...Şimdi, o şahsın varlığından hareketle, suç işlemiş olsa dahi, varılmak istenilen netice, o kurumu yok etmek mantığı. Bir anda oturdu. Oturdu mu oturmadı mı?Bakıyorsun, 'Zaten başta söylenmişti, bunların burnu sürtülecekti, bunlar süründürülecekti'. Şimdi buradan yola çıktığın zaman, yok olan ya da yok edilmek istenilen kurumlar, yarın vazifesini ifa edecek durumdan soyutlandığı zaman, milletin koruyucusu olan kalkanlar devreden çıkar ve bir anda bakarsınız, o millet unsuru yok olur gider. Acizane benim görebildiğim, Türkiye'de yapılmak istenen budur ve bu sonuca doğru, bu kulvara doğru Türkiye sokulmuştur. Türk milletinin iç siyaseti karar verdi de bu işler bunun için mi bu noktaya geldi? O da bir hikaye, öyle bir şey yok. Türkiye üzerinde emelleri olan global güçler önce bir tarafın zihniyetini deneyerek, daha doğrusu işine geldiği için o kulvardan yürüyerek o yolda gitti, şimdi de diyor ki, 'senin miadın tamamlandı, sana ihtiyacım yoktur'. Bir başkasını devreye koymak istiyor.

