logo
30 MAYIS 2026

Büyük fecaat

24.06.2005 00:00:00


ÖSS'deki çarpık mantıktan Kur'an öğretimine hapis cezasına; Irak'taki büyük oyundan Almanların soykırım kararına kadar gelişmeleri değerlendiren BTP Lideri Prof. Dr. Baş, Cumhuriyet tarihi boyunca böyle fecaatlerin görülmediğini söyledi.

*Türk eğitiminin temel sorunu

Cumhuriyet tarihinde biz hangi insanı yetiştireceğimize henüz daha karar veremedik. Onun için çok ciddi bir ideal noksanlığı, gaye-hedef şaşırtması var. l Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin çelik, "lise dört sene olacak" dedi. Niçin olacak? Bu, iş bulamadıkları için, 'işsizlik yok' demek içindir.

*Ecevit ve Erdoğan: Fark nerede?

Geçmişteki sayın Ecevit hükümeti ile şu andaki sayın Tayyip beyin hükümeti arasında ne fark var? Ben şahsen bir milimetre fark göremiyorum. O da IMF'ci idi bu da IMF'ci; o da AB'ci idi bu da AB'ci. Yani o haftada bu yolda şu kadar kanun çıkartıyordu, bu da o kadar çıkartmaya çalışıyor. Hatta birbiri ile yarışıyorlar.

 

