En sabırlı insanlar bile sabrının bittiği ânlarda; "Allah sizi ıslâh etsin!" diye duâ-bedduâ karışımı dileğe sığınır!
En inançsız, deist veya ateist bile beşerî çârelerin tükendiği ânlarda; "Aman Tanrım! Aman Allahım!" diye Çalab'a teslîm olur!
En küfürbaz insan bile öfkesini tatmîn edecek küfür bulamayında; "Allah belânızı versin!" diyerek bedduâya döner!
En mütedeyyin Müslüman, öfkesine mağlûp olmamak için; "Allah sizi hidâyete erdirsin!" duâsına sığınır!
Biz ne yapacağız? "Dilin zekâtı hayır söylemektir" diye öğrendik! Biz ne yapacağız?
Yalancının, mürâinin, müfterînin -kendisine değil- yemînine inanmaktan başka yol bilen var mı?
Adam; "Ya Allah! Bismillah!" nidâlarıyla kurdela kesip kiliseler açıyor!
Adam; bir milyondan fazla müslümanı katleden, yüz binlerce müslüman kadının-kızın ırzına tecâvüz eden, Allah'ın Evi'ne camiye sığınan müslümanın kafasına caminin ortasında kurşun sıkan Haçlı askerlerine; "Irakta savaşan ABD"li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz" diye duâlar ediyor!
Adama iftira ederek ümmetçi desek, değil! Çünkü Muhammed Ümmeti'ne zulmeden, katliam yapan Haçlı askerlerine duâ ediyor!
Adama milliyetçi diye iftirâ etsek, değil! Çünkü "Her türlü milliyetçiliği ayaklarımız altına aldık" diyor!
Namazda görüyoruz hem de sık-sık, Kelime-i Şehâdet getirdiğini duyuyoruz arada bir ve müslümanlığına inanıyoruz itikâtımız gereği ama... Çünkü adam dinci, adam islâmcı, adam Allahçı, adam Peygamberci!
"Dokunmak bile ibâdetten sayılır!" diye kutsanan bir adam! Haçlı'ya teslîmiyette Vahidettin'i ve Damat Ferit'i bile gölgede bırakan bir teslîmiyetçi ama "Dünya Lideri"!!!
Şühedâ kanıyla vatanlaştırılmış toprakları dolar/euro bedeliyle satmaktan çekinmeyen bir nemâcı, fâizci!
Vakit namazına gittiğini belli edercesine koşmayı men eden Resûlullah öğretisine rağmen her Cuma, bulunduğu ilin trafiğini felç eden; itiraz edilince Cuma'ya helikopterle giden bir gösterişçi! "Dîni yalan sayanı gördün mü? / İşte yetîmi unf-ü şiddetle iten / yoksulu doyurmayı teşvîk etmeyen odur. / İşte bu namaz kılanların vay hâline ki / onlar namazlarından gâfildirler / onlar riyakârların ta kendileridir" diye Kur'ân'da Mâûn Sûresi'nde resmedilen ve lânetlenen fotoğrafa benzemiyor mu? Bana mı öyle geliyor yoksa?
Bunlar yetmiyor gibi bir de; İngilizlerin mandasına girmek için yalvardığı tesbîtli son padişah ve şürekasına rağmen şühedâ emâneti Vatan'a sahip çıkıp Ezân-ı Muhammedînin yeniden ve ebediyyen inlemesini sağlayan Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'le kavgaya soyunan nankörleri himâye etmiyor mu, aklım çıkıyor!
Hâinlerin, nankörlerin, müfterîlerin ağız birliği ile saldırdıkları Gâzi Mustafa Kemâl ise 1 Teşrinisâni (Kasım) 1922 de Büyük Millet Meclisi'nde diyor ki:
"Arkadaşlar! ...Türk milletinin cedd-i alâsı olan Türk namındaki insan, İkinci Ebülbeşer Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes'in oğlu olan zattır. ... Türkler on beş asır evel Asyanın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyatına tecelligâh olmuş bir unsurdur. ... Efendiler; yine malûmdur ki, dünya yüzünde yüz milyonluk bir Arap kütlesi vardır. Ve bunların Asyaî kısmı Ceziretülârapta arz-ı mevcûdiyet eder.
Mazhâr-ı nübüvvet ve risâlet olan Fahr-i âlem Efendimiz bu kütle-i Arap içinde Mekke'de dünyaya gelmiş bir vücûd-u mübârektir. ...
Allah, kullarının lazım olan nokta-i tekemmüle vusûlüne kadar içlerinden vasıtalarla dahi kulları ile iştigâli lâzıme-i ulûhiyetten addeylemiştir. ... Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son hakâyık-i dîniye ve medeniyeyi verdikten sonra artık beşeriyetle bilvâsıta temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. ... ve bu sebepledir ki Cenabı Peygamber hatem-ül-enbiyâ olmuştur ve kitabı, Kitâb-ı Ekmel'dir. Son Peygamber olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) 1394 sene evvel rûmi nisan içinde ve Rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağarırken doğdu, gün doğmadan! Bugün o gündür! Filhakîka arabî tarihlerinde bu akşam, yevm-i vilâdetin tamam sene-i devriyesine tesadüf ediyor. İnşallah bu hayırlı tesadüftür."
