Seyyid Battal Gazinin Diyarı Eskişehir'in Seyitgazi ilçesine yolunuz düşerse ilçe girişinde büyük puntolarla "Lütfü Yüksel" isminin yazılı olduğu fabrikalar karşılar sizi. Eskişehir'e ilk geldiğim zamanlar bu isim dikkatimi çekmişti.
Aynı kurumda birlikte çalıştığımız Mesut Atlı Beyin akrabası olduğunu yıllar sonra öğrendiğim Sayın Yüksel'le geçtiğimiz hafta tanışma fırsatı bulduk. Seyitgaziye görevli olarak gidince Mesut Beye; "Lütfü Yüksel Beye uğrayıp tanışma isteğimizi" söyler misin?" dedim. Mesut Bey sağ olsun hemen telefon ile irtibat kurup hangi fabrikada ve vaktinin olup olmadığını sorunca bizleri beklediğini aktardı.
Bulunduğu fabrikanın önüne aracımızı park edip merdivenlerden odasına doğru yöneldik. Kapısının üzerinde isminin altında İnşaat Mühendisi ünvanını görünce şaşırdım. Şaşkınlık içerisinde mesleği ile yaptığı iş arasında bir bağ kurmaya kendimi zorlarken sekreteri bizi odasına davet etti. Mütevazı bir çalışma ortamında güler yüzü ile "hoş geldiniz" diyerek karşıladı. Sıcak bir ortamda bulduk kendimizi.
Hoş beşten sonra geçmişten günümüze uzanan "Lütfü Yüksel" markasını nasıl meydana getirdiğini anlatmak için uzun yıllar öncesine götürdü bizleri. Çocukluk dönemlerinden anlatmaya başlayınca o günleri yaşar gibi duraksayarak biraz da maziye dalarak, cümleler peş peşe döküldü dudaklarından. Eskişehir Seyitgazi İlçesi Kesenler Köyünde dünyaya geldiğinden bahsetti. İlkokulu kendi köyünde, ortaokulu Seyitgazi'de, lise tahsilini ise Eskişehir Atatürk lisesinde tamamladığını ekledi sözlerine. Üniversite tahsilini 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nin İnşaat Mühendisliği bölümünde tamamlayıp İngiltere'de 9 ay kaldığı ilk yurt dışı günlerine götürdü bizleri. Döndüğünde Gazi Üniversitesi'nde İşletme?Ekonomi Mastırı yaptığından bahsetti.
1970 yıllardan itibaren mühendis olarak Van İlimizde Karayollarına bağlı yol şantiye şefliğinde, gösterdiği başarılı çalışmalarla Ankara Gölbaşında o zamanki adıyla TEK'in kuruluşunda önemli görevler üstlendi.
Belirli bir süre sonra kamu görevini bırakarak memleket hasreti ve sevgisi ağır basmış olacak ki Seyitgazi'ye geri döndüğünde sene 1978'dir.
Kazandığı sermayeyle kendine bir Skoda araç alarak et tavukçuluğu ile işe başlar. Elleriyle temizlediği tavukları Seyitgazi'de dükkanlara dağıtıyor her geçen gün artan talep onu yeni iş geliştirme arayışlarına sevk ediyordu.
Sohbetinin önemli yerlerinde ticaretle uğraşan kimselerin "müteşebbis" olması gerektiğinin özellikle altını çiziyor iyi bir mühendis olan kayın biraderinin müteşebbis özelliğinin zayıf olduğunu da belirtiyordu.
Başarı merdivenlerini çıkmaya başladığı dönemleri uzun uzun anlatırken bunda en büyük payın doğuştan var olduğuna inandığı müteşebbis gücünün yanında azminin ve cesaretinin varlığını da inkâr etmiyordu.
Kabuklu yumurta üretimine o kadar değer ve önem verdi ki yirmi dört saatini çiftlikte geçirdiğini sözlerine ekledi. "Bir kimse hangi işi yapıyorsa yapsın o işe sevdalı olması gerekir aksi halde başarılı olamaz" cümleleri ulaştığı gücün anahtar sözcükleriydi. Cesareti öylesi ileri düzeydedir ki işlerin çok kötü gittiği hatta sermayesini bitirmek üzere olduğu günlerde işine sımsıkı sarılıp gece gündüz çalıştığını paylaştı.
