Demokratlığın kriteri buysa…
Başbakan R. T. Erdoğan, Afrika’nın Gabon’undan Beşşar Esad’a şöyle sesleniyor:
“Bombalarla, uçaklarla halkını bombalayarak öldüren bir insanın tavsiyelerinin demokratik olması diye bir şey düşünülemez.”
Erdoğan’ın bu “demokrasi penceresi”nden vatandaş şunu soruyor:
Acaba, Erdoğan’ın Gabon’dan seslendirdiği “demokratlık kriteri”, Uludere bombardımanını yapan Erdoğan hükümeti için de geçerli midir? 2011’in 28 Aralık akşamı Şırnak-Uludere yakınlarındaki Irak sınırından erzakını-nevalesini alıp evine dönen Güneydoğulu 34 Türk vatandaşımızın üstüne Amerika ve İsrail’ın anlık istihbaratı ile F-16 savaş uçaklarıyla bomba yağdıran AKP hükümeti, demokratlığını yitirmiş midir?!
Kriter buysa; Erdoğan’ın demokratlığının yok olması için, mesela Uludere’de 34 olan ölü sayısının kaç olması lazımdı?!
Sicilinde bağımsız yargının verdiği idam kararı bulunan Apo ile AKP hükümetince yürütülen görüşme ve pazarlıklar, bu demokrasi açığını kapatmak için midir?!
Millet soruyor; cevap vermek Erdoğan’a kalıyor!
***
“Şerefsizliği yapan hesabını verecek!”
Erdoğan, 21 Ağustos 2010 günü Kayseri Cumhuriyet meydanında “AKP’nin PKK ile masaya oturduğu” iddialarına karşı bir çıkış yapmış, yandaş medya bu çıkışı şu başlıkla vermişti:
“Şerefsizliği yapan hesabını verecek!”
Erdoğan şöyle konuşmuştu: “Bizim dört kez bunlarla (Terör örgütü PKK ve Apo ile) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar, bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir.”
Erdoğan, bir gün sonra “biz hükümet olarak görüşmüyoruz, devletin istihbarat örgütleri görüşüyor” diyor. Bir hafta sonra, yani 2 Eylül 2010’da ise TV-8’de, “devlette süreklilik esastır, bizden önce de İmralı ile görüşüldü” diyor.
Fakat AKP’nin iki gün sonraki İstanbul mitinginde “İddia sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Benim veya arkadaşlarımın masaya oturduğunu ispat edemezseniz şerefsizsiniz” diye köpürüyor.
Erdoğan’ın inişi-çıkışı ve AKP hükümetinin PKK ve Apo ile olan halvet hali bu olunca; TBMM çatısı altında Erdoğan’a şu soru soruluyor:
“İmralı canisiyle görüşme ve müzakereler hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıktığına göre şerefsiz kimdir? Şerefsizlik kimin payına ve hanesine düşmüştür?”
Vekil soruyor; cevap vermek Erdoğan’a kalıyor!
***
Erdoğan mı doğru, AKP’nin Çiçek’i mi?!
Erdoğan’ın Kayseri’de “AKP -PKK halveti” bağlamında efelendiği saatlerde Yardımcısı Cemil Çiçek ise, ekranlardan şunu hatırlatıyordu:
“Yapılmak istenen şey Kuzey Irak’taki modele benzer Türkiye’de bir model oluşsun. Diyorlar ki, şimdi bağımsızlık ilan etmek risklidir, bunun bedeli var, bunu şimdi söylemeyelim. Önce Kuzey Irak’taki modele benzer Türkiye’de bir model oluşsun. Konjonktür ileride uygun olduğunda da, varmak istediğimiz yere varalım. Asıl hedef bağımsızlık… Benim anladığım budur.”
Bunu Başbakan Yardımcısı söylüyor.
AKP’nin Çiçek’i konuşuyor.
Çiçek de, “K. Irak modeli istiyorlar” diye yandaş medyaya manşet olmuştu aynı gün!
AKP’nin bu perhizi ile, çuvala sığmayan PKK görüşmesi turşusu yanyana geldiğinde, millet de, vekili de Erdoğan’a şunu soruyor:
Başbakan Yardımcısı Çiçek’in gidişattan anladığı buysa, yanlış mı anlamıştır? Başbakan Yardımcısı, gidişatı doğru anlamayacak da kim anlayacak?!
Hayır, Çiçek doğru söylemişse; AKP, Kuzey Irak modeline onay mı verdi, bunun ilerisi Barzani’ye lütfedildiği gibi “bölgesel bağımsızlık” mıdır?! AKP’nin PKK politikası bu ise, o zaman milleti gencecik evlatları ne diye şehit oluyor?!
***
Erdoğan’ın sicili ve milletin vebali
Prof. Dr. Haydar Baş ve BTP kadroları, bu gidişatı milletimize ve şehit yakınlarına tek tek anlatmışlardı.
Milletimiz, güya şimdi bunları soruyor, sorguluyor; ama kendi etti, kendi buluyor… Bu gidişattan, en az Erdoğan kadar millet de sorumludur.
Şehit ve Apo konusunda Erdoğan’ın sicili zaten bozuktu; zira Şehide “kelle”, teröristbaşı Apo’ya “sayın” demekten Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde mahkum olmuştu. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı onamıştı... Bu sicille millet, Erdoğan’ı üç dönem iktidar yapıyorsa; o zaman vebal, sadece AKP’nin değil, bir o kadar da milletindir. Yanlış gidişatı düzeltmek için, sandıkta AKP iktidarına son vermek öncelikle milletin boynunun borcudur.
