logo
15 TEMMUZ 2026

Elvada Ya Şehri Ramazan

08.12.2001 00:00:00
 
Ramazan YazılarıBİR GÜZEL HİLAL DO?DUAziz KARACAÖncelerden sonralara doğru akıp gitmekte olan zaman, ilahi program gereğince bu akışını sürdürürken, günler ayları, aylar yılları, yıllar da yüzyılları oluştururken hani, bu zamanın bir kesitinde, yedinci yüzyılın başlarında, sonsuza dek eskimeyecek ilkeleri ihtiva eden evrensel kitabın ayet ayet, sûre sûre, Levhi Mahfuzdan yeryüzüne, Evrenin Efendisi'ne indirilişini seyreden bir güzel hilâl doğmuştu. İşte o hilâl yine doğdu... Ramazan Hilâli...

Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam ile biricik önderimizin, Peygamberimizin, yüzyüze dizdize oturup, Habibullah olan, Ürvetülvüska olan, Ümmülkitap olan Kur'an-ı Kerim'i okuyuşlarına, dinleyişlerine şahit olan o talihli hilâl doğdu.

Gidişiyle melül olduğumuz, öksüz kaldığımız, hüzne boğulduğumuz ve tam on bir ay sabırsızlıkla, büyük bir heyecanla bekleyip gelişiyle sevindiğimiz, sevildiğimiz ve sevdiğimiz bir güzel hilâl doğdu.

Rahmetin sağnak sağnak yağdığı, mağfiretin dolup dolup taştığı nara dur denildiği, nura buyur edildiği, narın hapsedildiği ve fakat, nurun hesapsız salıverildiği, serbest bırakıldığı bir güzel hilâl doğdu...

İçimizdeki nefs denen düzenbazı bir üs olarak kulanmak suretiyle bizi hep içerden vuran, adeta kolumuzu bilekten değil kürekten, yani ta omuzdan kıran kovulmuş şeytanın zincire vurulduğu ve içimizdekinin de Rabbimizin bir ihsanı olan oruç sayesinde, ciddi kulluk sayesinde hizaya geldiği, haddinin bildirildiği bir güzel hilâl doğdu...

"Ramazan öyle bir aydır ki, Kur'ân onda indirilmiştir", şeklinde bizzat Rabbimizin yüce lisanıyla övülen sevilen ve tüm inananları da sevindiren bir ay doğdu üstümüze.

Aylarca her türlü varlık içinde, hesapsız nimetler içinde açlık nedir bilmeyen, görmeyenlerin ilahi bir emir gereği kısmen de olsa açlığı tadarak, mahrumiyeti tadarak yılda bir ay değil belki bir ömür boyu bin türlü yokluk, yoksulluk içinde yaşamaya çalışanların halleriyle hallenmelerini, dertleriyle dertlenmelerinini sağlayacak, hatırlatacak yaşatacak güzel bir hilâl doğdu.

Afrika'da aç, ilaçsız insanların, karınları sırtlarına yapışmış gencecik çocukların sadece gazetedeki resimlerine bakarak yazık deyip geçmenin bir yarar sağlamadığını idrak etmenin, mutlaka bir şeyler yapılması gereğinin, bir milyarın üstündeki inananların şöyle bir kendilerine gelmeleri gerektiğinin kaçınılmazlığını, vazgeçilmezliğini anlamak için kafaları çatlatırcasına düşünerek çare aramak için bir fırsat daha doğdu. Ramazan hilâli doğdu.

Çeşitli nimetlerle, yemeklerle donatılmış sofralara otururken Filistin'de Lübnan'da yiyecek, ağlaşan çocuklarına yedirecek bir şeyler bulamadığı için ölü kedi-köpek etlerini yemek, yedirmek zorunda kaldığını ve hatta şimdilerde açlıktan ölmüş veya bir inkarcının kurşunuyla şehid olmuş kardeşlerinin, anasının, babasının etlerini yiyebilmek için fetva sorduğunu hatırlayarak bu elim acıyı ta iliklerimizde hissederek topyekün durumun nedenli korkunç olduğunu anlamak, kavramak ve artık duymak için bir müsait zaman geldi. Rahmet ve mağfiret ayı geldi.

