logo
22 ŞUBAT 2026


Kıbrıs giderse Türkiye gider

10.01.2005 00:00:00
Kıbrıs'ın Türkiye'nin en haklı dâvâsı olduğunu hatırlatan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu dâvânın kaybedilmesi halinde gerisinin çorap söküğü gibi geleceği uyarısında bulundu Çorap söküğü uyarısı

Türkiye'nin en haklı olduğu dâvâsıdır Kıbrıs. Hem de eğer hukuk hâlâ bir anlam ifade ediyorsa uluslararası anlaşmalarla sarsılmaz sağlam temellere dayandırılmış bir haklı dâvâsıdır. Fakat ne garip tecellidir ki böyle haklı bir dâvânın temeline "sende mi Brütüs?" dedirtecek türden ilk önemli dinamiti yine Türkiye koymuştur. Anomali bir doğum misali AB ile Gümrük Birliği sevdası uğruna yapılmıştır bu. Şimdilerde ise bu kadar haklı bir dâvâ, sanki bir meydan muharebesi kaybedilmişcesine "AB süreci Kıbrıs'taki Türk ve Rum ihtilafına feda edilemez" sözlerinde ifadesini bulan yeni bir Brütüs'lükle karşı karşıyadır. Kıbrıs dâvâsı bu hançeri yer, Türkiye bu dâvâyı kaybederse arkasının çorap söküğü gibi gelmesi işten bile değildir. Böyle diyor, Türkiye'nin en haklı dâvâsı Kıbrıs ile adeta özdeş hale gelmiş isim KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş. Denktaş gazetemizi ziyaret etti ve yazarlarımızla sohbet etti. Denktaş gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Kalleşlik, haksızlık, oyun içiçer Sayın Cumhurbaşkanı referandumu bir milat olarak alırsak, eğer bu referandumda "evet" çıkarsa KKTC tarafı için çok güzel şeyler olacağı söyleniyordu. Türk tarafı % 65 ile "evet" dedi. Ama verilen sözler tutulmadı. Hatta 17 Aralık'ta Kıbrıs meselesi çok farklı bir şekilde dahi gündeme geldi. Niçin?

Rauf Denktaş: Güllük, gülistanlık vadedenler, "evet derseniz herşey sizin olacak" diyenler, Rumların da "evet" diyeceği inancı içinde hareket ettiler. Son haftaya kadar Rumlar, Türk tarafının beni dinleyerek "hayır" diyeceğini düşünmek suretiyle Amerikalılara, İngilizlere, diğerlerine, "Biz evet diyeceğiz. Biz Türklerle uzlaşmayı istiyoruz" görüntüsünü sürdürdüler. Vaktaki Türkiye ağırlığını koydu. Ve "evet" çıkacağı belirlendi. Bu sefer Rum, "hayır" diyeceğini açıkladı. Muazzam bir kampanya ile de "hayır"ı temin etti. Bunun üzerine bize "evet derseniz şunları alacaksınız" diyenler şoka girdi. Şimdi ne yapacaklar? Vadettiklerini verseler Rum kızacak. Rum'u kırk yıldır meşru hükümet olarak besleyen kendileri. Yasalar ve insanlığa aykırı olarak besleyen kendileri. Dolayısıyla sevdikleri, korudukları Rum'u kızdırmak istemiyorlar. Üye de yapacaklar. Zaten şimdi yaptılar. Bu sefer bize, "Evet derseniz şunubunu vereceğiz dedik amma bu 'evet'inizle siz, birleşmek istediğinizi, ayrılık istemediğinizi, ayrı devlet, ayrı bağımsızlık, ayrı egemenlik istemediğinizi kabul etmiş oluyorsunuz. Bu çizgide durursanız vadettiklerimizi size temin etmeye çalışacağız" dediler. Tabii işi "Rum'un izniyle çalışacağız" durumuna getirdiler. Büyük bir kalleşlik, büyük bir haksızlık, büyük bir oyun ile karşı karşıya kaldığımızı anladık. Çünkü "evet" dediğimiz Annan Planı'nın içinde bir madde var. "Taraflardan biri veya her ikisi 'hayır' derse, beni istemezse ben yokum, etkim de yoktur, hükmüm de yoktur" der. Dolayısıyla ortadan kalkmış olan bu Annan Planı'na biz "evet" dedik diye bunun içerisinde egemenliğimiz yok, devletimiz yok bu nedenle bundan sonra egemenlik, devlet isteyemeyiz diye bizi bağlamaya kalkışmak, ben 40 yıldır yabancılarla düşer, kalkarım, müzakere ederim, Rum'un çok yalanlarını, yanlışlarını gördüm, bunun kadarını görmedim, bu hıyanete varan bir yaklaşımdır. Bunun karşısında Türk ulusunun isyan etmesi lazımdır. "Ne hakla bunu yaparsınız, nereye dayanarak yaparsınız?" diye sorgu sual sorması lazımdır. Şimdi, o günden bugüne hükümetimiz vadedilenleri temin etmek için uğraşıyor. "Tanınmak, egemenlik isterseniz yardım yapmayız" diyorlar ya, hem Türkiye, hem bizim hükümetimiz, "Vallahi, billahi tanınma istemeyiz" demeye mecbur oluyorlar. Ne münasebet! Onu soran yok. Sen onu söyleme. Onu bir tarafa bırak. Vadedilenleri iste, ki alamayacaksın, alırsan da damla damla alacaksın. Verirken de seni kendi istedikleri çizgiye getirmeye çalışacaklar. Bütün mesele bu. O günden bugüne cereyan eden bu.