Saddam örneğini unutmayalımBurada uyanık olması durumunda olan, hem siyaset, hem de onu takip eden kamuoyudur. Bak onlar istediği zaman istediğini kullanabiliyor, istediğini yılan gömleğinden çıkarır gibi sıyırıp atabiliyor, adam düşünmez mi ki, 'yarın benim için de mukadder olan netice bu olacaktır'.Mesela Saddam'a uygulanan. Geldiler, onu başta şımarttılar, ele avuca sığmayan Saddam, bir anda Humeyni'ye savaş ilan etti. 9 yıl süren ve iki devlet ve milleti de aşağı yukarı heba noktasına getiren bir karanlığın içerisine soktular. Ve savaştılar. Ve hatta o günün şartlarında hatırlarsanız ben ne demiştim, 'Burada yapılmak istenilen, İran'ın şahsında İslam dünyasındaki ruhu yok etmektir.''Ha, canım bunlar Şii'dir, Sünni'dir', böyle bir şey yok. Değil mi ki, Humeyni'nin şahsında bir manevi varlığın oluşu söz konusudur, onun yokluğuyla beraber bu tamamen ortadan kalkacaktır. Bunlar psikolojik bir savaştır. 'Bunlar Sünni'dir, bunlar Şii'dir'... bunlar ayrı konu. Bunlar bizim iç meselemiz. Ama dış, global mantıkla baktığı zaman, İslam alemine açılan bir kapı haline gelmişti İran. Bunu, şimdi bu kapıyı kapatmak istiyor adam. 'Böyle bir alem yoktur, sakın ha, böyle bir düşünce kulvarına kimse girmesin, girdiği zaman onun kolunu kopartırım, kulağını kopartırım'... mesaj buydu. Ama İran öyle bir direnme yaptı ki, hatırlarsanız, dokuz sene bütün dünya güçlerinin silahlarına karşı direndi ve neticede baktık ki, hiçbiri, yani Saddam'ın şahsındaki o güç, İran'ı ortadan kaldıramadı. Şunu demek istiyorum, arkasında hepimizin bildiği o büyük malum güç, Saddam'ın sonunu getirdi. Önce onu kullandı, sonra çiğneyip posasını çöp tenekesine attı. Kendi elleriyle bir bayram sabahı da idam sehpasına gönderdi. O halde çok iyi düşünmek lazım, elin atına binen çok tez iner. Öyle çok devam etmez, gidemez.Yapılacak olan iş, madem ki biz, 'millet iradesi' diyoruz, o iradenin inisiyatifi istikametinde hayatımızı yönlendirmek, yoksa o iradeyi yönlendirmek değil.Sen aldığın talimatla iradeyi yönlendirmeye başlarsan Allah da yarın senin belanı verir. Adına ne kadar milli irade dersen de, o milletin iradesi değildir. Milletin iradesinden, Peygamberi çıkaramazsın, Kur'an'ı çıkaramazsın, örfü çıkaramazsın, adeti çıkaramazsın. Ama din adına senin yaşadığın ve yaşatmak istediğin onları çıkarmak, global anlayışla beraber bir Firavun dini, bir Karun dini vücuda getirmek. Ne diyor Allah (cc), 'O'nu Ben indirdim, O'nu muhafaza edecek olan mutlaka Benim'. Ha, şu veya bu sebebi devreye koyar... Rivayet edilir, Nemrut'un burnundan sinek girmiş, yanındaki muhafızlarına demiş ki, 'Şu topuzla beraber hele sırtımdan vurmaya başlayın'. Vurmuşlar, biraz daha hızlı, biraz daha hızlı... Bir sinek de onun gebermesinin bir neticesi olmuş, bilmem anlatabiliyor muyum?Yani Allah neyden neyi halkedecek onu kimse bilemez.Onun için milletin örfüyle, adetiyle, geleneğiyle, milletle oynanmaz. 'Ee, ben onu bir noktaya taşıyacağım'. Cumhuriyet döneminde taşımaya çalışmadılar mı? Peki, bu kadar eziyet, bu kadar cefa sonuç ne oldu? Hiç. Sen ona karşı olan bir zihniyet olarak siyaset yapıyorsun. Demek ki zorla güzellik olmuyor. Yani senin varlığın zorla güzelliğin olmadığını aslında en büyük ispatıdır. Ama kaderin hesabına bak ki sen de o kulvarda hesap içindesin. Şimdi uzun sözün kısası, bunlar hastalığın teşhisi. Tedavisi ne? Bu yollardan vazgeçmek lazım. Milleti bir ve beraber tutacak unsurlar etrafında gayret ve çalışma yapmak, artık fitneyi, kavgayı körüklemekten vazgeçmek ve de birlik nasıl olacak bunu öğretim görevlileriyle, sivil-toplum kanaat önderleriyle, tüccar kesimiyle, halkla... yediden yetmişe herkesle görüşmek lazım. Milletin müşterek unsurları var, onlar olmazsa olmazıdır milletin. Bu siyaset için de aynıdır, asker için de aynıdır, halk için de aynıdır, hamal için de aynıdır, benim için, senin için de aynıdır. Bunların etrafında milleti bir araya getirmemiz lazım.    Sonra kabul etmemiz gerekir ki, şu anda millet bir kulvardan geçiyor. Buna bizde şu denir: 'Dereyi geçmek'. Şu anda kavga olmaz. Kavgayı bırakacağız. Bu, karanlık perdenin arkasında oluşacak olan aydınlık sabahlarda bir araya geleceğiz, herkes eteğindeki taşları yere dökecek. Ve diyecek ki, 'Benim şu yanlışım vardı. Senin de şu yanlışın vardı.' Yanlışın da bir defa, hem teşhisinde hem de tedavisinde millet olarak ittifak etmemiz lazım. 'Yok, benim dediğim o gün de doğruydu, bugün de doğrudur' dersek, bu işin sonu gelmez.  Yapılacak olan, dediğim gibi, 'Bak, dereyi geçiyoruz, lütfen eteğimizdeki taşları atalım. Birbirimizi itham etmeyelim' demektir. Aksi takdirde ortasında boğulup kalırız. Ülke bölünür, millet bölünür, devlet yıkılır, altında da kim ne derse desin, kalacak olan bu millet olur. O halde, çıkar yolumuz bir ve beraber olmak ama bütün konularda. İhtilaflarımız dahi olsa, bunları göz ardı edip, intikam mantığıyla da değil, tedavi mantığıyla. İşte bu kaosu da geçtikten sonra, 'Bak, bunu geçtik ama, arkadaş sen de yanlış yaptın, ben de yanlış yaptım. Veya sen şu kadar, ben bu kadar. Şimdi doğrusu budur' üzerinde birleşmemiz lazım, diyorum efendim.

