logo
22 TEMMUZ 2026

Genç Üniversite

20.05.2001 00:00:00
 
Hani tezgahlarımız nerde, sanayi nerde?

SEYİR: ALPEREN POLAT

"...Çarşıdan eve taşıdığım yiyeceklerin arasında Amerikan unu, Rus külahı şeker bulunduğunu ve babamın ayağına ayakkabı, sırtına çamaşır ve giyecek yaptırmak için Fransız köselesi ve patiskası -öteki kumaşlara kıyasla daha ucuza satılan Alman kumaşı- ve başımı kapamak için Avusturya fesi aradığını hatırlıyorum.... Anadolu'nun ortasında Kızılırmak üzerine yapılacak 30 - 40 metrelik bir köprüyü yaptırmak için 3 - 4 bin kilometre uzaklıktaki Fransızların çağrıldığını görmüştük..."

H. Veldet Velidedeoğlu'nun çocukluğuna ait gözlemlerinin anlatıldığı "Devirden Devire" adlı kitabın sayfaları arasında rastladığımız bu satırlar ve;

"İşimiz düştü mü tersaneye yahut denize

Mutlaka adetimizdir, koşarız İngiliz'e

Bir yıkık köprü için Belçika'dan kalfa gelir;

Hekimin hazıkı bilmem nereden celbedilir

Mesela bütçe hesabatını yoktur çıkaran...

Hadi bakalım maliyeye gelsin Mösyö Loran

Hani tezgahlarımız nerde, sanayi nerde?

Ya Brüksel'de, ya Berlin'de,ya Mançester'de!"

Milli şairimiz Mehmet Akif'in bu anlamlı mısraları, Birinci Cihan Harbi'nden sonra memleketimizin içinde bulunduğu vahim tabloyu gözler önüne sermektedir.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras: Harap bir memleket

Savaş sonrası her yer harap olmuş, evler yıkılmış, yollar işlemez hale gelmişti. Ekonomik canlılık adına bırakın eşya ve mal taşımayı, insanların bile hareket yetenekleri son derece sınırlıydı.

Savaş yıllarında ekmek 12 misli, buğday 5 misli, zeytinyağı 23 misli, et 3 misli, pirinç 30 misli, şeker ise 60 misli fiyat artışına uğramıştı.

Memleket tam anlamıyla bir yokluklar fırtınası içinde kaybolmuş, en basit ihtiyaçlar bile dışarıdan ithal edilir bir hale gelmişti. Ekonomik gelişme için hayati öneme sahip alt yapıyı gerçekleştirecek en basit teknikler bile mevcut değildi.

Memleket, üretime dayanmayan, ithal malların alınıp satıldığı bir pazar görünümü arz eden ve kendi insanı, yabancı malları tüketmekle mükellef olan bir ekonomik yapıya sahipti. Ekonomik hakimiyetimizin anahtarı, milliyeti belli olmayan levantenlerle Yahudi, Yunanlı ve Ermeni kökenli kozmopolit bir menfaat zincirinin elindeydi. Öyle ki, daha savaşın başlamadığı 1913 yılı itibariyle milli sermaye ile kurulan şirketlerin sayısı 46 ve sermayeleri 110 milyon kuruş iken, yabancı sermayeli şirketlerin sayısı 39, sermayeleri ise 1 milyar kuruştur. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras kalan bu acı tablo içinde sadece memurluk ve köylülük mesleklerine sahip olan Türkler, sömürge siyasetinin nesnesi olmaktan kendilerini alamamış ve Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bile ticaretle uğraşan kesimin ancak yüzde 4'ünü Türkler teşkil edebilmekteydi. Aynı şekilde sanayi işyerlerinin emek ve sermayelerindeki oranı da yüzde 15'in altındaydı.

Ekonomik bağımsızlık şart

"Efendiler; tarihimizi dolduran zaferler, yahut izmihlallerin kaffesi ahval-i iktisadiyemizle münasebattır ve alakadardır... İstiklal-i tam için şu düstur var: Hakimiyet-i Milliye hakimiyet-i iktisadiyye ile tarsin edilmelidir (sağlamlaştırılmalıdır)... Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferlerle tetviç edilmezse semere-i netice payidar olamaz... Dahil olduğumuz halk devrinin, milli devrin milli tarihini de yazabilmek için kalemler sabanlar olacaktır. Bence halk devri, iktisat devri mefhumu ile ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki, memleketimiz mamur, milletimiz müreffeh ve zengin olsun." Mustafa Kemal Paşa'nın iktisat kongresi açılışında yaptığı bu konuşma, Cumhuriyet dönemi ekonomi politikasının özünü teşkil etmektedir. Öyle ki; Türk insanının canını ortaya koyarak kazandığı kurtuluş mücadelesinin devamı, ekonomik bağımsızlığa bağlanmıştır. Bağımsızlığın kıymetini çok iyi bilen Anadolu insanı, memleketi harabe haline getiren ekonomik bağımlılıktan kurtulup, Mustafa Kemal'in yolunu çizdiği ve siyasi bağımsızlığın perçinleştirici unsuru olarak tarif ettiği ekonomik bağımsızlığı elde edebilmek için elinden gelen gayretin fazlasını göstererek, memleketi adeta yeniden inşa etmiştir. El ele gönül gönüle verilen bu gayretin ilginç bir örneğini 20 Haziran 1921'de TBMM'nin 2. yıl 40. toplantısında aldığı yerli kumaş giyilmesi kararında görüyoruz. Çıkarılan bu kanunla, meclis üyeleri, bütün hükümet memur ve görevlileri, jandarma, belediye mensupları, kısaca devletle ilişkili herkesin yerli kumaştan elbise giymeleri kararlaştırılıyor. Bu karar ilk bakışta çok basit bir karar olarak algılansa da, aslında Cumhuriyet döneminin geleceğe uzanan ekonomik perspektifinin ipuçlarını gözler önüne seriyor. Cumhuriyet kadrosu bu tavırla, yerli sanayiye verilecek önemi ve memleketimizi bir Pazar yeri olarak gören yabancı sömürücülere esaslı bir mesajı göstermektedirler.

Cumhuriyet dönemi ekonomi anlayışı: Devletçilik

"Bizim takibini uygun gördüğümüz mutedil devletçilik prensibi, bütün istihsal ve tevzii vasıtalarını fertlerden alarak, büsbütün başka esaslar dahilinde tanzim etmek gayesini takip eden sosyalizm prensibine müstenit kollektivizm yahut komünizm gibi hususi ve ferdi iktisadi teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan bir sistem değildir." Bizzat Atatürk'ün bizim uyguladığımız ılımlı (mutedil) devletçilikten ne anlaşılması gerektiğini anlatan yukarıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere ılımlı devletçilik, ferdi teşebbüsü tamamen engelleyen ve şahısların yapacağı işlerin ellerinden alınarak devlet eliyle yapılmasını öngören bir anlayıştan ziyade, içinde bulunulan perişan halde, neredeyse yok denecek kadar can çekişen Türk özel sektörünü canlandırmak ve memleketin feraha kavuşması için acil yapılması gereken icraatların devlet tarafından yapılmasını öngören bir anlayıştı. Bu tanım, 1931 yılında basılan okul kitaplarında şu şekilde tarif edilerek desteklenmektedir: "Bizim devletçiliğimiz ferdi emek ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar kısa zamanda ulusu refaha ve memleketi mamurluğa eriştirmek için ulusun genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlere ve özellikle ekonomik alanlara devletin ilgisini yöneltmektir."

Devletçiliğin en çok eleştirildiği, "ferdi teşebbüsü engelliyor" eleştirisini haksız çıkartırcasına, şahsi teşebbüsün oluşması için altyapı oluşturma görevini icra eden bir anlayış hakim bizim devletçilik anlayışımızda. Cumhuriyet dönemi kadrosunun ilk hedeflerinden biri olan milli bir özel sektör oluşturma fikrinden hareketle, bütün olumlu şartlara rağmen 1923-29 yılları arasında özel sektörümüzün gösterdiği beceriksizlik ve 1929 dünya ekonomik krizinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalma durumu; özel sektörümüzün daha hazır olmadığını gösteriyordu.

