Halk adamı Nasreddin HocaRıza SEYFULLAH
SUBAŞININ EŞE?İEşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:
-Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam!
Diye bağırmaya başlamış.
Herkesi bir telaş , bir korkudur almış. Eşeği aramak için dört bir tarafa dağılan Akşehirliler, yolda Hoca'ya rastlamışlar:
-Aman Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n'olur.
-Eşek kimin?
-Subaşının.
Demişler.
Hoca da: "Peki ararım." demiş ve türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş. Karşısına çıkan bir köylü :
-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun?
Deyince, Hoca:
-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!
Demiş. Adam , yine sormuş:
-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?
-El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik subaşınınsa....
BİLGİ YARIŞMASIAkşehir'e yabancı bir bilgin gelmiş, kentin en bilgili kişisiyle atışmak istediğini söylemiş. Nasreddin Hoca'yı çağırmışlar.
Yabancı bilgin, değnekle yere bir daire çizmiş.
Hoca değneği elinden alıp bu daireyi ikiye bölmüş.
Adam Hoca'nın çizdiğine dik bir çizgi daha çekmiş, daire dörde bölünmüş.
Hoca dairenin üç bölümünü alır gibi yapmış; dördüncü bölümünü karşısındakine verir gibi itelemiş.
Yabancı parmaklarını bir araya getirerek elini yere dogru sallamış.
Hoca, bunun tam tersini yapmış. Karşılaşma sona erince yabancı bilgin açıklamış:
-Sizin Hoca pek yaman! Dünyanın yuvarlak olduğunu gösterdim, "Ortasında ekvator var" dedi. Dörde böldüm, "Dörtte üçü su, dörtte biri kara'" dedi. "Yağmur neden yağar?" dedim, "Sular buharlaşınca göğe yükselip bulut olur, sonra da yağmura dönüşür" cevabını verdi.
Akşehir'liler Hoca'ya da sormuşlar bu karşılaşmanın anlamını. Hoca şunları söylemiş:
-Obur herif, "Bir tepsi baklava olsa" dedi. "Tek başına yiyemezsin." dedim, "Yarısı benim." "Dörde bölsek n'aparsın?" dedi, "Dörtte üçünü yerim." dedim. "Üstüne ceviz, fıstık filan eksek." dedi "İyi olur ama, küllü ateşte olmaz, harlı ateş gerek." dedim.
Yenildi gitti!
O ZAMAN BAŞKAHoca'nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:
-Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım.
-Buyrun sorun.
Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:
-Geçen gün, komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin karnını boynuzlayıp öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek?
Hoca, sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :
-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..
-Teşekkür ederim kadı efendi.
-Sahibinin de bu işte suçu yok; ne bilsin böyle olacağını?
Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:
-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil, seninki imiş.
Hoca, yerinden doğrulup:
-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım!
EŞE?E NEDEN TERS BİNMİŞBir gün Hoca, eşeğine binerek, arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:
-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim; çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; bu saygısızlık olur. Ben önde gitsem,
size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz hem de karşı karşıya bulunuruz!
PARAYA VEREN DÜDÜ?Ü ÇALARBir gün Nasreddin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.
Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
- Peki, olur...
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:
- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
- Ya bizim düdükler nerede ?
Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
- Parayı veren düdüğü çalar.
SUBAŞININ EŞE?İEşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:
-Çabuk benim hayvanımı bulun, yoksa karışmam!
Diye bağırmaya başlamış.
Herkesi bir telaş , bir korkudur almış. Eşeği aramak için dört bir tarafa dağılan Akşehirliler, yolda Hoca'ya rastlamışlar:
-Aman Hocam, bize yardım et. Yolda sahipsiz bir eşek bulursan hemen yakala n'olur.
-Eşek kimin?
-Subaşının.
Demişler.
Hoca da: "Peki ararım." demiş ve türkü söyleye söyleye yolunu sürdürmüş. Karşısına çıkan bir köylü :
-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun?
Deyince, Hoca:
-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!
Demiş. Adam , yine sormuş:
-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?
-El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik subaşınınsa....
BİLGİ YARIŞMASIAkşehir'e yabancı bir bilgin gelmiş, kentin en bilgili kişisiyle atışmak istediğini söylemiş. Nasreddin Hoca'yı çağırmışlar.
Yabancı bilgin, değnekle yere bir daire çizmiş.
Hoca değneği elinden alıp bu daireyi ikiye bölmüş.
Adam Hoca'nın çizdiğine dik bir çizgi daha çekmiş, daire dörde bölünmüş.
Hoca dairenin üç bölümünü alır gibi yapmış; dördüncü bölümünü karşısındakine verir gibi itelemiş.
Yabancı parmaklarını bir araya getirerek elini yere dogru sallamış.
Hoca, bunun tam tersini yapmış. Karşılaşma sona erince yabancı bilgin açıklamış:
-Sizin Hoca pek yaman! Dünyanın yuvarlak olduğunu gösterdim, "Ortasında ekvator var" dedi. Dörde böldüm, "Dörtte üçü su, dörtte biri kara'" dedi. "Yağmur neden yağar?" dedim, "Sular buharlaşınca göğe yükselip bulut olur, sonra da yağmura dönüşür" cevabını verdi.
Akşehir'liler Hoca'ya da sormuşlar bu karşılaşmanın anlamını. Hoca şunları söylemiş:
-Obur herif, "Bir tepsi baklava olsa" dedi. "Tek başına yiyemezsin." dedim, "Yarısı benim." "Dörde bölsek n'aparsın?" dedi, "Dörtte üçünü yerim." dedim. "Üstüne ceviz, fıstık filan eksek." dedi "İyi olur ama, küllü ateşte olmaz, harlı ateş gerek." dedim.
Yenildi gitti!
O ZAMAN BAŞKAHoca'nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:
-Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım.
-Buyrun sorun.
Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:
-Geçen gün, komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin karnını boynuzlayıp öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek?
Hoca, sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :
-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..
-Teşekkür ederim kadı efendi.
-Sahibinin de bu işte suçu yok; ne bilsin böyle olacağını?
Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:
-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil, seninki imiş.
Hoca, yerinden doğrulup:
-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım!
EŞE?E NEDEN TERS BİNMİŞBir gün Hoca, eşeğine binerek, arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:
-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim; çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; bu saygısızlık olur. Ben önde gitsem,
size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz hem de karşı karşıya bulunuruz!
PARAYA VEREN DÜDÜ?Ü ÇALARBir gün Nasreddin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.
Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
- Peki, olur...
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:
- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
- Ya bizim düdükler nerede ?
Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
- Parayı veren düdüğü çalar.












































































