Cami içerisindeki Hıristiyanlık figürleri, AKP döneminde ortaya çıkarılmış
Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde 19. yüzyıldan kalma Maden Camii'nin kilise olduğu dönemde kubbesine yapılan İsa ve havari figürleri 16 yıl önce yapılan restorasyonda bulunarak yeniden gün yüzüne çıkarılmış
12.08.2023 09:53:00
İhlas Haber Ajansı
İhlas Haber Ajansı





Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde 19. yüzyıldan kalma Maden Camii'nin kilise olduğu dönemde kubbesine yapılan İsa ve havari figürleri 16 yıl önce yapılan restorasyonda bulunarak yeniden gün yüzüne çıkarılmış.
1800'lü yıllarda yöredeki gümüş madenlerinde çalışan Rumlar için inşa edilen kilise, 1928 yılında Batı Trakya'dan buraya göç edilmesi sonrasında orijinal yapısı korunarak camiye çevrilmiş. Caminin tavanında önceleri üzerleri badanayla kapatılmış olup sonraki restorasyonlarda badananın temizlenmesiyle ortaya çıkartılan İsa ve dört havarisi Matta, Markos, Yuka ve Yuhanna'ya ait figürler özellikle Hıristiyan ziyaretçilerin oldukça ilgisini çekiyor.

Bu figürler, cami tavanına yapılan açılır kapanır bir sistem sayesinde sergilenebiliyor. Figürler, namaz kılınacağı zaman perdeyle kapatılıyor. 2007 yılında yapılan restorasyon sırasında bulunan resimlerin dikkatle muhafaza edildiğini belirten Araştırmacı-Yazar Hüseyin Menç, 'Resimler ibadet edildiği sırada perdeyle kapatılıyor. Aynı İstanbul'daki Ayasofya Camii'nde uygulanan teknik gibi görülmek istendiği sırada açılabiliyor' dedi.
İslam Dini ne diyor?

"Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar!" (Tövbe Suresi 30)
"Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir." (Maide 17=
Figürler ve Haç=Puttur

Tay kabilesi, Yemen tarafında cömertliği ile meşhur bir kabile idi. Kabilenin reisi Adiy b. Hakem'di. Peygamberimiz (s.a.v) bu bölgeyi de putlardan temizleme için İmam Ali'yi (a.s) görevlendirdi. Kabile reisi Adiyy bin Hatem, henüz Hz. Ali gelmeden durumu haber almış ve Suriye tarafına kaçmıştı. Bu sebeple de ele geçirilememişti
Adiyy b. Hakem'im bacısı esir düşmüş, Resûlullah onu azat etmiş, o da İslam'ı kabullenmişti. Akabinde kardeşini arayıp, Şam civarlarında bularak, Müslüman olması için ikna etmişti.
Gerisini Adiyy b. Hatem'den dinleyelim:
Geri (Medine'ye) geldim. Mescitte Rasûlullah'ın etrafındaki sahabelere; "Onlar, Allah'tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler" (Tövbe 31) ayetini okurken gördüm ve boynumda gümüşten bir haç olduğu halde yanına geldim ve;
"Ey Allah'ın Resulü! Ben eskiden Hıristiyan'dım ve Hıristiyanlığı iyi bilirim. Biz hiç bir zaman âlimleri, rahipleri rab edinmedik, onlara ibadet de etmedik. Bu ayette Allah ne demek istemiş" dedim.
Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v ); "Ey Adiyy! Çıkar o boynundaki putu" dedi. Ben de çıkardım.
"Ettiniz Adiyy, ettiniz" dedi. "O rahipleriniz, âlimleriniz, okumuş insanlarınız size, Allah'ın kitabına muhalif olarak helal ve haram (yasak serbest) koymadılar mı?" Ben de, "evet ya Resûlullah, onlar okumuş kimselerdi, böyle yaparlardı" dedim.