Son toplantılarda da Rum veto edecek mi, etmeyecek mi, konusu konuşuldu, durdu. Nihayet ettirmediler. Peki 3 Ekim'de eder mi, etmez mi? Zannedersem Türkiye için o gün bir deneme sorunu olacak. Eğer AB Türkiye'yi istiyorsa, siyaseti gereği Rum'a, çağırıp, "AB'nin çıkarı Türkiye'nin de üye olmasıdır. Sen kendi çıkarın için bunu bozamazsın. Veto kullanarak bozarsan o zaman her konuda bizi karşında bulursun" diyebilir. Demiyorsa, hatta Türkiye'ye tazyik yaparak "tanı", Rumlara da "tanımazsa veto yap" diyorlarsa demek ki Türkiye'yi almak istemiyorlar neticesine varmak lazım.

Yalan üzerine barış bina edilmez

AB, şimdi, tabiatıyla yapmış olduğu hatanın sancısını çekmektedir. Zamanında bizi dinlemediler. Türkiye'yi dinlemediler. "Bunlar Kıbrıs değildir. Bunlar Kıbrıs Rum idaresidir. Gayrimeşrudur. Uluslararası anlaşmaları çiğnemiştir. Anayasayı yırtıp atmıştır. Bunları üye yapamazsınız. 1960 anlaşmaları bunlara engeldir" dediğimizde dinlemediler, aldılar. Ve almak suretiyle de zannettiler ki Kıbrıs'ta birleşmeye yardımcı olacaklar. Biz onu da söyledik. "Ayrılığı tescil edeceksiniz" dedik. İki ayrı referandum yaptırmak suretiyle bir tarafın diğerini temsil etmediğini, diğerinin sözcüsü olmadığını tescil ettiler. Namuslu olsalar hükümeti de olamayacağını kabul etmeleri lazım. Annan Planı'nda da var. Bir taraf diğerinin hükümeti olamaz. Bir taraf diğer tarafın azınlığı değil. O halde nasıl benim hükümetim olabiliyor? 1960 Anayasasında ayrı ayrı seçimlerimiz var. Seçimler ayrı. Ayrı demokrasi var. Rum demokrasisini sen nasıl, ne hakla hakim kılarsın? Bunları hep sorup, suale çevirdiğimizde Amerikalı diplomatların verdiği cevap hep şu olmuştur: "Biz de biliyoruz, Makarios'un darbe yaptığını, ortaklığı yıktığını, suçlu olduğunu. Ama o günlerde, Makarios, Sovyetleri Kıbrıs'a getirmek tehdidiyle bizi üzüyordu. Kıbrıs Akdeniz'de bir Küba olmasın diye mecbur olduk, meşru hükümet olarak tanıdık." Tamam, güzel, o günlerde tanıdınız. Ama aradan 40 yıl geçti. Hâlâ bu yanlışın üzerine barışı sen nasıl bina edersin? Yanlış üzerine, yalan üzerine barış olur mu? Rum'a o hakimiyeti vererek "hadi bakalım barış" dediğinde adamın ihtiyacı yok ki... Adam meşru Kıbrıs hükümeti olmuş, meselesini halletmiş. Biz, Rum'un halledilen meselesini halletmeye çalışıyoruz. Mümkün mü? Değil. O zaman ne yaptık? Dengeledik. Devletimizi kurduk. Şimdi "devleti kaldırın" diyorlar.

