Devlet, milleti için vardır
Sosyal Devlet / Milli Devlet Tezi, 21. yüzyılda şahit olduğumuz bütün bu olumsuzluklara rağmen insanlığa, içinde bulunduğu durumun kaçınılmaz bir son olmadığını; aksine bütün bu olumsuzluklara son vermenin yine insanlığın kendi elinde olduğunu göstermektedir
01.06.2026 00:50:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Sosyal Devlet / Milli Devlet Tezi, 21. yüzyılda şahit olduğumuz bütün bu olumsuzluklara rağmen insanlığa, içinde bulunduğu durumun kaçınılmaz bir son olmadığını; aksine bütün bu olumsuzluklara son vermenin yine insanlığın kendi elinde olduğunu göstermektedir.
Milli Devlet Tezi, devletlerin, herhangi bir dış güce veya dış ülkeye bağlı–bağımlı olmaksızın kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermektedir. Bu tez, kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi hayata geçiren Milli Ekonomi Modeli ile devletlerin siyasi olarak bağımsız olabileceklerini herkese göstermektedir.

İnsana bakışı kökten değiştiren Milli Devlet Tezi, her insanın doğuştan gelen hakları bulunduğunu, devletin gayesinin de bu hakları vatandaşlarına yaşatmak olduğunu ifade etmekte ve projelendirmektedir. 'İnsan için devlet' kavramı, hem devletin sorumluluklarını hem de yetki sınırlarını belirlemektedir.
İnsanın doğuştan gelen haklarını sağlamakla mükellef olan Milli Devlet, bireylerin her türlü sosyal güvenliğinden sorumlu olduğu gibi, onlara iş ve aş bulmakla da mükelleftir.
Bireylerin haklarını onlara yaşatma vazifesini yerine getiremediği takdirde devlete hukuki sorumluluk yükleyen Milli Devlet anlayışı, var olan hukuk sistemlerindeki bakış açısını da temelden değiştirmektedir.
Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesi, sadece ekonomi sahasında değil; aynı zamanda insanların düşünce sisteminde de büyük bir devrim yapmaktadır. Özgürlük kavramını bu çerçevede yeniden yorumlayan Milli Devlet Tezi, bireylerin tercihlerinin önündeki engelleri kaldırmaktadır.

Model, işçi ile işveren arasındaki çatışmaya son verirken, faizsiz olarak verilen proje mukabili krediler ile işçi olmayı bir tercih meselesi haline getirmektedir. Aynı şekilde üniversiteye giriş sınavı kaldırılarak, yüksek öğrenim hakkı, bireylerin tercihlerine bırakılmaktadır.
Gerçek özgürlüğün bireylerin haklarının önündeki engelleri kaldırmakta olduğunu ortaya koyan Milli Devlet Tezi, bu sayede sosyal adaletin de oluşmasını sağlamaktadır.
Milli Devlet anlayışında millet ile devlet birbirinden ayrı veya birbiri ile çatışan iki unsur değildir. Aksine millet devlet beraberliği, bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir.
Asker–sivil çatışmasından değil, aksine asker ve sivilin uyumundan, birlik ve beraberliğinden bahseden Milli Devlet yaklaşımı, ülkelerin bekası için gerek dış gerekse iç politikaların üretilmesinde ortak hareket edilmesinin esas olduğunu belirtmektedir.

Bu bağlamda devlet politikaları, günlük politikaların üzerinde olmakla birlikte; devleti oluşturan bütün kurumların iş birliği ile asker–sivil birlikteliğinin oluşturduğu sinerji ile şekillenmelidir.
Böylece Milli Devlet, milletine ait bütün değerlerin yaşatılması için çalışırken; millet de gerektiğinde böyle bir devletin yaşatılması için canını dahi vermeye hazır olmalıdır.
Bireylerin inançlarının güvencesi olan laiklik, hem din ve devlet işlerini birbirinden ayırmakta hem de bireylerin inançlarının yaşatılmasını garanti altına almaktadır.
Cumhuriyetin kabulünün ilk döneminde Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, saltanatın yerine yeni bir yönetim biçimi olan Cumhuriyet'i getirirken; saltanatı din biçiminde algılayanlar, yeni yönetimi yani Cumhuriyet'i saltanat karşıtı algılamak yerine din karşıtı olarak algıladılar.

Milli Devlet bu tarihi yanlış algılamayı düzeltmektedir. Saltanatın din olmadığını, dolayısıyla Cumhuriyet'in bir yönetim biçimi olduğunu ve asla din karşıtı olmadığını ortaya koymaktadır.
Devlet milleti için vardır. Din ise, bireylerin inancını göstermektedir.
Toplumların millet olmalarında ortak bir inanca ve ortak bir kültüre sahip olmaları son derece önemlidir. Bu yüzden Lozan görüşmelerinde Atatürk, azınlık tarifini, ancak Gayrimüslimlerdir, esası üzerine oturtmuş; Cumhuriyet'in ilerleyen yıllarında gerçekleştirilen nüfus mübadelesinde, bu ortak inanç olgusunu ölçü kabul etmiştir.

