logo
13 HAZİRAN 2026

Büyük fecaat

24.06.2005 00:00:00


ÖSS'deki çarpık mantıktan Kur'an öğretimine hapis cezasına; Irak'taki büyük oyundan Almanların soykırım kararına kadar gelişmeleri değerlendiren BTP Lideri Prof. Dr. Baş, Cumhuriyet tarihi boyunca böyle fecaatlerin görülmediğini söyledi.

*Türk eğitiminin temel sorunu

Cumhuriyet tarihinde biz hangi insanı yetiştireceğimize henüz daha karar veremedik. Onun için çok ciddi bir ideal noksanlığı, gaye-hedef şaşırtması var. l Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin çelik, "lise dört sene olacak" dedi. Niçin olacak? Bu, iş bulamadıkları için, 'işsizlik yok' demek içindir.

*Ecevit ve Erdoğan: Fark nerede?

Geçmişteki sayın Ecevit hükümeti ile şu andaki sayın Tayyip beyin hükümeti arasında ne fark var? Ben şahsen bir milimetre fark göremiyorum. O da IMF'ci idi bu da IMF'ci; o da AB'ci idi bu da AB'ci. Yani o haftada bu yolda şu kadar kanun çıkartıyordu, bu da o kadar çıkartmaya çalışıyor. Hatta birbiri ile yarışıyorlar.

 