İkna edilen

AKP'nin yanılgısı

r Değerlendirmeleriniz bu kritik vasatta elbette çok daha önemli. Sizin Kıbrıs'la ilgili bir temel değerlendirmeniz var. Türkiye'deki karar vericilere de diyorsunuz ki "Kıbrıs bu coğrafyanın en haklı dâvâsıdır." "Hukuksal anlamda, uluslararasında, cephe üstünlüğü anlamında en haklı dâvâsıdır. Eğer Kıbrıs dâvâsını koruyamazsa Türkiye'yi de, diğer millî dâvâları da koruması hiç ama hiç mümkün değil" diyorsunuz. Bir anlamlı fotoğraf daha var. Cok kısa süre öncesine kadar hem toplumsal bağlamda, hem hükümetler bağlamında, bütün olarak karar vericiler bağlamında Türkiye'de Kıbrıs bir millî dâvâ özelliği taşıyordu. Hangi siyasal görüşü taşırsanız taşıyın biraz da siyaset üstü bir duruşa sahipti. Bugün Türkiye bu duruştan çok uzaklaştı gözüküyor. Sanki bir dünya savaşı kaybettik de onun sonuçları ile karşılaşıyormuşuz gibi bir Kıbrıs fotoğrafı var. Niçin Türkiye bugün Kıbrıs'ın o haklılık pozisyonunu, cephe üstünlüğünü korumuyor?

Denktaş: Yıllarca, haksız olarak, Kıbrıs'ı, AB yolunda Türkiye'nin önüne engel olarak koydular. "Hallet, öyle gel, hallet, öyle müracaat et" kabilinden koydular. Bu, bugün AB şampiyonluğunu yapan basın ve basını destekleyen kuruluşlar tarafından öyle bir kabul edilir gerçekmiş gibi kabul edildi ki Türk hükümetleri üzerinde "Şu Kıbrıs'ı halledin. Halletmeyen Denktaş'tır" baskısı, kültürü oluşturuldu. Yeni hükümet geldiğinde, bu engeli ortadan kaldırmak kararlılığıyla geldi. Çünkü Amerikalılar, İngilizler, bana göre, ben bunu hükümetten duymuş değilim, kendilerini ikna ettiler. Nasıl ki kendileri de referandumdan bir hafta öncesine kadar ikna edilmişti. "Rumlar hazırdır. Uzlaşma istiyor. Annan Planı'nı kabul ediyor. Zorluk benden (Denktaş'tan) çıkıyor" diye ikna edilmişti. Ben, Türkiye'yi bu konuda ikna ettiler diye düşünüyorum. Dolayısıyla "biz bu işi halledelim. Annan Planının içerisinde bugüne kadar istediğimiz her şey var. Egemenlikte, bağımsızlıkta ısrar etmenin mânâsı yok. Rumlar da artık yumuşadı. Onun için bu iş bitsin" diye ortaya çıktılar, zannederim. Yine zannederim ki Rumların "hayır"ı ve ondan sonraki davranışlarıyla, kendilerine, "Rumlar 'evet' diyecek" diyenlerin büyük bir yanılgı içerisinde olduğunu onlar da gördüler.

Söz ve icraat çelişkisi

Şimdi bunları bir yana bırakalım. Önümüzdeki en önemli somut şey nedir? 3 Ekim'e kadar Kıbrıs'ı tanıyacak mısınız? Ya da Kıbrıs bir millî dâvâ mıdır? Ben Dışişleri Bakanı ve Sayın Başbakan ile konuştuğumda, millî bir dâvâ olduğunu devamlı surette teyid ederler. "Biz bu millî dâvâdan vazgeçecek değiliz" derler. Ama görüyoruz ki bazı demeçleri, bazı icraatları derhal "acaba" diye bizlerde bir soru işareti koyuyor. Fakat devamlı surette söyledikleri, "Biz, Kıbrıs'ta yeni bir oluşum, müşterek bir oluşum meydana gelmedikçe şimdiki Rum idaresini meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanımayız. Veto edecekse buyursun, etsin" şeklindedir.

r 17 Aralık zirvesinde hükümetin Kıbrıs'la ilgili yazılı beyanı var.

Denktaş: Bütün bunlar var. Nasıl var? Onu ben bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz. Var olduğunu işitiyoruz, değil mi? Ama bize gönderdikleri şu: Siyasi tanıma bir niyet meselesidir. Bir devlet karşıdaki devleti siyasi açıdan tanıma niyetiyle icraat yaparsa, bir girişim yaparsa tanıma öyle hasıl olur. Bunu yapmıyorsa, hatta "böyle bir niyetim yoktur" diyerek bazı icraatlara, temaslara mecbur olursa, uluslararası konferanslarda birarada oturmak mecburiyeti hasıl olursa o, tanıma yönüne gitmez, tanıma olmaz.

r Peki, Kofi Annan Planına bağlı referandumu desteklemek ne anlama geliyor?