Milli bir özel sektör

Atatürk'ün her fırsatta tekrar ettiği teşebbüs-i şahsi kavramı, günümüzde bazılarınca anlaşılan anlamından çok farklı olarak milli bir şahsi teşebbüsü ifade etmektedir. Milli ekonominin oluşması için bunu olmazsa olmaz şart olarak gören yönetim, ilk iş olarak yabancı sermayenin ekonomik hayat ve askeri düzenleme bakımından stratejik yerlerde bulunmasını engellemek için millileştirme politikalarına özellikle 1930'dan sonra hız vermiş ve ilk olarak; demiryolları, su şirketleri, rıhtım şirketleri, telefon şirketi, maden işletmeleri gibi alanları millileştirmiştir. Bu işletmelerin yabancılardan devralınması için büyük meblağlar ödenmiştir.

Birinci Beş yıllık kalkınma planı

Devletin doğrudan kendi imkanları ile gerçekleştireceği sanayi yatırımlarını ifade eden ve 1933- 37 dönemi içinde yürürlüğe giren Birinci Beş yıllık kalkınma planından amaç, devletin doğrudan yatırımcılığı ile yepyeni bir ekonomik düzen kurmaktır. Birinci planın gerçekleştirilmesi için 100 milyon lira harcanmıştır. Kaynaklar daha çok iç piyasadan sağlanmış, vergilerin yanısıra yaklaşık yüzde 30 civarından emisyona başvurulmuştur.

Bugün içinde bulunduğumuz batağın kaynağı dış borçlanmaları düşünecek olursak, o dönemde dış kaynaklara karşı özel bir tavır sözkonusudur. Bunun sonucu olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı sermaye yaklaşık 142 milyon sterlinglik bir yatırım gücüne sahipken, alınan tavır sebebiyle 1933 yılına gelindiğinde yüzde 82 gerileyerek 26 milyon sterlinge düşmüştür.

O dönemdeki yabancı sermayeye karşı alınan bu tavırla ilgili olarak, Toynbee'nin ifadeleriyle, yabancıya karşı olma tavrı, dış kaynaklı bilgi ve yabancı uzmana da şüpheyle bakılmasına, hatta dış ülkelerde yetişmiş Türklerle bile işbirliği yapılmaması gerektiği düşüncesine ulaşmıştır. Toynbee'nin bu ifadeleri, bugün ABD'den ithal ettiğimiz ekonomi bakanı düşünüldüğünde, daha bir anlam kazanacaktır. Buna ilaveten o dönemde Batı'nın Türkiye'ye bakışını ifade etmesi bakımından İngiliz Dışişleri bakanı Lord Curzon'un Lozan'da sarfettiği şu cümlelerin dikkatle okunması gerekmektedir: "Memleketiniz haraptır. Yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için yardım isteyeceksiniz. O zaman bu cebime koyduklarımdan her birini birer birer çıkarıp size vereceğim..."

Uygulanan politikaların neticeleri

Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan ekonomik politikaların en çok göze çarpan sonuçlarından biri milli gelirdeki yüzde 28 oranındaki artıştır. Diğer taraftan demiryolları yapımında da yönetim ciddi başarılar sağlamıştır. 1923'te 3.756 km. Olan demiryolu uzunluğu 1940 yılında 7. 381 km. dir. Ülkede 1930'lara kadar doğru dürüst fabrika yokken 1930'lardan itibaren devlet ciddi bir fabrikalaşma sürecine girmiştir. Bunun sonucunda, Kayseri, Ereğli, Nazilli, Malatya, Bursa'da tekstil; İzmit'te kağıt ve selülöz; Gemlik'te suni ipek; Paşabahçe'de cam- şişe; Kütahya'da çini; Keçiborlu'da sülfür; Karabük'te Demir-çelik tesisleri kurulmuştur.

Devletçilik uygulamasıyla Türkiye, şeker, çimento, kauçuk, deri ve kereste üretiminde dışarıya bağımlılığından büyük oranda kurtularak kendi ihtiyaçlarını karşılayacak üretime ulaşmıştır. Çeşitli dallarda yerli üretimin ülke ihtiyacını karşılama oranlarına bakılacak olursa; pamuklu kumaşlarda yüzde 43, yünlülerde yüzde 83, kağıt ve mukavvada yüzde 32, kükürtte yüzde 70, cam eşyada ise yüzde 63 civarındadır. Bu dönemde sanayi yatırımlarında ulaşılan oran, toplam yatırımların yüzde 30'udur ki bu, önceki dönemlerdeki değerlerden çok daha yüksek bir gelişmeyi ifade etmektedir. Bunun yanısıra çeşitli maden kaynaklarını arama ve işletme çalışmaları neticesinde, bakırda ihtiyacı karşılayacak seviyede üretim sağlanmış, krom madeninde ise Türkiye dünyanın en önemli ihracatçı ülkelerinden biri haline gelmiştir.

Devletçiliğin, sanayi tesislerini belli bir bölgede toplamayıp Anadolu'ya dağıtması da, günümüzde bu anlayışın daha ileri yöntemini dillendiren önemli şahsiyetlerin (Prof. Dr. Haydar BAŞ, dar bölge yaygın kalkınma projesi, en ciddi örneğidir) dikkatle takip edilmesi gerektiğini de gözler önüne sermektedir.

Nereden nereye...

İşin en dramatik tarafı da; bugün mevcut bulunan hükümetin, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki (1923- 1938) kadroların sırf siyasi bağımsızlığımızın teminatı olarak ekonomik bağımsızlığımızı temin etmek ve yabancı sömürüsüne set çekebilmek uğruna büyük meblağlar vererek millileştirdiği kurumları (Telekom, THY vb.) bizzat yabancılara peşkeş çekmek için ellerinden geleni yapması ve bu yaptıklarına da yüzleri bile kızarmadan Kurtuluş savaşını referans göstermeleridir. Tarihi 180 derece çarpıtan bu zihniyet aynı şekilde Atatürk'ün teşebbüs-i şahsi ifadesini de Türk özel teşebbüsünden ziyade yabancı özel teşebbüsü olarak algılamaktadır. Öyle ki; ülkemizin en büyük özel teşebbüslerinden olduğu iddia edilen Sabancı, Anadolu'nun en doğal ve tarihi ürünü olan yoğurdu bile yabancı ortaklara ürettirmekte (Danone) ve ülkemizde sattırmaktadır. Aslında bugün gelinen noktada ülkemizin yukarıda panoramasını çizmeye çalıştığımız savaş sonrası Türkiye manzarasından pek farklı olmadığını görüyoruz. Bu durumda yapılacak iş, 1923- 38 ekonomik kalkınma modelini hayata geçirmek olmalıdır. Ama bunu mevcut siyasi iradenin yapması imkan dahilinde değildir. Çünkü mevcut irade tarihe kendi penceresinden bakıp istediği şekilde yorumlamaktan vazgeçmiyor. Oysa ki çözüm, tarihten doğru dersler çıkarmasını bilen beyinlerde saklı...

Megola İdea ve Fener Patrikhanesi

Oğuz KÖRO?LU

Milli bütünlüğümüzü tehdit eden düşman fikirlerden biri hatta en tehlikelisi bilindiği üzere Yunanistan'ın, "Megola İdea" projesidir. "Büyük fikir", "Büyük İdeal" anlamlarına gelen Megalo İdea'nın amacı İstanbul başkent olmak üzere Bizans İmparatorluğu'nu en geniş sınırlarıyla dirilterek Yakın Doğu'da büyük bir Yunanistan kurmaktır. Oysa ki Yunanlıların, kendilerini varisi saydıkları Bizans'la ne tarih, ne soy ve ne de kültürel bakımdan hiçbir ilişkileri bulunmamaktadır. Esasen Megalo İdea, 1787'de Kerson'da Rus Çariçesi II. Katerina ile Avusturya İmparatoru II. Joseph'in hazırladıkları ve Bizans İmparatorluğu'nu kurarak Osmanlı'yı parçalamayı amaçlayan "Grek Projesi"nin bir devamı niteliğindeydi. Nitekim, 1814-1876 yıllarında faaliyet gösteren Filiki Eterya'nın ve azılı Türk düşmanı Venizelos'un gerçekleştirmeye çalıştıkları Megalo İdea'nın hedefleri; Yunanlılar'a müstakil bir ülke sağlamak, Trakya, Selanik ve Ege Adaları'nı Yunanistan'a ilhak etmek. Oniki Ada, Girit, Kıbrıs, Marmara ile Batı Anadolu Bölgesi ve Makedonya'yı Yunanistan'a bağlamak, bununla birlikte ilerde Yunanistan'la birleşmek üzere Trabzon ve civarında bir Pontus devleti kurmak ve İstanbul'u ele geçirerek Bizans İmparatorluğu'nu yeniden diriltmektir. Bir konuşmasında, "Ben geçliğimden beri Skiros Adası'nı (ki, Ege Denizi'nin tam ortasındadır) Helenizmin coğrafi merkezi saymışımdır" diyen- Venizelos'a göre, Ege Denizi bir Yunan denizi olacak, iki kıtaya ulaşan ve beş denize açılan Yunanistan gerçekleşecek, Yunanistan'ın bir ayağı Asya, bir ayağı Avrupa'da olacak ve Bizans yeniden yaratılacaktı.