*Farklı bir iktidar gerek

Vatandaş, "Biz kalktık IMF'ci, AB'ci dedik sayın Ecevit'i tahttan indirdik. Siyaseti onun elinden aldık, Tayyip beye verdik. Ama bununla onun arasında ne fark var ki" demesi lazım. Fark olmayan bir üçüncüyü de getirirseniz bu musibet devam edecek. Bu fark da kabul edelim ki bizleriz.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu haftaki "Haftanın Sohbeti"nde üniversite imtihanları, AB, Irak, Kıbrıs, ekonomik büyüme, Alman Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili aldığı karar başta olmak dış ve iç siyasetle ilgili sıcak gelişmeleri değerlendirdi.n Muhterem Hocam, Pazar günü 1 milyon 730 gencimiz üniversiteye girmek için sınava girdiler. Bunların ancak dörtte biri üniversiteye girecek. Sizler, uzun yıllar eğitimcilik yaptınız. Avrupa'da konferanslar verdiniz. 13 yılı aşkın süredir de Bakü Devlet Üniversitesinde öğretim üyeliği yapıyorsunuz. Bu noktada mevcut eğitim sistemimizi nasıl görüyorsunuz? Prof. Dr. Haydar Baş-  Bu, eğitim meselesi Türkiye'nin aslında uzun yıllardan beridir halledilmesi gereken olmazsa olmaz meselelerinin başında geliyor. Ama ne hikmetse bu mesele bugüne kadar sürüncemede bırakıldı. Gelen siyasi iktidarların zihniyetine göre eğitimde tavır alındı. Heder olan, mağdur olan da Türk milletinin yetişen evladı oldu. İdeal insan tipi boşluğu sürüyorDilerseniz bu olayı bir hatıra ile cevaplandırayım. Öğretmen olarak vazifeye başladığım yıllarda, Trabzon Lisesinde, yanılmıyorsam yedi öğretim yılı hizmet ettim. Bu yıllar esnasında tabii teftiş de gördük. Milli Eğitimin müfettişleri gelir, eğitim hakkında hem teftiş eder, hem de tavsiyelerini belirtirlerdi. Kısaca milli Eğitimin gayesini anlatırlar. Nasıl öğrenci yetişecek, kurallar nasıl uygulanacak? Bunlar anlatılır. O tarihte bendenize de bir müfettiş arkadaşımız gelmişti. Ya 4. ya 5. öğretim yılımdı. Ders bittikten sonra müfettiş beye bir sorum oldu. "Biz elimize milletimizin evladını alıyoruz. Onu bilgi ile donatıyoruz. Ona bir şeyler veriyoruz. Ama benim gördüğüm kadarı ile bir noksanımız var gibime geliyor. Biz öğrenci yetiştiriyoruz ama örneğimiz ne? Biz delikanlı yetiştiriyoruz ama bu çocuğu kim gibi yapmaya çalışıyoruz? Bu delikanlı hangi Türk büyüğü gibi olacak? Yetiştirdiğimiz kızlarımız, hanımefendi evlatlarımız hangi tarihteki hanımefendi gibi olacak?" sorularını ben beni teftiş eden müfettişe tevcih ettim. Hiç unutmam. İlk defa teftişte takdir alan öğretmen de ben olmuştum. Öğretmenliğim çok güzeldi. Bir dersi ne kadar bilirsem bileyim, mutlaka o dersi vermeye gitmeden bir konferans gibi detaylarıyla, güncel konuları da içine katarak hazırlanır, öğrencinin karşısına o şekilde çıkardım. Dersi derste öğretirdim. Bu prensibim vardı. Evvela beni tebrik etti. "Ben bu kadar zamandan beri müfettişim. Sizin gibi mufassal bir şekilde hazırlanıp öğrenciye öğreten arkadaş nadir gördüm. Sorduğunuz soruya gelince, ilk defa bu soru ile karşılaştım. Doğrusunu isterseniz çok mühim bir soru, cevabını ben de bilmiyorum" dedi. Ben, o günden bu güne, sayın müfettişe tevcih ettiğim soruyu gelmiş geçmiş bakanlarımıza da, siyasilerimize de tevcih ediyorum. Bizim ideal insanımız kimdir? Eğer Mustafa Kemal Atatürk'se bunu niçin biz ortaya koymuyoruz? Onun çalışkanlığını, dürüstlüğünü, insanlığını, insanlara bakışını, insan haklarına verdiği önemi, insanların iç ve dış tabiatından olması gereken mümtaz bir şahsiyet olduğunu öğretmiyoruz. Böyle bir şey yok. Aynı boşluk bugün de devam ediyor. Bana kalırsa Cumhuriyet tarihinde biz hangi insanı yetiştireceğimize henüz daha karar veremedik. Onun için çok ciddi bir ideal noksanlığı, gaye-hedef şaşırtması var. Gelen siyasinin birisi öyle diyor, öyle oluyor, öteki başka diyor, o şekilde oluyor.Niçin üniversite imtihanı yapılıyor? Şimdi soruyorum. Niçin, bu öğrenciler üniversiteye alınması gerekirken imtihana tabi tutuyorsunuz? Hangi sebepten dolayı? Bunların kariyerini bir çok üst basamaklara taşımak için mi bunu yapıyorsunuz? Cevap: Hayır! Toplumda meslek sahibi olsunlar, iş bulalım diye mi yapıyorsunuz? O da hayır! Bu kadar mezun var. Niçin bunları okutuyorsunuz? Bu gaye belli değil. Belli olmayan bir mantık ve mantalite etrafında bir sürü insanı siz eğitime tabi tutuyorsunuz ve mezuniyetinden sonra, filan yere memur-işçi alınacaksa yüzlerce insanı kapıya dikiyorsunuz, imtihana tabi tutuyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Madem ki imtihana tabi tutacaksınız neden bu kadar insanı lisenin kapısında bekletiyorsunuz da üniversiteye hepsini alarak onların psikolojik tatminine cevap vermiyorsunuz? Bir şey yaptığın yok. Onu niye bedbin, sokak ortasında yapayalnız bırakıyorsun diye sorduğumuzda bütün bu soruların cevabı bugünkü eğitim anlayışında maalesef yoktur. Sayın Bakan beyin canı sıkıldı "lise dört sene olacak" dedi. Niçin olacak? Bana bunun izahını yapabiliyor musun? Ben eğitimciyim. Bu konuda herkesle de tartışmaya hazırım. Bu konuyu bilen bir arkadaşınızım. Bugün üç yıllık bir programın üzerine hiç bir kelime ilave etmeden konulan bir sınıf, yetiştirdikleri öğrencilere -ben yetiştirdiklerine de kani değilim- iş bulamadıkları için işsizlik yok demek içindir. Bunu örtmek mantığıyla liseyi dört sene yapıyorlar. Bu millet senin babanın oyuncağı mıdır? Bu işi beceriyorsan devam edersin. Yapamıyorsan, "Ey milletim! Ben bu işi bilmiyorum. Elimden bu kadar geliyor" der vazgeçersin. Ama maalesef böyle bir itiraf da söz konusu değil.Eğitimde gayesizlik var Kısaca eğitimde bir gayesizlik var. Mesela öğrenci yetiştiriyoruz. Hangi mantığı, hangi mantaliteyi, hangi gayeyi niçin veriyoruz? Ezcümle şunu ifade etmemiz lazım: Evvela kişilik sahibi, bir milletin bireyi olma düşüncesini, idealini özendirmemiz lazım. "Ben Türk oğlu Türküm" diyebilmesi lazım. Nereden gelirse gelsin, hangi etnik gruptan olursa olsun, o bizim üst kimliğimizdir. İşte bunu verdirecek bir eğitim anlayışı, bunu gururla, göğsünü gere söyleyecek bir anlayış verilmesi  lazım. Onun içini nasıl dolduracak? O güzel kimliği ona verecek, onu eğitecek, öyle bir seviyeye taşıyacak ki o hakikatte bütün insanlığın muhtaç olduğu bir hanımefendi, bir delikanlı olacak. Dört dörtlük, kendi kendine tatmin olmuş, aradığını bulmuş biri olacak. Aramaktan yorulan değil, bunalıma düşen değil, bilakis olgun, kişilikli, erdemli, sabırlı, kanaat ehli, çalışkan, düşkünlerin elinden tutan, muhtaçlara yardıma koşan bir insan modeli olacak. Bilgiyi bu insana yükleyeceksin ki o insan mükemmel bir mühendis, doktorsa mükemmel bir doktor, siyasetçi ise fevkalade bir siyasetçi, hakimse muazzam bir hakim, hülasa mesleğine göre içi dolmuş, evsaflı bir insanı yetiştirmeyi bizim eğitimin gaye edinmiş olması, bu insanı yetiştirmesi lazım. Bugün, bundan fersah fersah uzaktayız. Allah gençliğimize acısın. Bunun çaresi