Allah'ın evi Kâbe'de kutlu doğumun gerçekleştiği Recep ayındayız.
Ali bin Ebu Talib miladi 599 yılında Recep ayının on üçünde, Cuma günü Mekke'de Kâbe'nin içinde dünyaya gelen tek kişidir. Ne Ali'den önce ne de ondan sonra hiç kimse o mübarek mekânda dünyaya gelme saadetine nail olamamıştır. Hz. Ali'nin Kâbe'de dünyaya gelişi üstün bir fazilet ve şereftir ki, yüce Allah bunu sadece o hazrete mahsus kılmıştır.
Kâbe'nin içinde dünyaya gelen tek kişinin Kâbe'nin oğlu, İmam Ali Efendimiz olduğu gerçeği hep saklanmıştır.
Fatıma binti Esed anamızın doğum sancısı geldiğinde Allah'ın evine Beytül Harama gelmesi kendisine ilham edilir. Hz. Ali'nin Kâbe'nin içinde doğumu hususunda Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt âlimleri arasında ittifak vardır.
Tarih kitaplarında nakledildiği üzere Hz. Ali'nin Kâbe'nin içinde doğumu hakkında olayın canlı tanıklarından İbn-i Ganeb şöyle anlatıyor:
"Abbas bin Abdulmuttalib ve birkaç kişiyle Kâbe'nin karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Fatıma binti Esed'in doğum sancıları içinde Kâbe'ye yaklaştığını gördük. Kâbe'ye yöneldi ve şöyle dua etmeye başladı: 'Ey Rabbim! Sana, Peygamberlerine ve onlara gönderdiğin kitaplarına inanıyorum. Ben atam İbrahim'in söylediklerini tasdik ediyorum. Doğrusu O bu evi yükseltti. Öyleyse Kâbe'yi yapanın ve karnımda taşıdığım bu çocuğun hürmetine bana bu doğumu kolaylaştır.'
Bu sırada hepimizi hayrete düşüren bir şey oldu. Gözlerimizin önünde Kâbe'nin duvarı yarıldı ve Fatıma binti Esed içeriye girdi, gözden kayboldu ve yarılan duvar tekrar birleşti. Biz koşarak Kâbe'nin kapısına vardık ve kilidini açmaya çalıştık ancak açamadık. Bu esnada bu olayın sıradan bir olay olmadığını anladık. Dört gün sonra tekrar Kâbe'nin yarılan yeri açıldı ve Fatıma binti Esed kucağında nur topu gibi bir çocukla dışarı çıktı."
Fatıma binti Esed, Kâbe'nin içinde doğurduğu oğlunu kucağına alarak Kâbe'den çıktığında karşılaştığı ilk kişi Hz. Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.a) olmuştur. Hz. Peygamber bu karşılama sırasında Hz. Ali'yi annesinin kucağından alarak bağrına basar. Bu olay Hz. Peygamber'in ona yönelik ilgisinin ve ona dönük özel yetiştirme sürecinin başlangıcı idi.
Bu yeni doğan bebek, anne-babası ile amcasının oğlu olan Hz. Peygamber'in kucaklarında büyüdü. Hz. Peygamber ona, başka hiç kimseye göstermediği üstün bir duygu ve özen ile yaklaşıyordu.
Mübarek adının konması hakkında da annesi şöyle der:
"Ben oğlumun doğumundan sonra Kâbe'den çıkmak istediğimde gaybten gelen ses şöyle dedi: 'Ey Fatıma! Bu bebeğin ismini Ali koy. Çünkü Aliyyül Âlâ (yücelerin yücesi) olan Allah Teâlâ buyuruyor ki; 'Ben onun ismini kendi ismimden türettim, edebimle onu edeplendirdim ve en derin bilgilerimi ona öğrettim. O putları benim evimde Kâbe'de kıracaktır, evimin üzerinde ezan okuyacaktır, beni takdis ve temcit edecektir."
Kâbe'nin Hz. Ali'nin değerli annesi için yarıldığı yere şimdilerde "Müstecar" ve "Ruknu Yemani" denmektedir.