Yeni Mesaj: Muhterem Hocam, çok teşekkür ediyoruz, gerçekten çok çarpıcı, geleceğimize ve günümüze ışık tutan tespitleriniz oldu. İfadelerinizde bir şey dikkatimizi çekti, dış güçlerin Türkiye üzerinde oyunlar oynadığından da bahsettiniz, peki bu global güçler, dış güçler, ülkemiz üzerinde oyunlar kurarken bunu nasıl yapıyorlar?     Prof. Dr. Haydar Baş: Şimdi siz bir güreşçi, sporcu olsanız, güreşirken rakibiniz nerenizi tutup yere devirmek ister sizi? Ya ayağınızı tutmak ister, ya kolunu vücuduna sararak çekip kafa üstü çakmak ister. Yani organlarınızdan bir tanesini alıp, eline geçirdiği kuvvetle oyununu uygulayarak sizi yere sermek ister. Ama mutlaka sizin bir tarafınızı tutması lazım. Yani havada gösteri yaparak bu işi yapamaz; o kendi kendine ne yaparsa yapsın, hiçbir şey yapamaz. İlla sizin bir tarafınıza dokunacak, sizinle irtibat kuracak ve bu irtibat sayesinde de sizi yere devirecek. Burada asıl hedef, milletin kendisidir. Yok edilmek istenen, devre dışı bırakılmak istenilen Türk milletidir, bunu kafamıza koyalım. Şu ana kadar bütün hastalıklar, bu millet için icat edildi. Dış güçler diyoruz ya, bunun tabii iç dünyada da refakatçileri de var.

