HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 22 HAZİRAN 2021, SALI

İslam tarihini değiştiren büyük yalan

05.05.2021 00:00:00
'İslam tarihini değiştiren büyük yalan' seslendirme dosyası:

Bilindiği gibi Peygamberimizin (s.a.v) mezhebi ve meşrebi yoktu.

Onun rıhletinden itibaren Hz. Ali'yi (a.s) seven ve ona tabi olanlar Alevi olarak adlandırılmıştır.

Ehl-i Sünnet tabiri ise, hicri 110 yılında ölen Muhammed b. Sirin'e aittir.

Ehl-i Sünnet, dinde bidatlerin ortaya çıkmasından sonra, sünnetin savunulması ve ümmetin bütünlüğünün muhafazası maksadı ile ortaya atılmıştır.

İmam Azam Haricilerin, "Büyük günah işleyen mümindir" görüşüne karşı takındığı tavır sebebiyle, İmam Ali'yi "Ehl-i Sünnet" kabul etmektedir.

Demek ki, Ehl-i Sünnet tabiri, sapık ve batıl akımlar ile hak olanı ayırt etmek için doğmuştur ve İmam Azam'a göre, batıla karşı verdiği mücadele ile İmam Ali (as) de Ehl-i Sünnettir.

İslam tarihinde Hicri 30 ve 36 yılları arasındaki olaylar hadislerle nakledilirken bir şey dikkat çekmektedir.

O döneme kadar nakledilen olaylarda Resûlullah'ın (s.a.v) zamanında adı hiç geçmeyen bir kişi yaşanan gelişmelere yön veren zat olarak verilmektedir.

İbn Saba veya Sebe olarak ismi geçen kişiden, Hz. Osman'ın şehadeti hadisesi ve Cemel Savaşı hakkında nakiller vardır.

Dikkat edilirse Hz. Osman'ın şehadeti ve Cemel Savaşı, Hz. Ali'nin (a.s) zor duruma düşürülmek istendiği iki vakadır.

Abdulah b. Sebe hakkındaki hadislerin tek ravisi Seyf b. Ömer'dir.

Hicri 170'den sonra veya Hicri 193'de öldüğü yazılmıştır.

Seyf, hadislerine güvenilmeyen, yalan hadis uydurarak olayları çarpıtan bir ravi olarak bilinmektedir.

Resûlullah'ın (a.s) devrinde adının geçmemesi ve başından geçen olaylara rağmen, halifeler tarafından ikaz edilmemesi gibi kuşkular araştırmacıları* böyle bir kişinin var olup olmadığı noktasına taşımıştır.

Abdullah b. Sebe aslında hiç yaşamamıştır. İslam şehirlerinde kıyam başlattığı, Hz. Peygamberin sahabelerinden Ebuzer Gıffari'nin, Ammar b. Yasir'in, Abdurrahman b. Udays'ın kendisine tabi olduğu; Malik b. Eşter gibi tabilerin de kendinden etkilendiği yazmaktadır.

Yine dikkat edilirse, İbn-i Sebe'ye tabi olduğu iddia edilen kişiler hep Hz. Ali'nin yanında yer alanlardır.

Hayali Abdullah b. Sebe'nin yolunu takip edenlere sabailer denmektedir. Buna göre ondan etkilenen Ebuzer Gıffari, Ammar b. Yasir, Malik b. Eşter birer Sabaidir.

Abdullah b. Sebe'den nakil yapan en önemli şahıs tarihçi Taberi'dir.

Büyük kısmı müsteşrik olan kişiler eserlerinde Taberi'nin rivayetlerinin doğruluğunu özelikle vurgulayarak ondan ibn-i Sebe ile ilgili hadis nakletmişlerdir.

Nicholson, Van Vloten, J. Wellhausen, Dwight Donaldson ve Ahmed Emin müsteşrik yazarlardır.

Bu kişiler Abdullah b. Sebe'nin ağzından olayları verirken, aslında bir konuyu işlemektedirler.

Şia'nın Yahudi olduğu iddia edilen Abdullah b. Sebe tarafından kurulduğu ve Şia'nın sapık olduğu tezi.

Sabailer için hilafetin aslında Hz. Ali'nin hakkı olduğu fikrini savundukları da yazmaktadır.

Aşağıda müsteşrik yazarların eserlerinden verilen bölümleri okurken bugün Şia alemi hakkında bahsi geçen konuların temellerinin bu müsteşrik yazarların iddiaları olduğuna dikkat ediniz:

Ahmed Emin, Fecr'ül İslam adlı eserinde Taberi'den alıntılar ile Hz. Osman dönemi ve Ebuzer Gıffari'nin ona karşı çıkmasını anlattıktan sonra 276. sayfada şunları yazıyor: "Şiilik, İslam'a karşı güdülen kin ve düşmanlık yüzünden İslam'ı yıkmak isteyen herkesin sığındığı bir mezhep olmuştur. Yahudi, Hıristiyan yahut Zerdüşti olan ve kendi dininin esaslarını İslam'a sokmak isteyen herkes, Peygamberin Ehl-i Beyti'nin sevgisini kendisine bir perde yapmakta, bu perde ardında dilediğini yapmaya uğraşmaktadır. Şia recat inancını böylece Yahudilerden aldı."

