logo
16 MART 2026


Araştırma

09.09.2001 00:00:00
Dünya siyasi literatüründe en çok zikredilen tabirlerden biri de hiç şüphesiz "Şark Meselesi" olarak ifade edilen kullanımdır. Müslüman Türk'ün, Hıristiyan Batı Dünyası karşısında talihi döndükten sonra sıkça işitilmeye başlanan ve siyaset adamları ve tarihçiler tarafından bugüne kadar çeşitli şekillerde tanımlanan bu sözün öz manası kısaca, "Türkiye'nin Paylaşılması Meselesi"dir.

17. yüzyıl sonlarından itibaren "süper güç" olma özelliğini kaybeden Osmanlı Devleti toprakları üzerinde, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batılı devletlerin bir menfaat mücadelesine girdikleri görülmektedir. İşte değişen "güç dengeleri"ne paralel olarak, artan bu nüfuz çatışmalarında, Osmanlı toprakları, odak noktasına dönüştürülmüştür. Bu manada ilk defa 1815 trihinde "Viyana Kongresi"nde Ruslar tarafından kullanılan "Şark Meselesi" deyimi, 19, Yüzyılın ilk yarısında Osmanlının toprak bütünlüğünün korunması ve halklarının sözde himaye edilmesi, aynı yüzyılın ikinci yarısında Türklerin Balkanlardaki topraklarının paylaşılması, 20. Yüzyılda ise Osmanlı İmpratorluğu'nun tüm topraklarının paylaşılması şeklinde ele alınmıştır(1). Fransız tarihçisi E. Driault, "Şark Meselesi"ni, İslam-Hıristiyan mücadelesi olarak yorumlarken(2), başka bir Fransız tarihçisi Albert Sorel, "Türkler Avrupa'ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zuhur etti" diyerek meselenin aslında bir Türk Meselesi ve Türk düşmanlığı olduğunu vurgulamaktadır(3). A. Sorel, bu düşmanlığın temelinde kıskançlık, Haçlı ruhu, ezilmişlik ve benzeri hususların yattığına işaretle şunları söylemektedir; "Türkler Avrupa'da görünür görünmez ortaya bir "Şark Meselesi" çıktı... Papazların ve küçük küçük zorbaların idaresine kendisini rahatça teslim etmiş, şarabını içip uyuklayan Avrupa'nın kapısından içeri giren bu dipdiri, erkek güzeli insanlar, yepyeni bir nizam içinde akıp gelen başarılı muazzam kuvvetler o zamanki Avrupalı'nın örümcekli ve bunalık kafasında bir şok tesiri yaparak onda şifa bulmaz bir dehşet hastalığı doğurmuştur. Türklerin, uyuklayan Avrupalı'nın afyonunu patlatması hadisesi öylesine derin bir tesir yaratmıştır ki, aradan yedi asır gelip geçmiş olmasına ve birgün; eski dipdiri delikanlının Hasta Adam(!) şekline sokulmasına rağmen, Avrupalılar'ın yirminci asır torunları dahi bu dehşet hastalığından ve Türk şokundan tamamen şifa bulamamıştır"(4). Konu ile alakalı bir diğer değerlendirmede de; "Avrupa büyük devletlerin Osmanlı imparatorluğunu iktisadi ve siyasi nüfuz ve hükmü altına almak veya ebepler ihdas ederek parçalamak ve Osmanlı idaresinde yaşayan muhtelif milletlerin istiklallerini temin etmek istemelerinden doğan meselelerin tümü "Şark melesidir"(5) denilmektedir.

ŞARK MESELESİNİN SAFHALARI

Şark Meselesi belirgin hatlarıyla iki önemli safha geçirmiştir. Bunlardan ilki 1071-1683 yılları arasında gelişen olaylardır. Bu safhada Batı için "Şark Meselesi":

1- Türkleri Anadolu'ya sokmamak

2- Türkleri Anadolu'da durdurmak

3- Türklerin Rumeli'ye geçişini önlemek

4- İstanbul'un Türklerce fethine engel olmak

5- Türklerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine ilerleyişine mani olmak... vb. politikalar uygulamaktı.