bizdedir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Biz bu milletin evladını bu millete layık bir kimlikle yetiştireceğiz. Eğitimde önünü kapatmak değil alabildiğine açacağız. Okumak mı istiyor, okuyacak. Adam, okumak, yetişmek istiyor, sen önünü imtihanla kesiyorsun. Bu bir geri zekalılıktır. Harun Bey, Bakü Devlet Üniversitesinde aynı zamanda benim asistanımdır, bilir; ayakkabı boyacısı üç tane lisan biliyor. İngilizcesi, Rusçası, Azericesi var. Hatta orada dilenci bile üç tane lisan biliyor. Adam dilencisine bile bunu öğretmiş, dilenciyi bile yüksek okuldan mezun etmiş, elbette bu insan yarına çok daha umutla bakar. Ki biz o dünyayı senelerce bilmeden eleştirdik. Öyle değil mi? Demek istediğim biz, kimlik, kişilik sahibi insan yetiştireceğiz. "Liseyi bitirdin, kapıda bekle" yok. Okumak mı istiyorsun, bilakis onu takdir, tebrik ederek, "aferin" diyerek daha üst seviyelere taşımak bizim anlayışımızın merkezidir. Bunu yapacağız. Onun için gençler bizimle beraber olsun. Beklediklerine en kısa zamanda nail olacaklardır. n Hocam, milyonlarca gencin gönlüne su serptiniz. Demek ki okumak isteyenler okuyacak.Prof. Dr. Haydar Baş- Kesinlikle okuyacaktır. Evlatlarımıza Cenab-ı Hak başarılar lutfeylesin.Milli irade diye bir şey kalmadın Hocam, birinci Körfez Savaşında Irak'ın parçalanarak bir Kürt devleti kurulacağından hareketle, asıl hedefin Türkiye olduğunu, AB'nin Türkiye'yi almayacağını, AB'nin Euro'ya geçişle beraber ekonomik krize yuvarlanacağını ve siyasi birliğin de dağılabileceğini söyleyerek aynı zamanda Kemal Derviş'e herkes kurtarıcı gözü ile bakarken uygulanacak IMF programının Türkiye'yi batıracağını ifade ettiniz ve zamanın siyasilerini uyardınız. Bütün bu tespitleriniz çıktı. Hocam bu perspektiften bakıldığında Türkiye'nin şu andaki meselelerine nasıl bakıyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu açıdan bakıldığında Türkiye dün ise bugün de o. Yani değişen hiç bir şey olmadı. Dün, IMF'nin, dün ABD'nin, AB'nin plan, program ve projesi hayata geçti; bugün de aynısı geçiyor. Esasen milletin çıkarları istikametinde bir siyasi hizmet değil de yabancıların isteklerini hayata geçirme babında bir uygulama görüyoruz. Bakıyoruz, iç siyasetimiz AB'ye teslim edilmiş. Çıkan yasaların tamamına bakın, tamamen AB istiyor diye bu yasalar çıkıyor, millet istiyor diye değil. AB istiyor. "Biz de oraya girmemiz lazım" deniliyor, yasalar öyle çıkıyor. Milli irade diye bir şey yok. Milli irade hikaye, sözde. Mali konuda "IMF istiyor" diye dizayn ediyoruz. Dış politikada da "ABD bunu böyle istiyor" diye hareket ediyoruz. Bundan önceki hükümetin tavrı ne ise aynı tavır bu iktidar döneminde de geçiyor. "Al birini vur ötekine" diye bir atasözü var. Geçmişteki sayın Ecevit hükümeti ile şu andaki sayın Tayyip beyin hükümeti arasında ne fark var? Ben şahsen bir milimetre fark göremiyorum. O da IMF'ci idi bu da IMF'ci; o da AB'ci idi bu da AB'ci. Yani o haftada bu yolda şu kadar kanun çıkartıyordu, bu da o kadar çıkartmaya çalışıyor. Hatta birbiri ile yarışıyorlar. "Ben bu konuda senden daha fazla kanun çıkarttım. Ben IMF'den senden daha fazla taviz aldım" yarışındalar. Hiç biri milletin çıkarına, milli menfaatlere, millet ve devlet olma vasfına uygun bir politika hayata geçirememiştir. Bu siyaset devam ederse ki bu milletimizin elindedir. Milletimiz ayıkır, "Yahu! Biz kalktık IMF'ci, AB'ci dedik sayın Ecevit'i tahttan indirdik. Siyaseti onun elinden aldık, Tayyip beye verdik. Ama bununla onun arasında ne fark var ki" demesi lazım. Fark olmayan bir üçüncüyü de getirirseniz bu musibet devam edecek. Onun için iş milletin elindedir. Farkı olan kimse onu arayıp bulacağız. Bu fark da kabul edelim ki bizleriz. Bizim, bir Milli Ekonomik Modelimiz  var. bu model, Allah'ın izniyle sadece ülkemiz için değil, geri kalmış bütün ülkeler için, ekonomisi tıkanmış bütün devletler, milletler için fevkalade bir modeldir. Bunu biz hayatımıza Türkiye'de geçirip milletçe kalkındığımızda göreceğiz ki sadece bizim değil, bize yakın, bize bağlı ülkelerin de yüzü gülecek. Dünyanın da yüzü gülecek. Yani her şey milletimizin elindedir.Almanya politikasının gereğini yaptın Muhterem Hocam, Alman Federal Meclisi sözde Ermeni soykırım iddialarını kabul etti. Bu kabulün aynı zamanda ders kitaplarında da yer alacağını ifade etti. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan, Almanya Başbakanı Schröder'i omurgasız bir siyaset yaptığını ve daha önce kendisine verilen sözleri tutmadığını ifade etti. Böyle bir tablo var. Hükümet ise ilk geldiği zamandan beri AB dedi, durdu. Sayın Başbakan, hep ikili diyalogları, dostlukları olduğunu, birçok sözler-taahhütler aldığını söyledi. Ama bugün gelinen noktada kendisine en yakın gördüğünü ifade ettiği Schröder'in omurgasız olduğunu söylüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Biz her tarafta maalesef ipe un sermeye başladık. Schröder dün ne söyledi ise bugün onu yerine getirmeye başladı. Batı, dediğinin dışında bir şey söylemiyor ki. Yabancı dilden de konuşmuyor. Yabancı dilden konuşmuyor derken insan diliyle konuşuyor. "Ben Batılıyım" diyor. "Kopenhag kriterlerini hayata geçirmeniz lazım" diyor. Geçmişte Ecevit hükümetine karşı Almanya'nın siyaseti neydi? Şu anda sayın Tayyip beye uygulanan siyasetti. Yani Almanya'da veya Batı ülkelerinde, ABD'de Schröder gitti, yerine bilmem kim geldi; siyaset değişmez. Siyaset bir kurumdur. Bir masası vardır. Her devlet hakkında masanın kuralları, kanunları geçerlidir. Bizim siyasilerimizin bilmediği bu. "Ben onunla yer, içer, söyler, gülersem onu ikna eder, belli bir noktaya taşırım" gibi çok aslı ve astarı olmayan hayaller peşinde koşuyorlar. Alıyorsun çantanı, haydaaa bilmen hangi ülkenin devlet başkanı, hükümet başkanının yanına gidiyorsun. Sen neyi değiştireceksin? Adamlar senin gibi değişken değil. Senin gibi değişken olanı da onlar bir saat iktidarda tutmazlar. "Sen milletin menfaatlerini değil, kendi menfaatlerini gözetiyorsun" der, ihraç ederler. Siyasette bir daha tutmazlar ve seçmezler. Bu cümleden olarak şunu söylüyorum. Hiç bir zaman ümit vermedi. "Ben soykırımı reddedeceğim" demedi. Bilakis Almanya, "Siz, gelin Ermeni soykırımını kabul edin" diye bize baskı yaptı. Bunu bilmeyen bir Allah kulu yok. Hükümetin başındaki insan bu kaynayan düşünceyi görmedi ise buna bir şey demeye de gerek yok. Burada yanılan Schröder değil sayın Tayyip beydir. Onlar, devletinin olması gereken politikasını hayata geçirdiler. Biz ise yapılması gereken tavrı koymadığımız için kendimizi bir boşlukta bulduk. "Niçin böyle olduk?" dedik. Devlet hayatında söz konusu olan menfaatlerdir. Arkadaşlıklar, dostluklar, şunlar, bunlar söz konusu değildir. Bir, siyasetçinin eğer gayesi hakikaten milletine hizmetse evvela bu stratejiyi çok iyi belirlemesi ve ona göre hayatına yön vermesi lazımdır.