Milleti ayakta tutan unsurlarBu millet kendi kendine de ayakta durmuyor.  Milleti ayakta tutan bir takım unsurlar var. Bunlar olmazsa olmaz kurumlardır. Biri nedir bunun, ailedir. İkincisi nedir, devlettir. Üçüncüsü nedir, ordudur. Dördüncüsü nedir, adliyedir.Bakın, ailesiz bir millet olmaz, devletsiz bir millet olmaz, ordusuz bir millet olmaz, adliyesiz bir millet olmaz. Adalet kurumu olmadan millet de olmaz. Şimdi düşünün, bu sadece bizim için değil, bütün milletler için geçerlidir. Ordusu olmayan bir milleti kafanıza koyun veya devleti olmayan bir millet... var mı? Yok. Devleti zayıf, ordusu zayıf bi millet düşünün, o da yok. Biraz devam ediyor, bir de bakıyorsunuz sonunda, akamete mahkum oluyor. Kim o? Millet. Ha, o zaman oynanan oyun, aileye de olsa, devlete de olsa, orduya da olsa, adalet mekanizmasına da olsa kimedir bu oyun? Türk milletinedir.Yıllarca bu milletle oynandı. Fakat Cenab-ı Hakk'ın garip bir cilvesi var, enteresan da bir tecellisi var. Bu kadar oyun oynanmasına rağmen bu millet yerinde duruyor. Niye? Mesela devlet kurumuyla deprem çapında bir çalkalanması oldu. İhtilaller az iş değildir, kaç tane biz ihtilal geçirdik, yansıyan yansımayan. Yani devleti çatır çatır yıkmak istediler, belki bu işte fail olanlar da ne yaptığını, niçin yaptığını da bilmiyor, az evvel ne söyledik biz, çünkü bu depremler, bu işler dışarıdan hesap edilerek ülkenin içerisinde uygulanan projeler. Taa 1800'lü yıllarda, Hicaz Bölgesi'nde bunlar başladı.  Önce kardeşlik, dostluk, arkadaşlık, bir de baktık, o girdikleri bölgelerde ikili yakınlıklardan sonra oynadıkları din oldu, oynadıkları Osmanlı'nın saltanatı oldu, hilafeti oldu, onlarla beraber yola çıktılar, sonunda koskocaman yirmi milyon kilometrekarelik coğrafyadan elimizde kala kala 780 bin kilometrekare civarında bir toprak kaldı, bir coğrafya kaldı. Ne ile oldu bu? Önce dostluklarla. Geldiler, önce talim terbiye gördüler. Nerede? Bursa'da gördüler, İstanbul'da gördüler... Türkiye'nin eğitim-öğretim merkezlerinde, tekkelerinde, zaviyelerinde, dergahlarında, medreselerinde eğitildi bu adamlar, ondan sonra hem Anadolu'da, hem İslam coğrafyasının tamamında vazife gördüler. Hedef devletti, hedef milletti, hedef aile idi. Ve bununla çok güzel oynadılar. Şimdi eğer şu unsurlar, milleti muhafaza eden sayacağım bu unsurlar zarar görürse, iyi bilmiş olalım ki, millet kurumu zarar görür, millet ortadan çıkar. Nedir bu? Ailedir. Bak dikkat edin, uzun zamandan beri aile kurumumuzla oynanıyor. Neyi ile oynanıyor? Örfüyle, adetiyle, geleneğiyle.... Evvela ana ile baba arasındaki hukuka müdahale ettiler.  Bunu yok etmeye çalıştılar. Efendim, serbestlik adı altında. Ben orta dereceli okullarda, liselerde çok hocalık yaptım, çocuk kalkardı, 'Bana ailem karışamaz' derdi. Öyle cevherler yumurtluyorlar ki, 'Bana kimse karışamaz'. 'Oğlum, kızım sen kim oluyorsun'. 'Sosyolojide bunun böyle olması lazım' diyor. Yani ilim olarak, eğitim olarak gördüğümüz, aldığımız, doğru diye kabul ettiklerimiz meğer bizi yok etmek için hazırlanmış projeler. Ve bu şekilde aile kurumuyla oynadılar. Ben aile kurumu çöktü demiyorum. Ama çok ciddi yara aldı. Ailesiz bir millet olur mu canım? Olamaz. Daha ne ile oynadılar? Devletle oynadılar, çeşitli yollarla. Oynamaya devam ediyorlar. Yani milleti istedikleri noktaya taşıyabilmek için onu koruyan ordusunu, adaletini temin eden mekanizmalarını ve de devletini, ailesini yok etmenin mücadelesi veriliyor. Ama şöyle, ama böyle.Yapılacak olan iş nedir, tamam bu teşhisimiz. Aile kurumunu, hangi temeller üzerine oturduysa o temeller üzerine geliştirmektir. Devleti hangi temeller üzerine oturduysa o temeller üzerine geliştirmektir. Orduyu hangi temeller üzerine oturduysa o temeller üzerine geliştirmektir. Adalet mekanizması hangi temeller üzerine oturduysa o temeller üzerine geliştirmektir. O takdirde ne olur, onların muhafaza ettiği millet, bütünlüğünü temin eder, kimliğini devam ettirir, kültüründe, sanatında, medeniyetinde ve dininde taviz vermeden hayatını yönlendirir. Bakın Batı'da o var, bu var ama kendilerine göre bir din var, kendilerine göre adetleri var, gelenekleri var. Ve bundan hiç de taviz vermiyorlar. Biz zannediyoruz ki çok açılımlı, çok demokrat insanlar ama o senin benim dediğim gibi değil, anladığımız gibi değil. O milleti muhafaza eden kurumları ve kuruluşları alabildiğine koruyacak, kollayacak yolda devam ediyorlar. Eğer bizim aydınlarımız Batı'yı örnek olarak almak istiyorlarsa, buradan hareketle en azından bunu yapsınlar. Hayır değil, gerçeğe ulaşıp 'böyle yapalım, gerçek budur' demek istiyorlarsa, o zaman hem aileyi, hem devleti, hem orduyu, hem adaleti korumakla mükellefiz. Niçin? Milletin devamı için.