Bunun üzerine; "İşte onların bu yaptıkları (Allah'ın kitabına muhalif ) Rab'liktir. Sizin de, onların dediklerini benimsemeniz, uymanız onlara ibadetinizdir" dedi. (İbn Kesir Tefsiri, C.7, sayfa 3456 İmam Ahmed; Tirmizi, Cem'ul-Fevâid, IV, 68 ve İbn Cerir)
Hristiyanlarla 'Mübahele/lanetleşme'

"Sana bu ilim (yani, Hıristiyanların inanıp, iddia ettiğinin aksine, Hz. İsa'nın (as) sadece Allah'ın kulu ve resulü olduğu, babasız doğmuş diye asla Allah ya da tanrının oğlu olamayacağı ilmi) geldikten sonra seninle çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancıların üzerine lanet dileyelim." (Al-i İmran, 3/61)
Ayetin iniş sebebi şöyle:
Necranlılardan iki Rahip, Hazret-i Resûl'e (as) geldiler. Konuşurlarken Allah'ın Resulü bunlara: "İslam'a giriniz!" buyurdu. Onlar: "Biz sizden çok önce İslam'a girmişiz" dediler.
Hazret-i Resûl: "Yalan söylüyorsunuz; Şu üç şey sizde oldukça siz İslam değilsiniz:
1-Allah'ın çocuğu var sözünüz.
2-Domuz eti yemeniz.
3-Ve haça tapmanız."
Onlar: "Öyle ise İsa'nın babası kimdir?" dediler. Cenabı Resul, onların bu sorularına verecek cevabı bilmiyordu. Sukût etti. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayet-i celileyi indirdi. Allah'ın Resulü ayetleri okudu. Onları lanetleşmeye davet etti.
Onlar, bundan imtina ettiler. Cizye vermek üzere bir anlaşma yaparak yurtlarına döndüler.
Ayetin açık manası şöyledir:
Ya Muhammed! Tevhidden ayrılmış, Allah yolundan sapmış olan Nasranilerden/Hıristiyanlar, İsa'nın Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna dair ayet ve açık deliller sana ilahî vahiy yoluyla geldikten sonra, bu ayetleri duyarlar da iddia ve düşmanlığa devam ederlerse, onlara deki: Ey Necranlılar! Azim ve sebat ile gelin! Biz her birimiz oğullarımızı ve sizden her biriniz oğullarınızı çağırsın ve bizden her birimiz kadınlarımızı ve sizden her biriniz kadınlarınızı; bizden her birimiz nefislerimizi ve sizden her biriniz de nefislerinizi çağıralım! Sonra sıdkı sadakatla tezarrû ve niyaz ile, içten ve ruhtan gelen bir ceht ile lanet duası yapalım da; Allah'ın lanetini, İsa hakkında yalancı olanların üzerine bindirelim ve boyunlarına geçirelim."
Ayetin açık manası böyle.
Allah'ın Resûlü ile Necranlılar arasında yapılacak olan bu lanetleşme öyle tehlikeli idi ki. İki taraf toplanacaklar, sıdk ve azimle "sizden ve bizden hangimiz yalancı ise Allah'ın laneti onun üzerine olsun!" diyecekler ve yalancının mahvına dua edeceklerdi. Böyle bir dua ise, yalancı olan tarafın helakine ve yeryüzünde neslinin kesilmesine sebep olacaktı.
Böyle bir duaya ancak hak üzerinde olanlar iştirak edebilirlerdi. Bu lanetleşmenin neticesinin ne olacağını Ahir zaman Peygamberi bildiği gibi, Necranlılar da bilirlerdi ki; Herhangi bir kavim bir peygamberle lanetleşmişse helak olmuş, yeryüzünde nam-u nişanı kalmamıştı. Mukaddes kitaplar ve din tarihleri bu hakikati açık olarak yazmışlardı. Ehl-i kitap bunu çok iyi bilirdi. Bunun içindir ki: Peygamberlerin bu teklifi Necranlılara ağır gelmiş ve onları düşündürmüştür.
Lanetleşmeye davet etmezden önce iki taraf arasında uzun mücadele ve münakaşalar olmuş ve her defasında da Hıristiyanlar mağlup olmuşlardı.
Yukarıda da geçtiği üzere Hazret-i Resul, İsa'nın Allah'ın oğlu olmadığını, kulu ve Resulü olduğunu gayet açık delillerle ispat ettiği halde, onlar yine küfürlerinde ısrar ettiler de hakkı kabul etmediler. Bunun üzerine Peygamber (as) onlara:
-Hakkı kabul etmeyecek olursanız, Rabbim bana sizi lanetleşmeye çağırmayı emretti, dedi.
Onlar: -Yâ Eb-el Kasım/Ey Kâsım'ın babası!: Bize müsaade et, gidelim sonra gelir, dediğini yaparız, dediler ve çıkıp gittiler. Necranlılar yurtlarına vardıklarında içlerindeki bilginlere, bu lanetleşme işi hakkında düşüncelerini sordular.
