Hz. Ali ömrünün son demlerinde irat ettiği bu hutbe
Hz. Ali Hariciler ile savaşmak için Nehrevan 'a doğru hareket etmeden önce okuduğu bu hutbesinde şöyle buyurmaktadır
Haber Merkezi





"Allah-u Teâlâ Muhammed'i âlemleri korkutmak-sakındırmak ve indirdiği hükümleri emin bir halde korumak için gönderdi.
Siz, Arap toplumu en kötü bir din üzereydiniz ve en kötü bir yeri yurt/ev edinmiştiniz. Sarp taşlar/kayalar ve (seslerden ürkmeyen) zehirli yılanlar vardı çevrenizde/yörenizde.
Bulanık/pis sular içiyor, (kertenkele, hurma çekirdeğinden yapılan un gibi) sert şeyler yiyor, birbirinizin kanını döküyor, yakınlık hakkını gözetmiyordunuz. Putlarınız aranızda dikilmiş, günah işliyor, çekinmiyordunuz.
...Baktım Ehl-i Beyt'imden başka yardımcı göremedim, onların ölümüne razı olmadım ve diken dolu gözlerimi yumdum. Kemik saplanmış boğazımla (olayları) yudumladım. Sinirlerime hâkim oldum ve zakkumdan acı suyu tatma hususunda sabrettim.
... Bir değer şart koşmadıkça biat etmedi. Bu uğursuz ticarette satıcı asla zafere erişmemiş ve alıcının sermayesi rezalete sürüklenmiştir.
O halde (Amr da Muaviye'nin tarafına geçtiği için artık) savaşa hazırlanın ve savaş hazırlıklarını görün ki savaş ateşi alevlendi ve ışığı yükseldi. Sabırlı olun; zira düşmana galip gelmenin ve zaferin en önemli yolu sabretmektir.
Hz. Ali ömrünün son demlerinde irad ettiği bu hutbesinde Muaviye ile cihad etmek hususunda ağır davranan, gevşeklik gösteren ashabını eleştirerek şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz ki cihad cennet kapılarından bir kapıdır ki Allah-u Teâlâ dostlarına açmıştır. Cihad takvanın elbisesi, Allah'ın koruyucu muhkem bir zırhı ve sağlam bir kalkanıdır.
O halde kim cihadı terk eder, yüz çevirirse Allah ona zillet-aşağılık elbisesini giydirir ve belalar çepeçevre bürür, kavrar onu, aşağılığa ve küçüklüğe mahkûm olur, Allah-u Teâlâ rahmetini kalbinden kaldırınca da akılsızlığa müptela olur. (işlerinde şaşkınlığa düşer.)
Cihada gitmediği için de hak yoldan sapar, zillete düşer, adalet ve insaftan mahrum kalır, (zalim onu musallat olur ve onun hakkında adalet ve insafa riayet etmez.)
Bildiğiniz gibi ben sizi, bu toplulukla gece-gündüz, gizli-aşikâr savaşa çağırdım ve size şöyle dedim: "Onlar, sizle savaşmaya gelmeden, siz onlarla savaşmaya gidin. Allah'a andolsun ki kendi yurtlarında/vatanlarında savaşılan bir toplum zillete/aşağılığa düşer.
Ama sizler (bu önemli işi) birbirinize havale ettiniz-bıraktınız, birbirinize yardım etmediniz. Sonunda her yandan üzerinize saldırılıp yağmalandınız, yurdunuzda yenik düştünüz, alt edildiniz.
İşte Gamid kavminden biri (Sufyan b. Avf) ordusuyla Enbar şehrine girmiş, (oranın valisi) Hassan b. Hassan-i Bekri'yi öldürmüş, atlılarınızı o şehrin sınırlarından sürmüş, uzaklaştırmış.
Ayrıca bana haber geldi ki onların bir adamı, bir Müslüman kadınla, zimmî (Müslümanların emanında olan kâfir) bir kadının evine girmiş, halhallarını, bileziklerini, kolyelerini ve küpelerini almış, onlarsa ağlayıp sızlanmaktan başka bir şey yapmamışlardır.
Düşman (bu savaşta) birçok ganimetle geri dönmüş, onlardan hiç biri yaralanmamış ve hiç birinin kanı dökülmemiştir. Eğer Müslüman bir insan bu olayı duyar da üzüntü ve kederinden ölürse asla kınanmaz. Hatta bana göre ölmesi daha iyidir, uygundur. Hayret ki hayret!
Vallahi bu (düşman) toplum batılda birleşirken, sizin hak yolunda ayrılığa düşmeniz kalpleri öldürür ve gam-hüzün verir insana. Düşman oklarına hedef olurken Yüzleriniz çirkin olsun, kalpleriniz gamla-hüzünle dolsun.
Mallarınız yağmalanıyor, siz yağmalamıyor, savaşmıyorsunuz. Allah'a isyan ediyorlar, siz razı oluyorsunuz. Sıcak yaz günlerinde onların üstüne yürümenizi emrettiğim zaman "Şu anda hava sıcak, bize biraz mühlet- zaman ver de şu sıcak günler geçsin." dediniz.
Kışın üzerlerine yürümenizi emrettiğimde ise, "Bugünler hava çok soğuk, bize biraz mühlet-zaman ver de şu soğuklar geçsin." dediniz.
Sizler ki sıcak ve soğuktan (bu kadar özür ve bahanelerle) kaçıyorsunuz; Allah'a yemin olsun ki (savaş meydanlarında) kılıçtan daha çok/hızlı kaçarsınız.
Ey mertlere benzeyen namertler, çocuklar gibi (küçük) akıllar, yeni zifafa giren kadınlar gibi (her şeyi tozpembe gören) akıllar! Keşke sizi görmeseydim, keşke sizi tanımasaydım. Vallahi sizi tanıyışım pişmanlıkla, gam ve hüzünlü sonuçlandı.
Allah sizi öldürsün, kalbimi kanla, gönlümü-göğsümü öfkeyle doldurdunuz, her nefeste/solukta bana yudum yudum dert/gam içirdiniz. Bana isyan ederek, beni yardımsız bırakarak reyimi-tedbirimi bozdunuz.
Sonunda Kureyş de Ali b. Ebi Talib hususunda "O cesur bir adamdır, ama savaş hususunda bilgisi yok."dedi. Allah babalarını affetsin. Onlardan bir tek kişi var mı ki savaşta benden daha tecrübeli/ciddi olsun ve benden daha fazla dirençli/ayak direten olsun.
Daha yirmi yaşıma gelmemiştim ki savaşa hazırlandım. Şu anda altmış yaşımı aştım. Ama itaat edilmeyenin tedbiri bir şey ifade etmez." (Nehc'ul Belaga 26-27. Hutbe)













































