 Yeni Mesaj: Çevremizdeki insanlarla sohbet ettiğimiz zaman hep aynı şeyi söylüyorlar: 'Haydar Baş Bey her zaman her konuşmasında muhakkak çözümden bahsediyor'. Hakikaten Türkiye'de siyaset sürekli birbirini eleştirme, kavga mantığı üzerine yıllardan beri devam ediyor. O diyor ki, sen yanlışsın, o diyor bu yanlış... Biz sizi tanıdığımız 80'li yılların başından beri hangi konu olursa olsun her zaman siz, o gündelik dedikodu mantığındaki olayların dışına çıkarak, hep ısrarla, 'Çözüm bu olması lazım, şu yapılması lazım', meselelere hep çözüm açısından yaklaşıyorsunuz. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Prof. Dr. Haydar Baş: Gerek siyasilerimiz, gerek diğer toplum, kurum ve kuruluşlarımız bir defa kendisini imha edecek bir yola giriyor. Bu çok yanlış. Eğer beni ben yapan çözümüm varsa ben olmaya devam ederim. Beni ben yapan benlikten uzaklaştıracak bir yol varsa o zaman ben kendimden uzaklaşırım.  Siyasilerimiz bir yola girmişler, oturuyorsun, konuşuyorsun, o yolun mantığını, felsefesini inkar ediyor, 'Bu yanlıştır' diyor, karşı çıkıyor; 'Bunun adına ateizm denir, bunun adına şu denir, bu denir'  diyor, bir de bakıyorsun, alıyor onu harfiyen hayatına geçiriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Şimdi bu bakışla siyaset yapan insanın nasıl çözümü olabilir ki? Ha söyle bana. Eleştirdiği dünyanın bakış açısıyla hayata bakıyor, gözlüğünü takıyor, ondan sonra da işin içerisine giriyor. Onun mantığı ne olur? Dedikodu mantığı olur, çözümü olamaz. 

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Van'da kahreden kaza: 1 şehit

Van-Erciş kara yolunda meydana gelen trafik kazasında 1 jandarma personeli şehit oldu, 5 kişi yaralandı

23.06.2026 14:00:00 / Güncelleme: 23.06.2026 14:02:45
Haber Merkezi
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'da kahreden kaza: 1 şehit
Van'ın Erciş ilçesinde Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğu trafik kazasında 3'ü jandarma personeli 5 kişi yaralandı.

Van-Erciş kara yolunda sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 06 DJA 494 plakalı hafif ticari araç, jandarma personelinin bulunduğu araca arkadan çarptı.

Çevredekilerin haber vermesi üzerine kaza yerine 112 Acil Sağlık, polis, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada yaralanan 3 jandarma personeli ile hafif ticari araçta bulunan 2 kişi, ambulanslarla Erciş Şehit Rıdvan Çevik Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Bir süre trafiğe kapanan yol, araçların kaldırılması ve incelemelerin tamamlanmasının ardından geçişlere açıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, kazada Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'un şehit olduğunu açıkladı.

Şehit olan jandarma personelinin Adana nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara’da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi

22.06.2026 21:30:00
Haber Merkezi
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Öğretmenler direniyor, iktidar kulak tıkıyor!
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile mülakat mağduru eğitimcilerin Ankara'da başlattığı açlık grevi eylemi 8. gününe girdi.

15 Haziran'dan bu yana taban maaş, güvenceli çalışma hakları ve mülakatların kaldırılması talebiyle direnen öğretmenler, sağlık sorunlarına ve polis müdahalelerine rağmen eylemlerini kararlılıkla sürdürüyor.

Öğretmenlerin Hayati Mücadelesinde 8. Gün: Sağlık Durumları Kritik, Direniş Sürüyor

Ankara'da Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası genel merkezi önünde nöbet tutan öğretmenlerin açlık grevi eylemi birinci haftasını geride bırakarak 8. gününe ulaştı.

