Sapla saman birbirine öylesine karıştı ki, reçete diye sunulan tezler, yapılan yorumlar, ekonominin tek çıkışının yabancı sermayenin ülkeye girmesiyle olabileceği seçeneğinde düğümlendi. Kamuoyunun bu konuda ikna edilmesi yaklaşık 20 yıllık bir çalışmanın ürünü ve şimdi meyve toplama zamanı. Bize de bu varsayımın neden yanlış olduğunu işin başından başlayarak anlatmak düştü. Para, ait olduğu ülkenin ekonomisinin gücünü temsil eder. Herhangi bir ülkenin parasını elimize geçirdiğimizde o ülkeden, elimizdeki paranın değeri kadar alacaklı konuma geçmiş oluruz. Örneğin elinde 100 dolar olan bir vatandaş, Amerika'dan 100 dolarlık mal veya hizmet alacaklı olur. Özellikle gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerle olan münasebetlerinde, hem alırken hem satarken kendi paralarını kullanmaları ve bunu dayatmaları, döviz gereksiniminin başlangıç noktasıdır. Gelişmekte olan ülkeler teknolojik açıdan gelişmiş ülkelere nazaran daha yetersiz olduklarından gelişmelerini sağlamaları için gerekli olan teknolojiyi bu ülkelerden isterler. İstedikleri teknolojiye karşılık karşı tarafa yapacağı ödemede ise iki seçeneği vardır.Üretebildiği hangi ürünler varsa, bu ürünleri gelişmiş ülkelere satarak, ihtiyaç duyduğu dövizi elde etmek ilk alternatiftir. Bu yöntemi uygularken dikkat edilecek husus satılan mamüller tarım ürünü dahi olsa işlenip hammadde değerinden değil sanayi mamülü standardından satılmasıdır.Aksi halde hammadde sömürgesi bir ülke konumuna düşülmüş olur. Bu sorun karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ürünlerle, madenlerle kolayca aşılabilir. Yani senin üretebileceğin ama başkasında olmayan, başkasının üretemeyeceği ürünlerle. Kuruluşunun ilk yıllarından başlayarak müthiş bir atılım gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu metodu izleyerek hem dış ticaret hacmini her yıl artırmış hem de bunu yaparken dış ticarette sürekli fazla vermeyi başarmıştır. 15. yılında da uçak üretip ihraç edebilecek sanayi birikimine ulaşmıştır. Diğer bir metod da, teknoloji transferini bir seferde yapabilmek için ihtiyaç duyulan dövizi borç olarak almaktır. Bu metod "sokma akıl iki adım gider"deyişinin iktisat versiyonudur. Gelişmekte olan ülkelerin, on yıllar sonra halen gelişmekte olan ülkeler sınıfında kalmalarının sebebidir. Girmiş oldukları borç batağı da işin cabası. Garip olan, yanlış olan ikinci metod uygulanırken dahi, içerdeki değerli kurumlar elde tutulmak istenirken artık bunun da ötesine geçilmekte ve size üstünlük sağlayan varlıkları satarak döviz sağlamaya çalışma hatası yapılmaktadır.Dikkat edilirse bütün mesele sizin kendi paranızın arkasında durup duramadığınızdan kaynaklanıyor. Dikkatlerden kaçan bir konu da, teknoloji artık tekel değildir. Gerçek manada teknolojiye sahip olmak demek, o sahada yetişmiş en iyi beyinlere sahip olmaktır. Gelişmekte olan ülkelerin kendi paralarına olan güvensizliği yetişmiş insan gücüne de maloluyor. Şu anda ekonomimizin yaşadığı diğer problemler gibi döviz gereksinimi ve onun ilerlemiş hali olan yabancı sermaye teslimiyetinde, ipin ucunu bırakmayıp işi takip ettiğimizde karşılaştığımız manzara yine aynı. Yine BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in Milli Ekonomi Modeli'nde paraya yüklediği anlam ve değer yegane çözüm. Emisyonun genişletilmesiyle üretimimizin, beyin ve emek gücümüzün karşılığı olan paranın basılması gelişmekte olan ülkelerde kalkınma için kullanılabilecek en akılcı ve tek finansman kaynağı.
Serdar Peker / diğer yazıları
- Domuz jeltini / 09.07.2012
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007
- Dış ticaret ve futbol endüstrisi / 20.06.2012
- Tüketim kabiliyeti / 03.06.2012
- 21. yüzyıl ve paranın hürriyeti / 25.04.2012
- 21. yüzyıl ve paranın işlevi / 12.04.2012
- Belirleyici olan kabullerdir / 06.03.2012
- MEM presi altında kapitalizm / 18.02.2012
- Ekonomide belirlilik / 23.04.2010
- Reel faiz gerçekten reel mi? / 19.10.2007
- Dolardan Kaçışın Akıbeti / 04.10.2007


























