Denktaş: Onu ben bilemiyorum.

r Belgeyi kuşkusuz sizden daha iyi bilen biri yok.

Denktaş: Ben onu daha evvel söyledim. Eğer bir taktik ise, pazarlık taktiği ise, yani, "Biz göstereceğiz ki Kıbrıs meselesinin hallini engelleyen Türkiye değildir. Çünkü Türkiye itham altında. Bunu göstermek için de biz büyük bir manevra yapacağız: Büyük bir riziko altın gireceğiz. Bütün kötülüklerine rağmen bunu kabul edeceğiz" diye bir kumar oynanmışsa, bir adım atılmışsa, başarılı oldu. Nasıl başarılı oldu? Türkiye'nin engel olmadığı görüldü. "Aferin" aldık.

n Sonuç.

Denktaş Ama sonuç alamadık. Rum, AB'ye girdi. Ve bizi veto ile tehdide başladı. Kıbrıs meselesi yine Türkiye için mesele olmaya devam ediyor. En kötüsü az evvel söylediğimdir. "Evet, dediğiniz için birleşmek istiyorsunuz. Ayrılık, devlet, egemenlik istemiyorsunuz" diye karşımıza çıktılar. Türkiye'nin bize dediğini ben devamlı surette millî senet olarak kabul ettiğimi beyan ediyorum. Türkiye şunu diyor: "Biz, Kıbrıs'ta müşterek bir yeni kuruluş meydana gelmedikçe mevcut Rum idaresini meşru Kıbrıs idaresi olarak tanımıyoruz, tanımayacağız. KKTC'yi tanımaya devam edeceğiz. Askerimizi çekmeyeceğiz. Desteğimiz devam edecektir."

n DEVAMI YARIN

Türkler yeniden Viyana kapılarına dayandı! Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde dikkat çeken notlar

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Modeli Viyana Teknik Üniversitesinde konuşuldu. Kongrede, değerli akademisyenler ve sektör uzmanları sunumlar yaptı

22.02.2026 11:30:00
Ahmet Turan Yiğit
Türkler yeniden Viyana kapılarına dayandı! Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde dikkat çeken notlar
Türkler yeniden Viyana kapılarına dayandı! Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde dikkat çeken notlar
Viyana'da 7-8 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşen 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde önemli açıklamalar ve değerlendirmeler oldu.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Modeli Viyana Teknik Üniversitesinde konuşuldu. Kongrede, değerli akademisyenler ve sektör uzmanları sunumlar yaptı.

Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nden dikkat çeken açıklamaları izleyin:

"Kılıçdaroğlu hukuken değil, ama siyaseten CHP'nin başına geçirilebilir" diyen Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum, "Kılıçdaroğlu ailesinin bile yüzüne bakamaz hale gelir" dedi

"Kılıçdaroğlu hukuken değil, ama siyaseten CHP'nin başına geçirilebilir" diyen Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum, "Kılıçdaroğlu ailesinin bile yüzüne bakamaz hale gelir" dedi

22.02.2026 00:10:00
Ahmet Turan Yiğit
 "Kılıçdaroğlu hukuken değil, ama siyaseten CHP'nin başına geçirilebilir" diyen Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum, "Kılıçdaroğlu ailesinin bile yüzüne bakamaz hale gelir" dedi
 "Kılıçdaroğlu hukuken değil, ama siyaseten CHP'nin başına geçirilebilir" diyen Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum, "Kılıçdaroğlu ailesinin bile yüzüne bakamaz hale gelir" dedi
Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum, "mutlak butlan" iddiaları ve Cumhuriyet Halk Partisi içindeki olası gelişmelere dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Akın Gürlek Mutlak Butlan için mi Adalet Bakanı oldu? CHP'ye Kılıçdaroğlu operasyonu mu geliyor? gibi sorulara yanıt veren Prof. Dr. Süheyl Batum, Türkiye'de "mutlak butlan" kararının hukuken mümkün olup olmadığını, mahkemeler ve seçim süreçleri üzerinden yaşanan tartışmaları,
olası bir yargı kararının CHP yönetimini nasıl etkileyebileceğini, böyle bir kararın Türkiye'de seçim güvenliği ve hukuk devleti açısından ne anlama geleceğini değerlendirdi.
Batum, olası bir butlan kararının sadece parti içi dengeleri değil, seçim sistemine duyulan güveni de etkileyebileceğini ifade etti.