Sonra uzun uzun Hz. Peygamberimiz devrini ve dört halife devrini anlatıyor. Sonra dört halife devrinde başlayan hilafet çekişmelerini anlatıyor. Sonra henüz müslüman olmadan Türk hakanlarının yetkisiz ve âciz halifeleri sahiplenerek korumalarını örnekleriyle anlatıyor ve sonunda; "Şimdi Efendiler; makam-ı hilâfet mahfuz olarak onun yanında hakimiyet ve saltanat-ı millîye makamı -ki Türkiye Büyük Millet meclisi'dir- elbette yanyana durur ve elbette Melikşah'ın makamı karşısında âciz ve naçiz bir makam sahibi olmaktan daha âli bir tarzda bulunur; çünkü bütün Türkiye halkı, bütün kuvası ile o makam-ı hilâfetin istinadgâhı olmağı doğrudan doğruya yalnız vicdâni ve dîni bir vazife olarak taahhüt ve tekeffül ediyor" diyor!
Ve konuşmasını; "Türk ve İslâm Türkiye Devleti, iki saâdetin tecellî ve tezâhürüne memba ve menşe olmakla dünyanın en bahtiyar bir devleti olacaktır" diye bitiriyor! (Milli Eğitim Basımevi-İstanbul 1970 baskısı Nutuk, cilt III, s. 1240-1251)
Bir yanda bütün imkânsızlığa rağmen milletiyle elele verip îman gücü ile Haçlı'yı Vatan topraklarından atan ve bir Müslüman-Türk Devleti kuran, Ezân-ı Muhammedî'yi yeniden minarelerde inleten bir Müslüman-Türk Gâzi; diğer yanda Haçlı ile işbirliğini mahâret sayan, Müslüman katleden Haçlı askerlerine duâlar eden, Besmele ile kilise açılışları yapan, milliyetçiliği ayakalrı altına aldığını söyleyen bir dinci!
İnsâf, dînin yarısıdır Türk Milleti! Allah aşkına kendine dön artık!
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
En inançsız, deist veya ateist bile beşerî çârelerin tükendiği ânlarda; "Aman Tanrım! Aman Allahım!" diye Çalab'a teslîm olur!
En küfürbaz insan bile öfkesini tatmîn edecek küfür bulamayında; "Allah belânızı versin!" diyerek bedduâya döner!
En mütedeyyin Müslüman, öfkesine mağlûp olmamak için; "Allah sizi hidâyete erdirsin!" duâsına sığınır!
Biz ne yapacağız? "Dilin zekâtı hayır söylemektir" diye öğrendik! Biz ne yapacağız?
Yalancının, mürâinin, müfterînin -kendisine değil- yemînine inanmaktan başka yol bilen var mı?
Adam; "Ya Allah! Bismillah!" nidâlarıyla kurdela kesip kiliseler açıyor!
Adam; bir milyondan fazla müslümanı katleden, yüz binlerce müslüman kadının-kızın ırzına tecâvüz eden, Allah'ın Evi'ne camiye sığınan müslümanın kafasına caminin ortasında kurşun sıkan Haçlı askerlerine; "Irakta savaşan ABD"li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz" diye duâlar ediyor!
Adama iftira ederek ümmetçi desek, değil! Çünkü Muhammed Ümmeti'ne zulmeden, katliam yapan Haçlı askerlerine duâ ediyor!
Adama milliyetçi diye iftirâ etsek, değil! Çünkü "Her türlü milliyetçiliği ayaklarımız altına aldık" diyor!
Namazda görüyoruz hem de sık-sık, Kelime-i Şehâdet getirdiğini duyuyoruz arada bir ve müslümanlığına inanıyoruz itikâtımız gereği ama... Çünkü adam dinci, adam islâmcı, adam Allahçı, adam Peygamberci!
"Dokunmak bile ibâdetten sayılır!" diye kutsanan bir adam! Haçlı'ya teslîmiyette Vahidettin'i ve Damat Ferit'i bile gölgede bırakan bir teslîmiyetçi ama "Dünya Lideri"!!!
Şühedâ kanıyla vatanlaştırılmış toprakları dolar/euro bedeliyle satmaktan çekinmeyen bir nemâcı, fâizci!
Vakit namazına gittiğini belli edercesine koşmayı men eden Resûlullah öğretisine rağmen her Cuma, bulunduğu ilin trafiğini felç eden; itiraz edilince Cuma'ya helikopterle giden bir gösterişçi! "Dîni yalan sayanı gördün mü? / İşte yetîmi unf-ü şiddetle iten / yoksulu doyurmayı teşvîk etmeyen odur. / İşte bu namaz kılanların vay hâline ki / onlar namazlarından gâfildirler / onlar riyakârların ta kendileridir" diye Kur'ân'da Mâûn Sûresi'nde resmedilen ve lânetlenen fotoğrafa benzemiyor mu? Bana mı öyle geliyor yoksa?