Kâbe'nin Hz. Ali'nin değerli annesi için yarıldığı köşe, Hacer-ül Esved taşının bulunduğu köşeden bir evvelki köşedir. O günden bu zamana kadar Kâbe defalarca onarılmış ve hatta yeniden yapılmıştır, ama her defasında onarım ve yeniden yapılmasından sonra ve hatta taşlarının değiştirilmesine rağmen yine de yarılan yer her defasında açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Kâbe'nin oğlu, İmam Ali efendimizin her doğum gününde o duvar köşesinin çatladığı ve sıvasının döküldüğüne çok kez şahit olanlar olmuştur.
Bu hakikat ve bu mucizevi gerçek ayan beyan ortada iken, çoğu kimse bu gerçeği bilmez ve bu hakikat hep gizlenir, tıpkı İmam Ali efendimizin ilk halife olması gerçeği gizlendiği ve tersyüz edildiği gibi...
Emevi, Vahhabi Suud zihniyeti istediği kadar olayları gizlesin, tersyüz etsin, delilleri silsin, duvarları sıva yapsın, kabirleri dümdüz etsin, hakikat silinmiyor ve silinemez...
Şunu peşinen söyleyelim ki, Hz. Peygamberi ve Ehl-i Beyt'ini silmeye çalışan zaten silinmiş ve iman dairesinin dışına çıkmıştır.
Burada yapılan düşmanlık ve karartma Hz. Peygambere ve yüce İslam dinimizedir. Çünkü İslam dininin en büyük koruyucuları ilk dönemlere Hz. Ebu Talip efendimiz, Hz. Hatice annemiz ve İmam Ali efendimiz olmuştur. Aynı karartma İmam Ali Efendimizin mübarek babaları Hz. Ebu Talip'e ve Hz. Hatice anamıza da yapılmıştır.
Hz. Hatice annemizin Mekke'de Kâbe'yi gören güzel bir yamaçta Cennetü'l Mualla mezarlığındaki kabirleri Hz. Ebu Talip ve Hz. Abdulmuttalip efendilerimizin kabirleri ile yan yanadır.
Kanuni Sultan Süleyman 1544 yılında Hatice Validemiz'in kabrinin üstüne yüksek kubbeli bir türbe yaptırmış ve bir de türbedar görevlendirmiştir. Evliya Çelebi, Cennetül Muallâ'da 75 adet kubbeli mezar olduğunu nakleder. 1926'da Cennetül Muallâ'daki bütün türbeler yıktırılarak, yerle bir edilmiş ve mezar taşları kaldırılmıştır.
Bugün Cennetül Mualla'daki tüm kabirlerin üzerinde hiçbir yeşillik; çimen, çiçek, dal, ağaç bulunmazken, Hz. Hatice Validemizin kabri üzerinde bir yeşil ağaç bulunmaktadır.
Sürekli de kesmelerine rağmen defaatle de bu ağaç büyüyüp dal ve budak salmaktadır. Tıpkı yarılan ve defaatle onarmalarına rağmen yarık izlerinin silinmediği Kâbe duvarı gibi…
Kâbe'de doğana, Kâbe'nin oğluna, İmametin ve velayetin başı Hz. Ali'ye selam olsun, selam olsun, selam olsun... Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali...
Varlığım Muhammed
Nurumdur Ali.
Anam Fatıma'dır,
Ya Muhammed, Ya Ali.
Ali bin Ebu Talib miladi 599 yılında Recep ayının on üçünde, Cuma günü Mekke'de Kâbe'nin içinde dünyaya gelen tek kişidir. Ne Ali'den önce ne de ondan sonra hiç kimse o mübarek mekânda dünyaya gelme saadetine nail olamamıştır. Hz. Ali'nin Kâbe'de dünyaya gelişi üstün bir fazilet ve şereftir ki, yüce Allah bunu sadece o hazrete mahsus kılmıştır.
Kâbe'nin içinde dünyaya gelen tek kişinin Kâbe'nin oğlu, İmam Ali Efendimiz olduğu gerçeği hep saklanmıştır.
Fatıma binti Esed anamızın doğum sancısı geldiğinde Allah'ın evine Beytül Harama gelmesi kendisine ilham edilir. Hz. Ali'nin Kâbe'nin içinde doğumu hususunda Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt âlimleri arasında ittifak vardır.