On bir ay boyunca bütün güçleriyle köşe yazılarıyla, uydurma haber ve montaj resimleriyle, ayrıca edepsizce resimleriyle namus ve iffet sahiplerini rencide eden, Müslümanlara ve Müslümanların şahsında İslâm'a saldıran boyalı basının, şahsiyetsiz ve karaktersiz basının, dinî konuları ihtiva eden yazılar tefrika etme konusunda, Ramazan ilaveleri verme konusunda nasıl da birbirleriyle yarışa girdiklerini, nasıl da İslâm'ı ustaca istismar ettiklerini bir kez daha tebessümle, hayretle, ibretle, esefle izleyeceğimiz ve de gözleyeceğimiz bir güzel hilâl doğdu...

Bu doğan hilâl hürmetine, indirilmiş Kur'ân hürmetine, gönderilmiş Sultan hürmetine bize idrak, bize şuur, bize istikamet ihsan eyle Rabbim!..

Ramazan mevsiminde CamilerFeyyaz İnançDünden devam...

Çocukluğun dünyasında mescitler, camiler, hocalar, minber ve mihrab minare; her an mana çiçeklerinin aklın derinliklerine gül diliyle, yazılıp işlenmesidir.

Ramazan'ın gelişiyle minareler arasına asılan mahyalarla "Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan" yazıları, levhaları, hadis-i şerif ve ayet-i kerimeler iman ve insan medeniyetinin, güneşler gibi parıldaması değil midir?

Camilerin işaret kandilleri yandı bakın. Gemilerden kaptan ve mürettebat mahyaları, kandilleri nasıl da derin derin seyrediyorlar. Kandillerden bekliyorlar haberi. İftarın açılışını ve doğuşunu orucun esrarlı kapısında bekleyişin ardında "iftar sarayına" girişin nazik çağrısı ve başlayış nuru kandiller.

Camilerin büyük kubbelerine tutunup 1001 ışıkla cemaati aydınlatan billur camlar, şamdanlıklar, avizeler...

Cami evimiz. Cennetten bir köşe. Omuz omuza, saf saf huzur-u ilahi'ye duruşun. İbadete koşuşun tadı.

Bütün bu anlatılanların gönüllere kazındığı işlendiği, okunduğu çocukluk bahçesinde camii sevgisi, görgüsü ve itikadını buram buram yaşayanlara ne mutlu.

Yazımı camilerimizin tevhid kalemleri, şahadet parmakları olan minarelerimizde okunan "Ezan" ile ilgili bir kaç beyitle bitiriyorum.

"Afakı inletiyor ilahi, ismin namın

Bu ezanlar ki elbet temelidir İslâm'ın

Nice yüz bin minareden revan olur göklere

Kalbi zemin titreşir, vahdetin iner yere

Vecde gelir bu sesle dağlar, taşlar, denizler

Şevk ile arşa kadar artık yükseleyim der

Cihan başka cihandır, yerde gökte her varlık

Rabbi tesbih ederler huzur içinde artık

Olur bütün gönüller gündüzler gibi aydın

Başlar dillerde tevhid, başlar dillerde yadın.

Fıkıh KöşesiZekatın farz olmasının şartlarıDünden devam...

3. Zekâtı verilmesi gereken mal, gerçekten veya hüküm bakımından artıcı bulunmalıdır. Böyle olmayan mallardan zekât gerekmez. Nisab miktarından fazla olması hükmü değiştirmez.

Gerçekten artıcılık, ticaret veya doğurma ve üreme yolu ile olur. Ticaret için kullanılan herhangi bir eşya ve hayvan zekâta bağlı olduğu gibi, dölünü veya sütünü almak için, yılın çoğunu kırlarda otlayarak idare eden ve "Saime" adını alan hayvanlar da zekâta bağlıdır. İleride anlatılacaktır. Hüküm itibariyle artış da, çoğalmaya ve artmaya elverişli bulunan ve sahibinin veya vekilinin elinde olan altın ve gümüşteki geçerliliktir. Altın ve gümüşün maddeleri ile ihtiyaçlar giderilemez. Bunlar ticarette kullanılmak ve malların değiştirilmesinde vasıta olmak yolu ile ihtiyaçları karşılar. Bu yönü ile bunlar, yaratılış bakımından artmaya ve ticarete mahsustur. Onun için elde bulunan altın ve gümüş paralar, külçeler ve süs eşyaları, kendileriyle ticarete niyet edilmese veya bunlar nafakaya ve ev satın alınmasına harcanmak üzere saklansa bile, nisab miktarına ulaşınca zekâta tâbi olurlar.