Mondoros öncesi ve sonrasındaki işgal ortamını fırsat bilerek hemen hemen tamamı Türk toprakları üzerinde bulunan emellerini gerçekleştirebilmek için harekete geçen Yunanlılar, Fener Rum Patrikanesi'nin öncülüğünde, Etnik-i Eterya'dan Mavri Mira'ya kadar kurduğu isyan ve ihtilal cemiyetlerine paralel olarak, Osmanlı bünyesinde yaşayan Rum azınlıkları teşkilatlandırarak faaliyetlerini sürdürdüler. Patrikhane etrafında yoğunlaşan bu çatışmalar sırasında, zaten eskiden beri kışkırtılan Rumlar da, Yunanistan'ın bağımsızlığından sonra Megalo İdea'ya hizmet için seferber oldular. "Patrikhane Yunanistan'ın emrine girmelidir; bu suretle, birleşmiş bir patrikhanenin ilerdeki milli davalarda rolü pek büyük olacaktır" diyerek Patrikhane'yi de Megola İdea karargahı haline sokan Venizelos, henüz başvekil olmadan önce gizlice İstanbul'a gelerek bir Rum'un Fener'deki evinde Türk Milletini içerden vurmak için giriştiği hainane planını tanzim etmişti. Gerçekten de buradaki planlar dahilinde Patrikhane, Venizelos'un ve Yunanlıların Türkiye'deki icra vasıtası haline gelmiş; Yunanistan, Megalo İdea için Patrikhanenin desteğini almıştır. Şu halde Patrikhanenin Yunan emellerine hizmet eden bir kuruluş durumuna gelmesi daha 1910 yıllarında gerçekleşmiş bulunuyordu. Mondros'un imzalanmasını müteakip, bu mütarekenamenin meşhur 7. maddesinden hareketle İstanbul'u işgal eden emperyalist kuvvetlerin donanmaları Marmara'ya gelmişken Patrikhane, kapısına çift kartallı Bizans bayrağını asarak ihanetini aleniyete dökmüştür. Nitekim Patrikhane, başta siyasi entrikalar olmak üzere ihtilal cemiyetlerinin teşkilatlandırılması, çetelerin yönlendirilmesi, nümayişlerin düzenlenmesi, sosyo-kültürel çalışmaların yürütülmesi, propogandaların yaygınlaştırılması vb. faaliyetleriyle bir fitne, fesat ve bir melanet yuvası haline gelmiştir. Kısa zamanda İstanbul ve Anadolu'da teşkilatlanan ve hızla faaliyet gösteren Fener Patrikhanesi, Beyoğlu'ndaki Edebi Silogos Kulubü, Ziğrofyon ve Zapyon Liseleri, Rum Kulüpleri, Anadolu ve Adalardaki mektepler, kolejler, yetimhaneler ve hastaneleri de devreye koyarak Megola İdea'nın gerçekleştirilmesi yolunda başlıca rolü oynamıştır.

Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir!

Kazım ÜSTÜN

Yazının başlığındaki ifade; vatanın parçalanması emellerinin yurdun her bölgesinde postallarını gösterdiği bir dönemde; milli vicdanın kurtuluş amacıyla ayağa kalkışını ve müdafa-i hukuk olarak örgütlenmesinin başlangıcını ifade eden Amasya Tamimi'nin, birinci maddesidir. Tarih 22 Haziran 1919'dur. O dönemdeki ülkenin genel manzarası bir milleti varlıkla yokluk mücadelesinin eşiğine getirmişti. "İtilaf Devletleri ateşkesten hemen sonra harekete geçmişler, ülkenin en zengin ve stratejik bölgelerini işgaline girişmişlerdi. Bu da, düşmanın ateşkesi barışın ilk adımı olarak değil de, paylaşma projelerinin uygulanmasını kolaylaştıran bir işgal belgesi olarak gördüğünü göstermişti." "İtilaf devletleri işgal sözcüğünü kullanmadan İstanbul'u işgal etmişlerdi." Yine "Devlet mâli ve ekonomik yönden çok kötü bir durumdaydı. Tüm yer altı ve yer üstü kaynakları yabancıların elinde bulunuyor, onlar tarafından işletiliyordu. Ulaşım ağımız; rıhtım ve limanlar, fenerler aynı güçlerin elindeydi. Su, aydınlanma, gaz ve telefon gibi her türlü hizmet onlar tarafından karşılanıyor, bedeli de fazlasıyla alınıyordu." Bu manzarayı zihinlerimizde canlandırırken bugünkü versiyonlarını da anlamamız hiç zor değildir. Buna göre; Globalleşme akımının bir tesiri olarak milli hedef seçilen AB üyeliği ve bu süreç beraberinde şu gerçekleri ortaya çıkarmıştır: Ekonomik olarak, Gümrük birliği Türkiye'nin zararına olmuştur. IMF merkezli programlar ülkeyi mali iflasa sürüklemiş, iktisadi hayatta üretim durmuş, iç ve dış borçlanma ile Ülke belirli odaklara bağımlı hale getirilmiştir. Özelleştirme çerçevesinde; Gaz, Telefon, Bankacılık gibi önemli sektörler yabancı sermayeye açılmış, tahkimin kabul edilmesiyle de çıkabilecek ihtilaflar yabancıların eline bırakılmıştır. Yine çıkarılan; şeker kanunu, bor kanunu, endüstri bölgeleri kanunları ile zengin ve stratejik alanlarda milli çıkarlarımız zarar görmüştür.

ULUSAL SINIRLAR İÇİNDE VATAN BİR BÜTÜNDÜR BÖLÜNEMEZ

Erzurum ve Sivas kongreleri kararlarının 1. Maddesini ifade eden bu sözde; bugün milletçe tekrar bütünleşme zarureti doğmuştur. Çünkü;

1) Özellikle ABD tarafından Kuzey Irak ve Güneydoğu bölgesinde Kürt devleti projesi ortaya atılırken diğer taraftan batılı politikacılar bu bölgeye sözüm ona dostane ziyaretler düzenleyerek bu emelin altyapısını hazırlamaktadırlar. 2) Ege ve Doğu bölgesi üzerinde de Sevr emelleri artık en yetkili ağızlardan gündem edilmektedir. 3) Azınlıklar Lozan antlaşmasına aykırı olarak sayısal çoğunluk addedilmekte dolayısıyla vatanın bölünmezliğine ve milletin birliğine tuzak kurulmaktadır.

MANDA VE HİMAYE KABUL OLUNAMAZ

Erzurum Kongresi'nin en önemli kararlarından olan bu ifade, milli onurunu ve haysiyetini kaybetmişlerin söylemlerine karşı bir duruşu ifade etmekteydi. AB üyeliği çerçevesinde egemenliğin devrini doğal bir süreç, sosyal, kültürel ve iktisadi sahada tam uyumu çağdaşlaşmaya aşık Türk medeniyetinin bir evrimi olarak algılayanlar bilerek ya da bilmeyerek manda ve himayeyi savunmaktadırlar. IMF'ye niyet mektupları adı altında ifade edilenler, AB'ye ulusal program diye taahhüt edilenler devletin bağımsızlık karakteriyle bağdaşmamaktadır. Devletin ve milletin iradesini tek taraflı olarak kayıt altına alan her durum, hukuki çerçevesi ne olursa olsun bağımlılıktır, himayedir.