Onlar da şu cevabı verdiler: "Bilirsiniz ki, Muhammet gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir Nebidir. Yemin olsun İsa (as) hakkında söylediklerinin hepsi doğrudur. Herhangi bir kavim bir Nebi ile lanetleşmişse o kavim tamamen yok olmuştur. Eğer Muhammet (as) ile lanetleşirseniz yeryüzündeki kökünüz tamamen kazınır, yok olur. Dininizde kalmak istiyorsanız bu zata veda edin ve yurdunuza dönün."
Hıristiyan Necranlılar kendi aralarında konuşurlarken Resûlullah (as) üzerinde siyah kıldan yapılmış bir aba olduğu halde evden çıktı. Önce yanına Hasan geldi, onu siyah abasının içine aldı, sonra Hüseyin geldi. Onu da abasının altına aldı. Sonra Fatıma, sonra Ali (r.anhüm) de geldiler, onları da abanın altına aldı ve: "Allah sizden azabı kaldırmak ve sizi tamamen temizlemek istiyor, Ey ehli beyt!" (Ahzab, 33/33) ayetini okudu. Bundan dolayı ehli sünnet arasında bu zevata "Ehl-i âbâ" denilir oldu. Bundan sonra hepsi beraber hareket ettiler. Hüseyin elleri boynunda koşuyor, Resûlullah (as) Hasan'ın elinden tutmuş, Hazreti Fatıma babasının ardında. Hazreti Ali de Fatıma'nın (Allah hepsinden razı olsun) arkasında olduğu halde mescide doğru yürüyorlardı. Hem gidiyorlar, hem de Allah'ın Rasûl'u (as) onlara: "Ben dua ettiğim zaman siz "amin" deyiniz!" diye telkinde bulunuyordu.
Necranlılar Ehl-i Beyt'in gelmekte olduğunu görünce diğerlerine;
- Ey Nasara/Hıristiyanlar! Ben öyle yüzler görüyorum ki: Onlar, Allah'tan bir dağın yerinden kaybolmasını istemiş olsalar, Allah o dağı yerinden kaldırır. Siz, bunlarla "lanetleşmeyiniz. Yemin olsun hepiniz helak olursunuz. Yeryüzünde Nasranî/Hıristiyan kalmaz" dedi.
Allah'ın Rasulü yanlarına geldiğinde onlar:
- "Ya Ebel'Kâsım! Biz seninle mübahele etmemeye (lanetleşmemeye) ve seni dininde bırakıp memleketimize dönmeye karar verdik" dediler.
Bunun üzerine Allah'ın Rasulü:
-"Mübaheleden/Lânetleşmekten vazgeçmiş iseniz İslam'a giriniz. Müslümanların lehine olan sizin lehinize ve Müslümanların aleyhine olan sizin de aleyhinize olsun" buyurdu.
Onların, İslam dinini kabul etmemeleri üzerine Allah'ın Rasulü:
- "Sizi savaşmaya davet ederim" dedi.
Savaş teklifini duyan Necranlılar:
- Bizim Arap kavmi ile savaşmaya takatimiz yok. Lakin bizimle savaş yapmamanız, bizi dinimizden döndürmemeniz karşılığında biz de sana; bini Sefer ve bini de Recep ayında teslim edilmek üzere, her yıl iki bin adet kıymetli elbise, otuz adet demir gömlek vermek suretiyle seninle sulh yapıyoruz, dediler.
Diğer bir rivayette, antlaşmada otuz üç deve, kırk dört savaş atı da vardır.
Bu esaslar dahilinde Allah'ın Resulü onlarla barış yaptı. Surenin başında geçtiği üzere Ebu Ubeyde Bin Cerrah'ı da hakem olarak onlarla beraber Necrana gönderdi.
Onlar dışarı çıktıktan sonra Resulullah (as) ashabına:
- "Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, "helak", Necran ehline çok yaklaşmıştı. Onlar bizimle lanetleşme yapmış olsalardı, maymun ve hınzır suretlerine çevrilecekler, vadi üzerlerine ateşle dolacak, Allah (cc) Hazretleri, Necran'ı ve Necran ehlini, ağaçlar üzerindeki kuşlarına varıncaya kadar helak edecek ve bir sene geçinceye kadar hepsi yok olup gideceklerdi."