Günlerdir yalnızca su, şeker ve B12 vitaminiyle beslenen eğitimcilerin sağlık durumları giderek kritik bir aşamaya evriliyor. Süreç içerisinde ciddi sağlık sorunları yaşayan bazı öğretmenlerin hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.

Talepler Net: "Taban Maaş ve Güvenceli Çalışma"



Özel kurumlarda çalışan ve ataması yapılmayan öğretmenler, yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve mesleki onurlarının korunması için şu temel talepleri öne sürüyor:

Özel sektördeki eğitim emekçileri için taban maaş uygulamasının yeniden yasal koruma altına alınması.

Atamalarda adaletsizliğe yol açtığı belirtilen mülakat sisteminin son bulması ve verilen sözlerin tutulması.
Kısa süreli sözleşme dayatmalarına son verilmesi ve eksiksiz sigorta primi yatırılması.

Baskı ve Engellemelere Rağmen Geri Adım Yok

Eylemin başından bu yana öğretmenler pek çok kez emniyet güçlerinin sert müdahaleleriyle karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yapmak isteyen 9 öğretmen gözaltına alınmış ve saatler sonra serbest bırakılmıştı.

Son olarak Ankara Kızılay'daki Madenci Anıtı'na yürümek isteyen eğitimcilerin önü polis barikatlarıyla kesildi ve öğretmenler biber gazlı müdahaleye maruz kaldı. İstanbul Taksim'de TÖZOK önünde destek eylemi yapan öğretmenlere de müdahale edilerek gözaltılar gerçekleştirildi.

Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların ziyaret ederek destek verdiği öğretmenler, "Milli Eğitim Komisyonu Toplansın" çağrısını yineleyerek talepleri karşılanana kadar Ankara'daki nöbet alanını terk etmeyeceklerini vurguluyor.

Tablo vahim!

76 ilde düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilo uyuşturucu madde ile 2 milyonun üzerinde hap ele geçirildi

22.06.2026 21:10:00 / Güncelleme: 22.06.2026 21:17:41
İhlas Haber Ajansı
Tablo vahim!
Tablo vahim!
İçişleri Bakanlığı, 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik polis ekiplerince düzenlenen operasyonlar sonucu 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini bildirdi.

İçişleri Bakanlığı, İl Emniyet Müdürlükleri tarafından 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini, operasyonlar kapsamında bin 926 şüphelinin yakalandığını açıkladı.



Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "76 ilde 'uyuşturucu madde satıcılarına' yönelik polisimiz tarafından son 2 haftada düzenlenen operasyonlarda; 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildi, bin 926 şüpheli yakalandı.

Şüphelilerden; 976'sı tutuklandı, 376'sı hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 76 ilde 2 bin 889 ekip, 5 bin 455 personel, 25 hava aracı ve 53 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.

Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyor, uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verdi.

12. Yargı Paketi TBMM Başkanlığına sunuldu

Adalet sisteminde süreçleri hızlandıracak ve yargılamaları makul sürede tamamlayacak 30 maddelik 12. Yargı Paketi kanun teklifi, AK Parti tarafından Meclis Başkanlığına resmen teslim edildi

22.06.2026 16:10:00
Haber Merkezi
12. Yargı Paketi TBMM Başkanlığına sunuldu
12. Yargı Paketi TBMM Başkanlığına sunuldu
Kamuoyunun uzun süredir merakla beklediği, yargı süreçlerini hızlandırmayı ve usul ekonomisini güçlendirmeyi amaçlayan 12. Yargı Paketi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ile milletvekilleri Murat Alparslan ve Nurettin Alan'ın düzenlediği ortak basın toplantısıyla duyurulan 30 maddelik yeni kanun teklifi, yargı sisteminde köklü ve radikal değişiklikler içeriyor.