Şark Meselesi'nin Batılılarca bu hedeflerine rağmen, Türkler Anadolu yurt edinmiş, Rumeli'ye geçmiş, Balkanlar'ı tamamen zabdetmiş ve Viyana kapılarına kadar dayanmıştı. Ancak 1683 tarihinde tarihinde Türklerin Viyana önlerinden çekilişi, Şark Meselesi'nin birinci safhasını sona erdirmiş Avrupa saldırılarına karşı savunmaya geçilmiştir. 1920 yıllarına kadar devam eden ikinci safhada Şark Meselesi'nin gelişmesi şu şekildedir:

1- Balkanlardaki Hıristiyan halkları Osmanlı hakimiyetinden koparmak

2- Balkanlardan Türkleri tamamen temizlemek

3- İstanbul'u Türkler'den ele geçirmek

4- Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıklar lehine reformlar yaptırarak istiklallerini temin etmek

5- Nihayet, Anadolu'yu paylaşmak ve Türkler'i Anadolu'dan çıkarmak.

19. Yüzyılın hemen başlarından itibaren Osmanlı Devleti, büyük tehlikelerle ve güçlüklerle karşı karşıya kalmış; aynı yıllarda Batı'da modern (!) emperyalizm başlamıştı. Çarlık Rusyası, İngiltere, Fransa, Avusturya gibi devrin güçlü devletleri dünyanın büyük parçalarını ele geçirme yarışına girdikleri bu dönemde Osmanlı, Avrupa devletlerinin müdahalelerini önlemek için çaba sarfetmekte bunu da sömürgeci devletlerin menfaat çatışmasından faydalanmak suretiyle gerçekleştirmeye çalışmakmakta idi. Bu arada, Batı'ya yaranmak maksadıyla bir takım ıslahat hareketlerine girişilmiş, özellikle 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı bunun tipik gayretleri olmuştu. Ancak bu tedbirler Batılı devletlerin müdalele amaçlarını ne ortadan kaltırabilmiş ne de geçiktirebilmişti...

BATI'NIN HAÇLI RUHU

Şark Meselesi'nin halinde Batılı devletler arasındaki gizli paylaşım tasarıları ve antlaşmalar yanında, Osmanlı tebaası bir takım azınlıkların himaye (!) adı altında desteklenmesi, kışkırtılması şeklindeki politikalar da etkili olmuştur. Nitekim İmparatorluk yapısı, kozmopolit bir bünyeye sahip olup, azınlıklar cemaaatler halinde teşkilatlandırılmışlardı. Her cemaate din, mezhep ve kültür imtiyazları tanındığı gibi, medeni haklar bakımından da temsilcileri vasıtasıyla devletle işleyişleri düzenlenmekteydi. Dolaysıyla, Osmanlı tebaası ile ilgili meselelerin temelinde Batılı devletlerin çeşitli menfaatleri yanında, Batının Haçlı Ruhu'yla beslenen siyasi ve ideolojik tahrikleri de bu noktada önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Balkan miletleri, Rum, Ermeni gibi toplulukların kavmiyetçilik akımları tamamen bu tahriklerden kaynaklanmış görünmektedir.

TAHRİKLERİN KAYNA?I MİSYONER-AJANLAR

Ancak bu tahrik ve kışkırtmaların menşei Osmanlı ülkesine gelen "Misyoner-Ajanlar"ın faaliyetlerinde aranmalıdır.

Misyonerlik, Batını kültürel yayılmacılığının en önemli araçlarından birisi olmuştur. Osmanlı tapraklarında kurulan yabancı okullardaki misyonerlik çalışmaları, 1789 Fransız İhtilali ile gittikçe yaygın olan milliyetçilik akımlarının azınlıklar arasında yayılmasında oldukça etkili olmuştur. Bu dönemde protestan misyonerlerin 1840'lı yıllardan itibaren ihtilalci ve yıkıcı faaliyetlerini genişletmeye başladıkları görülmektedir.

Protestan misyonerlerin görünüşte, din ve mezhep çıkarları doğrultusunda yaptıkları bu faaliyetlerin temel amacı, Katolik tebaanın hamisi Fransa ve Avusturya ile Ortadoks tebaanın hamisi Çarlık Rusyası'na karşı, azınlık tebaa içinde siyasi bakımıdan güçlü ve İmparatorluğun iç işlerine müdahale edilmesinde bir Protestan topluluğu cemaati meydana getirebilmekti.

Katoliklerin propaganda faaliyetlerine başlamaları oldukça gerilere gitmektedir.

XVII. yüzyılın ilk yarısında ilk Katolik misyonerlerin faaliyetleri gözlenebilmektedir. 1461-1630 yılları arasında en iyi dönemlerini geçiren Ermeniler, 1630'lu yıllardan itibaren Osmanlı İmaparatorluğu'nun çöküşüne paralel olarak kendi aralarında mezhep kavgalarına başlamışlardı.