Daha sonra da buyurdu ki: "Ne büyük tehlike, ne korkunç azap? Keşke Hıristiyan alemi bunu idrak etselerdi! "
1800'lü yıllarda yöredeki gümüş madenlerinde çalışan Rumlar için inşa edilen kilise, 1928 yılında Batı Trakya'dan buraya göç edilmesi sonrasında orijinal yapısı korunarak camiye çevrilmiş. Caminin tavanında önceleri üzerleri badanayla kapatılmış olup sonraki restorasyonlarda badananın temizlenmesiyle ortaya çıkartılan İsa ve dört havarisi Matta, Markos, Yuka ve Yuhanna'ya ait figürler özellikle Hıristiyan ziyaretçilerin oldukça ilgisini çekiyor.

Bu figürler, cami tavanına yapılan açılır kapanır bir sistem sayesinde sergilenebiliyor. Figürler, namaz kılınacağı zaman perdeyle kapatılıyor. 2007 yılında yapılan restorasyon sırasında bulunan resimlerin dikkatle muhafaza edildiğini belirten Araştırmacı-Yazar Hüseyin Menç, 'Resimler ibadet edildiği sırada perdeyle kapatılıyor. Aynı İstanbul'daki Ayasofya Camii'nde uygulanan teknik gibi görülmek istendiği sırada açılabiliyor' dedi.
İslam Dini ne diyor?

"Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar!" (Tövbe Suresi 30)
"Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir." (Maide 17=
Figürler ve Haç=Puttur

Tay kabilesi, Yemen tarafında cömertliği ile meşhur bir kabile idi. Kabilenin reisi Adiy b. Hakem'di. Peygamberimiz (s.a.v) bu bölgeyi de putlardan temizleme için İmam Ali'yi (a.s) görevlendirdi. Kabile reisi Adiyy bin Hatem, henüz Hz. Ali gelmeden durumu haber almış ve Suriye tarafına kaçmıştı. Bu sebeple de ele geçirilememişti
Adiyy b. Hakem'im bacısı esir düşmüş, Resûlullah onu azat etmiş, o da İslam'ı kabullenmişti. Akabinde kardeşini arayıp, Şam civarlarında bularak, Müslüman olması için ikna etmişti.
Gerisini Adiyy b. Hatem'den dinleyelim:
Geri (Medine'ye) geldim. Mescitte Rasûlullah'ın etrafındaki sahabelere; "Onlar, Allah'tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler" (Tövbe 31) ayetini okurken gördüm ve boynumda gümüşten bir haç olduğu halde yanına geldim ve;
"Ey Allah'ın Resulü! Ben eskiden Hıristiyan'dım ve Hıristiyanlığı iyi bilirim. Biz hiç bir zaman âlimleri, rahipleri rab edinmedik, onlara ibadet de etmedik. Bu ayette Allah ne demek istemiş" dedim.
Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v ); "Ey Adiyy! Çıkar o boynundaki putu" dedi. Ben de çıkardım.
"Ettiniz Adiyy, ettiniz" dedi. "O rahipleriniz, âlimleriniz, okumuş insanlarınız size, Allah'ın kitabına muhalif olarak helal ve haram (yasak serbest) koymadılar mı?" Ben de, "evet ya Resûlullah, onlar okumuş kimselerdi, böyle yaparlardı" dedim.
Bunun üzerine; "İşte onların bu yaptıkları (Allah'ın kitabına muhalif ) Rab'liktir. Sizin de, onların dediklerini benimsemeniz, uymanız onlara ibadetinizdir" dedi. (İbn Kesir Tefsiri, C.7, sayfa 3456 İmam Ahmed; Tirmizi, Cem'ul-Fevâid, IV, 68 ve İbn Cerir)
Hristiyanlarla 'Mübahele/lanetleşme'

"Sana bu ilim (yani, Hıristiyanların inanıp, iddia ettiğinin aksine, Hz. İsa'nın (as) sadece Allah'ın kulu ve resulü olduğu, babasız doğmuş diye asla Allah ya da tanrının oğlu olamayacağı ilmi) geldikten sonra seninle çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancıların üzerine lanet dileyelim." (Al-i İmran, 3/61)
Ayetin iniş sebebi şöyle:
Necranlılardan iki Rahip, Hazret-i Resûl'e (as) geldiler. Konuşurlarken Allah'ın Resulü bunlara: "İslam'a giriniz!" buyurdu. Onlar: "Biz sizden çok önce İslam'a girmişiz" dediler.
