Onlar yeryüzünün kıymetli madenleridir, hükümdarlarıdır
Ey evlat! İki adımdır, onları at, muhakkak erersin. Birinci adımı dünyadan at, öbürü ahiret olur. Bir adım nefsinden, bir adım yaratılmışlardan…
Haber Merkezi





Ötesi malum. Şu dışı bırak. Hemen iç âleme geçersin. Bu işin bir başlayışı bir de bitişi vardır. Sende başlar, tamamı Allah-u Teâlâ'da biter. İpini, seleni bir yana at, amel kapısına otur.
Sonra amel etmeyi iste ve çalışma yolunu ara. Kalbini zikre yaklaştır. Ona en çok dirilme gününü hatırlat.
Halini zahir hükümlere göre yaparsan kulların hiçbiri onu yıkmaya güçlü olmaz. Şayet zahir hükme bağlı değilsen, dini emirlerin dış hükmünü yerine getirmezsen hiçbir halin sebat bulmaz ve hiçbir makama sahip olmazsın.
Dünyaya talip olanlar, onu sevenler ve ona rağbet gösterenler pek çoktur. Ahirete talip olanlar ise pek azdır. İzzet ve Celal sahibi Allah'a talip olup O'nun sevgisinde sadakat gösterenler ise azın da azıdır.

Onlar yeryüzünün kıymetli madenleridir, hükümdarlarıdır. Onlar beldelerde kulların muhafızlarıdır. Onların yüzü suyu hürmetine insanlardan belalar defedilir. Onların yüzü suyu hürmetine insanlar yağmura kavuşurlar. Onların yüzü suyu hürmetine yerde nebat biter. Dünyevi olan her şeyi geride bırakırlar.
Bu mertebeye ulaştıkları zaman artık halka yönelmeleri, onların irşadı ile meşgul olmaları üzerlerine farz olur. Çünkü bu noktada onlar doktorlar durumundadır.
Onlar, İzzet ve Celal sahibi Allah'ın mahlûkatının en akıllılarıdır. Eğer siz onları görseydiniz, deliler-mecnunlar derdiniz; onlar da sizi görseydi, bunlar kıyamet gününe inanmamışlar derlerdi.
İzzet ve Celal sahibi Allah'ın huzurunda onların gönülleri hep mahzundur, kalpleri hep kırıktır. Allah korkusundan bir an dahi sıyrılmazlar. Her ne zaman ki Allah'ın azamet ve celalinin perdesi kalplerine açılırsa korkuları artar…

Mü'min, İzzet ve Celal sahibi Allah'tan başkasından korkmaz, O'ndan başkasından bir şey beklemez. O'nun kuvveti kalbine ve özüne verilmiştir. Bunu Allah vermiştir.
Mü'minlerin kalbi, İzzet ve Celal sahibi Allah ile nasıl güçlü olmasın ki, Allah o kalpleri kendisine bağlamıştır.
Öyle ki, mü'minlerin kalpleri Allah katından bir an bile ayrılmaz. Bedenleri ise yeryüzündedir.
Onlar gece-gündüz, her hal ü karda Allah ile yakınlık kurmaktan büyük zevk duyarak hizmette bulunmaktan bir an dahi geri durmazlar…

Şanı yüce olan Allah, kullarından birine hayır murat etti mi, ona önce öğretir. Sonra da hem ameli, hem de ihlası kendisine ilham eder. Bu suretle onu Kendisine yaklaştırır, irfan sahibi yapar, kalplerin ilmini öğretir. Sırlar o kişi için seçilmiştir. Ondan başkası bunlara vakıf olamaz.
Diğer insanlara nispetle Allah dostları, sağırdır, dilsizdir, kördür. Kalpleri Allah'a yaklaşınca artık O'ndan başkasını işitmezler, O'ndan başkasını görmezler. Kendilerini bir heybet kaplar.
Bu heybet Rableri katında onlar için muhabbet ifadesidir. Artık onlar Allah'ın celal sıfatı ile cemal sıfatı arasındadırlar. Sağa sola meyletmezler. Sadece önlerinde tek istikamet vardır. İnsanlar, cinler, melekler ve daha çeşit çeşit mahlûkat kendilerine hizmet ederler.
Hep Allah'ın kelâmına kulak verirler ve fiil ve hareketlerini ona göre yaparlar. Onlar peygamberlerin gerçek varisleridir. Allah'ın ahkâmının insanlara bildirilmesi hususunda peygamberlerin yapmış oldukları vazifeleri yaparlar. Bütün meşgaleleri insanları Allah'ın kapısına sevk etmektir. Sevdiklerini Allah için severler, buğzettiklerine Allah için buğzederler.

Allah dostlarının her şeyi yine Allah içindir. Onlarda Allah'tan başka hiçbir şeyin nasibi yoktur.
İzzet ve Celal sahibi Allah, peygamberleri bizzat Kendi kelâmıyla terbiye eder. Evliyaları ise, hadisleriyle yani ilhamla terbiye eder. Allah tarafından, evliyanın kalbine bazı şeyler sunulur ki, buna ilham denilir. Zira veliler yani Allah dostları, peygamberlerin varisleri, halifeleri ve onların hizmetini devam ettiren yardımcılarıdır.
Putların Yaratıcısı'na kulluk et ki, putlar sana boyun eğsin. Sen Allah'a yaklaş ki, insanlar da sana yaklaşsın. Sen Allah'ı ne kadar yüceltirsen, insanlar da seni o kadar yüceltirler.
Sen, Allah'ı ne kadar seversen, insanlar da seni o kadar severler; sen Allah'tan ne kadar korkarsan, insanlar da senden o kadar korkarlar.

Sen, Allah'ın emir ve yasaklarına ne kadar saygı gösterirsen, insanlar da sana o kadar saygı gösterirler.
Sen, Allah'a ne kadar yaklaşırsan, insanlar da sana o kadar yaklaşırlar.
Sen, Allah'a ne kadar hizmet edersen, insanlar da sana o kadar hizmet ederler. Ölümü hatırlamak nefis hastalıkları için bir ilaçtır, nefsin başını döver…
Sıddık ise her gün kırk ayrı hal yaşar; çünkü kalpleri evirip çevirenle hem demdir ve kudret denizine dalmıştır.
Denizin dalgaları onu bir kaldırır, bir alaşağı eder. O, Hakk'ın tasarrufları karşısında yazıdaki yaprak gibidir, gassalin önündeki meyyit gibidir, dadısının kucağındaki çocuk gibidir, atlının sopasının önündeki top gibidir.
Zahirini ve batınını O'na teslim etmiş, O'nun tedbir ve tasarrufuna razı olmuştur. Yemesini, içmesini ve hazlarını hiç kaygı etmez.
Tek kaygısı Rabb'ine hizmet etmek ve O'nun hoşnutluğunu kazanmaktır. Onlar Rableri dışında her şeyi unutmuşlardır; dünyadan, ahiretten ve masivadan sıyrılmışlardır…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)












































