LGS heyecanı bitti


 
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 8'inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav gerçekleştirildi.

13.06.2026 12:50:00
Haber Merkezi
 LGS heyecanı bitti
 LGS heyecanı bitti

İki oturumdan oluşan sınavın birinci oturumu saat 09.30'da başladı. Birinci oturum saat 10.45'te sona erdi. İkinci oturum ise saat 11.30'da başlayıp 12.50'de son buldu. 

Merkezi sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okuldaki 64 bin 697 salon, yurt dışında ise 8 ülkede, 11 sınav merkezindeki 40 salonda gerçekleştirildi. 

Özel durumu olan öğrencilere 20 dakika ek süre

Hazırlıklar bu yıl sınava başvuran 1 milyon 22 bin 658 öğrenci dikkate alınarak yapıldı. Özel durumları dolayısıyla evde veya hastanede sınava alınan öğrenciler ile görme engelli ve az gören öğrencilere yönelik de gerekli tedbirler alındı.
Özel gereksinimli öğrencilere 20 dakika ek süre verildi. Bu öğrencilere "Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu"nu tamamlayan öğretmenler "okuyucu ve kodlayıcı" olarak eşlik etti.

İki oturum arasında öğrenciler ihtiyaçlarını giderebildi

Sınavın ilk oturumunda sözel alanlardan soru soruldu. Öğrencilere Türkçe, T.C. İnkılap tarihi ve Atatürkçülük, din kültürü ve ahlak bilgisi ile yabancı dil derslerinden toplam 50 soru soruldu ve 75 dakika yanıtlama süresi verildi.

Matematik ve fen bilimleri derslerinden 40 sorunun yöneltildiği ikinci oturumda ise öğrencilerin 80 dakika süresi oldu. İki oturum arasındaki 45 dakikalık sürede öğrenciler, okul bahçelerine çıkabildi, ihtiyaçlarını giderebildi.
Oturumlar arasındaki dinlenme süresinde öğrencilere kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan beslenme paketi dağıtıldı.

Velilerinin talepleri doğrultusunda sınava giren öğrencilerin yüzde 91'i bu beslenme paketlerinden faydalandı. Velisi tarafından beslenme paketi talep edilmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtıldı.


Veliler çocuklarını yalnız bırakmadı

Öte yandan Türkiye genelinde sınava giren adaylar, erken saatlerde okula gelerek girişlerin başlamasını bekledi. Okuldaki görevliler tarafından uyarı, bilgilendirme ve üst aramasının ardından öğrenciler sınıflara alındı. Bazı veliler de sabahın erken saatlerinde çocuklarıyla birlikte okul kapısına kadar gelirken, görevliler sınav öncesinde okul çevresinde bekleyenlerden sınav süresince sessiz olmalarını istedi.

Çekirge toplayan yabancılara rekor ceza


 
Tarım ve Orman Bakanlığı, Adıyaman'da Nemrut Dağı bölgesi kırsalında yasa dışı yollarla 135 çekirge toplayan 3 yabancı uyruklu kişiye toplam 2 milyon 97 bin lira idari para cezası uygulandığını bildirdi.

13.06.2026 01:46:00
HABER MERKEZİ/AA
Çekirge toplayan yabancılara rekor ceza
Çekirge toplayan yabancılara rekor ceza

Tarım ve Orman Bakanlığı, Adıyaman'da Nemrut Dağı bölgesi kırsalında yasa dışı yollarla 135 çekirge toplayan 3 yabancı uyruklu kişiye toplam 2 milyon 97 bin lira idari para cezası uygulandığını bildirdi. Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda konuya ilişkin bilgi verildi.

Paylaşımda, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ekiplerince, yasa dışı yollarla Nemrut Dağı bölgesi kırsalında çekirge toplayan 3 yabancı uyruklunun, 26 poşet içinde 135 çekirgeyle yakalandığı belirtilerek şunlar ifade edildi: "Biyokaçakçılık faaliyeti yürüten şahıslar hakkında toplam 2 milyon 97 bin liralık idari para cezası uygulanmış, yasal süreç başlatılmıştır.