*Farklı bir iktidar gerek

Vatandaş, "Biz kalktık IMF'ci, AB'ci dedik sayın Ecevit'i tahttan indirdik. Siyaseti onun elinden aldık, Tayyip beye verdik. Ama bununla onun arasında ne fark var ki" demesi lazım. Fark olmayan bir üçüncüyü de getirirseniz bu musibet devam edecek. Bu fark da kabul edelim ki bizleriz.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde üniversite imtihanları, AB, Irak, Kıbrıs, ekonomik büyüme, Alman Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili aldığı karar başta olmak dış ve iç siyasetle ilgili sıcak gelişmeleri değerlendirdi.n Muhterem Hocam, Pazar günü 1 milyon 730 gencimiz üniversiteye girmek için sınava girdiler. Bunların ancak dörtte biri üniversiteye girecek. Sizler, uzun yıllar eğitimcilik yaptınız. Avrupa'da konferanslar verdiniz. 13 yılı aşkın süredir de Bakü Devlet Üniversitesinde öğretim üyeliği yapıyorsunuz. Bu noktada mevcut eğitim sistemimizi nasıl görüyorsunuz? Prof. Dr. Haydar Baş-  Bu, eğitim meselesi Türkiye'nin aslında uzun yıllardan beridir halledilmesi gereken olmazsa olmaz meselelerinin başında geliyor. Ama ne hikmetse bu mesele bugüne kadar sürüncemede bırakıldı. Gelen siyasi iktidarların zihniyetine göre eğitimde tavır alındı. Heder olan, mağdur olan da Türk milletinin yetişen evladı oldu. İdeal insan tipi boşluğu sürüyorDilerseniz bu olayı bir hatıra ile cevaplandırayım. Öğretmen olarak vazifeye başladığım yıllarda, Trabzon Lisesinde, yanılmıyorsam yedi öğretim yılı hizmet ettim. Bu yıllar esnasında tabii teftiş de gördük. Milli Eğitimin müfettişleri gelir, eğitim hakkında hem teftiş eder, hem de tavsiyelerini belirtirlerdi. Kısaca milli Eğitimin gayesini anlatırlar. Nasıl öğrenci yetişecek, kurallar nasıl uygulanacak? Bunlar anlatılır. O tarihte bendenize de bir müfettiş arkadaşımız gelmişti. Ya 4. ya 5. öğretim yılımdı. Ders bittikten sonra müfettiş beye bir sorum oldu. "Biz elimize milletimizin evladını alıyoruz. Onu bilgi ile donatıyoruz. Ona bir şeyler veriyoruz. Ama benim gördüğüm kadarı ile bir noksanımız var gibime geliyor. Biz öğrenci yetiştiriyoruz ama örneğimiz ne? Biz delikanlı yetiştiriyoruz ama bu çocuğu kim gibi yapmaya çalışıyoruz? Bu delikanlı hangi Türk büyüğü gibi olacak? Yetiştirdiğimiz kızlarımız, hanımefendi evlatlarımız hangi tarihteki hanımefendi gibi olacak?" sorularını ben beni teftiş eden müfettişe tevcih ettim. Hiç unutmam. İlk defa teftişte takdir alan öğretmen de ben olmuştum. Öğretmenliğim çok güzeldi. Bir dersi ne kadar bilirsem bileyim, mutlaka o dersi vermeye gitmeden bir konferans gibi detaylarıyla, güncel konuları da içine katarak hazırlanır, öğrencinin karşısına o şekilde çıkardım. Dersi derste öğretirdim. Bu prensibim vardı. Evvela beni tebrik etti. "Ben bu kadar zamandan beri müfettişim. Sizin gibi mufassal bir şekilde hazırlanıp öğrenciye öğreten arkadaş nadir gördüm. Sorduğunuz soruya gelince, ilk defa bu soru ile karşılaştım. Doğrusunu isterseniz çok mühim bir soru, cevabını ben de bilmiyorum" dedi. Ben, o günden bu güne, sayın müfettişe tevcih ettiğim soruyu gelmiş geçmiş bakanlarımıza da, siyasilerimize de tevcih ediyorum. Bizim ideal insanımız kimdir? Eğer Mustafa Kemal Atatürk'se bunu niçin biz ortaya koymuyoruz? Onun çalışkanlığını, dürüstlüğünü, insanlığını, insanlara bakışını, insan haklarına verdiği önemi, insanların iç ve dış tabiatından olması gereken mümtaz bir şahsiyet olduğunu öğretmiyoruz. Böyle bir şey yok. Aynı boşluk bugün de devam ediyor. Bana kalırsa Cumhuriyet tarihinde biz hangi insanı yetiştireceğimize henüz daha karar veremedik. Onun için çok ciddi bir ideal noksanlığı, gaye-hedef şaşırtması var. Gelen siyasinin birisi öyle diyor, öyle oluyor, öteki başka diyor, o şekilde oluyor.Niçin üniversite imtihanı yapılıyor? Şimdi soruyorum. Niçin, bu öğrenciler üniversiteye alınması gerekirken imtihana tabi tutuyorsunuz? Hangi sebepten dolayı? Bunların kariyerini bir çok üst basamaklara taşımak için mi bunu yapıyorsunuz? Cevap: Hayır! Toplumda meslek sahibi olsunlar, iş bulalım diye mi yapıyorsunuz? O da hayır! Bu kadar mezun var. Niçin bunları okutuyorsunuz? Bu gaye belli değil. Belli olmayan bir mantık ve mantalite etrafında bir sürü insanı siz eğitime tabi tutuyorsunuz ve mezuniyetinden sonra, filan yere memur-işçi alınacaksa yüzlerce insanı kapıya dikiyorsunuz, imtihana tabi tutuyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Madem ki imtihana tabi tutacaksınız neden bu kadar insanı lisenin kapısında bekletiyorsunuz da üniversiteye hepsini alarak onların psikolojik tatminine cevap vermiyorsunuz? Bir şey yaptığın yok. Onu niye bedbin, sokak ortasında yapayalnız bırakıyorsun diye sorduğumuzda bütün bu soruların cevabı bugünkü eğitim anlayışında maalesef yoktur. Sayın Bakan beyin canı sıkıldı "lise dört sene olacak" dedi. Niçin olacak? Bana bunun izahını yapabiliyor musun? Ben eğitimciyim. Bu konuda herkesle de tartışmaya hazırım. Bu konuyu bilen bir arkadaşınızım. Bugün üç yıllık bir programın üzerine hiç bir kelime ilave etmeden konulan bir sınıf, yetiştirdikleri öğrencilere -ben yetiştirdiklerine de kani değilim- iş bulamadıkları için işsizlik yok demek içindir. Bunu örtmek mantığıyla liseyi dört sene yapıyorlar. Bu millet senin babanın oyuncağı mıdır? Bu işi beceriyorsan devam edersin. Yapamıyorsan, "Ey milletim! Ben bu işi bilmiyorum. Elimden bu kadar geliyor" der vazgeçersin. Ama maalesef böyle bir itiraf da söz konusu değil.Eğitimde gayesizlik var Kısaca eğitimde bir gayesizlik var. Mesela öğrenci yetiştiriyoruz. Hangi mantığı, hangi mantaliteyi, hangi gayeyi niçin veriyoruz? Ezcümle şunu ifade etmemiz lazım: Evvela kişilik sahibi, bir milletin bireyi olma düşüncesini, idealini özendirmemiz lazım. "Ben Türk oğlu Türküm" diyebilmesi lazım. Nereden gelirse gelsin, hangi etnik gruptan olursa olsun, o bizim üst kimliğimizdir. İşte bunu verdirecek bir eğitim anlayışı, bunu gururla, göğsünü gere söyleyecek bir anlayış verilmesi  lazım. Onun içini nasıl dolduracak? O güzel kimliği ona verecek, onu eğitecek, öyle bir seviyeye taşıyacak ki o hakikatte bütün insanlığın muhtaç olduğu bir hanımefendi, bir delikanlı olacak. Dört dörtlük, kendi kendine tatmin olmuş, aradığını bulmuş biri olacak. Aramaktan yorulan değil, bunalıma düşen değil, bilakis olgun, kişilikli, erdemli, sabırlı, kanaat ehli, çalışkan, düşkünlerin elinden tutan, muhtaçlara yardıma koşan bir insan modeli olacak. Bilgiyi bu insana yükleyeceksin ki o insan mükemmel bir mühendis, doktorsa mükemmel bir doktor, siyasetçi ise fevkalade bir siyasetçi, hakimse muazzam bir hakim, hülasa mesleğine göre içi dolmuş, evsaflı bir insanı yetiştirmeyi bizim eğitimin gaye edinmiş olması, bu insanı yetiştirmesi lazım. Bugün, bundan fersah fersah uzaktayız. Allah gençliğimize acısın. Bunun çaresi bizdedir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu milletin evladını bu millete layık bir kimlikle yetiştireceğiz. Eğitimde önünü kapatmak değil alabildiğine açacağız. Okumak mı istiyor, okuyacak. Adam, okumak, yetişmek istiyor, sen önünü imtihanla kesiyorsun. Bu bir geri zekalılıktır. Harun Bey, Bakü Devlet Üniversitesinde aynı zamanda benim asistanımdır, bilir; ayakkabı boyacısı üç tane lisan biliyor. İngilizcesi, Rusçası, Azericesi var. Hatta orada dilenci bile üç tane lisan biliyor. Adam dilencisine bile bunu öğretmiş, dilenciyi bile yüksek okuldan mezun etmiş, elbette bu insan yarına çok daha umutla bakar. Ki biz o dünyayı senelerce bilmeden eleştirdik. Öyle değil mi? Demek istediğim biz, kimlik, kişilik sahibi insan yetiştireceğiz. "Liseyi bitirdin, kapıda bekle" yok. Okumak mı istiyorsun, bilakis onu takdir, tebrik ederek, "aferin" diyerek daha üst seviyelere taşımak bizim anlayışımızın merkezidir. Bunu yapacağız. Onun için gençler bizimle beraber olsun. Beklediklerine en kısa zamanda nail olacaklardır. n Hocam, milyonlarca gencin gönlüne su serptiniz. Demek ki okumak isteyenler okuyacak.Prof. Dr. Haydar Baş- Kesinlikle okuyacaktır. Evlatlarımıza Cenab-ı Hak başarılar lutfeylesin.Milli irade diye bir şey kalmadın Hocam, birinci Körfez Savaşında Irak'ın parçalanarak bir Kürt devleti kurulacağından hareketle, asıl hedefin Türkiye olduğunu, AB'nin Türkiye'yi almayacağını, AB'nin Euro'ya geçişle beraber ekonomik krize yuvarlanacağını ve siyasi birliğin de dağılabileceğini söyleyerek aynı zamanda Kemal Derviş'e herkes kurtarıcı gözü ile bakarken uygulanacak IMF programının Türkiye'yi batıracağını ifade ettiniz ve zamanın siyasilerini uyardınız. Bütün bu tespitleriniz çıktı. Hocam bu perspektiften bakıldığında Türkiye'nin şu andaki meselelerine nasıl bakıyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu açıdan bakıldığında Türkiye dün ise bugün de o. Yani değişen hiç bir şey olmadı. Dün, IMF'nin, dün ABD'nin, AB'nin plan, program ve projesi hayata geçti; bugün de aynısı geçiyor. Esasen milletin çıkarları istikametinde bir siyasi hizmet değil de yabancıların isteklerini hayata geçirme babında bir uygulama görüyoruz. Bakıyoruz, iç siyasetimiz AB'ye teslim edilmiş. Çıkan yasaların tamamına bakın, tamamen AB istiyor diye bu yasalar çıkıyor, millet istiyor diye değil. AB istiyor. "Biz de oraya girmemiz lazım" deniliyor, yasalar öyle çıkıyor. Milli irade diye bir şey yok. Milli irade hikaye, sözde. Mali konuda "IMF istiyor" diye dizayn ediyoruz. Dış politikada da "ABD bunu böyle istiyor" diye hareket ediyoruz. Bundan önceki hükümetin tavrı ne ise aynı tavır bu iktidar döneminde de geçiyor. "Al birini vur ötekine" diye bir atasözü var. Geçmişteki sayın Ecevit hükümeti ile şu andaki sayın Tayyip beyin hükümeti arasında ne fark var? Ben şahsen bir milimetre fark göremiyorum. O da IMF'ci idi bu da IMF'ci; o da AB'ci idi bu da AB'ci. Yani o haftada bu yolda şu kadar kanun çıkartıyordu, bu da o kadar çıkartmaya çalışıyor. Hatta birbiri ile yarışıyorlar. "Ben bu konuda senden daha fazla kanun çıkarttım. Ben IMF'den senden daha fazla taviz aldım" yarışındalar. Hiç biri milletin çıkarına, milli menfaatlere, millet ve devlet olma vasfına uygun bir politika hayata geçirememiştir. Bu siyaset devam ederse ki bu milletimizin elindedir. Milletimiz ayıkır, "Yahu! Biz kalktık IMF'ci, AB'ci dedik sayın Ecevit'i tahttan indirdik. Siyaseti onun elinden aldık, Tayyip beye verdik. Ama bununla onun arasında ne fark var ki" demesi lazım. Fark olmayan bir üçüncüyü de getirirseniz bu musibet devam edecek. Onun için iş milletin elindedir. Farkı olan kimse onu arayıp bulacağız. Bu fark da kabul edelim ki bizleriz. Bizim, bir Milli Ekonomik Modelimiz  var. bu model, Allah'ın izniyle sadece ülkemiz için değil, geri kalmış bütün ülkeler için, ekonomisi tıkanmış bütün devletler, milletler için fevkalade bir modeldir. Bunu biz hayatımıza Türkiye'de geçirip milletçe kalkındığımızda göreceğiz ki sadece bizim değil, bize yakın, bize bağlı ülkelerin de yüzü gülecek. Dünyanın da yüzü gülecek. Yani her şey milletimizin elindedir.Almanya politikasının gereğini yaptın Muhterem Hocam, Alman Federal Meclisi sözde Ermeni soykırım iddialarını kabul etti. Bu kabulün aynı zamanda ders kitaplarında da yer alacağını ifade etti. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan, Almanya Başbakanı Schröder'i omurgasız bir siyaset yaptığını ve daha önce kendisine verilen sözleri tutmadığını ifade etti. Böyle bir tablo var. Hükümet ise ilk geldiği zamandan beri AB dedi, durdu. Sayın Başbakan, hep ikili diyalogları, dostlukları olduğunu, birçok sözler-taahhütler aldığını söyledi. Ama bugün gelinen noktada kendisine en yakın gördüğünü ifade ettiği Schröder'in omurgasız olduğunu söylüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz her tarafta maalesef ipe un sermeye başladık. Schröder dün ne söyledi ise bugün onu yerine getirmeye başladı. Batı, dediğinin dışında bir şey söylemiyor ki. Yabancı dilden de konuşmuyor. Yabancı dilden konuşmuyor derken insan diliyle konuşuyor. "Ben Batılıyım" diyor. "Kopenhag kriterlerini hayata geçirmeniz lazım" diyor. Geçmişte Ecevit hükümetine karşı Almanya'nın siyaseti neydi? Şu anda sayın Tayyip beye uygulanan siyasetti. Yani Almanya'da veya Batı ülkelerinde, ABD'de Schröder gitti, yerine bilmem kim geldi; siyaset değişmez. Siyaset bir kurumdur. Bir masası vardır. Her devlet hakkında masanın kuralları, kanunları geçerlidir. Bizim siyasilerimizin bilmediği bu. "Ben onunla yer, içer, söyler, gülersem onu ikna eder, belli bir noktaya taşırım" gibi çok aslı ve astarı olmayan hayaller peşinde koşuyorlar. Alıyorsun çantanı, haydaaa bilmen hangi ülkenin devlet başkanı, hükümet başkanının yanına gidiyorsun. Sen neyi değiştireceksin? Adamlar senin gibi değişken değil. Senin gibi değişken olanı da onlar bir saat iktidarda tutmazlar. "Sen milletin menfaatlerini değil, kendi menfaatlerini gözetiyorsun" der, ihraç ederler. Siyasette bir daha tutmazlar ve seçmezler. Bu cümleden olarak şunu söylüyorum. Hiç bir zaman ümit vermedi. "Ben soykırımı reddedeceğim" demedi. Bilakis Almanya, "Siz, gelin Ermeni soykırımını kabul edin" diye bize baskı yaptı. Bunu bilmeyen bir Allah kulu yok. Hükümetin başındaki insan bu kaynayan düşünceyi görmedi ise buna bir şey demeye de gerek yok. Burada yanılan Schröder değil sayın Tayyip beydir. Onlar, devletinin olması gereken politikasını hayata geçirdiler. Biz ise yapılması gereken tavrı koymadığımız için kendimizi bir boşlukta bulduk. "Niçin böyle olduk?" dedik. Devlet hayatında söz konusu olan menfaatlerdir. Arkadaşlıklar, dostluklar, şunlar, bunlar söz konusu değildir. Bir, siyasetçinin eğer gayesi hakikaten milletine hizmetse evvela bu stratejiyi çok iyi belirlemesi ve ona göre hayatına yön vermesi lazımdır.

İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde


 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmalarını canlı yayınlayan A Haber, TRT Haber, Ülke TV, TV Net, NTV, Haber Türk, Haber Global, TV100, CNN Türk; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını canlı yayınladı. Bazı kanallar çift ekran oluşturarak, Özgür Özel'in görüntüsünü verdiler ancak sesini aktarmadılar. 

30.05.2026 14:45:00 / Güncelleme: 30.05.2026 15:06:32
AHMET TURAN YİĞİT
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde
İktidarın kanalları Kılıçdaroğlu'nun hizmetinde

Mahkemenin mutlak butlan kararıyla genel başkanlık görevinden alınan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Ankara İl Başkanlığı binasında saat 14:00'ten itibaren partililerle bayramlaştı.
Güvenpark'ta bir araya gelen çok sayıda kişi Özgür Özel'e destek ve Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki sloganları attı. Alanda bulunanların sayısı 100 bini aştı. Özel, konuşmasını yaparken elektrikler kesildi. Konuşma jeneratörün devreye girmesiyle devam etti. 

Yavaş adresini belli etti

Alana Özgür Özel ile birlikte gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da geldi. Yavaş, "İnsanların umudunu tüketen bir konumda bulunmaktansa, siyaseti bırakırım. İnsanların umudunu yeşertmemiz gerekir. Önemli olan bu toplumun geleceğidir. CHP sıradan bir parti değildir, bu ülkenin kurucu iradesidir. CHP''yi zayıflatmaya yönelik her girişim, yalnızca partiyi hedef almamaktadır. Türkiye'nin birikimini ve Cumhuriyet'in değerlerini hedef almaktadır" dedi. Özel, "Kurultay tarihini ilan edin. Emperyalizme geçit vermeyeceğiz" dedi. Kalabalık sık sık "Hain Kemal" sloganı attı.

Özel: İşin başında Erdoğan var

Ardından konuşmasını yapmaya başlayan Özgür Özel, "Bu mesele CHP'nin iç meselesi değildir, doğru anlayalım. Bu mesele Tayyip Erdoğan'la milletin meselesidir" dedi.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

Kılıçdaroğlu ise az sayıda kişiye hitap etti. CHP Genel Merkezi'nin önüne gelenlerde coşku yoktu. İnsanlar bir oradan bir oraya alanda dolaşıyorlardı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını aktaran kanallar da alanı vermekten kaçındı. Kılıçdaroğlu ise konuşmasını metinden okudu.

Mahkeme kararaıyla göreve getirilen CHP lideri, "Bizim hesaplaşmamız kişisel değil, ahlakıdır" diyen Kılıçdaroğlu, "Önce hesaplaşacağız, sonra kurultay sandığını önünüze getireceğim" diye konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "Biz bu partiyi mahkeme salonlarında itibarımız çiğnensin diye mi büyüttük? Atalarımızın emaneti partimizi kimler pavyon masalarına meze etmeye çalıştı? Benim ne yapacağım bellidir. Ben hesap soracağım." 
 
"Benim bu millete özür borcum var" diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: "Ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür diliyorum. Dış odaklardan medet uman gafilleri koynumda beslediğim için özür diliyorum. Pavyon masasında pazarlık yapanların, partiyi mahkeme kapılarına düşürenlerin maskesini zamanında indiremediğim için özür diliyorum."

Cumhur İttifakı seçmeninin de Kılıçdaroğlu'na destek verdiği tahmin ediliyor.

 

Anıkabir'e yürüryüş

Öte yandan Özgür Özel, konuşmasının sonunda meydandakilere "Anıtkabir'e yürüyoruz" diyerek, kalabalığı Anıtkabir'e davet etti. 

Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser


 
 
Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

30.05.2026 01:11:00
AA
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser

Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

Side'deki bir otelde düzenlenen konserde Ersoy, sevilen şarkılarını seslendirdi, istek parçaları da repertuvarına ekleyerek izleyicilere keyifli bir gece yaşattı.

Ersoy'un şarkılarına oteli dolduran tatilciler de eşlik etti. Sanatçı, bazı şarkılarını seyircilerin arasında seslendirdi.
Otel sahibi, Manavgat Side Otelciler Birliği Başkanı Zafer Süral, Ersoy'a çiçek takdim etti.

Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!


 
Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25-35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor.

30.05.2026 01:04:00
MURAT ÇORBACI
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!

Çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20'li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, "İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir" dedi.

Hücre içi sinyal iletimi bozulunca…

İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince cevap veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor.

Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!

Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıraladı: "Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir."

Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!

İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıraladı: "En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir." Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği

İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaştı: "İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır."

İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!

• Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak
Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek
• Şekerli içeceklerden uzak durmak
Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak. En önemli madde bu!
• Sağlıklı kiloyu korumak
Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek

Isparta'da korkunç kaza


 
 
Isparta'da direğe çarpan hafif ticari araçtaki 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı. Hafif ticari araç resmen ikiye bölündü.  

30.05.2026 01:00:00
AA
Isparta'da korkunç kaza
Isparta'da korkunç kaza

Isparta'da hafif ticari aracın elektrik direğine çarpması sonucu 2 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.
Büyükhacılar köyünde Hasan Karabulut'un kullandığı, hafif ticari araç, yol kenarındaki elektrik direğine çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde sürücü Karabulut'un olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.
Kazada ağır yaralanan İsmail Aktaş, Osman V. ile Mustafa K. hastaneye kaldırıldı.