Hazret-i Resûl: "Yalan söylüyorsunuz; Şu üç şey sizde oldukça siz İslam değilsiniz:
1-Allah'ın çocuğu var sözünüz.
2-Domuz eti yemeniz.
3-Ve haça tapmanız."
Onlar: "Öyle ise İsa'nın babası kimdir?" dediler. Cenabı Resul, onların bu sorularına verecek cevabı bilmiyordu. Sukût etti. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayet-i celileyi indirdi. Allah'ın Resulü ayetleri okudu. Onları lanetleşmeye davet etti.
Onlar, bundan imtina ettiler. Cizye vermek üzere bir anlaşma yaparak yurtlarına döndüler.
Ayetin açık manası şöyledir:
Ya Muhammed! Tevhidden ayrılmış, Allah yolundan sapmış olan Nasranilerden/Hıristiyanlar, İsa'nın Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna dair ayet ve açık deliller sana ilahî vahiy yoluyla geldikten sonra, bu ayetleri duyarlar da iddia ve düşmanlığa devam ederlerse, onlara deki: Ey Necranlılar! Azim ve sebat ile gelin! Biz her birimiz oğullarımızı ve sizden her biriniz oğullarınızı çağırsın ve bizden her birimiz kadınlarımızı ve sizden her biriniz kadınlarınızı; bizden her birimiz nefislerimizi ve sizden her biriniz de nefislerinizi çağıralım! Sonra sıdkı sadakatla tezarrû ve niyaz ile, içten ve ruhtan gelen bir ceht ile lanet duası yapalım da; Allah'ın lanetini, İsa hakkında yalancı olanların üzerine bindirelim ve boyunlarına geçirelim."
Ayetin açık manası böyle.
Allah'ın Resûlü ile Necranlılar arasında yapılacak olan bu lanetleşme öyle tehlikeli idi ki. İki taraf toplanacaklar, sıdk ve azimle "sizden ve bizden hangimiz yalancı ise Allah'ın laneti onun üzerine olsun!" diyecekler ve yalancının mahvına dua edeceklerdi. Böyle bir dua ise, yalancı olan tarafın helakine ve yeryüzünde neslinin kesilmesine sebep olacaktı.
Böyle bir duaya ancak hak üzerinde olanlar iştirak edebilirlerdi. Bu lanetleşmenin neticesinin ne olacağını Ahir zaman Peygamberi bildiği gibi, Necranlılar da bilirlerdi ki; Herhangi bir kavim bir peygamberle lanetleşmişse helak olmuş, yeryüzünde nam-u nişanı kalmamıştı. Mukaddes kitaplar ve din tarihleri bu hakikati açık olarak yazmışlardı. Ehl-i kitap bunu çok iyi bilirdi. Bunun içindir ki: Peygamberlerin bu teklifi Necranlılara ağır gelmiş ve onları düşündürmüştür.
Lanetleşmeye davet etmezden önce iki taraf arasında uzun mücadele ve münakaşalar olmuş ve her defasında da Hıristiyanlar mağlup olmuşlardı.
Yukarıda da geçtiği üzere Hazret-i Resul, İsa'nın Allah'ın oğlu olmadığını, kulu ve Resulü olduğunu gayet açık delillerle ispat ettiği halde, onlar yine küfürlerinde ısrar ettiler de hakkı kabul etmediler. Bunun üzerine Peygamber (as) onlara:
-Hakkı kabul etmeyecek olursanız, Rabbim bana sizi lanetleşmeye çağırmayı emretti, dedi.
Onlar: -Yâ Eb-el Kasım/Ey Kâsım'ın babası!: Bize müsaade et, gidelim sonra gelir, dediğini yaparız, dediler ve çıkıp gittiler. Necranlılar yurtlarına vardıklarında içlerindeki bilginlere, bu lanetleşme işi hakkında düşüncelerini sordular.
Onlar da şu cevabı verdiler: "Bilirsiniz ki, Muhammet gerçekten Allah tarafından gönderilmiş bir Nebidir. Yemin olsun İsa (as) hakkında söylediklerinin hepsi doğrudur. Herhangi bir kavim bir Nebi ile lanetleşmişse o kavim tamamen yok olmuştur. Eğer Muhammet (as) ile lanetleşirseniz yeryüzündeki kökünüz tamamen kazınır, yok olur. Dininizde kalmak istiyorsanız bu zata veda edin ve yurdunuza dönün."