MİLLETİN BA?IMSIZLI?INI YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR

Vatanı paylaşmanın adım adım gerçekleştiği dönemde her türlü olumsuz şartlara rağmen Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurtuluşun mücadelesi başlatılıyor, bunun adresinin de millet olduğu ifade ediliyordu. Bugün içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmanın yolu çeşitli antlaşmalarla dışardan yardım almak değil; insanımıza güvenerek aynı azim ve kararla milli bir mücadele başlatmaktır. Bunun için de insanımıza; milli onur, bağımsızlık ruhu, birlik ve dayanışma, çalışkanlık, cesaret gibi özelliklerini aldığı ve beslendiği dini ve kültürel değerlerinin yaşatılması şarttır. Aksi takdirde bu boşluğu misyonerlik faaliyetleri ile yabancı emeller doldurur. O zaman; benliğine, ülkesine ve çevresine yabancı, tepkisiz insan modelleri ortaya çıkar ki artık iş işten geçmiş demektir.

Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada tanık olarak dinlenen G.İ'nin savcılık ifadesine ulaşıldı

21.07.2026 18:20:00 / Güncelleme: 21.07.2026 20:50:32
AA
 
Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"
Gülistan Doku soruşturmasında sınıf arkadaşının ifadesine ulaşıldı: "Çok üzgün, bitkin ve çaresiz görünüyordu"

Doku'nun sınıf arkadaşı G.İ, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde, Gülistan Doku ile 2018 yılında Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü'nde öğrenim görmeye başladıklarını anlattı.

Doku ile Atatürk Mahallesi'nde bulunan farklı binalardaki yurtlarda kaldığını belirten G.İ, "Gülistan Doku adaletli, merhametli, neşeli çok iyi bir kızdı. Siyasetle ilgisi yoktu. Okuluna gelip giderdi. Son dönemlerde KPSS'ye hazırlanıyordu. Bunun için kitaplar almıştı. Hedefleri ve hayalleri vardı. Asla intihar edecek bir kız değildi. Okul dışındaki zamanlarda kafelerde, restoranlarda garson olarak çalışırdı." beyanında bulundu.

G.İ, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov'un kıskançlık nedeniyle genç kızı kısıtladığını iddia ederek, şunları kaydetti:

"Mesela Gülistan'la biz stajdan çıktıktan sonra bir yere gitmek istediğimizde Zeinal'a sorardı. Ancak Zeinal gitmesine izin vermezdi. Hiçbir yere gitmesine izin vermiyordu. Tartışmaları da genellikle bu sebeple oluyordu. Çok ayrılıp barışıyorlardı ancak Gülistan Doku kaybolmadan bir gün önce yani 4 Ocak 2020 günü Zeinal'ın evine neden gitti ben de anlam veremedim. Çünkü o tarihe kadar ilk defa çok uzun süredir ayrılardı. Hatırladığım kadarıyla Aralık 2019 ortalarından itibaren hiç irtibatları olmadı. Ancak Zeinal ile Gülistan'ın kaybından sonra görüştüğümde bana 'ne yaptıysa o kendisine bunu yaptı, her şey onun yüzünden oldu, annemle babam da kavga etti' demişti. O dönem Gülistan'ın derdine düştüğümüz için Zeinal'a kendisine ne yaptığını, neden her şeyin onun yüzünden olduğunu sormak aklıma gelmedi. Sonrasında da herkes Zeinal'dan şüphelendiği için onunla bir daha diyaloğa girmedim."

Doku'yu hastaneye götürmüş

Şüpheli Mustafa Türkay Sonal ve Umut Altaş'ı tanımadığını savunan G.İ, şunları söyledi:

"Gülistan kaybolmadan önceki haftalarda çok üzgün, bitkin, solgun ve çaresiz görünüyordu. Çok zayıflamıştı. Hatta tarihini hatırlamıyorum ancak 2019 aralık ayında bir gün Gülistan çok hastaydı, ayakta duramıyordu ve çok mide bulantısı vardı. Bana kendisini hastaneye götürüp götüremeyeceğimi sordu. Ben kendisini hastaneye götürdüm. Hastaneye giderken de 'kusacağım' diyordu, kendini zor tutuyordu. Karın ağrısı da vardı. Ancak doktorun odasına beni almadılar, kendisi girdi. Gülistan yatış istedi ancak doktor bunu kabul etmemiş. Neyi olduğunu sorduğumda bana hiçbir şey söylemedi. Başı dönüyordu, midesi bulanıyordu, karnı ağrıyordu ve çok solgun görünüyordu. Ben Gülistan'a neyin var diye sorduğumda cevap vermedi. O günden birkaç gün sonra Gülistan tekrar hastaneye gittiyse bundan benim haberim yoktur. Ondan sonraki günler hatırladığım kadarıyla biraz daha iyi görünüyordu. Ancak bitkinlik, solgunluk hali devam ediyordu ve yemekhanede yemek yediğimiz zamanlar 'yediğim şeyler kokuyor gibi midemi bulandırıyor' diyordu. İştahsızdı. Çok az yiyip bırakıyordu."

Gebelik testi yaptırdığından haberi olmamış

Gülistan Doku'nun gebelik testi yaptırdığından haberi olmadığını öne süren G.İ, "Hamile olup olmadığından da şüphelenmedim. Ancak 2019'un kış ayında mide bulantısı, karın ağrısı, kusma ve baş dönmesi yaşayıp onu hastaneye götürdüğümde Zeinal ile uzun süredir ayrı olduklarını bildiğim için hamile olacağına dair ihtimal vermedim." bilgilerini verdi.

Doku soruşturması kapsamında bugün Tunceli ve Erzurum cumhuriyet başsavcılıklarının talimatları doğrultusunda Elazığ, Malatya, Ankara, İstanbul ve Tunceli'de eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiş, aralarında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in eşi Handan Sonel ile Doku'nun telefonuna müdahale ettiği değerlendirilen bilişim şirketinin sahibi, 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş personeli, 1 iş insanı ve 2 güvenlik korucusu gözaltına alınmıştı.

12 zanlı tutuklanmıştı

Üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ile hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen B.Y. ve Y.E, haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, kırmızı bültenle aranan firari şüpheli Umut Altaş ise ABD'de gözaltına alınmıştı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrılmıştı. 

DABİS artık İŞKUR Mobil'de

Öğrenciler ve veliler tercihlerini artık iş gücü piyasası verileriyle destekleyebilecek

21.07.2026 14:20:00
Haber Merkezi
 
DABİS artık İŞKUR Mobil'de
DABİS artık İŞKUR Mobil'de
Lise ve üniversite tercih döneminde gençlerin eğitim ve kariyerlerine ilişkin daha bilinçli kararlar verebilmelerini desteklemek amacıyla Danışman Bilgi Sistemi (DABİS), İŞKUR Mobil uygulaması üzerinden öğrenci ve velilerin erişimine açıldı.

LGS'ye giren yaklaşık 1 milyon ve YKS'ye giren yaklaşık 2.5 milyon olmak üzere toplamda 3.5 milyon genci ilgilendiren süreçte, veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması hedefleniyor. DABİS'in İŞKUR Mobil uygulamasına taşınmasıyla birlikte öğrenciler, veliler ve mezunlar mesleki alanlar ile üniversite bölümlerine ilişkin iş gücü piyasası göstergelerine doğrudan erişebilecek.

DABİS tercih döneminde öğrencilerin okul ve bölüm seçimine katkı sunuyor

İŞKUR İş ve Meslek Danışmanları ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı rehber öğretmenler aracılığıyla sunulan DABİS sayesinde kullanıcılar, mesleki alanlar ve üniversite bölümleri hakkında kapsamlı bilgi edinebilecek. Sistem, eğitim tercihlerini yalnızca mevcut eğitim seçenekleri üzerinden değil, mezuniyet sonrasında karşılaşılabilecek iş gücü piyasası koşulları dikkate alınarak değerlendirmeye imkân sağlayan güvenilir bir kariyer rehberliği altyapısı sunuyor. DABİS'in İŞKUR Mobil uygulaması üzerinden erişime açılmasıyla veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetleri daha kapsayıcı ve erişilebilir hâle getirildi.

