HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 MAYIS 2021, CUMARTESİ

Bir komşuluk masalı

10.08.2001 00:00:00
Tak. Tak. Tak. Yihuu komşi! Kapıda biri mi var Kehkeşan?

Tak, tak, tak.

Geliyorum, patlama! Ayyy, ayy, ay, ve de vay, vay, vay, Şero'cuğum gelmiş. Bili! Bili! Hey Bili diyorum! Duymaz ki. Bak kim gelmiş Bili, koş, koş komşumuz Şero.

Ooo Şero gelmiş. Hoşt, hoşt, hoşgeldin Şero oğlan. Niye bu kadar beklettin? Daha önce bekliyorduk. Bak yengen Kehkeşan, sana kurabiye yapmış, börek hazırlamış, hem de en çok sevdiğinden.

Sorma be Bilibili'ciğim. Kaç kez niyetlendim, ama bir türlü olmadı. Ne zaman yola çıkacak olsam, mahalledeki anarşist çocuklar arabamın lastiğine çivi sokuyor. Niye imiş? Arabamı onların avlusunda park ediyormuşum. Ne fark eder? Onların avlusu benim avlum, benim avlum zaten benim avlum. Dünyadaki bütün avlular benim. Öyle değil mi Bilibili'ciğim.

Çok doğru.

Sonunda baktım olacak gibi değil, bir gece vakti, ben de mutfak tüplerine çivi soktum. Hepsi uykudaymış, bir daha uyanamadılar. Tamamen nefsi müdafaa, Tanrı çarpsın, bölsün ve çıkarsın doğru söylüyorum.

Çok zekisin be Şero'cuğum. Bizde de oluyor bu tip lastiğe çivi sokmalar.

Hiç ihmale gelmez.

Çoluk çocuk ne alemde? Onları da getirseydin. Bizim çocuklarla oyna... neyse.

Aslını istersen ben biraz da onlar için geldim. Biraz değil, tamamen onlar için geldim. Biliyorsun bu yıl havalar çok sıcak geçiyor bizim bölgede. O anarşist çocuklar, bir de lastik yakıyorlar sokak aralarında. Havalar daha da ısınıyor. Bazan da yüzümüze doğru tükürüyorlar. Biz de bir daha tüküremeyecek hale getiriyoruz ağızlarını. Tamamen nefsi müdafaa. Havalar böyle sıcak olunca çocuklar da, başta yengen, ille de tutturdular piknik yapacağız diye.

Haklılar ama, biz de çocukları, geçen..., her neyse.

Haklılar tabi. Ben de önce gidip sizin için bir piknik yeri ayarlayayım, sonra da beraber gideriz dedim.

Çok doğru. Bazen rastgele gidiyor insan, ortada kalıyor, sap gibi.

Ben sap gibi ortada kalmamak için tedbirli davrandım. Önce şu GAP Düzü'nde pikniğe uygun bir yer aradım. Yolumun üstünde olduğu için. Babam sağken çok bahsederdi ondan. Hakkımı helal etmem size, eğer oraya gidip piknik yapmazsanız derdi bize. Sadece onun ruhu şad olsun diye, yoksa, başka yerlerde de var piknik yapacak yer. Hem de yüzlerce.

Beğendin mi bari?

Çok güzel oldu, tam babamın istediği gibi. Yalnız biraz daha ağaçları büyüse, yeşilliği artsa çok harika olacak. Gölge yok, gölge, sizin anlayacağınız. Bizim oralarda gölge olmadığı için zaten buraya geldik. Piknik olunca mangal, kangal da olması lazım.

Başka bir yere baksaydın.

Baktım. Baktım ama orada da sıkıntı var. Arazi sahipleri tutturdular bizim yerlerde piknik yapamazsın diye. Birileri mi kışkırtıyor onları, anlamadım.

Neresi?

Hani şu Manavgat deresi var ya? İşte orası. Orayı da dere kenarı olduğu için istedim, başka bir sebep yok, Tanrı çarpsın. Ne güzel akıyor ama.

Ha orası mı? Ben şimdi muhtara söylerim, sana uygun bir yer bulur. Sen de gönlünce piknik yaparsın. Tabi ailecek.

Ama ne yalan söyleyeyim benim aklım şu GAP Düzü'nde kaldı. Oraya şöyle ağaç diksek de, altlarında piknik yapsak. Piknik bitince ağaçları sökersiniz. Fazla değil bir kaç gün kalacağız, bilemedin bir kaç ay, valla elli sene dolmadan gideriz oradan. Aklınıza bir şey gelmesin. Biz başka yerde de piknik yaptık, oradakiler bizi sevdi, gidelim diyoruz, istemiyorlar. Siz giderseniz kendimizi öldürürüz diyorlar. Ne zaman gitmeye kalkışsak kendilerini öldürüyor. Sadece bu yüzden şu ana kadar binlerce insan öldü. Hem benim için fark etmez de çocuklar böyle istiyor. Sırf dedelerinin ruhu şad olsun diye. Adını nereden duymuşlarsa ayaklarını yere vurup ille de GAP Düzü diyorlar. Hatta koro halinde; Baba gidek Gap Düzü'ne, ahmaklar bir düzine, diye şarkı bile söylüyorlar. Çocuklar bir yana, torunlar da istiyor. Geçen evden çıkıp işe gidiyordum, en küçük torunum Abraham yapıştı pantolonuma, dede bana GAP al, diye tutturdu. İnsan yaşlandıkça torunlarına düşkün oluyor be Bilibili'ciğim. Evlat sermaye torun kâr imiş, bilirsin.