Hıristiyan Necranlılar kendi aralarında konuşurlarken Resûlullah (as) üzerinde siyah kıldan yapılmış bir aba olduğu halde evden çıktı. Önce yanına Hasan geldi, onu siyah abasının içine aldı, sonra Hüseyin geldi. Onu da abasının altına aldı. Sonra Fatıma, sonra Ali (r.anhüm) de geldiler, onları da abanın altına aldı ve: "Allah sizden azabı kaldırmak ve sizi tamamen temizlemek istiyor, Ey ehli beyt!" (Ahzab, 33/33) ayetini okudu. Bundan dolayı ehli sünnet arasında bu zevata "Ehl-i âbâ" denilir oldu. Bundan sonra hepsi beraber hareket ettiler. Hüseyin elleri boynunda koşuyor, Resûlullah (as) Hasan'ın elinden tutmuş, Hazreti Fatıma babasının ardında. Hazreti Ali de Fatıma'nın (Allah hepsinden razı olsun) arkasında olduğu halde mescide doğru yürüyorlardı. Hem gidiyorlar, hem de Allah'ın Rasûl'u (as) onlara: "Ben dua ettiğim zaman siz "amin" deyiniz!" diye telkinde bulunuyordu.
Necranlılar Ehl-i Beyt'in gelmekte olduğunu görünce diğerlerine;
- Ey Nasara/Hıristiyanlar! Ben öyle yüzler görüyorum ki: Onlar, Allah'tan bir dağın yerinden kaybolmasını istemiş olsalar, Allah o dağı yerinden kaldırır. Siz, bunlarla "lanetleşmeyiniz. Yemin olsun hepiniz helak olursunuz. Yeryüzünde Nasranî/Hıristiyan kalmaz" dedi.
Allah'ın Rasulü yanlarına geldiğinde onlar:
- "Ya Ebel'Kâsım! Biz seninle mübahele etmemeye (lanetleşmemeye) ve seni dininde bırakıp memleketimize dönmeye karar verdik" dediler.
Bunun üzerine Allah'ın Rasulü:
-"Mübaheleden/Lânetleşmekten vazgeçmiş iseniz İslam'a giriniz. Müslümanların lehine olan sizin lehinize ve Müslümanların aleyhine olan sizin de aleyhinize olsun" buyurdu.
Onların, İslam dinini kabul etmemeleri üzerine Allah'ın Rasulü:
- "Sizi savaşmaya davet ederim" dedi.
Savaş teklifini duyan Necranlılar:
- Bizim Arap kavmi ile savaşmaya takatimiz yok. Lakin bizimle savaş yapmamanız, bizi dinimizden döndürmemeniz karşılığında biz de sana; bini Sefer ve bini de Recep ayında teslim edilmek üzere, her yıl iki bin adet kıymetli elbise, otuz adet demir gömlek vermek suretiyle seninle sulh yapıyoruz, dediler.
Diğer bir rivayette, antlaşmada otuz üç deve, kırk dört savaş atı da vardır.
Bu esaslar dahilinde Allah'ın Resulü onlarla barış yaptı. Surenin başında geçtiği üzere Ebu Ubeyde Bin Cerrah'ı da hakem olarak onlarla beraber Necrana gönderdi.
Onlar dışarı çıktıktan sonra Resulullah (as) ashabına:
- "Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, "helak", Necran ehline çok yaklaşmıştı. Onlar bizimle lanetleşme yapmış olsalardı, maymun ve hınzır suretlerine çevrilecekler, vadi üzerlerine ateşle dolacak, Allah (cc) Hazretleri, Necran'ı ve Necran ehlini, ağaçlar üzerindeki kuşlarına varıncaya kadar helak edecek ve bir sene geçinceye kadar hepsi yok olup gideceklerdi."
Daha sonra da buyurdu ki: "Ne büyük tehlike, ne korkunç azap? Keşke Hıristiyan alemi bunu idrak etselerdi! "





















































