Yaralılardan Aktaş, yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

Yolun karşısına geçmek isteyen çocuk kazada hayatını kaybetti

Trafik ışığında yolun karşısına geçmek için hareketlenen 13 yaşındaki çocuk otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti

29.05.2026 17:57:00 / Güncelleme: 29.05.2026 18:02:25
İhlas Haber Ajansı
Yolun karşısına geçmek isteyen çocuk kazada hayatını kaybetti
Yolun karşısına geçmek isteyen çocuk kazada hayatını kaybetti
Antalya'da trafik ışığında yolun karşısına geçmek için hareketlenen 13 yaşındaki çocuk otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Kaza sonrası araç sürücüsü sinir krizi geçirdi. Kaza anı ise güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde küçük çocuğun yaya olarak ilerlediği ve karşıya geçmek için hareketlendiği sırada süratli bir şekilde gelen otomobilin çarptığı görüldü.






Kaza, saat 13.00 sıralarında Muratpaşa ilçesi Kızıltoprak Mahallesi Aspendos üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bayram gezmesi için evinden çıkarak tramvay durağına doğru yürüyen 13 yaşındaki Emirhan Soytürk, trafik ışıklarına geldiğinde bir süre bekledi. Işıkta duran araçları gören Soytürk, yayalara yeşil ışığın yandığını düşünerek karşıya geçmek üzere hareketlendi. Bu sırada süratli bir şekilde ışıktan geçtiği iddia edilen Abdullah K.'nın idaresinde ki 07 AZH 25 plakalı hafif ticari araç küçük çocuğa çarptı.







Araç sürücüsü sinir krizi geçirdi

Yaklaşık 25 metre savrulan küçük çocuğun yerde hareketsiz şekilde yattığını gören çevredeki vatandaşlar yardımına koştu. Kazanın 112 Acil çağrı Merkezi'ne ihbarı ile olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edilirken, yapılan kontrollerde küçük çocuğun hayatını kaybettiği belirlendi. Kazaya karışan araç sürücüsü Abdullah K.'nın ehliyetini yeni aldığı öğrenilirken, polis merkezine götürülürken araç içerisinde sinir krizi geçirdi. Savcılık ve Olay Yeri İnceleme ekibinin çalışmasının ardından küçük çocuğun cansız bedeni Antalya Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.







Kaza güvenlik kamerasında

Kaza anı ise güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde küçük çocuğun yaya olarak ilerlediği ve karşıya geçmek için hareketlendiği sırada süratli bir şekilde gelen otomobilin çarptığı görüldü. Kazaya durakta beklerken şahit olan Ahmet Yıldız, "Yaya karşıya geçiyordu, tramvay yoluna. Arabada tahminen hızlı geliyordu. Vurma sesini duyup arkamı döndüğümde çocuk yerdeydik. Ama bayağı şiddetli vurdu. Çocuğa çarptıktan sonra ışıkta arabalar duruyordu" dedi.

Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden


 
Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, yüksek tansiyona sebep olabilen 14 şaşırtıcı faktörü sıraladı.

29.05.2026 17:39:00
MURAT ÇORBACI
  Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden
  Yüksek tansiyonu tetikleyen 14 şaşırtıcı neden

Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve kötü beslenme hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Ancak bu nedenlerin hiçbiri yoksa ve tansiyon yine de yükseliyorsa altında daha alışılmadık nedenler olabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi'nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, "Yalnızlık, uyku apnesi, susuzluk, ağrı kesici kullanımı, bazı bitkisel takviyeler ve tiroid problemleri gibi günlük yaşamda çoğu zaman önemsenmeyen faktörler de tansiyon değerlerini yükseltebilir. Kontrol altına alınmayan hipertansiyon ise zamanla kalp, damar, böbrek ve beyin sağlığı üzerinde ciddi hasarlara yol açabilir" uyarısında bulundu.







Kontrol şart!

Özellikle tansiyon problemi yaşayan kişilere verilen ilk tavsiyelerden birinin tuz tüketimini azaltmak olduğunu paylaşan Prof. Dr. Nevrez Koylan, "Bunun nedeni, fazla tuzun vücutta su tutulmasına yol açarak kalp ve damar sistemi üzerinde ekstra yük oluşturmasıdır. Ancak hipertansiyonu tetikleyen nedenler yalnızca tuzla sınırlı değildir. Stres, kaygı ve öfke gibi duygusal değişimlerin yanı sıra günlük yaşamda fark edilmeyen bazı alışkanlıklar da tansiyon değerlerinde ani yükselmelere neden olabilir. Geçici iniş ve çıkışlar her zaman ciddi bir soruna işaret etmese de uzun süre yüksek seyreden değerlerin mutlaka hekim kontrolünden geçmesi gerekir" dedi.
Prof. Dr. Nevrez Koylan yüksek tansiyon üzerinde etkisi olan beklenmedik 14 faktörü sıraladı:







Yalnızlık

Yalnızlık hissi, özellikle uzun vadede büyük tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu konuda yapılan bir araştırmada, kendisini yalnız hisseden kişilerin büyük tansiyonunda dört yıl içinde 14 puandan fazla artış olduğu ortaya kondu.

Beyaz önlük sendromu

Doktor kontrolü sırasında ölçülen tansiyon değerleriyle evde ölçülen değerler arasında fark görülebilir. "Beyaz önlük etkisi" olarak adlandırılan bu durum, yalnızca muayene ortamında bulunmaya bağlı olarak büyük tansiyonda 10, küçük tansiyonda ise 5 puana kadar yükselmeye neden olabilir. Bu artışın genellikle stres ve kaygıyla ilişkili olduğu düşünülüyor.

Tuvalete gitmeyi geciktirmek

Tuvalet ihtiyacını uzun süre ertelemek de tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Yapılan bir araştırmada, en az 3 saat boyunca tuvalete gitmeyen orta yaşlı kadınların büyük tansiyonunda ortalama 4, küçük tansiyonunda ise 3 puan artış görüldü. Benzer etkilerin farklı yaş gruplarındaki kadın ve erkeklerde de ortaya çıkabileceği belirtildi.







Susuzluk

Vücudun yeterli suya sahip olmaması, kan damarlarının daralmasına neden olarak tansiyonu yükseltebilir. Susuz kalan vücut sıvıyı korumaya çalışırken damarlar daha fazla sıkışabilir ve böbrekler daha az idrar üretmeye başlayabilir. Bu durum da kalp ve beyindeki küçük damarlar üzerinde ekstra baskı oluşturabilir.