Süheyl Batum'un konuşmasını izleyin:

Tunca ve Meriç'te taşkın havadan görüntülendi

Edirne'de artan yağışlar ve Bulgaristan'daki barajlarda bırakılan sular sonrası Tunca ve Meriç nehirlerinde debi yükseldi, bazı tarım arazileri ve hobi bahçeleri sular altında kaldı. Taşkının boyutu dron ile havadan görüntülendi

21.02.2026 20:27:00 / Güncelleme: 21.02.2026 20:31:56
İHA
Tunca ve Meriç'te taşkın havadan görüntülendi
Tunca ve Meriç'te taşkın havadan görüntülendi
Edirne'de Tunca ve Meriç nehirlerinde son günlerde yaşanan debi artışı taşkına yol açtı. Yağışların yanı sıra Bulgaristan'daki barajlardan bırakılan suyun etkisiyle yükselen nehirler havadan görüntülendi.



Son ölçümlere göre, Meriç Nehri üzerindeki Kirişhane Ölçüm İstasyonu'nda debi 1088 metreküp/saniye, İpsala Ölçüm İstasyonu'nda ise 1230 metreküp/saniye olarak kaydedildi. Tunca Nehri Ölçüm İstasyonu'nda debi 161 metreküp/saniyeye çıkarak turuncu alarm seviyesine ulaştı.



Artan su seviyesi nedeniyle nehir yataklarına yakın bölgelerde bulunan hobi bahçeleri ve tarım arazileri sular altında kaldı. Yerleşim alanlarına yakın noktalarda suyun geniş bir alana yayıldığı görüldü.



Edirne'nin Meriç ilçesine bağlı Karayusuflu köyünde çiftçilik yapan Recai Servi, su seviyesinin ciddi oranda yükseldiğini belirterek onlarca tarım arazisinin sular altında kaldığını ve bazı köy yollarının ulaşıma kapandığını ifade etti.

Otel yangınında mahsur kalan 8 kişi kurtarıldı

Karabük'ün Safranbolu ilçesinde bir otelde çıkan yangında mahsur kalan 8 kişi itfaiye ekiplerince kurtarıldı

21.02.2026 18:19:00 / Güncelleme: 21.02.2026 18:24:01
İHA
Otel yangınında mahsur kalan 8 kişi kurtarıldı
Otel yangınında mahsur kalan 8 kişi kurtarıldı
Olay, Yeni Mahalle Ünsal Tülbentçi Sokak üzerinde bulunan bir otelde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, otelin zemin katında henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Kısa sürede yoğun dumanın binayı sarması üzerine durum 112 Acil Çağrı Merkezine bildirildi.



İhbar üzerine olay yerine polis, itfaiye, AFAD ve 112 Acil Servis ekipleri sevk edildi. Oteli saran duman nedeniyle içeride mahsur kalan 8 kişi, itfaiye ekipleri tarafından merdiven yardımıyla bulundukları yerden çıkarıldı.



Dumandan etkilenen 1 kişi ise tedbir amacıyla hastaneye kaldırıldı.



Yangın, ekiplerin hızlı müdahalesi sonucu kontrol altına alınarak söndürülürken, olayla ilgili inceleme başlatıldı.

TBMM'de Öcalan ittifakı: CHP de AKP, MHP ve DEM ile birlikte iş tuttu Prof. Dr. Süheyl Batum anlattı

"TBMM'de Öcalan ittifakı kuruldu. CHP de AKP, MHP ve DEM ile birlikte iş tuttu" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Süheyl Batum, "Atlantik ötesinde hazırlanan anayasayı Türkiye'ye kabul ettirmek istiyorlar. CHP komisyona katılmasaydı bu iş buraya kadar gelmezdi" dedi

21.02.2026 16:31:00
Ahmet Turan Yiğit
TBMM'de Öcalan ittifakı: CHP de AKP, MHP ve DEM ile birlikte iş tuttu Prof. Dr. Süheyl Batum anlattı
TBMM'de Öcalan ittifakı: CHP de AKP, MHP ve DEM ile birlikte iş tuttu Prof. Dr. Süheyl Batum anlattı
Anayasa hukukçusu ve eski CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum, anayasa değişikliği tartışmaları, "umut hakkı" söylemi ve Meclis'te kurulan komisyon sürecine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Batum konuşmasında: "Umut hakkı" tartışmasının gerçek amacının ne olduğunu, bir terör örgütü liderinin siyasi temsil konumuna yerleştirilmesi iddialarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan komisyonun rolünü, Cumhuriyet Halk Partisi'nin süreçteki pozisyonunu, Türkiye'nin "mezhepsel/etnik kota" modeline sürüklenip sürüklenmediğini, Tarihsel olarak 1876 Anayasası ve Osmanlı deneyimi üzerinden yaptığı uyarıları detaylı biçimde değerlendirdi. "Macun tüpten çıkarsa geri dönmez" diyen Batum, etnik ve mezhepsel temsile dayalı bir sistemin Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini savundu.