Milyonlarca mahkum ve mahkum yakınının gözü kulağı olan genel af ya da infaz indirimi gibi beklentiler ise bu paketin kapsamında yer almadı. Teklif, ağırlıklı olarak yargının etkin ve verimli işlemesine odaklanıyor.


12. Yargı Paketi'nde neler var? İşte öne çıkan maddeler


Meclis Başkanlığına sunulan yeni yargı paketinde öne çıkan ve vatandaşların günlük hayatı ile adalet sistemini doğrudan etkileyecek kritik düzenlemeler şunlar:

Duruşmalar Arası Süre Kısalıyor: Hukuk yargılamalarında süreçlerin uzamasını önlemek amacıyla iki duruşma arasındaki süre 3 aydan fazla olamayacak. Bilirkişi incelemesi veya istinabe gibi zorunlu hallerde hakim gerekçesini belirterek bu süreyi uzatabilecek.

İdari Alacaklarda "Önce İdareye Başvuru" Zorunluluğu: Adli yargı kararıyla idareden alınacak para, vekalet ücreti ve yargılama giderleri için doğrudan icra takibi başlatılamayacak. Alacaklılar önce idareye yazılı başvuruda bulunup IBAN bildirmek zorunda olacak. İdare 1 ay içinde ödeme yapmazsa icra takibi açılabilecek.

Miras Davalarında Yeni Dönem (İzale-i Şuyu): Ortaklığın giderilmesi davalarında suistimalleri engellemek için miras kalan taşınmazların satışında birinci açık artırma sadece mirasçılar arasında yapılacak. Bu ihalede açılış muhammen bedelin yüzde yüzü üzerinden olacak, alıcı çıkmazsa ihale herkese açık ikinci aşamaya geçecek.

e-Duruşma Kapsamı Genişletiliyor: Bilişim teknolojilerinin etkin kullanımı amacıyla hukuk davalarındaki ön inceleme duruşmaları da e-Duruşma (ses ve görüntü nakli) sistemiyle yapılabilecek.

Gereksiz Bilirkişi Raporlarına Ceza: Hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği temel hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda uzman olmadığı halde bilirkişiye başvurulması açıkça disiplin yaptırımına bağlanacak.

Yargıtay'ın Bozma Yetkisine Sınır: İlk derece mahkemelerinin sadece görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermesi durumunda Yargıtay doğrudan bozma kararı veremeyecek.

İdari Yargıda Tek Hakim Yetkisi Artıyor: İdare mahkemelerinde heyet yerine tek hakimle çözülecek davaların sınırı genişletiliyor. Öğrenci disiplin, yurt, burs işlemleri ile memurların geçici görevlendirme, lojman ve yolluk davaları gibi uyuşmazlıklar tek hakim tarafından hızla karara bağlanacak.

Noterlik İşlemleri Dijitalleşiyor: Mahkeme veya savcılıklar noterlik evrakı talep ettiğinde noterler evrakı elektronik ortamda tarayıp güvenli elektronik imza ile gönderecek. Bu işlemlerden hiçbir ücret alınmayacak.


İnfaz düzenlemesi ve IBAN kiralama durumu


Kamuoyunda sıkça tartışılan infaz düzenlemesi, af veya denetimli serbestlik gibi maddelerin 12. Yargı Paketi içerisinde yer almadığı netleşti. Son ana kadar pakete eklenmesi beklenen, hesaplarını başkalarına kullandıran kişilere yönelik "IBAN mağdurları düzenlemesi" ise açıklanan nihai 30 maddelik teklif metninde yer bulmadı.

Meclis Başkanlığına sunulan tasarı, önümüzdeki günlerde TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak. Komisyondaki kabulün ardından TBMM Genel Kurulu'na sevk edilecek olan paketin, adli tatil öncesinde yasalaşarak Resmi Gazete'de yayımlanması bekleniyor.

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti

22.06.2026 14:02:00 / Güncelleme: 22.06.2026 14:10:39
Haber Merkezi
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti.