Duygusal konuşmalar

Dinlenme halindeki kan basıncı, konuşmaya başlanmasıyla birlikte geçici olarak yükselebilir. Bu artışın seviyesi, konuşulan konunun içeriğine ve duygusal yoğunluğuna göre değişebilir. Benzer etki telefon görüşmeleri sırasında da görülebilir.







Şeker

Özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren işlenmiş şekerler, kan basıncının yükselmesinde tuz kadar hatta bazı durumlarda daha fazla etkili olabilir.

Bitkisel takviyeler

Ginkgo, ginseng, guarana, efedra, acı portakal ve sarı kantaron gibi bazı bitkisel takviyeler kan basıncını yükseltebilir. Ayrıca bu ürünler, yüksek tansiyon ilaçları da dahil olmak üzere bazı ilaçların etkisini değiştirebilir.







Uyku apnesi

Uyku apnesi, yüksek tansiyon ve diğer kalp hastalıkları riskini artırabilir. Uyku sırasında solunumun sık sık durup yeniden başlaması, sinir sisteminin kan basıncını yükselten kimyasallar salgılamasına neden olabilir. Ayrıca bu durumun yol açtığı oksijen eksikliği damar duvarlarına zarar vererek vücudun tansiyonu düzenlemesini zorlaştırabilir.

Tiroid problemleri

Vücudun yeterince tiroid hormonu üretmemesi, kalp atış hızının yavaşlamasına ve damarların esnekliğini kaybetmesine neden olabilir. Ayrıca kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü de yükseltebilir ve bu da damar sertliğine yol açarak tansiyonu artırabilir. Nadiren de olsa tiroid hormonunun fazla salgılanması, kalbin daha hızlı ve güçlü çalışmasına neden olarak kan basıncını yükseltebilir.

Doğum kontrol ilaçları

Doğum kontrol hapları, iğneleri ve bazı diğer yöntemler, kan damarlarını etkileyen hormonlar içerdiği için tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu riskin özellikle 35 yaş üstü, fazla kilolu veya sigara kullanan kadınlarda daha yüksek olduğu düşünülüyor.







Antidepresanlar

Dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi beyin kimyasallarını etkileyen antidepresan ilaçlar, kan basıncında değişikliklere yol açabilir. Özellikle serotonin üzerinde etkili ilaçların birlikte kullanılması durumunda tansiyon değerleri yükselebilir.

Ağrı kesici kullanımı

Aspirin ve ibuprofen gibi steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar hem sağlıklı kişilerde hem de hipertansiyon hastalarında tansiyon değerlerinin yükselmesine neden olabilir. Artış genellikle birkaç puanla sınırlı kalsa da bazı kişiler bu ilaçlardan çok daha fazla etkilenebilir.







Potasyum eksikliği

Böbreklerin kandaki sıvı dengesini koruyabilmesi için sodyum ve potasyumun dengeli olması gerekir. Bu nedenle düşük tuzlu besleniliyor olsa bile yeterince meyve (özellikle muz), sebze, fasulye, az yağlı süt ürünleri ya da balık tüketilmemesi tansiyonun yükselmesine neden olabilir.

Ağrı

Tansiyonu yükselten alışılmadık nedenlerden biri de ağrı olabilir. Ani ya da şiddetli ağrılar, sinir sistemini hızlandırarak kan basıncının yükselmesine yol açabilir.

Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede


 
Türkiye'de yasa dışı bahis sitelerinin tespit edilip engellenmesi için yapay zeka ile makine öğrenmesi teknolojileri aktif olarak kullanılıyor.
 

29.05.2026 16:29:00 / Güncelleme: 29.05.2026 17:07:09
HABER MERKEZİ/AA
Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede
Yasa dışı bahis çeteleriyle mücadelede siber polis devrede

İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan "Çevrimiçi Kumar ve Yasadışı Bahis" raporunda, devletin ilgili kurumlarının siber suç ağlarına karşı yürüttüğü mücadelenin detaylarına yer verildi.
Rapora göre, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ile Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele daire başkanlıkları, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile yasa dışı bahis ağlarını çökertmek için işbirliği yapıyor.
Ayrıca, bilişim sistemleri üzerinden işlenen yasa dışı bahis suçlarına karşı yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi teknolojilerden yararlanılıyor.







Sürekli 'alan adı' değiştiriyorlar

Alan adı değişikliği yaparak hizmet vermeye devam eden sunucuları tespit edebilmek için derin paket incelemesi (DPI), ağ analizleri ve otomasyon sistemleri kullanılıyor, aynı IP üzerinden hizmet veren yasa dışı sitelere erişim otomatik kesilebiliyor.
İnternet ortamı düzenli taranarak bahis sitelerinin sıkça kullandığı tasarım şablonları ve belirli kod blokları tespit ediliyor.
Sosyal medya platformları üzerinden bahis sitelerinin reklamını yapan içerik üreticileri ve hesap yöneticileri de sıkı takip altında tutuluyor.







Bağımlılığın hızla artmasının altında yatan nedenler

Raporda, Türkiye'de ve dünyada kumar ve bahis bağımlılığının hızla artmasının altında yatan nedenleri detaylı bir şekilde analiz edildi.
Buna göre, bu artışın en temel sebebi, çevrim içi kumara cep telefonları üzerinden 7/24 erişilebilmesi.
Bu kolay ulaşım, kullanıcıları fiziksel ortamdan bağımsız kılarak günün her saati kumar oynamaya itiyor.







Kullanıcıya tuzak kuruyorlar

Söz konusu platformlar, kullanıcıları adeta bir tuzağa çekmek için 'karanlık/aldatıcı desenler' olarak tanımlanan arayüz tasarımlarını ve yoğun pazarlama stratejilerini kullanıyor.
Tüketicilerin bilişsel önyargılarını hedef alarak onları kendi çıkarlarına aykırı seçimler yapmaya yönlendiren bu desenler, beynin kısa döngülerle hızlı ve tekrar oynamasını teşvik ediyor.