Cevdet Paşa, tarihinde(?) Osmanlı tebaası Ermeni cemaatinin durumuyla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir.

"Hıristiyan tab'a-i Devlet-i aliyyeden olan Ermeni mileti Rum ve Katolik mezheplerinden ayrı olarak bir ayin-i mahsusda bulunup 1040 (M. 1630) tarihlerine değin içlerinde başka fırka olduğu bilinmez iken Frenk rahipleri bunların içine girüp gerek Dersaadet'te ve gerek Anadolu'nun bazı mahallerinde bir takım Ermeniler'i Roma'da bulunan Papa'nın riyaset-i ruhaniyesi tahtında olan ve mezheb-i umumi ma'nasına olarak Katolik denilen mezhebe davet ve ithal etmekde bulunmuşlar idi". (6)

Fransız Katolik misyonerlerin Ermeni cemaati arasında Katoliklik propagandası yaptığına dair Arşivlerimizde yüzlerce belge bulunmaktadır. Bunlardan bir örneği burada vermekle yetineceğiz: Gaziantep Şer'iyye Sicillerindeki kayıtlardan birisinde; "Ayıntab Naibine Ermeni taifesinden Çukur mahallesinde oturan bazı Ermeniler'in eski ayinlerini bırakıp kiliselere gelmedikleri ve millet-i Efranciyanın, -yani Batılı misyonerlerin-, onlara menfi telkinatta bulundukları..." (7) vurgulanmaktadır.

Bu türden Katolik misyonerlerin faaliyetleri neticesinde 1701-1702 yıllarında bir kısım Ermeniler'in mezhep değiştirerek Katolik oldukları ve Papalığa temayül ettikleri anlaşılmaktadır. Fransa bu türden misyoner faaliyetler sonunda, 1830 yıllarında, Ermeni Katolikleri'ni ayrı bir cemaat olarak kabul ettircektir.Böylece yıllardır din, mezhep ve hatta soy olarak bütünlük arzeden Ermeni cemaati parçalanmış oluyordu. Osmanlı Ermeniler'i bundan böyle bir yandan Eçmiyazin, bir yandan Roma ve diğer yandan da Fransa'nın siyasi koruması altına alınmış oluyordu.

Fransa'nın yanınıda Avusturya ve Rusya çeşitli mezheplere mensup Hıristiyan tebaa arasında, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki bir takım olayları da istismar etmek suretiyle "himaye" adı altında Osmanlı Devleti'nin içişlerine müdahele etmek imkanını bulmuşlardır.

Din ve mezhep meselelerini istismar eden misyoner faaliyetlere İngilizler de katılmakta gecikmedi. 1840 yılında Kudüs'te bir protestan kilisesinin inşaası için izin alan İngiltere, kısa sürede bu mabedin hizmete açılmasını sağladı (1842). Daha sonra İngiltere, İstanbul'daki büyükelçisinin girişimleri sonucu, Osmanlı payitahtında bir "Protestan Cemaati İdare Heyeti"nin kurulmasına (1846) muvaffak oldu. Bu cemaati İngiltere'nin İstanbul'daki elçisi himayesine aldığı gbi her ztürlü maddi ve manevi muavenetten de geri kalmadı. Bu cemaat daha sonra 1850 yılında bir fermanla "Ermeni Protestan Milleti" olarak, Osmanlı yönetim tarafından kabul edilecektir. İngiltere'nin bu faaliyetlerinin hemen arkasından ABD ve Almanya da devreye girerek İngiliz Konsolosluklarının yardımları sayesinde Osmanlı topraklarına gönderdikleri Protestan misyonerler ile, İmparatorlukta "Protestanlık propagandası"na yardımcı olmuşlardır.

Özellikle Amerika'da Türk düşmanlığı doğrultusundaki Ermeni propagandasının en büyük gücünü "Amerikan misyonerleri" ve "Amerikan Protestan Kilisesi" teşkil etmiştir. Anadolu'da ilk Amerikan misyoner merkezi Harput'ta 1852 tarihinde kurtulmuş 1859 yılında ise aynı yerde "Amerikan Misyoner Koleji "eğitime başlamıştır. Bu kolejin adı "Fırat Koleji" olup, amaç olarak da bölgede hizmet verebilecek Ermeni Protestan papazı yetiştirmeği hedeflemekteydi. (8)

PROPAGANDALAR ERMENİLERİ ETKİLİYOR

Protestan miyonerler aracılığı ile azınlık Hırisityan unsurların mezhep değiştirmelerine yönelik faaliyetler daha da hızlandı. Özellikle bu türden yıkıcı-bölücü propaganda karşısında Ermeni toplumu büyük ölçüde etkilenmişti. Bir yandan bu eğitim faaliyetleri yoluyla başta Ermeniler olmak üzere diğer hıristiyan azınlıklar arasında kendi ırki şuurlarını uyandırmaya ç alışırlarken, diğer yandan bu propagandalardan etkilenen bir çok zengin Hıristiyan aileler çocuklarını eğitim için Fransa başta olmak üzere Avrupa'ya gönderiyorlardı.

Her giden öğrenci ise radikal bir şekilde geri dönüyor, daha sonraki yıllarda Osmanlı topraklarında boy gösterecek isyan ve ihtilallerde ön plana çıkıyorlardı.

1821 yılında teşvik edilen, desteklenen Yunan ayaklanması, 3 Şubat 1830 tarihinde bir Yunan devletinin kurulması ile sonuçlanmıştı. İngiltere, Rusya ve Fransa tarafından 3 Şubat 1830 tarihinde imzalanan Londra Protokolü ile kurulan bu Yunan devleti, bu karışıklıklar içinde dahi günümüze kadar devam edecek olan bir 'devlet politikası' oluşturulmuştur. Bu Yunan politikası tamamen "Türk düşmanlığı" üzerine inşa edilmiş olan "Megali-idea"dır.

Haftaya: Yunan'ın Anadolu'daki tarihi emelleri

DİPNOTLAR:

1-E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Nizam-ı Cedik ve Tanzimat Devirleri (1789-1856), Ank. 1961, C: 5, 2.bs. s.203-204.

2-Edward Driault, Şark Meselesi (Bidayet-i Zuhurundan Zamanımıza Kadar) İst. 1912. S.17

3-Albert Sorel, Meseley-i Şarkiyye, (trc. Yusuf Ziya)

İst. 1911, s.6.

4-A.g.e

5-Cevdek Küçük. "Şark Meselesi Hakkında Önemli Bir Vesika", Tarih Dergisi, Sayı:32 (Mart 1979), s.607.

6- Tarih-i Cevdet, C.II, Yeni tertip, 2, Baskı, İstanbul 1309 (1893), s. 93

7- Gaziantep Şeriyya Sicil Defteri, No: 71. s. 200

8- Misyonerlik konusunda geniş bilgi için Bkz. Prof. Dr. Haydar Baş Dini ve Milli Bütünlümüze Yönelik Tehditler, İstanbul 2000

Oğuz KÖRO?LU

Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...

Antalya Kepez Kaymakamlığı binasında silah sesleri duyulması üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi

16.03.2026 14:25:00
İhlas Haber Ajansı
Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...
Antalya Kepez Kaymakamlığından silah sesleri...
Antalya Kepez Kaymakamlığı binasında silah sesleri duyulması üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Olay saat 11.00 sıralarında Kepez ilçesi Kepez Kaymakamlığı binasında meydana geldi. İlk bilgilere göre, Kepez Kaymakamlığından silah sesleri duyuldu. Vatandaşlar binadan tahliye edilirken, bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. 

Bir kişi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne girerek rastgele ateş açtı ve ardından kendini bir odaya kilitledi. Bina tahliye edildi, polis ve özel harekât ekipleri bölgede güvenlik önlemleri aldı

Tunca Nehri kıyısında toprak kayması

Edirne'de Tunca Köprüsü'ne yakın bir noktada, nehir kıyısında meydana gelen toprak kayması dikkat çekti

16.03.2026 13:43:00 / Güncelleme: 16.03.2026 13:46:13
İHA
Tunca Nehri kıyısında toprak kayması
Tunca Nehri kıyısında toprak kayması
Tunca Nehrinin kıyısında yaklaşık 50metdelik alanda oluşan kayma özellikle yürüyüş yapılan alanlarda zeminin yer yer çöktüğünü ortaya koydu. Bazı bölümlerde toprağın yaklaşık yarım metre aşağıya çöktüğü gözlemlenirken, kıyı hattında belirgin yarıklar oluştu. Kaymanın etkisiyle bölgede bulunan bir ağaç köklerinden ayrılarak nehre doğru devrildi.



Taşkınlar zemini zayıflattı

Bölgede yaşanan toprak kaymasının nedenleri arasında son dönemde etkili olan nehir taşkınlarının bulunduğu değerlendiriliyor. Edirne'de yaklaşık 9 yıl aradan sonra yeniden yaşanan taşkınlar, nehir kıyısındaki toprağın uzun süre suya maruz kalmasına neden oldu.



Vatandaşlar tedirgin

Toprak kaymasının yaşandığı alanı gören vatandaşlar bölgede oluşan yarık ve çökmeler nedeniyle tedirgin olduklarını dile getirdi. Özellikle nehir kenarında yürüyüş yapanların dikkatli olması gerektiği belirtilirken, kıyı hattındaki zeminin ilerleyen günlerde nasıl bir değişim göstereceği merak konusu oldu.



Herhangi bir yaralanmanın yaşanmadığı olayda, bölgedeki zemin hareketlerinin takip edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerektiği ifade ediliyor.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi. Gürer, “Sürekli iş göremezlik geliri bağlanan işçi sayısı 15 yılda iki katına çıkarken, 2025 yılında 2 bin 105 emekçimizi iş cinayetlerine kurban verdik. Bu tablo, iktidarın ‘insan odaklı’ olmayan çalışma sisteminin sonucudur!” dedi

16.03.2026 11:34:00
Haber Merkezi
 CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi
 CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, SGK’nın tarihsel verileri ile 2025 yılı iş cinayeti raporlarını birlikte değerlendirdi
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) 2009-2024 yıllarını kapsayan resmî verilerini ve 2025 yılı sonu itibarıyla ortaya çıkan güncel rakamları analiz eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliğinde bir "can pazarına" dönüştüğünü vurguladı.

"SAKAT KALAN İŞÇİ SAYISI KATLANIYOR"

SGK verilerindeki "Sürekli İş Göremezlik" tablosuna dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "2009 yılında 1.885 olan sürekli iş göremezlik geliri alan yeni vaka sayısı, 2024 yılına gelindiğinde 3.808'e fırlamış durumda. Bu, 15 yılda sakat kalan işçi sayısının iki katına çıkması demektir. Teknoloji gelişiyor, mevzuatlar değişiyor ama ne hikmetse işçinin can güvenliği bir türlü sağlanamıyor. Çünkü denetimler göstermelik, cezalar ise caydırıcılıktan uzak" dedi.

2025 YILINDA GÜNDE 6 İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, sadece geçmiş yılları değil, 2025 yılındaki güncel verileri de paylaştı ve 2025'in iş cinayetleri açısından bir kara yıl olarak tarihe geçtiğini belirterek, "2025 yılında ülkemizde en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu, Türkiye'de her gün ortalama 6 işçinin evine tabutla dönmesi demektir. Daha da acısı, 2025'te tam 94 çocuk işçimizi iş cinayetlerinde kaybettik. MESEM'ler adı altında çocuklarımız sanayiye, inşaata sürülüyor; eğitim görmesi gereken yaşta mezara giriyorlar" diye konuştu.
Gürer, "İş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı kollar inşaat, tarım ve taşımacılık. Özellikle mevsimlik tarım işçilerimizin kamyon kasalarında, güvencesiz ve hijyenden uzak şekilde taşınması her yıl yüzlerce cana mal oluyor" dedi.

"NİĞDE DAHİL TÜM ÜLKE İŞ CİNAYETLERİNDE AĞLIYOR"

İş cinayetlerinin yoğunlaştığı iller arasında Niğde'nin de yer aldığını hatırlatan Ömer Fethi Gürer, "İSİG raporlarına göre 2025'te ölüm yaşanan iller arasında Niğde de var. Toplam 14 işçi iş cinayeti sonucu hayatını kaybetti. Tarım işçisinden inşaat emekçisine kadar her alanda denetimsizlik hüküm sürüyor. AKP iktidarı, işçinin alın terini korumak yerine sermayenin maliyet hesabını yapıyor. İş cinayetlerine 'kader' deyip geçemezsiniz; bu bir sistem sorunudur" dedi.

"MECLİS ARAŞTIRMASI ŞART"

Ömer Fethi Gürer, konuyu TBMM gündemine taşıyacaklarını belirterek şu çağrıda bulundu: "SGK'nın bu soğuk istatistiklerinin arkasındaki dramları görmezden gelemeyiz. İş sağlığı ve güvenliği kurallarının esnetildiği, sendikasızlığın teşvik edildiği bu düzen sorunlar yaratıyor. 2025 verileri, pandemiden bu yana en yüksek ölüm oranlarına ulaşıldığını gösteriyor. Acilen bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalı ve iş cinayetlerinin sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır" diye konuştu.

ÇIRAK VE STAJYERLERİN MAĞDURİYETİ SON BULMALI

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, stajyer ve çırakların yaşadığı mağduriyete dikkat çekerek 2025 yılında çalışırken yaşamını yitiren 94 stajyer öğrencinin durumunun hem acı hem de düşündürücü olduğunu belirtti. Gürer, "Bilindiği gibi bu çocuklar işe başladıklarında kendilerine sosyal güvenlik kartı veriliyor ancak bu başlangıç, emekliliğe esas yaşlılık sigortası olarak kabul edilmiyor. Bu nedenle stajyer ve çırakların önemli bir mağduriyeti bulunmaktadır. İşe başladıkları gün tüm çırak ve stajyerlerin emeklilik sigortaları mutlaka başlatılmalı; yalnızca kaza sigortası değil, yaşlılık sigortası kapsamına alınmalıdır. 18 yaş altındaki çocukların hakları korunmalıdır. Çünkü bu çocukların iş cinayetlerine kurban gitmesi, onlara yetişkinlere yüklenen işlerin yaptırıldığının da açık bir göstergesidir" dedi.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in açıklamasını izleyin:

Küçükçekmece'de yarım tondan fazla uyuşturucu ele geçirildi

İstanbul Narkotik polisi tarafından Küçükçekmece'de düzenlenen operasyonda 527 kilo Skunk isimli uyuşturucu maddesi ele geçirildi

15.03.2026 12:47:00
İhlas Haber Ajansı
Küçükçekmece'de yarım tondan fazla uyuşturucu ele geçirildi
Küçükçekmece'de yarım tondan fazla uyuşturucu ele geçirildi
İstanbul Narkotik polisi tarafından Küçükçekmece'de düzenlenen operasyonda 527 kilo Skunk isimli uyuşturucu maddesi ele geçirildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ile Küçükçekmece'de ortaklaşa uyuşturucu operasyonu gerçekleştirdi.

Uyuşturucu sevkiyatı yaptığı belirlenen 4 aracı eş zamanlı operasyonla durduran ekipler, yapılan aramada 527 kilo 475 gram Skunk maddesi ele geçirdi. Operasyonda 2'si yaşı küçük olmak üzere toplam 7 şüpheli şahıs gözaltına alındı. Nefes kesen operasyon polis kamerasına saniye saniye yansıdı.

Tarihçi Ortaylı'nın cenaze programı belli oldu


 
Prof. Dr. İlber Ortaylı, 16 Mart'ta son yolculuğuna uğurlanacak. Ortaylı, hocası Halil İnalcık gibi Fatih Camisi Haziresi'nde defnedilecek.

14.03.2026 02:02:00
HABER MERKEZİ/AA
Tarihçi Ortaylı'nın cenaze programı belli oldu
Tarihçi Ortaylı'nın cenaze programı belli oldu

Tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, İstanbul'dan son yolculuğuna uğurlanacak. Ailesinin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya göre, usta tarihçi için 16 Mart saat 11.00'de Galatasaray Üniversitesi'nde anma töreni düzenlenecek.

Ardından usta tarihçinin cenaze namazı Fatih Camisi'nde ikindi namazını müteakip kılınacak ve Fatih Camisi Haziresi'nde defnedilecek. Ailesi, açıklamada ayrıca cenazeye çiçek gönderilmemesini, arzu edenlerin Türk Eğitim Vakfına bağış yapmalarını rica etti.

Tatil göçü erken başladı


 
Eğitimdeki ara tatil ile Ramazan Bayramı tatilinin birleşmesi dolayısıyla memleketlerine, tatil bölgelerine ve yurt dışına gitmek isteyenler, İstanbul'daki havalimanlarında yoğunluk oluşturdu.

14.03.2026 01:26:00
AA
Tatil göçü erken başladı
Tatil göçü erken başladı

Tatil için İstanbul'dan ayrılmak üzere öğleden sonra kentteki havalimanlarına gelmeye başlayan vatandaşlar yoğunluğa neden oldu. İstanbul Havalimanı'nda giriş nizamiyesi ve terminalin önündeki caddede zaman zaman trafik oluştu. Polis ve İstanbul Havalimanı işletmecisi İGA ekipleri, gerekli uyarıları yaparak trafik yoğunluğunu azaltmaya çalıştı.

İGA ekiplerince, havalimanına girişte kuyruk oluşmasını engellemek için terminal binası girişindeki x-ray kontrol noktaları ile kapılar açık tutularak, yolcuların havalimanına girişi hızlandırıldı.
Güvenlik kontrolünün ardından terminale giren yolcular, iç ve dış hat kontuvarlarında bilet ve valiz işlemleri için sıraya girdi. Özellikle iç hat kontuvarları ve uçağa geçişteki ikinci kontrol noktasında uzun kuyruklar oluştu. Çocuklu aileler, vakit kaybetmemeleri için ailelere ayrılan özel bölümden geçirildi. Dış Hatlar Giden Yolcu Terminali'ndeki pasaport bankolarını açık tutan polisler, yoğunluğu azaltmak için bazı vatandaşları e-pasaport bankolarına yönlendirdi.

Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da yoğunluk yaşanıyor

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nda da tatil yoğunluğu başladı. Yolcular, x-ray kontrol noktalarında, bilet ve valiz işlemleri için kontuvarların önünde kısa süreli yoğunluk oluşturdu. Tatilini Roma'da geçirmek üzere havalimanına gelen Hilal Karayağız, yoğunluk olmasın diye çocuklarını okuldan biraz erken aldıklarını ve yola koyulduklarını belirterek, "Roma'ya gideceğiz. Tatil planlarını eşim yaptı, bana da sürpriz olacak" ifadesini kullandı.

Minik yolculardan Güneş Taştekin, tatil için Antalya'ya gideceğini söyledi. İyi bir ders dönemi geçirdiklerini belirten Taştekin, "Tatilde arkadaşlarımı, kuzenlerimi, dayımı göreceğim" dedi.

Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti


 
Bu yıl hac farizasını yerine getirmek üzere kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri erişime açıldı.

14.03.2026 01:23:00
HABER MERKEZİ/AA
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti
Hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri netleşti

Diyanet İşleri Başkanlığının internet sayfasında yer alan bilgiye göre, "2026 Yılı Hac Organizasyonu" kapsamında hacı adaylarının kafile ve uçuş bilgileri belli oldu. Hacı adayları, kafile ve uçuş bilgilerini "www.hac.gov.tr" adresinden öğrenebilecek.

İlk kafilenin Nisan ayı sonu gibi Mekke'ye uçması bekleniyor. 

Yavaş yiyen kazançlı çıkar


 
Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor. 

14.03.2026 00:47:00
MURAT ÇORBACI
Yavaş yiyen kazançlı çıkar
Yavaş yiyen kazançlı çıkar

Modern yaşam temposu, birçok kişinin yemeklerini hızlı ve aceleyle tüketmesine neden oluyor. Yoğun iş temposu, ekran karşısında geçirilen uzun saatler ve düzensiz öğün alışkanlıkları, yemek yeme süresini giderek kısaltıyor. Ancak uzmanlara göre hızlı yemek yemek yalnızca bir alışkanlık değil; sindirim sistemi sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli bir risk faktörü olarak görülüyor.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yemeklerin kısa sürede ve yeterince çiğnenmeden tüketilmesinin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirterek, bu alışkanlığın zaman içinde çeşitli mide ve bağırsak şikayetlerine zemin hazırlayabileceğine de dikkat çekiyor. Doç. Dr. Halil Genç, "Besinlerin iyi çiğnenmeden hızlı şekilde yutulması, mideye büyük parçalar halinde ulaşmasına neden olur. Bu durum mide asidinin ve sindirim enzimlerinin daha fazla çalışmasına yol açarak hazımsızlık, şişkinlik ve mide şikayetlerinin görülme riskini artırabilir. Yemek yeme hızının artması, vücudun tokluk mekanizmasını da etkileyebilir. Beynin doygunluk sinyalini algılaması belirli bir süre alır. Araştırmalar, yemek başladıktan sonra beynin tokluk sinyalini göndermesinin yaklaşık 20 dakika sürebileceğini göstermektedir.

Bu nedenle çok hızlı yemek yiyen kişiler, vücudun doygunluk sinyalini almadan daha fazla besin tüketebilir. Yemeklerin çok kısa sürede tüketilmesi, kişinin farkında olmadan daha fazla yemek yemesine neden oluyor. Bu durum uzun vadede kilo artışı ve metabolik sorunların gelişmesine zemin hazırlayabilir" dedi.

İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı

Afganistan dönüşünde İran'ın Tebriz şehrinde tırına füzenin şarapnel parçasının isabet etmesiyle hayatını kaybeden Hataylı tır şoförü Hüseyin Fırat, memleketi Reyhanlı ilçesinde damatlığının üzerine konulduğu tabutuyla kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğunu uğurlandı. Saldırı anına tanık olan babası Coşkun Fırat, "Bir gümleme sesi geldi, ben lastik patladığını düşünmüştüm ve aynaya baktığımda oğlumun aracı alev almıştı" dedi

13.03.2026 18:25:00 / Güncelleme: 13.03.2026 18:30:15
İHA
İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı
İran'da hayatını kaybeden tır şoförü son yolculuğuna uğurlandı
Reyhanlı ilçesi Bağlar Mahallesi'nde yaşayan 29 yaşındaki Hüseyin Fırat, askerlik mesleğini bıraktıktan sonra baba mesleği olan tır şoförlüğünü sürdürerek ekmek parasını kazanıyordu. İstanbul'dan aldığı yükle Afganistan'a doğru yola çıkan Fırat, dönüş yolunda İran'ın Tebriz şehrine geldiği esnada düşen füzenin şarapnel parçalarının tıra isabet etmesiyle ağır yaralandı.



Ağır yaralanan tır şoförü Fırat, İran'ın Zencan Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Fırat, İran'da hastanede 6 gün süren hayat mücadelesini kaybederek hayatını kaybetti. Fırat'ın cenazesi diplomatik işlemlerin ardından İran'dan Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde baba ocağına getirilerek helallik alındı.



Genç tır şoförünün cansız bedeni Reyhanlı Mezarlık Kompleksi'nde göz yaşları içerisinde kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı. Fırat'ın tabutunun üzerinde yer alan damatlığıysa yürekleri dağladı.



"İran'da bir güvence yok, cesetler dolu ve masum insanlar rastgele öldürülüyor"

Evladının tırına şarapnel parçası isabet ettiği anları anlatan baba Coşkun Fırat, "İsrail ve Amerika'yı kınıyorum. Oğlumla peş peşe gidiyorduk, aramızda sadece 30 metre vardı. Bir gümleme sesi geldi, ben lastik patladığını düşünmüştüm ve aynaya baktığımda oğlumun aracı alev almıştı. Şu an da İran'da bir güvence yok, masum insanlar rastgele öldürülüyor. Allah kimseye böyle acı yaşatmasın. Bize İran'da hastanede güzel baktılar" dedi.



"Bu oğlumun damatlığı, daha çiçeği üstünde"

Evladının damatlığını ceketini bağrına basarak acı dolu anlar yaşayan Hayriye Fırat, "Bu oğlumun damatlığı, daha çiçeği üstünde. Mekanın cennet olsun Hüseyin'im. Kahrolsun İsrail, oğlumu aldı elimden" dedi.

İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'

İlber Ortaylı'nın vefatı sonrası açıklama yapan eşi Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı" dedi

13.03.2026 18:19:00
İHA
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
İlber Ortaylı'nın eşi: 'Mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı'
Sağlık sorunları sebebiyle bir süredir yoğun bakımda tedavi gören 78 yaşındaki Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın vefatına ilişkin eşi Ayşe Özdolay ile kızı Tuna Ortaylı Kazıcı hastane önünde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Ortaylı'nın hastalığını kimseye yansıtmadığına değinen Ayşe Özdolay, "Sağlık sorunları ile boğuşuyordu, giderek de artan sorunlarla ama hayatı aktif yaşamayı seven biri olduğu için mümkün olduğunca gayret etti ve enerjik kaldı. Bunu bize ve kimseye hissettirmemeye çalıştı. Bütün bu süreçte Koç Üniversitesi hastanesinde çalışan herkes, bütün bölümler, hemşiresi, doktoru, bütün çalışanlardan çok büyük bir destek aldık. Hem o, hem biz aile olarak. Çok teşekkür ediyoruz. Olabilecek en iyi bakımı aldı. Hem tıbbi, hem insani olarak. Onlara da çok şükran borçluyuz. Arayan, soran, destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.

Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı ise, "Babam, çok severek ve dolu dolu yaşadı. Umarım, bu hayatında birilerine dokunmuşluğu ve bu şekilde faydası olmuştur" dedi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.