Tarih kitaplarında nakledildiği üzere Hz. Ali'nin Kâbe'nin içinde doğumu hakkında olayın canlı tanıklarından İbn-i Ganeb şöyle anlatıyor:
"Abbas bin Abdulmuttalib ve birkaç kişiyle Kâbe'nin karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Fatıma binti Esed'in doğum sancıları içinde Kâbe'ye yaklaştığını gördük. Kâbe'ye yöneldi ve şöyle dua etmeye başladı: 'Ey Rabbim! Sana, Peygamberlerine ve onlara gönderdiğin kitaplarına inanıyorum. Ben atam İbrahim'in söylediklerini tasdik ediyorum. Doğrusu O bu evi yükseltti. Öyleyse Kâbe'yi yapanın ve karnımda taşıdığım bu çocuğun hürmetine bana bu doğumu kolaylaştır.'
Bu sırada hepimizi hayrete düşüren bir şey oldu. Gözlerimizin önünde Kâbe'nin duvarı yarıldı ve Fatıma binti Esed içeriye girdi, gözden kayboldu ve yarılan duvar tekrar birleşti. Biz koşarak Kâbe'nin kapısına vardık ve kilidini açmaya çalıştık ancak açamadık. Bu esnada bu olayın sıradan bir olay olmadığını anladık. Dört gün sonra tekrar Kâbe'nin yarılan yeri açıldı ve Fatıma binti Esed kucağında nur topu gibi bir çocukla dışarı çıktı."
Fatıma binti Esed, Kâbe'nin içinde doğurduğu oğlunu kucağına alarak Kâbe'den çıktığında karşılaştığı ilk kişi Hz. Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.a) olmuştur. Hz. Peygamber bu karşılama sırasında Hz. Ali'yi annesinin kucağından alarak bağrına basar. Bu olay Hz. Peygamber'in ona yönelik ilgisinin ve ona dönük özel yetiştirme sürecinin başlangıcı idi.
Bu yeni doğan bebek, anne-babası ile amcasının oğlu olan Hz. Peygamber'in kucaklarında büyüdü. Hz. Peygamber ona, başka hiç kimseye göstermediği üstün bir duygu ve özen ile yaklaşıyordu.
Mübarek adının konması hakkında da annesi şöyle der:
"Ben oğlumun doğumundan sonra Kâbe'den çıkmak istediğimde gaybten gelen ses şöyle dedi: 'Ey Fatıma! Bu bebeğin ismini Ali koy. Çünkü Aliyyül Âlâ (yücelerin yücesi) olan Allah Teâlâ buyuruyor ki; 'Ben onun ismini kendi ismimden türettim, edebimle onu edeplendirdim ve en derin bilgilerimi ona öğrettim. O putları benim evimde Kâbe'de kıracaktır, evimin üzerinde ezan okuyacaktır, beni takdis ve temcit edecektir."
Kâbe'nin Hz. Ali'nin değerli annesi için yarıldığı yere şimdilerde "Müstecar" ve "Ruknu Yemani" denmektedir.
Kâbe'nin Hz. Ali'nin değerli annesi için yarıldığı köşe, Hacer-ül Esved taşının bulunduğu köşeden bir evvelki köşedir. O günden bu zamana kadar Kâbe defalarca onarılmış ve hatta yeniden yapılmıştır, ama her defasında onarım ve yeniden yapılmasından sonra ve hatta taşlarının değiştirilmesine rağmen yine de yarılan yer her defasında açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Kâbe'nin oğlu, İmam Ali efendimizin her doğum gününde o duvar köşesinin çatladığı ve sıvasının döküldüğüne çok kez şahit olanlar olmuştur.
Bu hakikat ve bu mucizevi gerçek ayan beyan ortada iken, çoğu kimse bu gerçeği bilmez ve bu hakikat hep gizlenir, tıpkı İmam Ali efendimizin ilk halife olması gerçeği gizlendiği ve tersyüz edildiği gibi...
Emevi, Vahhabi Suud zihniyeti istediği kadar olayları gizlesin, tersyüz etsin, delilleri silsin, duvarları sıva yapsın, kabirleri dümdüz etsin, hakikat silinmiyor ve silinemez...
Şunu peşinen söyleyelim ki, Hz. Peygamberi ve Ehl-i Beyt'ini silmeye çalışan zaten silinmiş ve iman dairesinin dışına çıkmıştır.