Tuzak içinde tuzak

Sistem, sık açılan davet pencereleri, oturumu kapatırken daha fazlasını sunan teklifler, tekrarlanan bahisler veya oturum bittikten sonra kumar oynamaya devam etme uyarıları gibi araçlarla kişiyi sürekli içeride tutuyor. Kullanıcı algısını şekillendirmek amacıyla kayıplar küçük puntolarla, kazançlar ise büyük ve renkli şekilde gösteriliyor.
Rapora göre, kaybetme ekranları hızlıca geçilirken kazanma sekanslarının görsel olarak abartıldığı 'kaybetmenin üstünü örten arayüz tasarımları' devreye sokuluyor.
Dönen çarklar, efektler ve animasyonlar aracılığıyla kişide sürekli kazanılıyor algısı uyandırılarak derin bir bilişsel çarpıtma oluşturuluyor.







Oyun bağımlılığının sonu kumar bağımlılığı!

Platformların ürünlerini oyunlaştırması (gamification), oyun bağımlılığından kumar bağımlılığına geçişe de zemin hazırlıyor.
Çevrim içi oyunların içerisine kumar unsurlarının dahil edilmesi, yasa dışı bu platformları birer çekim merkezi haline getirirken kumar oynamayı da normalleştiriyor. Türkiye'de spor bahisleri yasal platformlar üzerinden yürütülmesine rağmen, yasa dışı sitelerin yasal bahis sitelerine göre daha yüksek oranlarda kazanç vadetmesi bu platformlara yönelimi artırıyor.

Türk gemisi İHA ile vuruldu!

Karadeniz’de Türk sahipli yük gemisi İHA ile vuruldu. İki Türk denizcinin yaralandığı saldırı sonrası açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, sivil seyrüsefer güvenliğinin korunması ve savaşın kontrolsüz tırmanmasından kaçınılması uyarısında bulundu

29.05.2026 16:10:00
Haber Merkezi
Türk gemisi İHA ile vuruldu!
Türk gemisi İHA ile vuruldu!
Karadeniz'de Ukrayna'nın Odessa Limanı'ndan Türkiye'ye doğru seyir halinde olan Türk sahipli ve Vanuatu bayraklı bir kuru yük gemisi, gece saatlerinde düzenlenen bir İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırısının hedefi oldu.

Ukrayna makamlarının Rusya'ya ait kamikaze İHA'larla gerçekleştirildiğini iddia ettiği saldırıda gemide hasar meydana gelirken, mürettebattan iki Türk vatandaşının hafif şekilde yaralandığı açıklandı. Olayın ardından Dışişleri Bakanlığı sert bir kınama ve uyarı mesajı yayımladı.

Odessa açıklarında İHA saldırısı: 2 yaralı

Resmî kaynaklardan edinilen bilgilere göre, sivil deniz ticaret koridorunu kullanan Vanuatu bandıralı ve Türk işletmesindeki yük gemisi, Karadeniz üzerinde seyir halindeyken İHA infiltrasyonuna maruz kaldı.

Hedef Alınan Gemi: Ukrayna'nın Odessa Limanı'ndan kalkış yapan, Türk sahipli ve Vanuatu bayraklı kuru yük gemisi.

Saldırı Zamanı: 28 Mayıs gecesi.

Mürettebatın Durumu: Saldırıda isabet alan gemide görevli iki Türk denizci hafif yaralandı. Yaralıların derhal hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındığı bildirildi.

Maddi Hasar: İsabet sonrası gemide yangın çıktığı, ancak mürettebatın teknik müdahalesiyle durumun kontrol altına alındığı öğrenildi.

Dışişleri Bakanlığı: "Savaşın kontrolsüzce tırmanmasından kaçınılmalı"

Saldırının ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, sivil taşımacılığı hedef alan bu asimetrik eyleme karşı net uyarılarda bulundu.  Dışişleri açıklamasına göre öne çıkan başlıklar şunlar oldu:

• Yaralı Türk vatandaşlarının ve geminin genel durumunun Türkiye'nin Odessa Başkonsolosluğu tarafından çok yakından takip edildiği vurgulandı.

• Karadeniz'deki savaş bağlantılı tırmanmanın bölgesel riskleri büyüttüğü; Türkiye'nin bu konudaki net uyarılarını muhataplarına her düzeyde yinelediği belirtildi.

• Sivil gemilerin güvenli seyrüsefer hakkının mutlaka korunması gerektiği hatırlatılarak, savaşın kontrolsüz biçimde tırmanmasına yol açacak adımlardan kesinlikle kaçınılması istendi.

• Türkiye'nin Karadeniz'de tırmanmayı önleyecek bölgesel aidiyet temelli, müzakere odaklı önlemler geliştirmeye hazır olduğu taraflara yeniden hatırlatıldı.

Karadeniz'de gerilim sürüyor

Bölgesel deniz taşımacılığı ajanslarının raporlarına göre, aynı gece Karadeniz'in farklı noktalarında (Sinop açıkları dahil) yabancı yaptırım listelerinde yer alan ticari gemilere yönelik de benzer dron hareketlilikleri rapor edildi. Uzmanlar, Rusya-Ukrayna çatışmasının Karadeniz'deki sivil lojistik hatlarını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaştığına dikkat çekiyor.

Gelişmeleri anlık olarak takip etmek için sayfamızı yenileyebilirsiniz.

İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü özel etkinliklerle kutlanıyor

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından, İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü kapsamında şehrin farklı noktalarında tarihi ve kültürel mirası yaşatmaya yönelik çeşitli etkinlikler düzenleniyor

29.05.2026 15:10:00 / Güncelleme: 29.05.2026 15:12:01
Anadolu Ajansı
İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü özel etkinliklerle kutlanıyor
İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü özel etkinliklerle kutlanıyor

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının yazılı açıklamasına göre, Başkanlığın himayesinde hazırlanan "Zihnin Fethi" dijital deneyim alanı, ziyaretçilerini ağırlamaya başladı.

İstanbul'un fethini, askeri bir zafer olmasının yanında entelektüel, bilimsel ve kültürel bir dönüşüm süreci olarak ele alan proje kapsamında hazırlanan video mapping gösterileri izleyicilerin beğenisine sunuldu.