Bunlar yetmiyor gibi bir de; İngilizlerin mandasına girmek için yalvardığı tesbîtli son padişah ve şürekasına rağmen şühedâ emâneti Vatan'a sahip çıkıp Ezân-ı Muhammedînin yeniden ve ebediyyen inlemesini sağlayan Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'le kavgaya soyunan nankörleri himâye etmiyor mu, aklım çıkıyor!
Hâinlerin, nankörlerin, müfterîlerin ağız birliği ile saldırdıkları Gâzi Mustafa Kemâl ise 1 Teşrinisâni (Kasım) 1922 de Büyük Millet Meclisi'nde diyor ki:
"Arkadaşlar! ...Türk milletinin cedd-i alâsı olan Türk namındaki insan, İkinci Ebülbeşer Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes'in oğlu olan zattır. ... Türkler on beş asır evel Asyanın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyatına tecelligâh olmuş bir unsurdur. ... Efendiler; yine malûmdur ki, dünya yüzünde yüz milyonluk bir Arap kütlesi vardır. Ve bunların Asyaî kısmı Ceziretülârapta arz-ı mevcûdiyet eder.
Mazhâr-ı nübüvvet ve risâlet olan Fahr-i âlem Efendimiz bu kütle-i Arap içinde Mekke'de dünyaya gelmiş bir vücûd-u mübârektir. ...
Allah, kullarının lazım olan nokta-i tekemmüle vusûlüne kadar içlerinden vasıtalarla dahi kulları ile iştigâli lâzıme-i ulûhiyetten addeylemiştir. ... Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son hakâyık-i dîniye ve medeniyeyi verdikten sonra artık beşeriyetle bilvâsıta temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. ... ve bu sebepledir ki Cenabı Peygamber hatem-ül-enbiyâ olmuştur ve kitabı, Kitâb-ı Ekmel'dir. Son Peygamber olan Muhammed Mustafa (s.a.v.) 1394 sene evvel rûmi nisan içinde ve Rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha doğru tan yeri ağarırken doğdu, gün doğmadan! Bugün o gündür! Filhakîka arabî tarihlerinde bu akşam, yevm-i vilâdetin tamam sene-i devriyesine tesadüf ediyor. İnşallah bu hayırlı tesadüftür."
Sonra uzun uzun Hz. Peygamberimiz devrini ve dört halife devrini anlatıyor. Sonra dört halife devrinde başlayan hilafet çekişmelerini anlatıyor. Sonra henüz müslüman olmadan Türk hakanlarının yetkisiz ve âciz halifeleri sahiplenerek korumalarını örnekleriyle anlatıyor ve sonunda; "Şimdi Efendiler; makam-ı hilâfet mahfuz olarak onun yanında hakimiyet ve saltanat-ı millîye makamı -ki Türkiye Büyük Millet meclisi'dir- elbette yanyana durur ve elbette Melikşah'ın makamı karşısında âciz ve naçiz bir makam sahibi olmaktan daha âli bir tarzda bulunur; çünkü bütün Türkiye halkı, bütün kuvası ile o makam-ı hilâfetin istinadgâhı olmağı doğrudan doğruya yalnız vicdâni ve dîni bir vazife olarak taahhüt ve tekeffül ediyor" diyor!
Ve konuşmasını; "Türk ve İslâm Türkiye Devleti, iki saâdetin tecellî ve tezâhürüne memba ve menşe olmakla dünyanın en bahtiyar bir devleti olacaktır" diye bitiriyor! (Milli Eğitim Basımevi-İstanbul 1970 baskısı Nutuk, cilt III, s. 1240-1251)
Bir yanda bütün imkânsızlığa rağmen milletiyle elele verip îman gücü ile Haçlı'yı Vatan topraklarından atan ve bir Müslüman-Türk Devleti kuran, Ezân-ı Muhammedî'yi yeniden minarelerde inleten bir Müslüman-Türk Gâzi; diğer yanda Haçlı ile işbirliğini mahâret sayan, Müslüman katleden Haçlı askerlerine duâlar eden, Besmele ile kilise açılışları yapan, milliyetçiliği ayakalrı altına aldığını söyleyen bir dinci!
İnsâf, dînin yarısıdır Türk Milleti! Allah aşkına kendine dön artık!
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, duâ...
Mustafa Aslan / diğer yazıları
- Atatürk'ün anlatımıyla Çanakkale savaşları / 20.03.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017
- İnsandan insana, insansa... / 19.03.2017
- 'Anam bana kör dedi!' / 14.03.2017
- Söyle-ni-yorum-2 / 13.03.2017
- Hâlâ iyiler varmış şükrolsun / 10.03.2017
- Savaş ve insan / 09.03.2017
- Ben, kim miyim? / 08.03.2017
- Milli siyaset hakemliği / 07.03.2017
- Sakındığımız dostluk / 02.03.2017
- Yol özel yolcu güzel / 28.02.2017

























