4. Zekâtın gereği için, tam bir mülkiyet bulunmalıdır. Bir malın mülkiyetiyle beraber onun elde de bulunması gerekir. Onun için bir kadın mehrini eline geçirmedikçe, onun zekâtı ile yükümlü olmaz. Çünkü o mehre (nikâh bedeline) malik ise de, onu eline geçirmiş değildir. Yine, elinde rehin mal bulunan bir kimseye, rehinden dolayı zekât gerekmez. Çünkü rehin, bir borç karşılığıdır. Bunda malikinin ele geçirip sahip olma hakkı yoktur. Satın alınıp da henüz ele geçirilmemiş bulunan bir mal, ele geçmiş hükmünde olarak zekâta bağlıdır. Bu nisaba girer ve ondan zekât vermek gerekir. Yolculuk halinde bulunan kimse de, malının zekâtını vermekle yükümlüdür. Her ne kadar o, malını elinde bulundurmuyorsa da, vekili aracılığı ile onu kullanmaya gücü vardır.

5. Zekât gerekmesi için, bir mal üzerinden tam bir yıl geçmiş bulunmalıdır. Buna "Havl-i hevelân" denir. Çünkü bu zaman içinde artış ve çoğalma gerçekleşir, döllenme ve üreme olur. Mevsimlerin değişmesiyle ihtiyaçlar ve fiyatlar değişir.

Şöyle ki: En az nisab miktarında olmak şartı ile artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kamerî yıl geçip son bulmadıkça ona zekât gerekmez. Nisab miktarı hem senin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene ortasında azalması, zekâtın verilmesine engel olmaz. Aksine olarak sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber zekâta tâbi olur.

Örnek: Bir kimsenin (1364) senesi başında temel ihtiyaçlarından fazla iki yüz dirhem gümüş miktarı artıcı bir mal, sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem zekât vermek gerekir. Bu mal, sene ortasında yüz dirheme indiği halde, sene sonunda yine iki yüz dirhem miktarına çıkmış bulunsa, yine beş dirhem zekât gerekir.

Ömer Nasuhi Bilmen / Büyük İslam İlmihali

LâtifelerArap şâirlerinden Ebu Nüvâs, Mısır sultanlarından birini medh edip bir kasîde söyledi. Ve sultanın huzuruna varıp kasîdesini arz eyledi. Sultanın iyi vakti değilmiş ki, kasîdeye ilgi gösterip Ebu Nüvâs'a iltifat olunmadı.

Sultanın çok sevdiği, şöhreti ülkeyi tuttmuş Sâfiye isminde şarkıcı Habeşî bir câriyesi vardı. Sultan câriyeye yakası ipek ve sırmalarla süslü, gerdanlığının saçakları baştan başa çiçekli mücevherler ve ışıl ışıl kıymetli taşlarla bezenmiş bir elbise vermişti. Ebu Nüvas'ın dileği kabul ve kasîdesi Sultanın huzurunda makbul olmayınca dışarı çıkıp, utanmayı bir yana atarak hemen Sultanın hasları içinde bu beyiti okudu:

Lekâd zâ'a şîrî alâ bâbiküm

Kemâ zâ'a dürrün alâ Sâfiye

(Huzurunuzda söylediğim şiir kayboldu; incilerin Sâfiye'nin üzerinde kaybolduğu gibi.)

Sonra bu beyit Sâfiye'nin kulağına gitti. Gayet huzursuz olup sultan yalnızken yanına girip:

-Ebu Nüvâs seni ve beni hicv etmiş ve hakımızda şöyle bir beyit söylemiş, dedi. Sultan hışımla Ebu Nüvâs'ı yanına çağırtıp:

-Bu beyiti sen mi dedin? diye sordu. Ebu Nüvâs:

-Evet, beyit benimdir. Amma bir çeşit tahrifle bazı yerlerini bozup sultanın huzuruna yanlış nakl etmişler. Aslında ben kulunuz Sultan ve Sâfiye'yi medh edip bu beyiti şu şekilde demiştim:

Lekad zâ'e şîrî alâ bâbiküm

Ke mâ zâ'e dürrün alâ Sâfiye

(Huzurunuzda söylediğim şiir parladı; incilerin Sâfiye üzerinde parladığı gibi.)