Bilirim, bil... şey bilenleri tanırım. Çocuklar diyorsa tamam. Ben çocuklar ne zaman bir şey istese, neyse.

Ayaklarını yere vurmaktan komşular rahatsız oldular da bizi polise şikayet ettiler, ya. Hayatımda mahkeme, karakol tanımam. Sırf bu yüzden polise ifade verdim.

Bütün bunları kafana takma Şero'cuğum. Ben hepsini hallederim. Muhtarlarla aram çok iyidir. Bir dediğimi iki etmezler. Sen bütün bunları bırak da, sağlığın nasıl? Biraz çökmüşsün.

Tanrıya çok mersi Bili'ciğim çok iyiyim, şey gibi duruyorum. Fakat uzun bir zamandan beri uyku problemi çekmek iştahımı kaçırdı.

Yatak mı seçiyorsun yoksa? Dert etme sen, burasını kendi evin gibi bil. Hatta Kehkeşan yengen senin için özel yatak siparişi bile verdi.

Yok, yok, yatak matak seçmiyorum. Hem yeryüzündeki bütün yataklar benim. Niye seçeyim ki? Valla şaka yaptım. Benim sıkıntım başka. Uykunun en güzel yerinde rüyamda boğazlanan insanlar görüyorum. Bir iki kişi değil, beşerlionarlı guruplar halinde. Şarrr diye boğazlarından kanlar fışkırıyor.

Vah vah, senin durumun çok kötü. Öyle bir rüya görsem ben bile uyuyamam. Boğazlanan insanlar, akan kanlar, ayyy...

Benim uykumu bozan, boğazlanan insanlar, akan kanlar değil. Beni uykusuz bırakan onların çıkardığı garip sesler. Ölürken çok tuhaf sesler çıkartıyorlar. Bana inat sanki, uyumayayım diye.

Oysa sen çok yufka yürekli birisin, buna dayanamazsın. Hatta bir ramazan yüreğinden yufka yapacaktık. (işte tam burada kahkaha atılır.)

Hatırlarsın bir gün yoluma çıkan bir kediyi ezmemek için arabamı yolun dışına sürmüştüm. Kaskosu da yoktu, masrafını cebimden ödedim.

Hatırlamam mı? Peki doktora gitsen Şero'cuğum.

Gittim. Irsidir dedi doktor. Babamda da varmış aynı illet. Babama da mesleğinden bulaşmış. O da kasapmış benim gibi. Boğazladığı canlılardan oluyormuş. Bir ara yeni iş bulayım dedim, bırakayım bu kasaplığı. Yılların mesleği de bir anda bırakılmıyor ki, be Bilibili'ciğim.

Ben de öyle bir türlü şairliği bırakamadım. Ara sıra başka şeyler yapsam da şairlik bırakılmıyor ki. Neyse, biraz da güzel şeyler konuşalım, değil mi ama?

Güzel şey dedin de, 2148 Melih'i gördüm gelirken yolda. Hiç değişmemiş.

Ona sorsan değişmiş. Ama onu en iyi sen tanırsın, değişmedi diyorsan öyledir. Sınıfın en tuhaf tipiydi zaten.

Beni görür görmez tanıdı. Vay dedi Şero seni görmek ne güzel. Dedi ve boğazıma sarıldı.

İyi çocuktur bizim Melih.

Sizin değil, bizim Melih.

Yok canım bizim Melih.

Her neyse.

Gece hayli uzadı Bilibili'ciğim. Ben artık müsaade istesem. Ha unutmadan söyleyeyim. 2149 Ahmet Mesut'a da selamımı söyle. Böyle rahat rahat buraya gelmemi ona borçluyum. Dama çıkıp bağırınca, millet de kim bu şey diye o taraf baktı, ben de elimi kolumu sallaya sallaya buraya geldim. Çok minnettarım kendisine. Sizin mahalledekiler bir tuhaf bakıyor bana Bilibili'ciğim.

Sıkma canını, bana da öyle bakıyorlar. Bazan hesap defteri fırlatırlar yüzüme, bazan da evimin damına çıkıp pasta istiyorlar benden. Sanki pastanem var. Hatta geçenlerde adamın biri tankerini bizim bahçeye sürdü, neymiş, su alacakmış. O neyse de çiçekleri ezdi.

Hadi hoşça kal Bilibili'ciğim.

Sen de hoşçakal Şero'cuğum. Canın ne zaman sıkılırsa gene gel, bekliyoruz.
 
Müslim Karabacak / diğer yazıları


Senteks
Panax nedir
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.