Ekosistemimizin dengesini bozacak ve doğal mirasımızı tehlikeye atacak her türlü eylemin karşısında durmaya, koruma ve kontrol faaliyetlerimizi tavizsiz bir şekilde sürdürmeye devam edeceğiz."

Milliyetleri açıklanmadı

Söz konusu yabancıların milliyeti açıklanmadı, cezanın tahsil edilip edilmediğine dair bilgi verilmedi.

Çekirgelerin özellikleri

Adıyaman'ın Kahta ilçesi sınırlarında 2 bin 150 metre yükseklikteki Nemrut Dağı'nda 20 santimetre uzunluğunda etçil çekirgeler yaşıyor. Uzmanlar, böcek türleri ve tarımsal açıdan zararlı haşerelerle beslenen 'saga ephippigera' türü çekirgenin çiftçi dostu olduğunu ve korunması gerektiğini belirtiyor.

Ege Üniversitesi'ndeki yolsuzluk operasyonunda 27 tutuklama

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi'nde kamuyu 3,1 milyar lira zarara uğrattığı tespit edilen şebekeye yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 47 şüpheliden 27'si tutuklandı

13.06.2026 00:11:00
İhlas Haber Ajansı
Ege Üniversitesi'ndeki yolsuzluk operasyonunda 27 tutuklama
Ege Üniversitesi'ndeki yolsuzluk operasyonunda 27 tutuklama
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi'nde kamuyu 3,1 milyar lira zarara uğrattığı tespit edilen şebekeye yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 47 şüpheliden 27'si tutuklandı.

Tutuklananlar arasında üniversitenin eski başhekimi ve eski genel sekreteri ile çok sayıda şirket yöneticisi bulunuyor.

İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ege Üniversitesi'ndeki ihale ve doğrudan temin alımlarındaki usulsüzlük iddiaları üzerine 9 Haziran günü geniş çaplı bir operasyon için düğmeye bastı. Soruşturma dosyasında yer alan iddialara ve Sayıştay raporlarına göre, 2019 yılı sonrasında kurum yöneticilerinin üniversite içerisinde organize bir yapı oluşturdukları tespit edildi.

Soruşturma detaylarında; Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde sadece verilen talimatları şartsız yerine getirecek personelin görevlendirildiği, üniversiteyle iş yapan ve idareye yakın olan şirket yöneticilerinin ise adeta kurum yöneticisi gibi hareket ederek yetki kullandığı ortaya çıkarıldı. Kurum yöneticileri tarafından verilen usulsüz talimatları reddeden kamu görevlilerinin sistematik olarak birimden uzaklaştırıldığı belirlenirken, gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında gerçek bir piyasa araştırması ve yaklaşık maliyet tespiti yapılmadan işlerin sürekli aynı firmalara verildiği anlaşıldı. Organize şekilde yürütülen bu usulsüz işlemler sonucunda toplamda 3 milyar 100 milyon lira kamu zararı tespit edildi.

Eski başhekim dahil 27 tutuklama



Operasyon kapsamında eş zamanlı baskınlarla gözaltına alınan 47 şüpheliden, emniyet ve savcılık ifadelerinin ardından 7'si serbest bırakılırken, mahkemeye sevk edilen şüphelilerden 13'ü adli kontrol şartıyla salıverildi. Hakim karşısına çıkan, aralarında üniversitenin eski üst düzey yöneticileri ve firma sahiplerinin bulunduğu 27 şüpheli ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklanan şüpheliler arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Hastane eski Başhekimi D.B., Üniversite Hastanesi eski Başmüdürü Ö.Ö., eski Genel Sekreter M.A., Satın Alma Müdürlüğü eski Mali Hizmetler Müdürü H.Z. ile İzmir Defterdarlığı Personel Müdürlüğünde görevli Defterdarlık Uzmanı S.Ö. yer aldı. Ayrıca hastane bünyesinde görevli memur, tekniker ve işçilerden oluşan T.B., O.Ö., R.D. ve M.E.U. ile milyarlarca liralık ihaleleri alan çeşitli tıbbi cihaz, inşaat, bilişim ve temizlik şirketlerinin sahipleri/yöneticileri konumundaki Ş.Ç., A.G., A.K., B.E., E.K., M.C., M.K., M.C., G.Ş., E.Ç.S., N.G., Ö.F.B., S.Ö., T.K., Y.B.A., Y.Y., Y.Ç.U. ve M.A. tutuklanan diğer isimler oldu.

Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 13 şüphelinin ise üniversite personelleri ve firma yetkililerinden oluşan B.K., R.H., F.A., M.Ç., F.A., M.T., D.Ö., S.S., M.S.A., M.K.G., H.T., R.K.Ç. ve S.D. olduğu öğrenildi. Soruşturma kapsamında emniyet ve savcılık aşamasında ise R.C., R.U., K.T., E.Y., A.C., A.Ö. ve E.Ş. serbest bırakıldı.

Türkiye’yi sarsan suikastta skandal karar

Diyarbakır’da 24 Ocak 2001 tarihinde düzenlenen hain pusuda şehit edilen Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun suikastına ilişkin davada skandal bir hukuki gelişme yaşandı

12.06.2026 20:08:00
Haber Merkezi
Türkiye’yi sarsan suikastta skandal karar
Türkiye’yi sarsan suikastta skandal karar
Diyarbakır'da 24 Ocak 2001 tarihinde düzenlenen hain pusuda şehit edilen Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun suikastına ilişkin davada skandal bir hukuki gelişme yaşandı.

Yaklaşık çeyrek asırdır kırmızı bültenle aranan terör örgütü Hizbullah mensubu firari iki sanık hakkındaki kamu davası, yasal zaman aşımı süresinin dolması gerekçesiyle tamamen düşürüldü.

