logo
27 MAYIS 2026

Cihan devletinden çadır yönetimine mi?

20.11.2001 00:00:00
Devleti küçültme sevdasına düşmüş koalisyonun kafasındaki model, 2 yıl önce 17 ağustos ve 12 Kasım'da sarsılan deprem bölgesindeki vilayetlerde adeta kendini gösteriyor. Adapazarı, Düzce ve Bolu bu bakımdan ciddi bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Oval Ofis'te gerçekleşen Clinton-Ecevit görüşmesinde, Clinton'un sağ bacağını koltuğun kenarına koymuş, sağ elini de çenesinin altına yerleştirmiş vaziyeti karşısında sayın Ecevit'in koltuğunda el-pençe iki büklüm olmuş halinin üzerinden yıllar geçse bile hiçbir Türk evladı içine sindirmemiştir. Sindirememektedir. Zira o duruş, sırtını cihan devleti geleneğine dayamış güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil eden milli bir duruş değildi. Maalesef bugün, devleti küçültelim söylemleriyle yatıp kalkanların yapmak istediği, Türkiye'yi taşımak istedikleri tablo da sözkonusu Oval Ofis'teki enstantanenin bir benzerinden başkası değildir. Küresel oyunlar ve global kurumlar karşısında devletimizin içine düşürüldüğü "boynu bükük hal" de adeta bunun fiili bir durumudur.

Hatırlarsanız bir ara Libya Lideri Kaddafi'nin çadır sarayındaki kabulleri kamuoyunu oldukça meşgul etmişti. Kaddafi'nin çadırdaki oturuşu, bir devlet liderinden çok "çöl ağası"nın dört-köşe olmuş vaziyetini andırdığı konuşulmuştu. Kaddafi bile, çadırındaki o haliyle, başına yağacak tonlarca bildik bombaya rağmen gözü kara biçimde dünyanın süper güçlerine meydan okuyor, posta koyuyordu. Bu kabil çıkış ve direnciyle, çöl ağası görüntüsüne milli bir duruş giydirerek toplumunu ayakta tutacak dinamikleri ateşliyor, diri tutuyordu.

İşbaşındaki politikacılarımızın ve koalisyon iradesinin en haklı olduğumuz konularda bile "milli duruş" direnci ortaya koymak bir yana, "çöl ağası"nın dört-köşe duruşlarından dahi yoksun bir vaziyet arzetmelerine ne dersiniz? Cihan devletinin mirası üzerinde oturmak bir yana; onlarca asırlık böyle bir hükümranlığın hikayesini okuyanın oturuşu, duruşu, rüyaları değişir? Bizimkilere hangi kitaptan okutuyorlar ki, bu derece kudretten düşmüş vaziyetteler. Sabahtan erken kalkan devleti küçültelim diye sayıklıyor.

Tam bu süreçte Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Kuvay-ı Milliye sancağını açarak "Ne demek devleti küçültmek? Böyle büyük bir millet değil dünya çapında, kainat çapında bir büyük devlete layıktır" çıkışı, tarihi ve hayati bir sesleniştir. Kuvay-ı Milliye ruhunun şahlanışıdır. Milletin kudretini izhar etmesidir.

Devlet, kudretini milletinden; millet, gücünü devletinden alır. Dolayısıyla bir devleti yahut bir milleti çökertmek isteyenler, birbirini tamamlayan bu iki kudret kaynağının arasına girmek isterler. Milletin gönlüne devletiyle, devletin hafızasına milletiyle ilgili şüpheler, ayrılık tohumları ekerler. Böylece millet, devletinin gücünden; devlet de milletinin kudretinden kuvvet alamaz noktaya taşınır. Bu zaafiyet alanı, yabancıların cirit attığı meydan olur.

Bu bakımdan devletin en üst kurumlarından taşraya uzanan en küçük birimlerine kadar hiçbir nokta, temsilde en basit zaafiyet bile kabul etmez. Devletin kurumlarında çok basit gibi görünen temsil ve görüntü zaafiyetleri, milletin dünyasında ciddi çöküşleri umut ve kuvvet kaybını doğuracak tetikleme niteliğine bürünebilir. Bu noktada, bugün "devleti küçültelim" mantığının getirdiği en ciddi risk kendini göstermektedir. Küçültme sevdasının getirdiği duyarsızlık ve umursamazlık zihinsel çöküşleri hızlandırmaktadır.

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen Bolu, Düzce ve sair deprem vilayetlerindeki devlet kurumlarının hala çadırlarda temsil edilmesi ve hizmet sunması ciddiyetle kayda alınması gereken bir tablodur. Bugün Bolu Emniyet Müdürlüğü, devletimizi çadırda temsil etmektedir. Düzce Adliyesi, devletimizi iki bölmeli bir çadırda temsil etmektedir. Emniyet ve adalet, bir devletin milletine dönük çok önemli iki yüzüdür. İki yıl içinde değil milletin evini, barkını, işletmesini, işlerini imar etmek; kendi temsil ve hizmet kurumlarını ayağa kaldıramayan "devlet yönetimini anlayışı"nı sonuna kadar sorgulamak elbette bir görevdir. Böyle ma'lul bir yönetim anlayışına her halde attırılması gereken ilk adım, "devleti küçültmek" söylemlerinden vazgeçirip ufuklarını ve kafalarını büyültmektir. Aksi takdirde cihan devletinden çadır yönetimine düşüş, reel bir tablo olarak ortaya çıkar ki; bu yok oluş demektir.

Bu bakımdan Kuvay-ı Milliye kadrosu ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin "Devleti daha da büyültmek" söylemleri, her seviyeden insanımızın baştacı etmesi lazım gelen gerçeklerdir. Bu varoluş yokoluş çizgisinde Kuvay-ı Milliye ve BTP'ye olan iştiyak ve iştirak tüm devlet ve politik kademelerindeki zevatın kendine bir pay çıkartıp yeniden Kuvay-ı Milliye diyecekleri vakittir bu vakit. Devletimizin bekası, milletimizin huzur ve refahı, vatanımızın imarı ve topyekün kalkınmamız ancak böylece gerçekleşir. Gerisi, çadır yönetimine doğru düşüştür, Allah korusun...
 
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.