Mesleki alanlar ile ön lisans ve lisans programlarından mezun olan kişilerin eğitimden çalışma hayatına geçiş süreçlerini farklı yönleriyle ortaya koyan DABİS, kapsamlı bir kariyer bilgi sistemi niteliği taşıyor.

Sistemde;

• İş bulma süresi,

• Ücret dağılımı,

• Ortalama çalışılan işyeri sayısı,

• İstihdam oranı,

• Girişimcilik oranı,

• Girişim yaşam süresi,

• Akademide çalışma oranı,

• Sektör bazında dağılım

gibi mesleki alanı tercih edecekler için 14 gösterge, üniversite bölümü tercih edecekler için 15 gösterge yer alıyor. 

Kullanıcılar sistem üzerinden farklı mesleki alanları, üniversiteleri ve bölümleri karşılaştırabiliyor; böylece tercih etmeyi düşündükleri alanlara ilişkin istihdam, ücret, iş bulma, kariyerde ilerleme ve girişimcilik görünümünü bütüncül biçimde inceleyebiliyor.

DABİS'te yer alan farklı birçok gösterge, mesleki alanları ve bölümleri tanıma fırsatı sunuyor

DABİS'te sunulan göstergeler; Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) ve Millî Eğitim Bakanlığından (MEB) alınan lise ve üniversite mezun bilgileri ile Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) alınan 2010-2024 yılları arasındaki çalışan bilgilerinin anonimleştirilerek eşleştirilmesiyle oluşturulan mikro veri setlerinin analizine dayanıyor. Bu kapsamda farklı kurumlardan elde edilen eğitim, sosyal güvenlik ve istihdam verileri belirli metodolojik kurallar çerçevesinde bir araya getirilerek iş gücü piyasası göstergeleri oluşturuluyor.

Meslek lisesi ve yükseköğretim mezunlarına ilişkin göstergeler, mezunların yalnızca bir işe girip girmediğini değil, çalışma hayatındaki devamlılıklarını ve mesleki hareketliliklerini de ortaya koyuyor. Mesleki alan ve üniversite bölüm bazında hesaplanan istihdam oranı göstergesiyle mezunların güncel yıl içerisindeki istihdam oranları görülebilirken, mesleki alan bazındaki bölgesel istihdam oranı göstergesiyle de mezunların eğitim aldıkları ilde istihdam edilme durumları incelenebiliyor.

İlk iş bulma süresi de tercih sürecinde gençlerin en fazla merak ettiği başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. DABİS'te mezunların ilk işlerine ne kadar sürede yerleştikleri ayrıntılı biçimde gösteriliyor. Bu kapsamda, mezuniyetten önceki altı ay içinde çalışmaya başlayanlar ile mezuniyet sonrasındaki ilk altı ayda, altı-on iki ay arasında ve on iki aydan daha uzun sürede iş bulanlar ayrı ayrı değerlendiriliyor. Böylece öğrenciler, tercih etmeyi planladıkları mesleki alan veya üniversite bölümünden mezun olan kişilerin çalışma hayatına ne kadar sürede geçiş yaptığını karşılaştırmalı olarak inceleyebiliyor.

Yükseköğretim mezunlarına ilişkin göstergeler üniversite ve bölüm bazında hesaplanıyor. Sistem, ön lisans ve lisans programlarından mezun olanların iş gücü piyasasındaki durumunu çok boyutlu olarak ortaya koyuyor. Üniversite mezunlarının girişimcilik durumu da sistemde ayrı bir gösterge olarak yer alıyor. Mezuniyetten önceki altı ay ile mezuniyet sonrasındaki çalışma yaşamında kendi girişimini kuran mezunların oranları bölüm ve üniversite bazında hesaplanıyor. Bunun yanı sıra mezunların kariyerleri boyunca kaç farklı iş yerinde çalıştıkları ve girdikleri bir işte ortalama ne kadar süre kaldıkları da kullanıcıların incelemesine sunuluyor.

DABİS üzerinden üniversite mezunlarının bir işten ayrıldıktan sonra yeni bir işe geçiş süreleri, kurdukları girişimlerin faaliyetlerini ne kadar süre devam ettirdiği, çalıştıkları sektörler ve işletme büyüklükleri de incelenebiliyor. Böylece bir bölümün mezunlarının yalnızca işe girme oranı değil, çalışma hayatında hangi sektörlerde ve hangi ölçeklerdeki işletmelerde yoğunlaştığı da görülebiliyor.

Mezuniyet sonrası çalışma hayatına ilişkin bir öngörü sağlıyor

DABİS, gençlerin yerine tercih yapan bir sistem olma özelliği taşımıyor. Sistemde yer alan göstergeler tek başına kesin bir iş veya ücret garantisi sunmuyor. Geçmiş dönemlerde mezun olan kişilere ait toplulaştırılmış veriler üzerinden genel bir iş gücü piyasası görünümü sunan sistem, ekonomik koşulların, bireysel yetkinliklerin, yabancı dil bilgisinin, iş deneyiminin, yaşanılan bölgenin ve kişisel tercihlerin mezuniyet sonrasındaki kariyer sonuçlarını etkileyebileceği gerçeğini de göz önünde bulunduruyor.

DABİS, öğrencilerin yalnızca "Hangi bölümü kazanabilirim?" sorusuna değil, "Bu alandan mezun olduğumda beni nasıl bir çalışma hayatı bekleyebilir?" sorusuna da cevap bulmalarına katkı sağlıyor. Kullanıcılar, tercih etmeyi düşündükleri mesleki alan veya üniversite bölümüne ilişkin mezunların iş bulma sürelerini, çalışma devamlılıklarını, ücret dağılımlarını, girişimcilik eğilimlerini ve yoğun olarak çalıştıkları sektörleri karşılaştırabiliyor. Böylece eğitim tercihleri daha fazla veriye dayalı ve daha bilinçli şekilde yapılabiliyor.

Dijital hizmetlerin yanı sıra yüz yüze kariyer danışmanlığı hizmetleri de kesintisiz şekilde devam ediyor. İŞKUR İl Müdürlükleri ve Hizmet Merkezlerinde görev yapan İş ve Meslek Danışmanları, tercih döneminde öğrencilere ve velilere bireysel kariyer danışmanlığı hizmeti sunmayı sürdürüyor.

2020 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda uygulanan DABİS platformu, 2025 yılı Temmuz ayında İŞKUR'a devredildi. Devir sürecinin ardından sistem, 81 ilde görev yapan İŞKUR İş ve Meslek Danışmanları ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı rehber öğretmenler tarafından aktif olarak kullanılmaya devam ediyor. İŞKUR Mobil uygulamasıyla birlikte bu hizmet artık yalnızca danışmanlar ve rehber öğretmenler aracılığıyla değil, öğrenciler, veliler ve mezunlar tarafından da doğrudan erişilebilir hâle geldi.

DABİS ile veriye dayalı kariyer rehberliği hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması, tercih süreçlerinde doğru ve güvenilir bilgiye erişimin artırılması ve gençlerin eğitim ile çalışma hayatına ilişkin kararlarını iş gücü piyasası verileri ışığında desteklemeleri amaçlanıyor.

Peki, öğrenci ve veliler sisteme nasıl erişebilecek?

Kullanıcıların sisteme erişim için öncelikle IOS ve Android marketlerden İŞKUR Mobil uygulamasını indirmeleri ve profil oluşturduktan sonra Danışman Bilgi Sistemi'ne girerek mesleki alanlar için Ortaöğretim, üniversite bölümleri için Yükseköğretim sekmelerini seçmeleri gerekiyor.

2026-YKS şampiyonları belli oldu

ÖSYM Başkanı Bayram Ali Ersoy, bugün açıklanan 2026-YKS sonuçlarının ardından Türkiye birincilerini ilan etti. Sınavda iki büyük okul zirveye damga vururken, 2 soru da iptal edildi. İşte şampiyonlar…

21.07.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
2026-YKS şampiyonları belli oldu
2026-YKS şampiyonları belli oldu
Milyonlarca adayın üniversite hayalini belirleyen 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları bugün (21 Temmuz 2026) resmen açıklandı. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından sabah 05.50'de adayların erişimine sunulan sonuçların ardından, sınavın şampiyonları da belli oldu.