277. sayfada ise, Şia'nın recat inancını ve imamet itikadını Yahudi olduğu iddia edilen Abdullah b. Sebe'den öğrendiğine inandığını söylüyor: "İmamların masum oluşları ve geleceği vaad edilen Mehdi inancı da bu kaynaktan doğmuştur. İbn-i Sebe, Ali taraftarlığı ve onun hakkını dilemek perdesi ile yaptıklarını örtmüş ve böylece İslam'da Şiiliği kurmuştur."

Müsteşriklerden G .Van Vloten'in "Es-Siyadet'ül -Arabiyyeti ve'ş-Şiati ve'l israiliyyat fi Ahdi Ben-i Ümeyye" adıyla Arapçaya çevrilen eserinin 79. sayfasında Sabailer hakkında şunlar yazmaktadır: "Sabailer, Abdullah b. Sebe'nin dostları ve ona uyanlardır. O, Affan oğlu Osman'ın halifeliği süresince, hilafete Ali'yi daha layık görüyordu."

Bu bilgi için Taberi'nin tarihinin 80. sayfasını da not etmiştir.

Müsteşrik Nicholson, Cambridge baskılı "History of the Arabs" kitabının 215. sayfasında şunları yazmaktadır: "Abdullah b. Sebe, Sabaiyye fırkasının kurucusudur. Yahudi'dir ve Hz. Osman'ın zamanında Müslüman olmuştur. İbn-i Sebe, İsa'nın bu dünyaya tekrar geleceğine inanıp da, Hz. Muhammed'in tekrar geleceğine inanmayan kişiye şaşılır; oysaki Kur'an'da Hz. Muhammed'in de tekrar geleceği açıkça bildirilmiştir.

Binlerce peygamber gelip geçmiştir, her birinin de yerine geçecek vasisi vardır. Muhammed'in vasisi de Ali'dir (a.s)" demektedir, Nicholson.

Müsteşrik D. M. Donaldson, "The Shiite Religion, A History of İslam in Persia and Iraq" kitabının 58. sayfasında der ki: "Ali'nin hilafete daha layık olduğu, hatta bunun siyaset bakımından değil, ilahi bir hak bulunduğu hakkındaki Ali taraftarlarının iddialarında, bilhassa Osman'ın halifeliği zamanında ortaya çıkan ve Müslümanların arasında nifak sokmak olan Abdullah b. Sebe adlı bir adamın rolü olduğunu görmekteyiz."

Müsteşrik Wellhausen, "Das Arabische Reish und Sein Sturtz" adlı kitabının 56-57. sayfalarında şunu yazar: "Sabailer, İslam'ın esasını bozmuşlardır. Onlar Kur'an'ın hilafına Tanrının peygamberin bedenine; peygamberin vefatından sonra da alinin ve soyunun bedenlerine hülul ettiğine inanıyorlardı. Onların nazarında Ali, Ebubekir ve Ömer'le bir sayılmazdı. Kutsi ruhun Ali'ye hulul ettiğine inanıyorlardı."

Bu müsteşrik de kitabının önsözünde Taberi'yi övmektedir.

Bu örneklerden anlaşılmaktadır ki, Taberi kaynaklı Abdullah b. Sebe rivayetleri, aslında yaşamamış bir kişinin ağzından ve fiillerinden Hz. Ali'yi ve onu sevenleri karalamak için uydurulmuş rivayetlerdir.

Rivayetlerin müsteşrikler tarafından detaylı bir şekilde kullanılması, bu işin İslam aleminin birliğini bozmak için hazırlanmış büyük bir ajan faaliyeti olduğunun ispatıdır.

Ne hazin tecellidir ki, müsteşriklerin bu rivayetleri bütün İslam aleminin asıl kaynağı kabul edilerek vahdetin yok olmasında en büyük rolü oynamıştır.

"Size bir fasık haber getirdiğinde mutlaka onu araştırınız" ilahi hükmü varken, biz fasık değil, kafirlerin yazdığı tarih ile kılıçlarımızı kınından çıkarıyoruz.

Bu vahim gelişmede iman ehli olan her müminin mesuliyeti kaçınılmazdır.

Maalesef ki, Sünni dünyada bu yalan ve uydurmalara gaflet halinde kanmıştır.

Netice sapık gösterilen Şia alemi ile hak olan Sünni dünyanın karşı karşıya getirilmesi olmuştur.

Oysaki, Şia'nın temel hadis külliyatları incelendiğinde bu yolun da itikatta Sünniler ile aynı görüşleri paylaştığı ve itikatta tevhidin olduğu görülecektir. Öyleyse yapılması gereken tevhidi vücuda getirmektir.

İlim adına ayrıştırmak değil, ilimle tevhidi sağlamak olmalıdır.

 
Prof. Dr. Haydar Baş / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.