Sektörde yaşadığı zorlukları anlatırken bugüne dair hala ülkemizde özellikle civciv yetiştirilmesi üzerine ciddi bir Ar-Ge çalışmasının olmamasını üzülerek anlattı. Sözlerini bir adım daha ileriye götürerek ülkemizdeki civciv pazarının büyük bir kısmının halen ABD'den geldiğini sözlerine ekleyince şaşkın bakışlarla göz göze geldik.
Sanayi ve teknoloji şehri Eskişehir'de birçok sanayiciyi geride bırakarak geçtiğimiz yıllarda üst sıralarda vergi rekortmeni olduğunu, vergisini kuruşu kuruşuna ödediğini, cumhuriyet değerlerine sımsıkı bağlı Mustafa Kemal Atatürk'ü çok sevdiğini paylaştı bizlerle.
Sohbetin bir bölümünde eğitim sisteminin çarpıklığından bahsederek 1860 yıllardan sonra Osmanlı döneminde meslek okullarının olmayışından büyük üzüntü duyduğunu teknik meslek erbabının yetişmediğini, ancak Mustafa Kemalin kurduğu cumhuriyetle bu sorunun çözüldüğünü tarihi gerçeklerle anlattı bizlere.
Fransızların, Almanların, İtalyanların vb. daha birçok ülkenin İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde açtığı okulların kendi ülkemizdeki varlığından bahsetti.
Bir mühendis zekâsıyla önüne çıkan birçok engeli azmi ve çalışkanlığı ile aşıp, ekonomiye kazandırdığı tesislerinde/fabrikalarında bugün yüzlerce insana iş ve aş sağlıyor. Ülkemizin ekonomik gücüne katma değer sağlıyor.
Aynı kurumda birlikte çalıştığımız Mesut Atlı Beyin akrabası olduğunu yıllar sonra öğrendiğim Sayın Yüksel'le geçtiğimiz hafta tanışma fırsatı bulduk. Seyitgaziye görevli olarak gidince Mesut Beye; "Lütfü Yüksel Beye uğrayıp tanışma isteğimizi" söyler misin?" dedim. Mesut Bey sağ olsun hemen telefon ile irtibat kurup hangi fabrikada ve vaktinin olup olmadığını sorunca bizleri beklediğini aktardı.
Bulunduğu fabrikanın önüne aracımızı park edip merdivenlerden odasına doğru yöneldik. Kapısının üzerinde isminin altında İnşaat Mühendisi ünvanını görünce şaşırdım. Şaşkınlık içerisinde mesleği ile yaptığı iş arasında bir bağ kurmaya kendimi zorlarken sekreteri bizi odasına davet etti. Mütevazı bir çalışma ortamında güler yüzü ile "hoş geldiniz" diyerek karşıladı. Sıcak bir ortamda bulduk kendimizi.
Hoş beşten sonra geçmişten günümüze uzanan "Lütfü Yüksel" markasını nasıl meydana getirdiğini anlatmak için uzun yıllar öncesine götürdü bizleri. Çocukluk dönemlerinden anlatmaya başlayınca o günleri yaşar gibi duraksayarak biraz da maziye dalarak, cümleler peş peşe döküldü dudaklarından. Eskişehir Seyitgazi İlçesi Kesenler Köyünde dünyaya geldiğinden bahsetti. İlkokulu kendi köyünde, ortaokulu Seyitgazi'de, lise tahsilini ise Eskişehir Atatürk lisesinde tamamladığını ekledi sözlerine. Üniversite tahsilini 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nin İnşaat Mühendisliği bölümünde tamamlayıp İngiltere'de 9 ay kaldığı ilk yurt dışı günlerine götürdü bizleri. Döndüğünde Gazi Üniversitesi'nde İşletme?Ekonomi Mastırı yaptığından bahsetti.
1970 yıllardan itibaren mühendis olarak Van İlimizde Karayollarına bağlı yol şantiye şefliğinde, gösterdiği başarılı çalışmalarla Ankara Gölbaşında o zamanki adıyla TEK'in kuruluşunda önemli görevler üstlendi.
Belirli bir süre sonra kamu görevini bırakarak memleket hasreti ve sevgisi ağır basmış olacak ki Seyitgazi'ye geri döndüğünde sene 1978'dir.