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy tarafından paylaşılan verilere göre, bu yılki sınav oturumlarında üstün başarı göstererek tam puan alan 11 öğrenci Türkiye birinciliği kürsüsüne oturdu. Şampiyonluk tablosunda İstanbul'un köklü liseleri ağırlığını koyarken, Eskişehir ve Şanlıurfa da birinci çıkaran iller arasında yer aldı.


Kabataş Erkek ve Kartal İmam Hatip Liseleri zirveye ambargo koydu


Açıklanan resmi verilere göre, Alan Yeterlilik Testleri'nde (AYT) sözel, sayısal ve eşit ağırlık alanlarındaki birinciliklerin tamamı İstanbul'daki iki liseden çıktı. Kabataş Erkek Lisesi 3 şampiyon, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ise 2 şampiyon çıkararak 2026-YKS'nin en başarılı eğitim kurumları olarak tarihe geçti.

İşte puan türlerine göre 2026-YKS şampiyonlarının tam listesi, illeri ve mezun oldukları okullar:

2026-YKS Şampiyonları (TYT, AYT, YDT)

TYT Birincileri: İlker Uyanıker (YTÜ Maçka MTAL-İstanbul), Abdullah Uslu (Eskişehir Fatih Fen Lisesi), Miraç Koşar (Şanlıurfa Fen Lisesi), Doğa Erdemir (Kadıköy Anadolu Lisesi), Şerif Efe Dartar (Kabataş Erkek Lisesi).

AYT Birincileri: Şerif Efe Dartar (Sayısal-Kabataş), Enes Salahaddin Coşkun (Sözel-Kartal AİHL), Tuğşem Bahar (Eşit Ağırlık-Kabataş).

YDT Birincileri: Eylül Uyar (Almanca-Kabataş), Ammar Moataz Mohamed Ibrahim Mahmoud (Arapça-Kartal AİHL), Sena İlhan (Fransızca-Açık Lise), Doğa Erdemir (İngilizce-Kadıköy), Ela Demirel (Rusça-Ahmet Keleşoğlu Fen Lisesi).


İki soru iptal edildi: Matematik sorusu değerlendirme dışı


ÖSYM, madde analizleri ve yargı kararları sonucunda 2 sorunun iptal edildiğini açıkladı. AYT Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1'deki 20. soru ile Matematik Testi'ndeki 23. soru değerlendirme dışı bırakılarak puanlama yapıldı.

Bu arada ÖSYM verilerine göre, sınava katılımda kadın adaylar erkekleri geçti. TYT doğru cevap ortalamaları: Türkçe (40 soru) 20,5; Sosyal Bilimler (20 soru) 10,2; Temel Matematik (40 soru) 6,8; Fen Bilimleri (20 soru) 4,3 olarak gerçekleşti.


Tercih maratonu 29 Temmuz'da başlıyor


Adaylar için en kritik süreç olan üniversite tercih tarihleri de netleşti. ÖSYM internet sitesi üzerinden yapılacak olan 2026-YKS tercih işlemleri 29 Temmuz - 10... tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Uzmanlar, yığılma ve başarı sıralamalarını dikkate alarak tercih yapılması konusunda öğrencileri uyarıyor.

2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) yerleştirme puanlarına göre, Temel Yeterlilik Testi'nde (TYT) 112, sayısalda 154, sözelde 4, eşit ağırlıkta 12, dilde 14 aday 550 ve üstünde puan aldı

21.07.2026 11:54:00
Anadolu Ajansı
 
2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı
2026-YKS sonuçlarının sayısal verileri açıklandı

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2026-YKS sonuçlarına ilişkin sayısal verileri açıkladı.

Buna göre, TYT'ye başvuran 2 milyon 425 bin 627 adaydan 170 bin 551'i, Alan Yeterlilik Testleri'ne (AYT) başvuran 1 milyon 627 bin 970 adaydan 154 bin 857'si, Yabancı Dil Testi'ne (YDT) başvuran 203 bin 640 adaydan 60 bin 370'i sınava katılmadı.

Katılanlardan, TYT oturumunda 246, AYT'de 49, YDT'de 6 olmak üzere 301 adayın sınavı geçersiz sayıldı.

Yerleştirme puanları

Ortaöğretim Başarı Puanı'nın sınav puanlarına eklenmesiyle hesaplanan 2026-YKS yerleştirme puanlarına göre, TYT'de 112, sayısalda 154, sözelde 4, eşit ağırlıkta 12, dilde 14 aday 550 ve üstünde puan aldı.

Ayrıca, TYT'de 2 milyon 187 bin 743, sayısalda 1 milyon 135 bin 718, sözelde 1 milyon 85 bin 698, eşit ağırlıkta 1 milyon 421 bin 290, dilde 132 bin 826 adayın puanı 115 ve üzerinde hesaplandı. 

Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin


 
 
Çocukların fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminde önemli rol oynayan spor, her yaşta kazanılması gereken en değerli alışkanlıklar arasında yer alıyor.
 

21.07.2026 08:24:00
MURAT ÇORBACI
 
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin
Spor yapan çocuğunuzun kalbine özen gösterin

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal, çocukların erken yaşta keyif alacakları spor branşlarına yönlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, "Ancak bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp hastalıkları, özellikle yoğun fiziksel aktivite sırasında ilk belirtilerini verebilir. Çoğu zaman 'normal yorgunluk', 'kondisyonsuzluk' veya 'büyüme çağının etkisi' olarak düşünülen bazı yakınmalar, aslında önemli bir kalp sorununun erken habercisi olabilir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir" diye konuştu. Doç. Dr. Çilsal, spor yapan çocuklarda ailelerin dikkat etmesi gereken 4 önemli sinyali anlattı.

Koşarken göğüs ağrısı oluyorsa!

Her göğüs ağrısı kalp sebepli değildir ancak egzersizle ortaya çıkan, tekrarlayan ve çocuğun oyunu bırakmasına neden olan ağrılar çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Koşarken, merdiven çıkarken, maç sırasında veya yoğun antrenmanda gelişen göğüs ağrısı; kalp kası hastalıkları, doğumsal koroner damar anomalileri ya da ritim bozukluklarının belirtisi olabilir.

Spor sırasında bayıldıysa! 

Çocuklarda görülen bayılmalar çoğu zaman iyi huylu nedenlere bağlı gelişebilse de spor veya egzersiz sırasında yaşanan bilinç kaybı dikkatle araştırılması gereken önemli bir belirtidir. Özellikle koşarken, yarışırken veya ani efor sırasında gelişen bayılmalar; ciddi ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları veya bazı doğumsal kalp problemleriyle ilişkili olabilir. Açlık, yorgunluk ya da tansiyon düşüklüğü akla gelebilse de spor sırasında gelişen bayılma ileri değerlendirme gerektirir.

Yaşıtlarından çabuk yoruluyorsa!

Spor sırasında yaşıtlarına göre belirgin şekilde çabuk yorulan, oyundan erken çıkmak isteyen veya nefes nefese kalan çocuklarda durum yalnızca kondisyon eksikliği olmayabilir. Özellikle düzenli spor yapmasına rağmen performans düşüklüğü yaşayan çocuklarda, bazı doğumsal kalp sorunları ya da kalbin çalışma kapasitesini etkileyen hastalıklar araştırılmalıdır.

Spor esnasında çarpıntı ortaya çıkıyorsa!

Spor sırasında kalp hızının artması doğal bir durumdur. Ancak ani başlayan, çok hızlı hissedilen, düzensiz veya rahatsızlık veren çarpıntılar normal kabul edilmez. Çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması, halsizlik veya göğüs rahatsızlığı eşlik ediyorsa ritim bozukluğu açısından ileri inceleme yapılmalıdır. Özellikle egzersiz sırasında başlayan çarpıntılar dikkatle değerlendirilmelidir. 

Ailede genç yaşta ani ölüm varsa kontrol şart!