Sultan, Ebu Nüvâs'ın yaratılışına hayran olarak hazır cevaplılığını övüp Sâfiye'yi teselli ile Ebu Nüvâs'a bol ihsanda bulundu.

Gönül DostlarıMevlânâ Hâlid-i BağdâdîBağdat Vâlisi Dâvûd Paşa'nın vezirliği esnâsında Osmanlı şehirlerinden birkaçını İranlılar işgâl ettiler. O kasabalarda bulunan halkın kitaplarını yağmaladılar. Oradaki âlimlerden birisi, Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerine geldi. Huzurlarına girip, başından geçen hadiseyi arz ederek; "Efendim bir kitap alamayacak hâle geldim. Ne yapayım? Hangi işte bulunayım? Sizin merhametinize güvenerek geldim" dedi. Mevlânâ Hâlid Hazretleri, yanlarındaki on yedi bin kitabı o âlime hediye ettiler. Böylece yanlarında bir kitap bile kalmadı.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri Bağdât'taki vazîfesini tamamladıktan sonra son olarak 1822 senesinde Şam'a gitmek üzere hazırlandı. Âile fertlerinden bazılarını Bağdat'ta bıraktı. Bağdâtlılar gitmesini istemediler. Ancak Mevlânâ Hâlid Hazretleri kendilerine gelen mânevi işâretin Şam'a gitmeleri doğrultusunda olduğunu belirterek yola çıktı. Talebeleri ve sevenlerinden büyük bir cemâatle Şam'a geliyorlardı. Şam arâzisine geldikleri zaman, Sefvek bin Fâris diye meşhûr Şemmer kabîlesinden bir yol kesici, adamları ile kâfileyi soymak istedi. Safvek bin Fâris, bu hâdiseyi şöyle anlatır: "Pekçok yardımcımla Mevlânâ Hâlid'in kafilesine hücûm edeceğim zaman, kâfileden beyaz elbeseli, ata binmiş, heybetli biri göründü. Sonra gözlerimin önünde büyük bir engel teşkil etti. Artık kâfiledekileri seçemez olduk. Boyunun uzunluğu semâya kadar varan bir büyük dağ gibi olan bu zâtı görünce, korkudan bir titreme gelerek, mızraklarımız elimizden düştü. Sonra herkes hayvanlarından düştü. Artık kâfilede Allah'ın sevgili bir kulu olduğunu anladık ve hep bir ağızdan; "Aman aman, effedin affedin!" diye bağrıştık. Bunun üzerine kâfile görünmeye başladı. İçlerinde Mevlânâ Hâlid'i görünce, hepimiz kusurlarımızın affını rica ve niyâz ettik. Ellerine sarılarak tövbe ve istiğfar eyledik."

Sağ sâlim Şam'a gelen Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi Hazretleri, Ümeyye Câmiindeki Gazze büyüklerini Halvethânesine girdi. Şam'a bu gelişi sırasında Seyyid İsmâil Efendinin kızı Aîşe Takıyye Hanımla evlendi. Sonra Bağdat'ta kalan hanımı ve âile fertlerinin de getirilmesini emretti.

Âlim ve fazilet sahibi bir zât olan Şeyh Muhammed Hafız Urfalı anlatır: Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, Bağdat'ta kalan hanımı ve oğlu Şihâbüddîn'in Şam'a gelmesi için mektup yazınca onlar yola çıkıp Urfa'ya geldiler. Bu esnâda Mevlânâ Hâlid Hazretleri bana hitâben; "Hafız! Çoluk çocuğumuz Urfa'ya geldiler. Sizin evinize indiler. Lakin Şihâbüddîn vefat eyledi" buyurdu. Bu sözün söylendiği tarihi yazdım. Sonra Urfa'ya gittiğimde sordum. Tam buyurdukları zamanda Şihâbüddîn'in vefâtı vâki olmuştu.

Ramazan SofrasıPRENSES TATLISI

(4 Kişilik)

Malzeme : 60 gr. Tereyağ, 20 gr. Şeker şurubu, 220 gr. 60 gr. Şeker, 3 şeker kaşığı Nescafe, 320gr.Süt, 30 gr. Nişasta, 2 ad. Yumurta, 2 ad. Yaprak jelatin, 320 gr. Vurulmuş şanti, 2 ad. