7-8 Şubat tarihlerinde Avusturya'nın başkentinde, Viyana Teknik Üniversitesi'nde 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nin gerçekleştirilmesi oldukça önemli ve anlamlı bir gelişme... BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'tan dünyaya net mesaj tekrar verildi ve yinelendi: "Dünyanın Milli Ekonomi Modeli'ne İhtiyacı Var!"
22 ülkeden 50'den fazla akademisyen kongreye katılarak sundukları tebliğlerinde MEM'in yegane kurtuluş reçetesi olduğunu tekrar ortaya koymuş oldular.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, yalnızca teknolojik dönüşümlerin ya da siyasi kırılmaların değil, aynı zamanda ekonomik paradigma arayışlarının da yoğunlaştığı bir dönem olarak tarihe geçmektedir.
Küresel ölçekte yaşanan gelir adaletsizliği, derinleşen yoksulluk, işsizlik ve borç sarmalı, kapitalist sistemin insanlığa vaat ettiği refahı geniş kitlelere ulaştıramadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Üretimin geri plana itildiği, finansal spekülasyonun ve faiz merkezli para hareketlerinin belirleyici hâle geldiği bu düzende, dünya servetinin önemli bir kısmı küçük bir azınlığın elinde toplanırken milyarlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Bugün insanlık, bir avuç mutlu azınlığın zenginliği ile geniş kitlelerin çaresizliği arasındaki uçurumun gölgesinde yaşamaktadır.
Tam da bu tabloda, alternatif ve insan merkezli bir ekonomik anlayışın gerekliliği her zamankinden daha güçlü hissedilmektedir. Bu arayışa Türkiye'den verilen en dikkat çekici cevaplardan biri, merhum Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli'dir. Bu model, yalnızca teknik bir iktisat programı değil; adaleti, paylaşımı ve insan onurunu merkeze alan bütüncül bir kalkınma felsefesi olarak değerlendirilmelidir. Zira Milli Ekonomi Modeli, ekonomiyi sermayenin çıkarlarına göre değil, insanın temel ihtiyaçlarına göre kurgulama iddiasıyla kaleme alınmıştır. İnsanın doyması, giyinmesi, barınması ve müreffeh bir hayat sürmesi, modelin nihai hedefi olarak belirlenmiştir.
Kapitalist sistemin temel dayanağı olan faiz ve borç mekanizması, ülkeleri üretimden uzaklaştırarak finansal bağımlılığa sürüklemektedir. Gelişmekte olan ülkelerin emeği, yeraltı zenginlikleri ve kaynakları küresel sermaye tarafından sömürülmekte; bu ülkeler borç ve döviz kıskacında ekonomik egemenliklerini kaybetmektedir. Milli Ekonomi Modeli ise bu sömürü düzenine karşı köklü bir itirazdır. Model, faizsiz finans anlayışıyla üretim temelli kazancı esas almakta, gelir dağılımında adaleti öncelemekte ve sosyal devleti güçlendirerek refahın toplumun geneline yayılmasını hedeflemektedir. Bu yönüyle yalnızca Türkiye için değil, ezilen ve bağımlı bırakılan tüm dünya milletleri için bir umut ve alternatif sunmaktadır.
Modelin en dikkat çekici unsurlarından biri, milli para egemenliği ve yerel paralarla ticaret yaklaşımıdır. Dolar merkezli rezerv para sisteminin ülkeleri dışa bağımlı hâle getirdiği gerçeğinden hareketle, ticarette ulusal paraların kullanılmasının ekonomik bağımsızlığı güçlendireceği savunulmaktadır. Nitekim son yıllarda BRICS ülkelerinin yerel para ile ticarete yönelmesi ve doların küresel hâkimiyetinin tartışmaya açılması, bu tezin pratikte de karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Milli Ekonomi Modeli, yalnızca teorik bir öneri değil; küresel gelişmelerle örtüşen, çağın ihtiyaçlarına cevap veren bir perspektif sunmaktadır.
Bununla birlikte model, sosyal devlet uygulamalarını ekonomik dinamizmin temel unsuru olarak görmektedir. Vatandaşlık maaşı, sosyal destek mekanizmaları ve gelir güvencesi gibi politikalarla halkın satın alma gücünün artırılması, iç talebi canlandırarak üretimi ve istihdamı desteklemektedir. Böylece ekonomik büyüme yukarıdan aşağıya değil, tabandan tavana doğru gerçekleşmektedir. Refahın belli ellerde toplanması yerine toplumun geneline yayılması hedeflenmektedir. Bu anlayış, ekonomik kalkınmayı aynı zamanda ahlaki ve sosyal bir sorumluluk olarak ele almaktadır.
Bugüne kadar Milli Ekonomi Modeli'nin farklı ülkelerde düzenlenen uluslararası kongrelerde akademik düzeyde tartışılması, modelin evrenselliğini ortaya koymaktadır. Bu kongreler, insan merkezli ekonomi arayışlarının ortak bir zeminde buluştuğu platformlar hâline gelmiş, modelin küresel ölçekte tanınırlığını artırmıştır. Günümüzde bu çalışmaların yeni nesil bir vizyonla sürdürülmesi, modelin geleceğe taşınması açısından ayrıca önem arz etmektedir.
Sonuç olarak Milli Ekonomi Modeli, kapitalist düzenin ürettiği eşitsizliklere karşı adalet temelli bir iktisat anlayışı geliştirme çabasının somut bir ifadesidir. Ekonomik bağımsızlık, sosyal refah ve gelir dağılımı adaleti gibi temel ilkeleri merkeze alması bakımından, çağımızın en dikkat çekici alternatif kalkınma yaklaşımlarından biridir. İnsanlığı borç ve faiz sarmalından kurtarmayı, üretimi ve paylaşımı esas alan bir düzen kurmayı hedefleyen bu model, yalnızca bir ekonomik program değil; aynı zamanda daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna dair güçlü bir iddia ve davettir. Bugün dünya, belki de her zamankinden daha fazla, böyle bir adalet ve vicdan temelli ekonomik anlayışı beklemektedir. Kısaca dünya Türk'ün eşsiz adaletini beklemektedir.
22 ülkeden 50'den fazla akademisyen kongreye katılarak sundukları tebliğlerinde MEM'in yegane kurtuluş reçetesi olduğunu tekrar ortaya koymuş oldular.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, yalnızca teknolojik dönüşümlerin ya da siyasi kırılmaların değil, aynı zamanda ekonomik paradigma arayışlarının da yoğunlaştığı bir dönem olarak tarihe geçmektedir.
Küresel ölçekte yaşanan gelir adaletsizliği, derinleşen yoksulluk, işsizlik ve borç sarmalı, kapitalist sistemin insanlığa vaat ettiği refahı geniş kitlelere ulaştıramadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Üretimin geri plana itildiği, finansal spekülasyonun ve faiz merkezli para hareketlerinin belirleyici hâle geldiği bu düzende, dünya servetinin önemli bir kısmı küçük bir azınlığın elinde toplanırken milyarlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Bugün insanlık, bir avuç mutlu azınlığın zenginliği ile geniş kitlelerin çaresizliği arasındaki uçurumun gölgesinde yaşamaktadır.
Tam da bu tabloda, alternatif ve insan merkezli bir ekonomik anlayışın gerekliliği her zamankinden daha güçlü hissedilmektedir. Bu arayışa Türkiye'den verilen en dikkat çekici cevaplardan biri, merhum Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulan Milli Ekonomi Modeli'dir. Bu model, yalnızca teknik bir iktisat programı değil; adaleti, paylaşımı ve insan onurunu merkeze alan bütüncül bir kalkınma felsefesi olarak değerlendirilmelidir. Zira Milli Ekonomi Modeli, ekonomiyi sermayenin çıkarlarına göre değil, insanın temel ihtiyaçlarına göre kurgulama iddiasıyla kaleme alınmıştır. İnsanın doyması, giyinmesi, barınması ve müreffeh bir hayat sürmesi, modelin nihai hedefi olarak belirlenmiştir.
Kapitalist sistemin temel dayanağı olan faiz ve borç mekanizması, ülkeleri üretimden uzaklaştırarak finansal bağımlılığa sürüklemektedir. Gelişmekte olan ülkelerin emeği, yeraltı zenginlikleri ve kaynakları küresel sermaye tarafından sömürülmekte; bu ülkeler borç ve döviz kıskacında ekonomik egemenliklerini kaybetmektedir. Milli Ekonomi Modeli ise bu sömürü düzenine karşı köklü bir itirazdır. Model, faizsiz finans anlayışıyla üretim temelli kazancı esas almakta, gelir dağılımında adaleti öncelemekte ve sosyal devleti güçlendirerek refahın toplumun geneline yayılmasını hedeflemektedir. Bu yönüyle yalnızca Türkiye için değil, ezilen ve bağımlı bırakılan tüm dünya milletleri için bir umut ve alternatif sunmaktadır.
Modelin en dikkat çekici unsurlarından biri, milli para egemenliği ve yerel paralarla ticaret yaklaşımıdır. Dolar merkezli rezerv para sisteminin ülkeleri dışa bağımlı hâle getirdiği gerçeğinden hareketle, ticarette ulusal paraların kullanılmasının ekonomik bağımsızlığı güçlendireceği savunulmaktadır. Nitekim son yıllarda BRICS ülkelerinin yerel para ile ticarete yönelmesi ve doların küresel hâkimiyetinin tartışmaya açılması, bu tezin pratikte de karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Milli Ekonomi Modeli, yalnızca teorik bir öneri değil; küresel gelişmelerle örtüşen, çağın ihtiyaçlarına cevap veren bir perspektif sunmaktadır.
Bununla birlikte model, sosyal devlet uygulamalarını ekonomik dinamizmin temel unsuru olarak görmektedir. Vatandaşlık maaşı, sosyal destek mekanizmaları ve gelir güvencesi gibi politikalarla halkın satın alma gücünün artırılması, iç talebi canlandırarak üretimi ve istihdamı desteklemektedir. Böylece ekonomik büyüme yukarıdan aşağıya değil, tabandan tavana doğru gerçekleşmektedir. Refahın belli ellerde toplanması yerine toplumun geneline yayılması hedeflenmektedir. Bu anlayış, ekonomik kalkınmayı aynı zamanda ahlaki ve sosyal bir sorumluluk olarak ele almaktadır.
Bugüne kadar Milli Ekonomi Modeli'nin farklı ülkelerde düzenlenen uluslararası kongrelerde akademik düzeyde tartışılması, modelin evrenselliğini ortaya koymaktadır. Bu kongreler, insan merkezli ekonomi arayışlarının ortak bir zeminde buluştuğu platformlar hâline gelmiş, modelin küresel ölçekte tanınırlığını artırmıştır. Günümüzde bu çalışmaların yeni nesil bir vizyonla sürdürülmesi, modelin geleceğe taşınması açısından ayrıca önem arz etmektedir.
Sonuç olarak Milli Ekonomi Modeli, kapitalist düzenin ürettiği eşitsizliklere karşı adalet temelli bir iktisat anlayışı geliştirme çabasının somut bir ifadesidir. Ekonomik bağımsızlık, sosyal refah ve gelir dağılımı adaleti gibi temel ilkeleri merkeze alması bakımından, çağımızın en dikkat çekici alternatif kalkınma yaklaşımlarından biridir. İnsanlığı borç ve faiz sarmalından kurtarmayı, üretimi ve paylaşımı esas alan bir düzen kurmayı hedefleyen bu model, yalnızca bir ekonomik program değil; aynı zamanda daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna dair güçlü bir iddia ve davettir. Bugün dünya, belki de her zamankinden daha fazla, böyle bir adalet ve vicdan temelli ekonomik anlayışı beklemektedir. Kısaca dünya Türk'ün eşsiz adaletini beklemektedir.
Adem Birinci / diğer yazıları
- Hz. Hatice validemizin vefat yıl dönümündeyiz / 01.03.2026
- Yeni dünya düzeninin adı: Milli Ekonomi Modeli / 12.02.2026
- Ekonomide Yeni Çağ: Viyana’da yazılan tarih / 10.02.2026
- Dünyanın beklediği model: MEM / 08.02.2026
- İmam Ali hakkında inen Adiyat Suresi / 04.02.2026
- İmam Musa Kazım / 15.01.2026
- "Allah’ın evinde doğan tek insan: Kâbe’nin oğlu İmam Ali” / 02.01.2026
- Kâbe’ye asılan zulüm vesikası ve Ebu Tâlib’in şahitliği / 31.12.2025
- Hz. Abdülkadir Geylânî / 24.12.2025
- Resûlullah’ın hırkası altında: Aşkın, vefanın ve rahmetin dünyası / 14.12.2025
- Yeni dünya düzeninin adı: Milli Ekonomi Modeli / 12.02.2026
- Ekonomide Yeni Çağ: Viyana’da yazılan tarih / 10.02.2026
- Dünyanın beklediği model: MEM / 08.02.2026
- İmam Ali hakkında inen Adiyat Suresi / 04.02.2026
- İmam Musa Kazım / 15.01.2026
- "Allah’ın evinde doğan tek insan: Kâbe’nin oğlu İmam Ali” / 02.01.2026
- Kâbe’ye asılan zulüm vesikası ve Ebu Tâlib’in şahitliği / 31.12.2025
- Hz. Abdülkadir Geylânî / 24.12.2025
- Resûlullah’ın hırkası altında: Aşkın, vefanın ve rahmetin dünyası / 14.12.2025



























