Koç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'u 17 Haziran'da bakanlık binasında ziyaret etmişti.

Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığından uzaklaştırılan Özgür Özel, Ankara'daki Ulus Hali'nde vatandaşlarla bir araya geldiği etkinlikte, Levent Koç'un AKP'ye katılacağı iddiasının sorulması üzerine "dedikodu" demişti.

Ankara'da Kalecik, Gölbaşı ve Nallıhan belediye başkanlarının da AKP'ye geçeceği öne sürüldü. Bu başkanlar arasında yalnızca Kalecik Belediye Başkanı Satılmış Karakoç, söz konusu iddiayı yalanlamıştı.

Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası

Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yapan sanık, 3 farklı suçtan 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırıldı

22.06.2026 13:55:00 / Güncelleme: 22.06.2026 13:58:11
İHA
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yaptığı iddia edilen Furkan Ay'ın (19) yargılandığı davanın karar duruşması görüldü. Bakırköy 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Furkan Ay katılmazken, tarafların avukatları hazır bulundu. Müşteki sıfatındaki Minguzzi ailesi ise duruşmaya katılmadı.

7 yıl 20 gün hapis cezası

Alınan savunma ve beyanların ardından kararını açıklayan mahkeme, sanık Furkan Ay'ın, 'birden fazla kişiyle tehdit', 'kişinin hatırasına hakaret' ile 'kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme veya yayma' suçlarında toplamda 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırılmasına, 'suçu ve suçluyu övme' suçundan ise beraatına hükmetti.

İddianameden:

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, Yasemin Akıncılar Minguzzi 'müşteki', Furkan Ay ise 'şüpheli' sıfatıyla yer aldı.

"Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin"

Hazırlanan iddianamede, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen sanal devriye faaliyeti kapsamında, aile bireylerinin tehdit mesajları raporuna yer verildi. Mesajlarda, "Sevmezsiniz ama iyi tanırsınız, Berat abim. Yakında beni de iyi tanıyacaksınız. Adım Ademcan. Bursa Yıldırım'dayım. Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin. Ademcan ismini iyi hatırlayın, eceliniz yanımda" şeklinde mesaj attığı, hayatını kaybeden Ahmet Minguzzi'ye küfür ettikleri aktarıldı.

Müşteki Yasemin Minguzzi'nin cep telefonuna Nisan 2025'te şüpheli Furkan Ay tarafından soruşturmaya konu mesajları atıldığı, şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik ifade verdiği, şüphelinin müştekinin kişisel verilerini hukuka aykırı şekilde ele geçirerek, mesajları attığı aktarıldı.

13 yıla kadar hapis cezası talebi

İddianamede, Furkan Ay hakkında 'kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek veya yaymak', 'birden fazla kişi ile birlikte tehdit' ile 'kişinin hatırasına hakaret' suçlarından 4 yıl 3 aydan 13 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, videolu paylaşımında gençlere seslendi. İmamoğlu, "Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz" dedi

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, videolu paylaşımında gençlere seslendi. İmamoğlu, "Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz" dedi

22.06.2026 13:13:00
Haber Merkezi
 Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, videolu paylaşımında gençlere seslendi. İmamoğlu, "Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz" dedi
 Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, videolu paylaşımında gençlere seslendi. İmamoğlu, "Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz" dedi
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, videolu paylaşımında gençlere seslendi. İmamoğlu, "Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz" dedi.
Tutuklu İBB Başkanı İmamoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı videolu paylaşımda, şunları söyledi:
"Sevgili gençler, bu filmi tam 10 yıl önce Cumhuriyet ve demokrasiye darbe girişiminde bulunanlara karşı, milletimize bir uyarı olarak paylaşmıştım. Ne yazık ki hala milli iradeye karşı yapılan darbelerle mücadele ediyoruz. Bugün en büyük değerlerimiz olan Cumhuriyet ve demokrasiyi koruyup geliştirmek için hep birlikte büyük azim ve kararlılıkla mücadele etmek şarttır."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.