Kazandığı sermayeyle kendine bir Skoda araç alarak et tavukçuluğu ile işe başlar. Elleriyle temizlediği tavukları Seyitgazi'de dükkanlara dağıtıyor her geçen gün artan talep onu yeni iş geliştirme arayışlarına sevk ediyordu.
Sohbetinin önemli yerlerinde ticaretle uğraşan kimselerin "müteşebbis" olması gerektiğinin özellikle altını çiziyor iyi bir mühendis olan kayın biraderinin müteşebbis özelliğinin zayıf olduğunu da belirtiyordu.
Başarı merdivenlerini çıkmaya başladığı dönemleri uzun uzun anlatırken bunda en büyük payın doğuştan var olduğuna inandığı müteşebbis gücünün yanında azminin ve cesaretinin varlığını da inkâr etmiyordu.
Kabuklu yumurta üretimine o kadar değer ve önem verdi ki yirmi dört saatini çiftlikte geçirdiğini sözlerine ekledi. "Bir kimse hangi işi yapıyorsa yapsın o işe sevdalı olması gerekir aksi halde başarılı olamaz" cümleleri ulaştığı gücün anahtar sözcükleriydi. Cesareti öylesi ileri düzeydedir ki işlerin çok kötü gittiği hatta sermayesini bitirmek üzere olduğu günlerde işine sımsıkı sarılıp gece gündüz çalıştığını paylaştı.
Sektörde yaşadığı zorlukları anlatırken bugüne dair hala ülkemizde özellikle civciv yetiştirilmesi üzerine ciddi bir Ar-Ge çalışmasının olmamasını üzülerek anlattı. Sözlerini bir adım daha ileriye götürerek ülkemizdeki civciv pazarının büyük bir kısmının halen ABD'den geldiğini sözlerine ekleyince şaşkın bakışlarla göz göze geldik.
Sanayi ve teknoloji şehri Eskişehir'de birçok sanayiciyi geride bırakarak geçtiğimiz yıllarda üst sıralarda vergi rekortmeni olduğunu, vergisini kuruşu kuruşuna ödediğini, cumhuriyet değerlerine sımsıkı bağlı Mustafa Kemal Atatürk'ü çok sevdiğini paylaştı bizlerle.
Sohbetin bir bölümünde eğitim sisteminin çarpıklığından bahsederek 1860 yıllardan sonra Osmanlı döneminde meslek okullarının olmayışından büyük üzüntü duyduğunu teknik meslek erbabının yetişmediğini, ancak Mustafa Kemalin kurduğu cumhuriyetle bu sorunun çözüldüğünü tarihi gerçeklerle anlattı bizlere.
Fransızların, Almanların, İtalyanların vb. daha birçok ülkenin İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde açtığı okulların kendi ülkemizdeki varlığından bahsetti.
Bir mühendis zekâsıyla önüne çıkan birçok engeli azmi ve çalışkanlığı ile aşıp, ekonomiye kazandırdığı tesislerinde/fabrikalarında bugün yüzlerce insana iş ve aş sağlıyor. Ülkemizin ekonomik gücüne katma değer sağlıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Turhan / diğer yazıları
- Neden dedeler parklarda oturur bilir misiniz? / 02.04.2024
- Bir anketin düşündürdükleri / 26.03.2024
- Ramazanın getirdiği bir demet güzellikler / 12.03.2024
- 106. yıl sonra Eskişehir’de… / 27.02.2024
- Emekliler kervanının yeni üyesi / 20.02.2024
- Perşembe akşamı izlenimlerim! / 13.02.2024
- Yerel seçimler üzerine / 07.02.2024
- Bu bizim insanlık namına görevimiz! / 30.01.2024
- Bir nefes sıhhat / 23.01.2024
- Üç cilt çıkan kitaplarımın öyküsü / 16.01.2024
- Bir anketin düşündürdükleri / 26.03.2024
- Ramazanın getirdiği bir demet güzellikler / 12.03.2024
- 106. yıl sonra Eskişehir’de… / 27.02.2024
- Emekliler kervanının yeni üyesi / 20.02.2024
- Perşembe akşamı izlenimlerim! / 13.02.2024
- Yerel seçimler üzerine / 07.02.2024
- Bu bizim insanlık namına görevimiz! / 30.01.2024
- Bir nefes sıhhat / 23.01.2024
- Üç cilt çıkan kitaplarımın öyküsü / 16.01.2024