Milletlerin birlik ve beraberliğinde önemli roller üstlenen inancımızın, ülkemizde kavga unsuru haline getirilmesi ne laiklik kavramından ne de dinin özünden kaynaklanmaktadır.
Bu durum, ülkemiz üzerinde hesabı olanların, kimlik değiştirerek içimizde çıkardıkları fitneden başka bir şey değildir.
Değerli dostum Atilla İlhan'ın dediği gibi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletinin inancına son derece saygılı olduğu gibi, dindar kisvesi içerisinde bölücülük yapmak isteyen dış güçlerin misyonerlik faaliyetlerine karşı çıkmıştır.
Milli Devlet anlayışı, işte bu temel bakış açısına sahip olup; devletin bekasını, bireylerin doğuştan gelen haklarının yaşanmasında görmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Milli Devlet Tezi, devletlerin, herhangi bir dış güce veya dış ülkeye bağlı–bağımlı olmaksızın kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermektedir. Bu tez, kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi hayata geçiren Milli Ekonomi Modeli ile devletlerin siyasi olarak bağımsız olabileceklerini herkese göstermektedir.

İnsana bakışı kökten değiştiren Milli Devlet Tezi, her insanın doğuştan gelen hakları bulunduğunu, devletin gayesinin de bu hakları vatandaşlarına yaşatmak olduğunu ifade etmekte ve projelendirmektedir. 'İnsan için devlet' kavramı, hem devletin sorumluluklarını hem de yetki sınırlarını belirlemektedir.
İnsanın doğuştan gelen haklarını sağlamakla mükellef olan Milli Devlet, bireylerin her türlü sosyal güvenliğinden sorumlu olduğu gibi, onlara iş ve aş bulmakla da mükelleftir.
Bireylerin haklarını onlara yaşatma vazifesini yerine getiremediği takdirde devlete hukuki sorumluluk yükleyen Milli Devlet anlayışı, var olan hukuk sistemlerindeki bakış açısını da temelden değiştirmektedir.
Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçirilmesi, sadece ekonomi sahasında değil; aynı zamanda insanların düşünce sisteminde de büyük bir devrim yapmaktadır. Özgürlük kavramını bu çerçevede yeniden yorumlayan Milli Devlet Tezi, bireylerin tercihlerinin önündeki engelleri kaldırmaktadır.

Model, işçi ile işveren arasındaki çatışmaya son verirken, faizsiz olarak verilen proje mukabili krediler ile işçi olmayı bir tercih meselesi haline getirmektedir. Aynı şekilde üniversiteye giriş sınavı kaldırılarak, yüksek öğrenim hakkı, bireylerin tercihlerine bırakılmaktadır.
Gerçek özgürlüğün bireylerin haklarının önündeki engelleri kaldırmakta olduğunu ortaya koyan Milli Devlet Tezi, bu sayede sosyal adaletin de oluşmasını sağlamaktadır.
Milli Devlet anlayışında millet ile devlet birbirinden ayrı veya birbiri ile çatışan iki unsur değildir. Aksine millet devlet beraberliği, bütün sorunların çözümünde ve devletin bekasında temel kabul edilmektedir.
Asker–sivil çatışmasından değil, aksine asker ve sivilin uyumundan, birlik ve beraberliğinden bahseden Milli Devlet yaklaşımı, ülkelerin bekası için gerek dış gerekse iç politikaların üretilmesinde ortak hareket edilmesinin esas olduğunu belirtmektedir.

Bu bağlamda devlet politikaları, günlük politikaların üzerinde olmakla birlikte; devleti oluşturan bütün kurumların iş birliği ile asker–sivil birlikteliğinin oluşturduğu sinerji ile şekillenmelidir.
Böylece Milli Devlet, milletine ait bütün değerlerin yaşatılması için çalışırken; millet de gerektiğinde böyle bir devletin yaşatılması için canını dahi vermeye hazır olmalıdır.
Bireylerin inançlarının güvencesi olan laiklik, hem din ve devlet işlerini birbirinden ayırmakta hem de bireylerin inançlarının yaşatılmasını garanti altına almaktadır.
Cumhuriyetin kabulünün ilk döneminde Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, saltanatın yerine yeni bir yönetim biçimi olan Cumhuriyet'i getirirken; saltanatı din biçiminde algılayanlar, yeni yönetimi yani Cumhuriyet'i saltanat karşıtı algılamak yerine din karşıtı olarak algıladılar.

Milli Devlet bu tarihi yanlış algılamayı düzeltmektedir. Saltanatın din olmadığını, dolayısıyla Cumhuriyet'in bir yönetim biçimi olduğunu ve asla din karşıtı olmadığını ortaya koymaktadır.
Devlet milleti için vardır. Din ise, bireylerin inancını göstermektedir.
Toplumların millet olmalarında ortak bir inanca ve ortak bir kültüre sahip olmaları son derece önemlidir. Bu yüzden Lozan görüşmelerinde Atatürk, azınlık tarifini, ancak Gayrimüslimlerdir, esası üzerine oturtmuş; Cumhuriyet'in ilerleyen yıllarında gerçekleştirilen nüfus mübadelesinde, bu ortak inanç olgusunu ölçü kabul etmiştir.

Milletlerin birlik ve beraberliğinde önemli roller üstlenen inancımızın, ülkemizde kavga unsuru haline getirilmesi ne laiklik kavramından ne de dinin özünden kaynaklanmaktadır.
Bu durum, ülkemiz üzerinde hesabı olanların, kimlik değiştirerek içimizde çıkardıkları fitneden başka bir şey değildir.
Değerli dostum Atilla İlhan'ın dediği gibi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletinin inancına son derece saygılı olduğu gibi, dindar kisvesi içerisinde bölücülük yapmak isteyen dış güçlerin misyonerlik faaliyetlerine karşı çıkmıştır.
Milli Devlet anlayışı, işte bu temel bakış açısına sahip olup; devletin bekasını, bireylerin doğuştan gelen haklarının yaşanmasında görmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)






















































