Sultanahmet Meydanı'nda kurulan özel etkinlik çadırında gerçekleştirilen çalışma, fethi sadece bir toprak kazanımı olarak değil; düşünce biçimlerini, bilimi ve kültürel yaklaşımı Doğu-Batı ekseninde yeniden şekillendiren köklü bir süreç olarak yorumluyor.

Gösteride, Fatih Sultan Mehmet'in temellerini attığı bilimsel ve kültürel miras ile günümüz vizyonu arasındaki tarihsel bağ, kronolojik bir anlatımla aktarılıyor.



Fetih coşkusu şehrin farklı noktalarına taşınıyor

Sultanahmet'teki özel çadırda sunulan kapalı alan gösterimi; fethin düşünsel arka planını, Fatih Sultan Mehmet'in Doğu ve Batı klasiklerine duyduğu ilgiden balistik hesaplamalardaki matematiksel yaklaşımına kadar geniş bir perspektifle ele alıyor.

Gemilerin karadan yürütülmesindeki stratejik yöntemlerden surların aşılma sürecine, fethin inanç özgürlüğünü koruyan hukuki boyutundan Ali Kuşçu'nun astronomi çalışmalarına uzanan kültürel mirasa kadar birçok unsur izleyiciye aktarılıyor.

Gösteri ayrıca, Ayasofya'nın 1453 yılındaki kurucu rolünden günümüzdeki konumuna uzanan tarihsel sürekliliği vurgularken; geçmişten gelen bilimsel birikimin günümüz uyduları, havacılık çalışmaları ve yerli teknoloji hamleleriyle "Türkiye Yüzyılı" vizyonunda nasıl karşılık bulduğunu anlatıyor.

Rumeli Hisarı surlarında gerçekleştirilecek video mapping gösterisi ise dönemin statükosu ile Fatih Sultan Mehmet'in askeri ve matematiksel dehası arasındaki mücadeleye odaklanıyor. Şahi toplarının surlarda açtığı gediklerden gemilerin karadan yürütülmesine kadar uzanan lojistik başarılar ve fetih anlayışındaki adalet ilkesi, surlara yansıtılan görsel anlatımlarla izleyiciye sunuluyor.

Gösteri, tarihsel dokunun dijital estetikle buluştuğu sahneler ve günümüz yerli teknolojileri olan KAAN ile İHA/SİHA sistemlerine uzanan çizgisel bir anlatıyla tamamlanıyor. "İstanbul'un Fethi" Video Mapping Gösterisi, bugün saat 21.00 itibarıyla Rumeli Hisarı surlarında ücretsiz olarak izlenecek.

İstanbul'un dört bir yanında mehteran konserleri

Fetih coşkusu, İstanbul genelinde düzenlenecek mehteran konserleriyle de şehrin farklı noktalarına taşınıyor.

Fetih ruhunu yaşatmak, tarihi hafızayı diri tutmak ve köklü kültürel mirası gelecek nesillere aktarmak amacıyla gerçekleştirilecek programlarda; Jandarma Mehteran Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı Mehteran Birlik Komutanlığı ve İstanbul Mehter Orkestrası sahne alıyor.

Bu kapsamda Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye ve Kartal meydanları ile Ayasofya-i Kebir Camisi önü, Haliç Kongre Merkezi, Taksim Meydanı, Fatih Camisi, Eminönü Meydanı ve Eyüpsultan Meydanı'nda mehteran performansları vatandaşlarla buluşuyor.

Kelkit Çayı kıyısında umutlu bekleyiş sürüyor

Tokat'ın Erbaa ilçesinde Kelkit Çayı'na düşerek kaybolan iki genci arama çalışmaları ikinci gününde de aralıksız devam ederken, ailelerin ve yakınlarının çay kenarındaki umutlu bekleyişi sürüyor.

29.05.2026 15:04:00
İhlas Haber Ajansı
Kelkit Çayı kıyısında umutlu bekleyiş sürüyor
Kelkit Çayı kıyısında umutlu bekleyiş sürüyor
Tokat'ın Erbaa ilçesinde Kelkit Çayı'na düşerek kaybolan iki genci arama çalışmaları ikinci gününde de aralıksız devam ederken, ailelerin ve yakınlarının çay kenarındaki umutlu bekleyişi sürüyor.
Önceki gün saat 16.00 sıralarında ilçe merkezindeki Kelkit Çayı kenarında meydana gelen olayda; amca çocukları Atakan K. (18), Furkan K. (18), Oğuz K. (26) ve İlker P. (22), kullandıkları 60 AGH 454 plakalı üç tekerlekli elektrikli triportör ile çay kenarındaki sette gezdikleri sırada suya düştü. Atakan ve Furkan K. kendi imkanlarıyla kıyıya çıkmayı başarırken, Oğuz K. ile İlker P. yükselen su seviyesi ve kuvvetli akıntı nedeniyle gözden kayboldu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekipler tarafından başlatılan arama kurtarma çalışmaları gece boyunca devam etti. Kelkit Çayı üzerinde botlarla arama yapan AFAD ekipleri, su yüzeyini ve kıyı şeridini metre metre tararken, jandarma ekipleri de köprü ve kritik noktalarda incelemelerini sürdürüyor. Bölgede kurulan koordinasyon merkezinden çalışmalar anlık olarak takip ediliyor. Çay kenarında toplanan aile bireyleri ve yakınları ise gelecek iyi bir haberi bekliyor. Arama faaliyetlerini yakından takip eden ailelerin zaman zaman gözyaşlarına hakim olamadığı görüldü. AFAD koordinesinde yürütülen çalışmalara Çorum, Amasya, Samsun ve Yozgat'tan gelen ekiplerin yanı sıra Ankara'dan sevk edilen Jandarma Komando Arama Kurtarma (JAK) timleri de destek veriyor. Havadan dronlarla, karadan ekiplerle ve sudan botlarla sürdürülen çalışmalarda 142 personel, 26 araç, 5 dron ve 4 bot görev yapıyor. Ekiplerin, kayıp iki gence ulaşabilmek için Kelkit Çayı boyunca belirlenen noktalarda arama faaliyetlerini yoğun şekilde sürdürdüğü öğrenildi.İHA
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.