Yukarıda geçtiği gibi gönül yoluyla Hakk'a gidişte vesile ve rabıta gerçeği çerçevesinde tâbi olunacak Hak dostları özetle iki ana kategoriye ayrılabilir: Peygamberler ve onların varisleri...
İnsan Allah dostlarına ittiba çerçevesinde onlarla öyle bir gönül bağı kurar ki, adeta kendini unutur, nefsini feda eder. Buna nefsin yok olması yahut tasavvufî literatürle nefsin "fena" hali denir. İnsan, nefsinde "fena" halini elde edince ruh cevherini hürriyetine kavuşturur, başka bir ifade ile Hakk'ın yüce varlığında dirilir, ihya olur, yine tasavvufî literatürdeki ifadesiyle "beka" bulur, bekabillaha erer.
Bu bir mücadele ile ve çeşitli kademelerden geçerek gerçekleşir. İnsan, nefsini terbiye yolunda fena halini yakalamak böylece Hakk'ın varlığında beka bulmak için üç kademeden geçmek zorundadır: Fenafişşeyh, fenafirresul ve fenafillah... İleride bu gerçekleri genişçe takdim ettik.
VELÂYET ve İRŞAD
İnsanla yaratıcısı arasındaki ilk münasebet, Bezm-i Elest'le (Ezelî Misak) birlikte başlamış ve tekrar buluşmak ahdi ile çıkılan esrarengiz yolculuğun çıkış noktası da yine Bezm-i Elest olmuştur.
Dünya ve mülk âlemi, bu esrarengiz yolculuktan umulan gayenin gerçekleşmesi için gerekenler icra edilmek üzere hazırlanmış bir sahnedir, bir imtihan salonudur. Kur'ân-ı Kerim'de topraktan yaratıldığı bildirilen insana, bu maddî-cismanî yönüyle dünyaya uyum sağlamak, mülk âleminin şartlarına adapte olmak imkânı sağlanmıştır. "Allah'tan bir nefha" olup, Bezm-i Elest'teki ilâhî hitabın muhatabı olmuş "ruh" ise insanın asıl cevheridir.















































