"Aile öyküsü bazen belirtiden daha değerlidir" diyen Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Erman Çilsal şöyle konuştu: "Bazı kalıtsal kalp hastalıkları çocukluk döneminde belirti vermeden ilerleyebilir. Özellikle ailede genç yaşta açıklanamayan ani ölüm, ciddi ritim bozukluğu, kardiyomiyopati veya genetik kalp hastalığı öyküsü varsa çocuk mutlaka detaylı kardiyolojik değerlendirmeden geçirilmelidir. Doğru tarama ile çocuklar güvenle spor yapabilir. Şikayet tarifleyen her çocuğun sporu bırakması gerekmez. Önemli olan, doğru değerlendirme sonrasında güvenli sınırların belirlenmesidir. Özellikle futbol, basketbol, yüzme ve atletizm gibi yoğun efor gerektiren branşlarda bu belirtiler daha dikkatli değerlendirilmelidir."

2026-YKS'de 2 soru iptal edildi


 
ÖSYM, "21 Haziran 2026 tarihinde uygulanan 2026-YKS 2. Oturum Alan Yeterlilik Testleri'nin Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 20 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verilmiş olup Matematik Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 23 numaralı soru ise yargı kararı gereği iptal edilerek değerlendirme işlemleri yapılmıştır" açıklamasını yaptı.
 

21.07.2026 07:14:00 / Güncelleme: 21.07.2026 07:52:41
HABER MERKEZİ/AA
 
 2026-YKS'de 2 soru iptal edildi
 2026-YKS'de 2 soru iptal edildi

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (2026-YKS) 2 sorunun iptal edilerek değerlendirme işlemlerinin yapıldığını bildirdi.



ÖSYM'nin internet sitesinde yer alan duyuruda, şu ifadeler kullanıldı: "20-21 Haziran 2026 tarihlerinde uygulanan 2026-YKS'nın madde analizleri incelenmiş, cevap anahtarlarının kontrolleri tamamlanmış, itirazlar bilimsel açıdan değerlendirilmiş ve 21 Haziran 2026 tarihinde uygulanan 2026-YKS 2. Oturum Alan Yeterlilik Testleri'nin Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 20 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verilmiş olup Matematik Testi Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan 23 numaralı soru ise yargı kararı gereği iptal edilerek değerlendirme işlemleri yapılmıştır."

 

Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı

"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 şüpheli tutuklandı

21.07.2026 05:00:00
AA
 
Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı
Ahbap Derneği soruşturmasında yeni gelişme: Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 9 zanlı tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 10 şüphelinin sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlandı.

Sulh ceza hakimliği, şüpheliler Oğuzhan Uğur, Gülgün Öztürk, Suzan Düşküner, Emir Taşar, Emre Kartaloğlu, Hüseyin Küçük, Fatih Eke, Muharrem Karataş ve Ersin Gökgün'ün tutuklanmasına karar verdi.

Hakimlik, şüpheli Özgür Ömer Güner hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmetti.

Operasyon

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarının önlenmesi ile şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yürütülmüştü.

Bu kapsamda, Ahbap Derneği çalışanlarına yönelik hazırlanan MASAK raporları, hesap hareketleri incelemeleri ile teknik ve fiziki takip çalışmaları sonucunda, şüphelilerin mali profilleriyle uyumsuz yüksek tutarlı para hareketlerinin bulunduğu, aralarında yüksek miktarlı para transferleri gerçekleştirildiği, şans oyunları hesaplarına yüksek meblağlarda para aktararak bahis oynadıkları ve bu yolla yüksek miktarlarda para kaybettikleri, ayrıca kısa süre içerisinde aralarında zincirleme şekilde çok sayıda tapu devir işlemi gerçekleştirdikleri tespit edilmişti.

Yürütülen soruşturma kapsamında, Ahbap Derneği üyesi ve dernek çalışanlarıyla bağlantılı olduğu belirlenen, aralarında derneğin kurucusu şarkıcı Haluk Levent'in de yer aldığı 17 şüpheli, 12 Temmuz'da düzenlenen operasyonla gözaltına alınmış, çalışmaların devamında 9 zanlı daha yakalanmıştı.

Şüphelilerden 1'i emniyetteki işlemlerinin ardından bırakılırken, adliyeye sevk edilen 25 şüpheliden aralarında Haluk Levent'in de bulunduğu 14'ü tutuklanmış, 11 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda ise 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Adliyeye sevk edilen 12 şüpheliden 4'ünün tutuklanmasına, 8'i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti. Böylece soruşturma kapsamında toplam tutuklu sayısı 18'e yükselmişti.

Soruşturma kapsamında, derneğin ve bazı şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştu.

Ayrıca soruşturma kapsamında Oğuzhan Uğur'un da aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne götürülen 10 şüphelinin savcılıkta ifadeleri alınmıştı.

İfade işlemlerinin ardından şüphelilerden Oğuzhan Uğur, Gülgün Öztürk, Suzan Düşküner, Emir Taşar, Emre Kartaloğlu, Hüseyin Küçük, Fatih Eke, Muharrem Karataş ve Ersin Gökgün "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.

Şüpheli Özgür Ömer Güner ise adli kontrol talebiyle hakimliğe gönderilmişti. AA

Yine kırmızı bülten yine Türkiye

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet ekiplerinin ortak operasyonunda, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan İran uyruklu Kasra Ashrafi gözaltına alındı

20.07.2026 22:18:00
Anadolu Ajansı
 
Yine kırmızı bülten yine Türkiye
Yine kırmızı bülten yine Türkiye

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve emniyet ekiplerinin ortak operasyonunda, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan İran uyruklu Kasra Ashrafi gözaltına alındı.

MİT'in yürüttüğü istihbari çalışmalar sonucunda uluslararası düzeyde uyuşturucu ticareti suçlamasıyla aranan Kasra Ashrafi'nin Bodrum'da bulunduğu tespit edildi.

Belirlenen adrese MİT ile emniyet birimlerince operasyon düzenlendi.

Operasyonda Ashrafi, gözaltına alındı.

Adreste yapılan aramada 45 bin avro, bir soğuk kripto cüzdan, altın ziynet eşyaları, iki kol saati ve altı cep telefonu ele geçirildi.

Operasyon sırasında Ashrafi'nin yanında bulunan eşi Fatima Dhahri'nin de "uyuşturucu üretmek ve satmak" suçlarından Türkiye'ye giriş yasağı bulunduğu belirlendi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Kasra Ashrafi, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

Çekirgelerin gizemi çözüldü

İstanbul’un birçok ilçesinde pencerelere ve balkonlara kadar gelen dev çekirgeler mega kentte büyük paniğe neden oldu. Balkanlar üzerinden geldiği iddia edilen ve boyları antenleriyle birlikte 20 santimetreyi bulan çekirgelerle ilgili gerçek, bilim insanları tarafından açıklandı. Uzmanlar, "İstila algısı gerçeği yansıtmıyor, bu canlılar ekosisteme faydalı ancak kesinlikle çıplak elle dokunmayın" uyarısında bulundu

20.07.2026 22:00:00
Haber Merkezi
 
Çekirgelerin gizemi çözüldü
Çekirgelerin gizemi çözüldü
İstanbul'un özellikle Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Beykoz, Maltepe ve Esenyurt gibi tarım ile yeşil alanlara komşu olan ilçelerinde son günlerde olağan dışı bir hareketlilik yaşanıyor. Akşam saatlerinde pencerelerini açan vatandaşlar, normalden kat kat büyük çekirgelerle karşılaşınca durumu sosyal medyaya taşıdı.

Kısa sürede yayılan görüntülerde dev canlıların yüksek katlardaki dairelerin camlarında ve duvarlarında saatlerce hareketsiz durduğu anlar kaydedildi. Halk arasında "Balkanlar'dan gelen istilacı sürü" korkusu tırmanırken, beklenen bilimsel açıklama İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa bünyesindeki uzmanlardan geldi.

Gizemli türün adı: Beyaz yüzlü çalı çekirgesi

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu Avcılık ve Yaban Hayatı Programı Başkanı Dr. Ergün Bacak, megakenti saran türün büyük bölümünün "beyaz yüzlü çalı çekirgesi" (Decticus albifrons) olduğunu belirtti. Bu türün erginlerinin 5-6 santimetre gövde uzunluğuna, güçlü bacaklara ve devasa antenlere sahip olduğunu ifade eden Bacak, korkulacak bir durum olmadığını şu sözlerle açıkladı:

"Bu tür, tarım alanlarını kurutan çöl çekirgeleri gibi yıkıcı ve istilacı bir karakterde değildir. Her eve yalnızca bir veya iki birey giriyor. Sosyal medyanın çarpan etkisiyle sanki şehri milyonlarca çekirge basmış gibi yanlış bir 'istila' algısı oluştu, durum kesinlikle böyle değil."