Kırmızı bültenler kaldırıldı, dosya kapatıldı



Saldırının ardından yürütülen soruşturmalar kapsamında, suikastın asli faillerinden oldukları gerekçesiyle 25 yıldır gıyaplarında yargılanan firari sanıklar Haşim Alabalık ve Murat Aktaş hakkındaki hukuki süreç son buldu.

Mahkeme, mevzuatta öngörülen zaman aşımı süresinin dolduğuna hükmederek sanıklar hakkındaki davayı düşürdü. Bu kararla birlikte, çeyrek asırdır yürürlükte olan yakalama emirleri ve uluslararası kırmızı bülten kararları da iptal edildi.

Hapiste tek bir sanık bile kalmadı



Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ile birlikte polis memurları Mehmet Kamalı, Sabri Kün, Mehmet Sepetçi, Atilla Durmuş ve Selahattin Baysoy'un şehit edildiği pusu, Türkiye tarihinin en karanlık suikastlarından biri olarak kayıtlara geçmişti.

Olayın ardından yakalanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Hizbullah hükümlüleri, ilerleyen yıllarda "yeniden yargılama" talebinde bulunmuştu.

Mahkemelerin bu talepleri kabul etmesi üzerine, infazı durdurulan son sanıklar da Ocak 2019'da tahliye edilmişti. Cezaevinde hiçbir tutuklu veya hükümlünün kalmadığı dosyada, son firari iki sanığın davasının da zaman aşımıyla düşmesiyle birlikte, 6 şehidin verildiği Gaffar Okkan suikastı davası hukuken tamamen kapanmış oldu. Karar, kamuoyunda ve şehit ailelerinde büyük bir üzüntü ve tepkiyle karşılandı.

Fethiye'de Daltonlar ve Casperlar soruşturmasında yeni operasyon: 22 gözaltı

Fethiye merkezli 7 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, suç örgütleri adına keşif ve eylem yaptığı ve azmettirme faaliyetlerinde bulunduğu tespit edilen 22 şüpheli gözaltına alındı

12.06.2026 19:01:00
İHA
Fethiye'de Daltonlar ve Casperlar soruşturmasında yeni operasyon: 22 gözaltı
Fethiye'de Daltonlar ve Casperlar soruşturmasında yeni operasyon: 22 gözaltı
Muğla'nın Fethiye ilçesinde, suç örgütlerinin adını kullanarak suç işleyen şüphelilere yönelik başlatılan soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. Geçtiğimiz 20 Ocak'ta Muğla merkezli gerçekleştirilen ilk operasyonda "Daltonlar" ve "Casperlar" adlı yapılanmalara yönelik çalışmalarda 15 şüpheli yakalanmış, bunlardan 8'i tutuklanmıştı.






Alınan ifadeler ve ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu, suç örgütü adına keşif ve eylem gerçekleştirdiği ve azmettirme faaliyetlerinde bulunduğu tespit edilen şüphelilere yönelik 7 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 22 şüpheli gözaltına alındı.








Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından sağlık kontrollerinden geçirilerek adliyeye sevk edildi.

‘Çıplak arama’ iddiasına soruşturma

İBB davası tutuklularından eski Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkemedeki "çıplak arama ve kötü muamele" beyanlarının ardından İçişleri Bakanlığı harekete geçti. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin talimatıyla iddiaların tüm yönleriyle araştırılması için Mülkiye ve Polis Müfettişleri görevlendirildi

12.06.2026 15:40:00
Haber Merkezi
‘Çıplak arama’ iddiasına soruşturma
‘Çıplak arama’ iddiasına soruşturma
Kamuoyunun yakından takip ettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası kapsamında 15 aydır tutuklu yargılanan eski Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, Silivri'de görülen duruşmadaki savunmasında sarsıcı iddialarda bulundu. Türker, gözaltına alındığı süreçte İstanbul Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinde "çıplak arama" adı altında insan onuruna aykırı uygulamalara maruz kaldığını ve bir savcı tarafından çocuklarının velayetiyle tehdit edildiğini öne sürdü. Çığ gibi büyüyen tepkilerin ardından İçişleri Bakanlığı, iddialarla ilgili idari soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Bakan Çiftçi'den şeffaf soruşturma talimatı

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, isim verilmeden bir ceza davası kapsamında tutuklu yargılanan bir şahsın gözaltı sürecindeki usulsüzlük iddialarına değinildi. Açıklamada, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin doğrudan talimatıyla konunun hukuki, teknik ve idari açıdan tam bir şeffaflıkla incelenmesi amacıyla Mülkiye Müfettişi ve Polis Müfettişi görevlendirildiği belirtildi.

Duruşma salonundaki savunma gündem yarattı

İBB davasının 47. gününde hakim karşısına çıkan Fatoş Pınar Türker, Vatan Emniyet Müdürlüğü'ndeki kamerasız bir arşiv odasında bir kadın polis memuru tarafından kıyafetlerini ve iç çamaşırını çıkarmaya zorlandığını detaylarıyla anlattı. Türker, savunmasında, "Bana 'Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil' dendi. Bunu insanların onurunu kırmak için yapıyorlar. Yapan utansın, ben utanmıyorum" ifadelerini kullandı. Ayrıca, soruşturma savcısının kendisini "Bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin, onları Sosyal Hizmetler alır" diyerek itirafçılığa zorladığını da iddia etti.

