




Abdulkadir Geylani hazretleri buyurdu ki:
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennet ehlinden yüksek derecede bulunanlar, o kimseyi ziyaret ederler. O ise, onları ziyaret etmez. Cennettekilerden yüksek derecelerde bulunan herkesin hizmetinde sekiz bin hizmetçi çalışır. Her hizmetçinin elinde yemek dolu bir sini vardır. Hepsinde ayrı ayrı yemekler vardır.
O sofrada bulunan her yemekten yer. Yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmetçisinin payı verilir. Her bir kimse için hûr-i ayn ve dünya hanımları vardır. Her zevce için yeşil yakuttan bir köşk vardır. Ortası daire şeklinde kızıl yakuttan donatılıp kuşatılmıştır.
Köşkünün yetmiş bin kapısı vardır. Her kapıda inciden bir kubbe vardır. Zevcelerinin üstünde binlerce Cennet hüllesi vardır. Her hüllede binlerce renk vardır. Hiç biri diğerine benzemez. Zevcelerinden her birisinin yanında ihtiyacını gören bin cariye, meclis içinde bin cariye vardır. Her cariyeyi kendi hizmetinde kullanır. Kendisine yemek getirildiği zaman önünde yetmiş bin cariye ayakta durur. Her bir cariyenin elinde, başkasının elinde olmayan yemek dolu bir tabak ve şarapla dolu bir kâse vardır.
O kimse dünyada Allah rızası için sevdiği bir mü'min kardeşini görmeyi arzu edip, ona şefkatten dolayı, acaba helâk mi olmuştur, düşüncesiyle, keşke kardeşimin ne olduğunu bilsem der. Allah-ü Teâlâ o kimsenin kalbini anlayıp, meleklere, 'Benim şu kulumla kardeşinin bulunduğu yere gidiniz' buyurur. O anda, bir melek, üzerinde nurdan eyerle seçkin bir burak getirir.
Bu melek o kimseye selâm verir. O da selâmını alır.
Melek ona, 'Kalk, bu burağa bin de, kardeşine gidelim' der. O da burağa biner. Cennette bin yıllık uzaklığı, dünyada en güzel bir atla bin fersah mesafeyi atmanızdan daha kısa zamanda alır. Hemen kardeşinin makamına ulaşır.
O kimse, o anda kardeşine selâm verip, kardeşi selâmına alır. Merhaba deyip, memnun olduğunu bildirir ve, 'Kardeşim, sen nerede kaldın? Senin için korkmuştum' der. Bu halde birbirlerine sarılıp sonra ikisi de, 'Allah-ü Teâlâ'ya hamd olsun ki, bizi birleştirdi' diyerek, buluşmalarına güzel seslerle hamd ederler.
Bu halde Allah-ü Teâlâ onlara buyurur ki: 'Kulum, bu zaman amel zamanı değildir. Selâm ve dilemek zamanıdır. Benden isteyiniz vereyim.' Onlar da, 'Yâ Rabbi! Bizi bu derecede bir arada bulundur' diyerek yalvarırlar.
Allah-ü Teâlâ inci ve yakutla süslenmiş bir çadır içinde onlara meclis yapar. Zevceleri için ondan başka makamlar ihsan eder. O mecliste yiyip, içip zevk ve safâda olurlar.
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Cennet ehlinden bir kimse yemekten bir lokma alıp ağzına koyarken, aklına bir başka yemek gelirse ağzındaki o lokma, aklına gelen yemek olur."
(Günyetü't-Tâlibîn'den…)
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennet ehlinden yüksek derecede bulunanlar, o kimseyi ziyaret ederler. O ise, onları ziyaret etmez. Cennettekilerden yüksek derecelerde bulunan herkesin hizmetinde sekiz bin hizmetçi çalışır. Her hizmetçinin elinde yemek dolu bir sini vardır. Hepsinde ayrı ayrı yemekler vardır.
O sofrada bulunan her yemekten yer. Yemek önünden kaldırıldığında, ondan her hizmetçisinin payı verilir. Her bir kimse için hûr-i ayn ve dünya hanımları vardır. Her zevce için yeşil yakuttan bir köşk vardır. Ortası daire şeklinde kızıl yakuttan donatılıp kuşatılmıştır.
Köşkünün yetmiş bin kapısı vardır. Her kapıda inciden bir kubbe vardır. Zevcelerinin üstünde binlerce Cennet hüllesi vardır. Her hüllede binlerce renk vardır. Hiç biri diğerine benzemez. Zevcelerinden her birisinin yanında ihtiyacını gören bin cariye, meclis içinde bin cariye vardır. Her cariyeyi kendi hizmetinde kullanır. Kendisine yemek getirildiği zaman önünde yetmiş bin cariye ayakta durur. Her bir cariyenin elinde, başkasının elinde olmayan yemek dolu bir tabak ve şarapla dolu bir kâse vardır.
O kimse dünyada Allah rızası için sevdiği bir mü'min kardeşini görmeyi arzu edip, ona şefkatten dolayı, acaba helâk mi olmuştur, düşüncesiyle, keşke kardeşimin ne olduğunu bilsem der. Allah-ü Teâlâ o kimsenin kalbini anlayıp, meleklere, 'Benim şu kulumla kardeşinin bulunduğu yere gidiniz' buyurur. O anda, bir melek, üzerinde nurdan eyerle seçkin bir burak getirir.
Bu melek o kimseye selâm verir. O da selâmını alır.
Melek ona, 'Kalk, bu burağa bin de, kardeşine gidelim' der. O da burağa biner. Cennette bin yıllık uzaklığı, dünyada en güzel bir atla bin fersah mesafeyi atmanızdan daha kısa zamanda alır. Hemen kardeşinin makamına ulaşır.
O kimse, o anda kardeşine selâm verip, kardeşi selâmına alır. Merhaba deyip, memnun olduğunu bildirir ve, 'Kardeşim, sen nerede kaldın? Senin için korkmuştum' der. Bu halde birbirlerine sarılıp sonra ikisi de, 'Allah-ü Teâlâ'ya hamd olsun ki, bizi birleştirdi' diyerek, buluşmalarına güzel seslerle hamd ederler.
Bu halde Allah-ü Teâlâ onlara buyurur ki: 'Kulum, bu zaman amel zamanı değildir. Selâm ve dilemek zamanıdır. Benden isteyiniz vereyim.' Onlar da, 'Yâ Rabbi! Bizi bu derecede bir arada bulundur' diyerek yalvarırlar.
Allah-ü Teâlâ inci ve yakutla süslenmiş bir çadır içinde onlara meclis yapar. Zevceleri için ondan başka makamlar ihsan eder. O mecliste yiyip, içip zevk ve safâda olurlar.
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Cennet ehlinden bir kimse yemekten bir lokma alıp ağzına koyarken, aklına bir başka yemek gelirse ağzındaki o lokma, aklına gelen yemek olur."
(Günyetü't-Tâlibîn'den…)











































