Burada yapılan düşmanlık ve karartma Hz. Peygambere ve yüce İslam dinimizedir. Çünkü İslam dininin en büyük koruyucuları ilk dönemlere Hz. Ebu Talip efendimiz, Hz. Hatice annemiz ve İmam Ali efendimiz olmuştur. Aynı karartma İmam Ali Efendimizin mübarek babaları Hz. Ebu Talip'e ve Hz. Hatice anamıza da yapılmıştır.
Hz. Hatice annemizin Mekke'de Kâbe'yi gören güzel bir yamaçta Cennetü'l Mualla mezarlığındaki kabirleri Hz. Ebu Talip ve Hz. Abdulmuttalip efendilerimizin kabirleri ile yan yanadır.
Kanuni Sultan Süleyman 1544 yılında Hatice Validemiz'in kabrinin üstüne yüksek kubbeli bir türbe yaptırmış ve bir de türbedar görevlendirmiştir. Evliya Çelebi, Cennetül Muallâ'da 75 adet kubbeli mezar olduğunu nakleder. 1926'da Cennetül Muallâ'daki bütün türbeler yıktırılarak, yerle bir edilmiş ve mezar taşları kaldırılmıştır.
Bugün Cennetül Mualla'daki tüm kabirlerin üzerinde hiçbir yeşillik; çimen, çiçek, dal, ağaç bulunmazken, Hz. Hatice Validemizin kabri üzerinde bir yeşil ağaç bulunmaktadır.
Sürekli de kesmelerine rağmen defaatle de bu ağaç büyüyüp dal ve budak salmaktadır. Tıpkı yarılan ve defaatle onarmalarına rağmen yarık izlerinin silinmediği Kâbe duvarı gibi…
Kâbe'de doğana, Kâbe'nin oğluna, İmametin ve velayetin başı Hz. Ali'ye selam olsun, selam olsun, selam olsun... Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali...
Varlığım Muhammed
Nurumdur Ali.
Anam Fatıma'dır,
Ya Muhammed, Ya Ali.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Adem Birinci / diğer yazıları
- "Allah’ın evinde doğan tek insan: Kâbe’nin oğlu İmam Ali” / 02.01.2026
- Kâbe’ye asılan zulüm vesikası ve Ebu Tâlib’in şahitliği / 31.12.2025
- Hz. Abdülkadir Geylânî / 24.12.2025
- Resûlullah’ın hırkası altında: Aşkın, vefanın ve rahmetin dünyası / 14.12.2025
- Ehl-i Beyt’in sır kâtibi: Cennetlik Selman-ı Fârisî / 06.12.2025
- Resûlullah’ın sırdaşı, Ali’nin sadık dostu: Hz. Huzeyfe b. Yemân / 05.12.2025
- Hür b. Yezid er-Riyâhî: Kerbelâ’da vicdanın ve iman yolunun şehidi / 02.12.2025
- Muhammed Fuzûlî - aşkın şairi / 14.11.2025
- Kerbelâ’nın aslanı: Celal Abbas / 13.11.2025
- ‘Kan ve Keder Toprağı: Kerbelâ’ / 11.11.2025
- Kâbe’ye asılan zulüm vesikası ve Ebu Tâlib’in şahitliği / 31.12.2025
- Hz. Abdülkadir Geylânî / 24.12.2025
- Resûlullah’ın hırkası altında: Aşkın, vefanın ve rahmetin dünyası / 14.12.2025
- Ehl-i Beyt’in sır kâtibi: Cennetlik Selman-ı Fârisî / 06.12.2025
- Resûlullah’ın sırdaşı, Ali’nin sadık dostu: Hz. Huzeyfe b. Yemân / 05.12.2025
- Hür b. Yezid er-Riyâhî: Kerbelâ’da vicdanın ve iman yolunun şehidi / 02.12.2025
- Muhammed Fuzûlî - aşkın şairi / 14.11.2025
- Kerbelâ’nın aslanı: Celal Abbas / 13.11.2025
- ‘Kan ve Keder Toprağı: Kerbelâ’ / 11.11.2025

























































































