İşgal altındaki Batı Şeria, tarihinin en karanlık ve gerilimi en yüksek dönemlerinden birini yaşamaya devam ediyor.
İsrail ordusunun sistematik askeri operasyonları, aşırı sağcı hükümet kanadının kurumsallaştırdığı toprak gaspı hamleleri ve fanatik yerleşimci grupların artan şiddeti, bölgedeki insani ve siyasi krizi derinleştiriyor.
Uluslararası hukukun açık ihlali niteliğindeki bu uygulamalar, Filistin topraklarının fiilen ilhak edilmesine giden yolu adım adım döşüyor.
Nablus hattında tırmanan şiddet ve yeni gasp hamleleri
Son dönemde gerilimin merkez üssü haline gelen Nablus çevresinde askeri baskılar ile yerleşimci saldırıları eş zamanlı olarak tırmanışa geçti.
24 Temmuz'da Nablus'a bağlı Tell (Tal) beldesinde fanatik yerleşimcilerin baskınıyla başlayan ve 4 Filistinli ile 2 İsraillinin ölümüyle sonuçlanan çatışmalar, bölgede büyük bir gözaltı ve baskı dalgasını tetikledi.
İsrail güçleri Tell beldesi ve çevresinde düzenlediği baskınlarda en az 70 Filistinliyi gözaltına alırken, Nablus genelinde askeri kontrol noktalarındaki kısıtlamaları sıkılaştırdı.
Bu durum, acil tıbbi müdahaleye muhtaç diyaliz hastalarının hastanelere ulaşmasını engellemekte ve Kızılay ambulanslarının hareket kabiliyetini kısıtlayarak açık bir insani hak ihlaline dönüşmektedir.
Saldırılar yalnızca sivil halkı ve sağlık altyapısını değil, kutsal mekânları ve tarım arazilerini de hedef alıyor.
Tulkerim'in Kur köyünde yer alan bir caminin yerleşimciler tarafından ateşe verilip duvarlarına ırkçı sloganlar yazılması, dini simgelere yönelik tırmanan vandalizmin son örneği oldu.
Bunun yanı sıra İsrail ordusu; Salim, Burin ve Madama köylerindeki yaklaşık 69 dönümlük alanda "güvenlik önlemleri" gerekçesiyle bitki örtüsünün kaldırılması ve zeytin ağaçlarının sökülmesi yönünde 3 yeni askeri emir yayımladı.
Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria genelinde tahrip edilen veya sökülen ağaç sayısının 45 bine ulaşması, Filistin halkının geçim kaynağı olan tarım alanlarının sistemli bir şekilde yok edildiğini gösteriyor.
Aynı süreçte İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Nablus'un güneyindeki yasa dışı Eli yerleşiminde 763 yeni konut inşa edilmesinin planlandığını duyurdu.
Eli yerleşimini üç kat büyütecek ve binlerce yeni yerleşimciyi bölgeye çekecek olan bu proje, Beytüllahim güneyindeki Tekoa yerleşimi çevresinde onaylanan 6 bin dönümlük devasa gasp planıyla birleştiğinde, Batı Şeria'daki coğrafi parçalanmışlığı daha da derinleştiriyor.
Rakamlarla yasa dışı yerleşimler ve "kaçak" Outpost stratejisi
Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki işgal rejimi, iki farklı yerleşim kategorisi üzerinden yürütülmektedir: İsrail devletinin resmi onay verdiği yerleşimler (settlements) ve İsrail'in kendi iç hukukuna göre dahi yasa dışı kabul edilen ancak devlet eliyle korunan kaçak yerleşim yerleri (outposts).
Güncel verilere göre işgal altındaki Filistin topraklarında tablosu şu şekildedir:
Batı Şeria'da (Doğu Kudüs hariç) yaklaşık 500 bin ila 510 bin, Doğu Kudüs'te ise 250 bin civarında olmak üzere toplamda 750 bin ila 800 bin civarında İsrailli yerleşimci yaşamaktadır.
Filistin toprakları üzerinde kurulmuş 141 resmi yerleşim biriminin yanı sıra, fanatik gruplarca izinsiz inşa edilen 224 ile 360 arasında kaçak yerleşim (outpost) bulunmaktadır.
Kaçak yapılanmaların 130'dan fazlası "tarım çiftliği" adı altında faaliyet göstermektedir. İsrailli insan hakları örgütü Peace Now verilerine göre, sadece bu kaçak çiftlikler az sayıda agresif yerleşimci vasıtasıyla Batı Şeria yüzölçümünün yaklaşık yüzde 18'ini (1,1 milyon dönümden fazla alan) kontrol altında tutmakta ve Filistinlilerin öz topraklarına erişimini engellemektedir.
Aşırı sağcı hükümet, Smotrich öncülüğünde yürütülen politikalarla daha önce "kaçak" sayılan onlarca outpost'a altyapı, yol, su ve elektrik ağı sağlayarak bunları geriye dönük biçimde meşrulaştırmaktadır. Nitekim hükümetin kurulduğu 2022 sonundan bu yana 104 yerleşim yeri ile 160 tarım merkezinin kurulması onaylanmıştır.
Tırmanan yerleşimci şiddeti ve fiili ilhak süreci
İsrail ordu radyosunun güvenlik kaynaklarına dayandırdığı veriler, yerleşimci şiddetinin kurumsal ve organize bir boyuta ulaştığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
2026 yılının ilk altı ayında Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, bir önceki döneme göre yüzde 63 artış göstererek 660 olaya yükselmiştir. Bu saldırılarda 140 Filistinli yaralanmış, 6 kişi ise hayatını kaybetmiştir.
Yılın ilk 6 ayında gerçekleşen toplam saldırı sayısı ise 3 bin 488 olarak kayıtlara geçmiştir.
Ayrım duvarı, askeri kontrol noktaları, ev kundaklamaları ve otlakların kapatılması neticesinde 110'dan fazla Filistinli bedevi ve çoban topluluğu ata topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır.
Gazze'ye yönelik saldırıların başladığı Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da İsrail ordusu ve yerleşimcilerin ortaklaşa yürüttüğü şiddet sarmalında 1.182 Filistinli yaşamını yitirmiş, 13 binden fazla kişi yaralanmış ve 33 bin kişi zorla yerinden edilmiştir.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Nablus'taki olayların ardından kaçak yerleşimlerin tanınması ve yenilerinin kurulması sürecinin hızlandırılması yönünde verdiği talimatlar, yaşananların münferit güvenlik olayları olmadığını göstermektedir.
BM ve uluslararası toplum tarafından açıkça vurgulandığı üzere; tarım arazilerinin gaspı, coğrafi bütünlüğün bozulması ve yerel halkın göçe zorlanması, Batı Şeria'yı adım adım İsrail egemenliğine bağlamayı hedefleyen fiili bir ilhak (annexation) stratejisinin aşamalarıdır.
- Savaşların arka planı: Finansal egemenlik mücadelesi / 26.07.2026
- ABD’nin İran’a saldırılarının gölgesinde İsrail’in korunma stratejisi / 25.07.2026
- Sevr'in karanlığından Lozan'ın aydınlığına / 24.07.2026
- ABD’nin çift cephe ve kaynak yetersizliği çıkmazı / 23.07.2026
- Pazarlıkla terör bitmez: "Çerçeve yasa" ve riskleri / 22.07.2026
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026
- İran’ı değil, Beyaz Saray’ı durdurun! / 18.07.2026





















