Prof. Dr. Süheyl Batum'un konuşmasını izleyin:

Tunceli'de polis kalbine yenik düştü


 
Tunceli'de evinde kalp krizi geçiren polis memuru yaşamını yitirdi.

21.02.2026 15:09:00
AA
Tunceli'de polis kalbine yenik düştü
Tunceli'de polis kalbine yenik düştü

Tunceli'de evinde kalp krizi geçiren polis memuru yaşamını yitirdi.
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü kadrosunda görevli polis memuru Erhan Orhan, evinde aniden fenalaşınca Tunceli Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Kalp krizi geçirdiği belirlenen Orhan, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Orhan'ın cenazesinin, Özel Harekat Şube Müdürlüğünde yapılacak törenin ardından memleketi Bolu'ya gönderileceği öğrenildi.

5 ilde zehir tacirlerine darbe: 346 şüpheli yakalandı

Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Adana, Balıkesir, Nevşehir, Çanakkale ve Bursa'da, uyuşturucu madde satıcılarına yönelik düzenlenen narkotik operasyonlarında 346 şüpheli yakalandı

21.02.2026 11:03:00
İhlas Haber Ajansı
5 ilde zehir tacirlerine darbe: 346 şüpheli yakalandı
5 ilde zehir tacirlerine darbe: 346 şüpheli yakalandı
Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Adana, Balıkesir, Nevşehir, Çanakkale ve Bursa'da, uyuşturucu madde satıcılarına yönelik düzenlenen narkotik operasyonlarında 346 şüpheli yakalandı.

Operasyonlar; 108 Asayiş Timi ve 14 Komando Timi olmak üzere toplam 635 Jandarma personeli ve 13 özel eğitimli narkotik arama köpeği ile birlikte 93 adrese yönelik düzenlendi.



Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında; saha araştırmaları, analiz ve takip faaliyetleri büyük bir titizlikle gerçekleştirildi. Şüpheliler teknik ve fiziki takiple izlendi. Suç faaliyetleri tek tek delillendirildi.

Düzenlenen operasyonlarda; 83 bin 625 adet uyuşturucu hap, 11 kg çeşitli uyuşturucu madde, çok sayıda ruhsatsız tabanca, av tüfeği, uyuşturucu kullanma aparatı ve hassas terazi ele geçirildi.

Sahte ilan ve oltalama yöntemiyle dolandırıcılık...

21.02.2026 11:00:00 / Güncelleme: 21.02.2026 11:03:49
İhlas Haber Ajansı
Sahte ilan ve oltalama yöntemiyle dolandırıcılık...
Sahte ilan ve oltalama yöntemiyle dolandırıcılık...
Kocaeli merkezli 17 ilde, sahte ilanlar ve oltalama yöntemiyle dolandırıcılık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan 30 şüpheliden 21'i tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sanal ortamda sahte ilanlar düzenleyerek vatandaşları mağdur eden şüphelilerin yakalanmasına yönelik geniş çaplı bir soruşturma başlattı.

Yapılan teknik ve fiziki takipler sonucunda, şüphelilerin açık hatlar üzerinden kurdukları sözde "çağrı merkezi" (call center) aracılığıyla mağdurlarla görüşmeler yaptıkları ve oltalama yöntemiyle 23 kişiyi dolandırdıkları tespit edildi.

Hesaplarında 22 milyon liralık hareketlilik tespit edildi



Soruşturmayı derinleştiren polis ekipleri, suç örgütü üyelerinin banka hesaplarında toplam 22 milyon 3 bin 10 lira para giriş çıkışı olduğunu belirledi. Suç unsurlarının elde edilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 17 Şubat'ta Kocaeli merkezli 17 farklı ilde 33 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Baskınlarda hedefteki 30 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.



Adreslerde yapılan aramalarda, suçta kullanıldığı değerlendirilen 55 cep telefonu, 32 SIM kart, 7 hard disk ve 6 USB belleğe el konuldu. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 30 şüpheli, bugün adliyeye sevk edildi. Operasyon sırasında çekilen görüntülerde, çok sayıda cep telefonunun çamaşır makinesinin içine gizlenmiş olarak ele geçirildiği görüldü.

21 şüpheli tutuklandı

Olaya ilişkin gözaltına alınan 30 şüphelinin ifadesi alındı. İfadeleri sonrasında adliyeye sevk edilen şüphelilerden 9'u adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılırken, 21'i ise tutuklanarak ceza evine gönderildi.

Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli adliyeye geldi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ünlülere yönelik yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, İstanbul Adliyesi'ne geldi

20.02.2026 14:29:00
İHA
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli adliyeye geldi
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli adliyeye geldi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosunun haklarında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan soruşturma başlattığı kamuoyunca tanınan kişilere yönelik operasyonlar sürüyor.

Ünlülere yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli 16 Şubat'ta ifadeye çağırılmıştı. Denizli ifade vermek üzere İstanbul Adalet Sarayı'na geldi.

Denizli Ailesi daha önce de darp iddiasıyla açılan dava kapsamında gündeme gelmişti. Lal Denizli'nin babası teknik direktör Mustafa Denizli, para tartışması nedeniyle kayınbiraderi tarafından darp edildiğini belirterek dava açmış, dava uzun süre gündemi meşgul ederken, kayınbirader Heja Elçi beraat etmişti.

Heja Elçi, Denizli'nin itirazı üzerine kararın bozulmasının ardından yeniden yargılandığı duruşmada 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

Uyuşturucu soruşturmasında Murat Dalkılıç, İsmail Hacıoğlu ve Kaan Tangöze'nin ifadeleri ortaya çıktı

İstanbul'da yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında şarkıcı Murat Dalkılıç, oyuncu İsmail Hacıoğlu ve Duman grubunun solisti Kaan Tangöze'nin ifadesi ortaya çıktı. Murat Dalkılıç, hayatının hiçbir döneminde asla uyuşturucu madde kullanmadığını iddia ederken, İsmail Hacıoğlu ise uyuşturucu kullandığı için pişman olduğunu söyledi. Kaan Tangöze ise ifadesinde, "Ben evli ve 3 çocuk sahibi, işleri yoğun bir kişiyim. Uyuşturucu kullanma sıklığım ise bu nedenle azdır" dedi

20.02.2026 14:21:00
İHA
Uyuşturucu soruşturmasında Murat Dalkılıç, İsmail Hacıoğlu ve Kaan Tangöze'nin ifadeleri ortaya çıktı
Uyuşturucu soruşturmasında Murat Dalkılıç, İsmail Hacıoğlu ve Kaan Tangöze'nin ifadeleri ortaya çıktı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından ünlü isimlere yönelik yürütülen 'uyuşturucu' soruşturması sürüyor. Soruşturma kapsamında Savcılığa ifade veren ve işlemlerinin ardından serbest bırakılan şarkıcı Murat Dalkılıç, oyuncu İsmail Hacıoğlu ve Duman grubunun solisti Kaan Tangöze'nin ifadeleri ortaya çıktı.

"Uyuşturucu madde kullanmam söz konusu değildir''

Şüpheli Murat Dalkılıç ifadesinde, hayatının hiçbir döneminde asla uyuşturucu madde kullanmadığını söyleyerek, ''Uyuşturucu madde ile ilişkim de olmaz. Yurt dışında da uyuşturucu madde kullanmadım'' dedi. Dalkılıç'a gizli tanık 'G..02'nin ifadesi okundu. Gizli tanığın ifadesinde, 'Murat Dalkılıç, Burak Altındağ, Özge E., Sezer Ç., İhsan A. ve Sergen Yalçın ile yakın arkadaş olup birlikte uyuşturucu madde kullanırlar. Bu şahıslar kendi aralarında borsa alış satışları yaparlar. Murat Dalkılıç da yakın arkadaş olup uyuşturucu madde kullanır' ifadeleriyle ilgili Dalkılıç'a diyecekleri soruldu. Dalkılıç ise, ''Bu şahısları tanırım, benim bu şahıslarla uyuşturucu madde kullanmam söz konusu değildir. Sergen ve Sezer uyuşturucu madde kullanacak insanlar değildir. Borsada bir kez hisse aldığım doğrudur ancak bu kişilerin tavsiyesiyle işlem yapmadım'' diye söyledi.