Beslenmek için değil, ışık için geliyorlar

Çekirgelerin evlerin içine kadar girmesinin arkasındaki ana nedenin besin arayışı olmadığı ortaya çıktı. Uzmanların açıklamalarına göre, gece aktif olan bu canlılar normal şartlarda yönlerini bulmak için ay ve yıldız ışıklarını takip ediyor. Ancak hızla büyüyen şehirleşme sebebiyle doğal habitatları daralan canlılar, evlerden yayılan güçlü yapay ışık kaynaklarına yönelerek pencerelere çarpıyor ve açık buldukları alanlardan içeri süzülüyor.

Ayrıca sıcak havaların etkisiyle Trakya ve Marmara genelinde yaşanan hasat dönemi de bu canlıların hareketliliğini artıran diğer önemli faktörler arasında yer alıyor.

"Ekosisteme katkı sağlıyor, öldürmeyin"

Görülen dev çekirgelerin bitkilerle beslenmesinin yanı sıra diğer küçük böcekleri ve hatta kendi türünün zayıf bireylerini de tüketebildiği bildirildi. İnsan sağlığı için herhangi bir hastalık riski taşımayan ve tarım ürünlerini yok etmeyen bu canlıların, ekosistemdeki popülasyon dengesini koruyan faydalı yaratıklar olduğunun altı çizildi.

Uzmanlar, bu tür canlıların popülasyonlarının her 5-6 yılda bir doğal bir döngüyle zirve noktasına ulaştığını aktardı. Yaşanan bu yoğunluğun birkaç hafta içerisinde kendiliğinden azalarak son bulacağı tahmin ediliyor.

Kritik uyarı: "Çıplak elle dokunmayın"

Vatandaşların panik yapmamasını isteyen uzmanlar, evde veya balkonda bu çekirgelerle karşılaşıldığında hayati bir hataya düşülmemesi konusunda uyardı:

Isırma Riski: Bu canlılar insanlara doğrudan saldırmaz ancak çıplak elle yakalanmaya çalışıldığında kendilerini savunma içgüdüsüyle güçlü çeneleriyle ısırabilirler.

Doğru Tahliye Yöntemi: Evinize giren çekirgeyi öldürmek ya da elinizle kavramak yerine, üzerine bir kavanoz veya geniş plastik bir kap kapatarak hapsetmeniz öneriliyor. Ardından altından bir kağıt yardımıyla kaldırarak en yakın yeşil alana zarar vermeden bırakabilirsiniz.

İlaçlama Yapmayın: Yaşam alanlarında gereksiz kimyasal ilaç kullanımından kaçınılması, hem evdeki bireylerin sağlığı hem de çevre dengesi için büyük önem taşıyor.

İşte 2026’nın en çok iş bulan bölümleri

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından düzenlenen 2026 YKS için nefesler tutuldu. Sınav maratonunu geride bırakan milyonlarca üniversite adayı, geleceklerini şekillendirecek puanları ve başarı sıralamalarını öğrenmek için gün sayıyor. Sonuçların ilan edilmesiyle birlikte başlayacak zorlu tercih sürecinde, iş bulma imkanı en yüksek olan ve geleceğe yön veren bölümler adayların ilk hedefi olacak

20.07.2026 20:30:00
Haber Merkezi
 
İşte 2026’nın en çok iş bulan bölümleri
İşte 2026’nın en çok iş bulan bölümleri
Üniversite kapılarını aralamak isteyen adayların uykusuz gecelerle ve yoğun çalışmalarla geride bıraktığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) maratonunda en kritik viraja girildi. 20 Haziran'da Temel Yeterlilik Testi (TYT), 21 Haziran'da ise Alan Yeterlilik Testleri (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) oturumlarına katılan milyonlarca öğrenci, ÖSYM'nin dijital sonuç ekranına kilitlenmiş durumda.

Peki, YKS sonuçları ne zaman ilan edilecek? İstihdam oranları ve iş bulma hızıyla 2026 yılına damga vuran en avantajlı üniversite bölümleri hangileri? İşte adaylara rehberlik edecek detaylar...


YKS 2026 sonuçları ne zaman açıklanacak?


ÖSYM'nin resmi sınav takvimine göre, 2026 YKS sonuçları 22 Temmuz 2026 Çarşamba günü adayların erişimine açılacak. Son yıllarda optik formların okunması ve değerlendirme işlemlerinin hızlanması nedeniyle sonuçların 1-2 gün öne çekilme ihtimali konuşulsa da resmiyet kazanan son tarih 22 Temmuz olarak masadaki yerini koruyor.

Adaylara herhangi bir basılı sonuç belgesi gönderilmeyecek. Öğrenciler; TYT, AYT ve YDT puanları ile Türkiye geneli başarı sıralamalarını T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle birlikte ÖSYM Sonuç Açıklama Sistemi adresi üzerinden öğrenebilecekler.


Tercih döneminin yıldızları: En kolay ve en hızlı iş bulan bölümler


Sonuçların ilan edilmesinin ardından başlayacak tercih sürecinde, sadece popülerlik değil, mezuniyet sonrası istihdam olanakları da hayati önem taşıyor. Güncel iş gücü piyasası verileri, dijital dönüşüm ve sağlık odaklı mesleklerin açık ara önde olduğunu gösteriyor. İşte 2026 yılı itibarıyla en çok iş imkanı sunan öne çıkmış alanlar:

1. Dijital Çağın Mimarları: Yapay Zeka ve Yazılım Dünyası

Teknolojinin hız kesmeden büyümesi, bilgisayar tabanlı meslekleri listenin en üst sırasına taşıyor.

• Yapay Zeka ve Veri Bilimi Mühendisliği: Şirketlerin dijital dönüşüm süreçleri, makine öğrenmesi uzmanları ve veri analistlerine olan talebi rekor seviyeye çıkardı.

• Yazılım ve Bilgisayar Mühendisliği: Mezunların en geç 1 ila 3 ay içerisinde iş bulabildiği bu alanlar, küresel çapta uzaktan (remote) çalışma esnekliği ve yüksek kazanç potansiyeliyle ilk sırada.

• Siber Güvenlik Mühendisliği: Bilgi güvenliğinin kritik hale gelmesiyle birlikte, kamu ve özel sektörde en çok aranan uzmanlıklar arasında yer alıyor.

2. Sağlık Sektöründe Yükselen Trendler

Sağlık sektörü, geleneksel gücünü korurken bazı spesifik alanlarda istihdam oranlarını %90'ın üzerine çıkarmış durumda.

• Dil ve Konuşma Terapisi: Son yılların en hızlı istihdam sağlayan bölümlerinden biri olan bu alanda, mezunlar ortalama 2,2 ay gibi kısa bir sürede iş hayatına atılabiliyor.

• Tıp ve Diş Hekimliği: Kamuda doğrudan atama imkanı ve özel sektördeki yüksek klinik talebiyle kalıcı popülaritesini koruyor.

3. Mühendislik ve İş Dünyasının "En Hızlıları"

Üretim, yönetim ve endüstriyel kontrol süreçlerinde yabancı dil entegrasyonu sunan programlar fark yaratıyor.

• İşletme (Almanca) ve İşletme Mühendisliği: Küresel şirketlerin yönetim kadrolarında en hızlı istihdam edilen mezun gruplarını oluşturuyor.

• Matematik ve Kontrol Mühendisliği: Algoritmik düşünme yapısına sahip mezunlar, finans sektöründen savunma sanayiine kadar çok geniş bir iş yelpazesine sahip.


Uzmanlardan adaylara kritik uyarı


Eğitim uzmanları, sonuçlar açıklandıktan sonra adayların sadece taban puanlara odaklanmaması gerektiğini vurguluyor. Kontenjan değişiklikleri, üniversitelerin sanayi iş birlikleri ve bölümlerin akreditasyon durumları tercih listesi hazırlanırken mutlaka incelenmeli. Adaylar, tercih döneminde YÖK Atlas Tercih Sihirbazı platformunu kullanarak geçmiş yılların başarı sıralamalarını detaylıca analiz edebilirler.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.