Başbakan R. T. Erdoğan, Afrika’nın Gabon’undan Beşşar Esad’a şöyle sesleniyor:
“Bombalarla, uçaklarla halkını bombalayarak öldüren bir insanın tavsiyelerinin demokratik olması diye bir şey düşünülemez.”
Erdoğan’ın bu “demokrasi penceresi”nden vatandaş şunu soruyor:
Acaba, Erdoğan’ın Gabon’dan seslendirdiği “demokratlık kriteri”, Uludere bombardımanını yapan Erdoğan hükümeti için de geçerli midir? 2011’in 28 Aralık akşamı Şırnak-Uludere yakınlarındaki Irak sınırından erzakını-nevalesini alıp evine dönen Güneydoğulu 34 Türk vatandaşımızın üstüne Amerika ve İsrail’ın anlık istihbaratı ile F-16 savaş uçaklarıyla bomba yağdıran AKP hükümeti, demokratlığını yitirmiş midir?!
Kriter buysa; Erdoğan’ın demokratlığının yok olması için, mesela Uludere’de 34 olan ölü sayısının kaç olması lazımdı?!
Sicilinde bağımsız yargının verdiği idam kararı bulunan Apo ile AKP hükümetince yürütülen görüşme ve pazarlıklar, bu demokrasi açığını kapatmak için midir?!
Millet soruyor; cevap vermek Erdoğan’a kalıyor!
***
“Şerefsizliği yapan hesabını verecek!”
Erdoğan, 21 Ağustos 2010 günü Kayseri Cumhuriyet meydanında “AKP’nin PKK ile masaya oturduğu” iddialarına karşı bir çıkış yapmış, yandaş medya bu çıkışı şu başlıkla vermişti:
“Şerefsizliği yapan hesabını verecek!”
Erdoğan şöyle konuşmuştu: “Bizim dört kez bunlarla (Terör örgütü PKK ve Apo ile) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar, bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir.”
Erdoğan, bir gün sonra “biz hükümet olarak görüşmüyoruz, devletin istihbarat örgütleri görüşüyor” diyor. Bir hafta sonra, yani 2 Eylül 2010’da ise TV-8’de, “devlette süreklilik esastır, bizden önce de İmralı ile görüşüldü” diyor.
Fakat AKP’nin iki gün sonraki İstanbul mitinginde “İddia sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Benim veya arkadaşlarımın masaya oturduğunu ispat edemezseniz şerefsizsiniz” diye köpürüyor.
Erdoğan’ın inişi-çıkışı ve AKP hükümetinin PKK ve Apo ile olan halvet hali bu olunca; TBMM çatısı altında Erdoğan’a şu soru soruluyor:
“İmralı canisiyle görüşme ve müzakereler hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıktığına göre şerefsiz kimdir? Şerefsizlik kimin payına ve hanesine düşmüştür?”
Vekil soruyor; cevap vermek Erdoğan’a kalıyor!
***
Erdoğan mı doğru, AKP’nin Çiçek’i mi?!
Erdoğan’ın Kayseri’de “AKP -PKK halveti” bağlamında efelendiği saatlerde Yardımcısı Cemil Çiçek ise, ekranlardan şunu hatırlatıyordu:
“Yapılmak istenen şey Kuzey Irak’taki modele benzer Türkiye’de bir model oluşsun. Diyorlar ki, şimdi bağımsızlık ilan etmek risklidir, bunun bedeli var, bunu şimdi söylemeyelim. Önce Kuzey Irak’taki modele benzer Türkiye’de bir model oluşsun. Konjonktür ileride uygun olduğunda da, varmak istediğimiz yere varalım. Asıl hedef bağımsızlık… Benim anladığım budur.”
Bunu Başbakan Yardımcısı söylüyor.
AKP’nin Çiçek’i konuşuyor.
Çiçek de, “K. Irak modeli istiyorlar” diye yandaş medyaya manşet olmuştu aynı gün!
AKP’nin bu perhizi ile, çuvala sığmayan PKK görüşmesi turşusu yanyana geldiğinde, millet de, vekili de Erdoğan’a şunu soruyor:
Başbakan Yardımcısı Çiçek’in gidişattan anladığı buysa, yanlış mı anlamıştır? Başbakan Yardımcısı, gidişatı doğru anlamayacak da kim anlayacak?!
Hayır, Çiçek doğru söylemişse; AKP, Kuzey Irak modeline onay mı verdi, bunun ilerisi Barzani’ye lütfedildiği gibi “bölgesel bağımsızlık” mıdır?! AKP’nin PKK politikası bu ise, o zaman milleti gencecik evlatları ne diye şehit oluyor?!
***
Erdoğan’ın sicili ve milletin vebali
Prof. Dr. Haydar Baş ve BTP kadroları, bu gidişatı milletimize ve şehit yakınlarına tek tek anlatmışlardı.
Milletimiz, güya şimdi bunları soruyor, sorguluyor; ama kendi etti, kendi buluyor… Bu gidişattan, en az Erdoğan kadar millet de sorumludur.
Şehit ve Apo konusunda Erdoğan’ın sicili zaten bozuktu; zira Şehide “kelle”, teröristbaşı Apo’ya “sayın” demekten Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde mahkum olmuştu. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı onamıştı... Bu sicille millet, Erdoğan’ı üç dönem iktidar yapıyorsa; o zaman vebal, sadece AKP’nin değil, bir o kadar da milletindir. Yanlış gidişatı düzeltmek için, sandıkta AKP iktidarına son vermek öncelikle milletin boynunun borcudur.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019

























