Katılmadığını söylediği parti listesinde adının yer aldığı tespit edildi

İfadesine devam eden Dalkılıç, Kasım Garipoğlu'nu çevreden bildiğini ancak kendisinin partilerine katılmadığını söyledi. Bunun üzerine Savcılık, Garipoğlu'nun şoförü İsmail Ahmet Akçay'ın telefonunda yapılan inceleme sonucu parti listelerinin tespit edildiğini ve katılanlar listesinde kendisinin adının da yer aldığını belirtti. Dalkılıç ise, ''Sorduğunuz isimlerle bir kez partiye katıldım. Partiye beni Burak A. davet etmişti. Burada yaklaşık 1 saat kaldım. Gittiğim yer müstakil bir villaydı. Burada uyuşturucu madde kullanmadım'' ifadelerini kullandı.

''Madde kullandığım için pişmanım"

Şüpheli İsmail Hacıoğlu ise ifadesinde, aylık gelirinin 1 milyon olduğunu söyleyerek "Yaklaşık 27 yıldır aktörlük yaparım. Bana sormuş olduğunuz Melisa Ş. isimli kişiyi tanımıyorum. Daha önce Hollanda'da bulunduğum bir zamanda merakımdan uyuşturucu bir madde kullandım. Bu şekilde ilk kez bu maddeyi deneyimledim. Zaman zaman bu maddeyi kullandığım dönemler oldu. Maddeyi telegram isimli internet sitesinde bulunan uyuşturucu satış gruplarından temin ettiğim numaralardan sipariş ediyordum. Bu kişileri yüz yüze hiçbir zaman görmedim. Genellikle ikamet adresimde bulunan posta kutusuna maddeyi bırakırlar ve benim daha önceden buraya bıraktığım nakit paraları alırlar. Kamuoyunca tanınan bir kişi olduğum için bu hususa dikkat edip hiç kimseden yüz yüze madde alışverişi yapmadım. Madde kullandığım için pişmanım. Aktörlük mesleği gereği stresli dönemler geçirmem sebebiyle rahatlamak amacıyla bu maddeye yönelmiştim'' dedi.

İfadesine devam eden Hacıoğlu, ''Uyuşturucu maddenin kullanıldığı herhangi bir ortamda bulunmadım. Hiç kimseye uyuşturucu madde temin etmedim. Üzerime atılı suçlamayı bu şekilde kabul ediyorum. Gözaltına alınmadan evvel bir dizi projesi sebebiyle Ayvalık ilçesinde bulunmaktaydım. Bu sebeple ikametimde bir miktar uyuşturucu madde bulunmaktaydı. Cep telefonumu şifresiyle birlikte polis memurlarına teslim ettim. Melisa Ş.'nin hakkımda söylemiş olduğu aleyhe olan beyanları kabul etmiyorum." şeklinde konuştu.

''Türkiye'de uyuşturucu içilen herhangi bir toplantıya veya partiye katılmadım''

Şüpheli Kaan Tangöze ise ifadesinde, "Kamuoyu tarafından tanınan bir sanatçıyım. Evimde uyuşturucu madde bulunduğuna dair kolluk ekipleri tarafından yapılan arama neticesinde yaklaşık 2 sene önce sokak üzerinde tanımadığım bir torbacıdan uyuşturucu maddeyi almıştım ancak ne kadar para verdiğimi hatırlamıyorum, bu şahsı da tanımıyorum. Ben evli ve 3 çocuk sahibi, işleri yoğun bir kişiyim. Uyuşturucu kullanma sıklığım ise bu nedenle azdır. Evimde bulunan uyuşturucu belki bayatlamış bile olabilir. Yine emniyet benden kan, idrar örnekleri aldı. Uyuşturucu etken maddesinin çıkacağını düşünüyorum çünkü yaklaşık 1 ay önce Almanya turnesine konser vermek için gitmiştik. Bu sırada Almanya'da zaten yasal olarak satıldığını bildiğim için şuanda hatırlamadığım bir shoptan aldım ve içtim. Uyuşturucu maddeyi genelde gün içinde tek başıma aldığım ve gece vakti evde balkonda içmekteyim. Yurt içinde veya yurt dışında hiçbir zaman yapmış olduğum bir konserde uyuşturucu madde almadım, hakkımda neden işlem yapıldığını ben de merak ediyorum. Türkiye'de uyuşturucu içilen herhangi bir toplantıya veya partiye katılmadım. Bu yerlerde bulunmadım. Medyadan gördüğüm kadarıyla soruşturma dosyasında tanıdığım ismini duyduğum herhangi bir kişi veya bağlantılı olduğum herhangi bir eylemim yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum" diye konuştu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.