Emniyet ve Başsavcılık iddiaları yalanlamıştı

Türker'in mahkemedeki yankı uyandıran bu ifadelerinin ardından ilk olarak İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü bir açıklama yayınlayarak iddiaları "asılsız" olarak nitelendirmiş, tüm işlemlerin insan hakları ilkelerine uygun yapıldığını savunmuştu. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı da Türker'in Marmara Cezaevi'ne girişte çıplak aranmadığını beyan ederek iddiaları reddetmişti. Ancak Türker'in avukatları, kötü muamele şikayetinin cezaevi girişine değil, emniyetteki ilk gözaltı anına ait olduğunu belirterek şeffaf bir soruşturma yürütülmesi çağrısını yinelemişti.

Siyaset ve hukuk dünyasında geniş yankı bulan olayla ilgili görevlendirilen müfettişlerin, emniyetteki kamera kayıtlarını inceleyerek ve ilgili personelin ifadelerine başvurarak hazırlayacağı rapor doğrultusunda adli sürecin seyrinin netleşmesi bekleniyor.

Fenalaşan yolcu için şoför ve yolcular seferber oldu

Sakarya'da belediye otobüsünde seyir halindeyken fenalaşan yolcu için şoför ve yolcular adeta seferber oldu. Güzergahını değiştirerek otobüsü hastaneye süren şoför ile yolcuların örnek dayanışması araç kamerasına yansıdı

12.06.2026 15:30:00
İhlas Haber Ajansı
Fenalaşan yolcu için şoför ve yolcular seferber oldu
Fenalaşan yolcu için şoför ve yolcular seferber oldu
Sakarya Büyükşehir Belediyesi'ne ait 9-B Maltepe Hattı'nda sefer yapan belediye otobüsünde meydana gelen olayda, seyir halindeki otobüste bulunan bir yolcu aniden fenalaştı. Durumu fark eden yolcular, vakit kaybetmeden otobüs şoförüne haber verdi. İhbar üzerine harekete geçen şoför, güzergahını değiştirerek otobüsü Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne yönlendirdi.

Hastaneye ulaşıncaya kadar yolcular fenalaşan vatandaşın yere düşmesini engellemek için destek olurken, sakinleştirmeye çalışarak ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. Kısa sürede hastanenin acil servis girişine ulaşan otobüste bulunan yolcular, sağlık ekiplerinin getirdiği sedyeye kadar fenalaşan vatandaşa eşlik etti. Yaşanan toplumsal duyarlılık anları saniye saniye araç içi kamerasına yansıdı.

Adalet arayışı bürokrasiye mi takıldı?

Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin yürütülen ana soruşturmada önemli bir hukuki gelişme yaşandı

12.06.2026 14:56:00
Haber Merkezi
Adalet arayışı bürokrasiye mi takıldı?
Adalet arayışı bürokrasiye mi takıldı?
Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin yürütülen ana soruşturmada önemli bir hukuki gelişme yaşandı.

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya hakkında "yetkisizlik" kararı vererek soruşturmayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na devretti.

Yetkisizlik kararı verildi



25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesindeki Keş Dağı'na düşen helikopterde Muhsin Yazıcıoğlu, pilot Kaya İstektepe, gazeteci İsmail Güneş, BBP yöneticileri Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı ve Murat Çetinkaya hayatını kaybetmişti.

Olayın ardından Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde başlatılan ve yıllardır titizlikle yürütülen geniş kapsamlı ana soruşturma dosyasında yeni bir hukuki safhaya geçildi. Başsavcılık, yaptığı son incelemelerin ardından dosya üzerinde yetkisizlik kararı aldı.

Soruşturma başkentte devam edecek



Alınan yetkisizlik kararının ardından Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin ölümüne ilişkin tüm evrak ve delillerden oluşan ana soruşturma dosyası, resmi işlemlerin sürdürülmesi amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi.

Türkiye siyaset tarihinin en çok tartışılan adli süreçlerinden biri olan bu soruşturma, bundan sonraki aşamada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülecek ve başkent merkezli olarak derinleştirilecek.

YKS'ye sayılı günler kala sınav kaygısını yönetmenin 7 yolu

Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) günler kala milyonlarca adayda heyecan ve kaygı düzeyleri artıyor. İstanbul Arel Üniversitesi ARELPDR Müdürü Psikolog Yeliz Arda, sınav kaygısının doğru yönetildiğinde motivasyonu artırabileceğini; ancak aşırı düzeyde yaşandığında dikkat ve odaklanmayı olumsuz etkileyebileceğini belirtti

12.06.2026 14:30:00 / Güncelleme: 12.06.2026 14:33:13
İhlas Haber Ajansı
YKS'ye sayılı günler kala sınav kaygısını yönetmenin 7 yolu
YKS'ye sayılı günler kala sınav kaygısını yönetmenin 7 yolu
Üniversite hayaline ulaşmak isteyen öğrenciler için YKS'nin uzun ve yoğun bir emeğin son aşaması olduğunu hatırlatan Arda, adayların son günleri verimli ve sakin geçirebilmeleri için rehber niteliğinde yedi tavsiyede bulundu.

1-Yeni konulara değil, pekiştirmeye odaklanın

Sınava kısa süre kala eksik kalan tüm konuları yetiştirmeye çalışmak gereksiz bir baskı oluşturur. Bu dönemde yeni konular öğrenmek yerine mevcut bilgileri pekiştirmek çok daha faydalıdır.

Deneme sınavları çözün.

Yanlış yapılan soruları analiz edin.

Daha önce çalışılmış konuları tekrar ederek özgüveninizi artırın.

Günlük hedeflerinizi küçük ve ulaşılabilir tutarak başarı hissini destekleyin.

2-Düzenli uyku başarının anahtarı

Kaliteli uyku, öğrenilen bilgilerin hafızada kalıcı hale gelmesi için kritiktir ve günde ortalama 7-8 saat uyku gerekir. Biyolojik saatinizi sınav gününe göre düzenlemelisiniz. Son gece aniden erken yatmaya çalışmak yerine, son haftayı genel bir uyku rutini oluşturarak geçirmek çok daha sağlıklıdır.

3-Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın

Sosyal medya, sınav döneminde kaygıyı en çok körükleyen unsurlardan biridir. Herkesin öğrenme biçimi ve ilerleme hızı farklıdır. Başkalarının deneme sonuçları ya da çalışma programlarıyla sürekli karşılaştırma yapmak motivasyonunuzu düşürür. Bu süreçte olumsuz duygular oluşturan sosyal medya içeriklerinden ve kıyaslama ortamlarından uzak durmalısınız.

4-Nefes egzersizleri ve kısa molalar verin

Kaygının ilk belirtileri nefes alışverişinde hızlanma ve kas gerginliğidir. Gün içerisinde nefes ve gevşeme egzersizlerine zaman ayırmak bu durumu dengeler. Diyafram nefesi gibi basit teknikler vücudun sakinleşmesini sağlar. Ayrıca kısa yürüyüşler ve hafif esneme hareketleri, stres hormonlarını azaltarak zihinsel rahatlama sunar.

5-Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin

Fiziksel sağlık, zihinsel performansı doğrudan etkiler. Özellikle son günlerde aşırı kafein tüketiminden (kahve ve enerji içecekleri) kaçınılmalıdır, çünkü bu içecekler çarpıntıyı artırarak kaygıyı tetikler. Bunun yerine dengeli ve düzenli öğünlerle beslenmek, kan şekerini dengede tutarak dikkat ve odaklanmayı destekler.

6-Olumsuz düşünceleri gerçekçi şekilde değerlendirin

Sınav yaklaştıkça "Bu sınav her şeyi belirleyecek" veya "Kesin başarısız olacağım" gibi yapıcı olmayan düşünceler gelişebilir. Bu gerçek dışı düşünceleri sorgulayın. Bugüne kadar gösterdiğiniz çabayı ve emeklerinizi kendinize hatırlatarak daha gerçekçi ve yapıcı yaklaşımlar geliştirmeniz kaygınızı azaltacaktır.

7-Sınav günü hazırlıklarını önceden tamamlayın

Belirsizlik kaygıyı besler. Sınav günüyle ilgili tüm hazırlıkların önceden yapılması öğrencinin kendisini güvende hissetmesini sağlar.

-Kimlik ve sınav giriş belgesini hazır bulundurun.

-Ulaşım planını netleştirin (Tüm bu detayları sınavdan bir gün önce tamamlayın).

-Sınav sabahını zihninizde canlandırarak süreci önceden planlayın.

"Bu sınav hayatınızın tamamını belirlemiyor"

Psikolog Yeliz Arda, son olarak öğrencilere şu mesajı verdi:

"Öğrencilerimizin yıllardır verdikleri emeğe güvenmelerini istiyorum. YKS önemli bir sınav olsa da kişinin değerini, yeteneklerini veya gelecekteki başarısını tek başına belirlemez. Son günlerde yalnızca ders çalışmaya değil, zihinsel ve duygusal olarak dinlenmeye de zaman ayırmanız büyük önem taşıyor. Kendinize güvenin, bugüne kadar gösterdiğiniz çabayı hatırlayın ve sınava sakin bir şekilde girin."

Ege Üniversitesi'nde 3 milyarlık kamu zararı

İzmir merkezli 6 ilde, Ege Üniversitesi (EÜ) Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü ve satın alma birimlerindeki ihalelerde usulsüzlük yaparak yaklaşık 3 milyar 100 milyon lira kamu zararına neden oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 47 şüpheliden 41'i adliyeye sevk edildi.

12.06.2026 11:47:00
İhlas Haber Ajansı
Ege Üniversitesi'nde 3 milyarlık kamu zararı
Ege Üniversitesi'nde 3 milyarlık kamu zararı
İzmir merkezli 6 ilde, Ege Üniversitesi (EÜ) Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü ve satın alma birimlerindeki ihalelerde usulsüzlük yaparak yaklaşık 3 milyar 100 milyon lira kamu zararına neden oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 47 şüpheliden 41'i adliyeye sevk edildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, EÜ Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü ve satın alma birimlerinde görev yapan kamu görevlileri ile çeşitli firma yetkililerine yönelik yolsuzluk soruşturması başlatıldı. Şüphelilerin, örgütlü şekilde hareket ederek kamu ihaleleri ile doğrudan temin süreçlerinde usulsüzlük yaptıkları, rekabet şartlarını ortadan kaldırarak belirli firmalara menfaat sağladıkları tespit edildi. Soruşturma kapsamında 47 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmesinin ardından ekipler, 9 Haziran'da İzmir merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon düğmesine bastı.

Eski Başhekim ve Genel Sekreter de gözaltında



Gerçekleştirilen operasyonlarda aralarında eski Ege Üniversitesi Hastanesi Başhekimi D.B. ve eski Ege Üniversitesi Hastanesi Genel Sekreteri M.A.'nın da bulunduğu 47 şüpheli kıskıvrak yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda 2 adet ruhsatsız tabanca ele geçirilirken, incelenmek üzere çok sayıda dijital materyale el konuldu.

Sayıştay raporuna yansıyan 3.1 milyar TL'lik zarar

Yürütülen soruşturma kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; Sayıştay raporlarında da tespit edildiği üzere, kurum yöneticileri ile bazı şirket temsilcilerinin organize şekilde hareket ettiği ve gerçekleştirilen alım işlemleri nedeniyle yaklaşık 3 milyar 100 milyon Türk Lirası kamu zararının oluştuğu değerlendirildi.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüphelilerden 6'sı ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 41 şüpheli sabah saatlerinde geniş güvenlik önlemleri altında adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin adliyedeki işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.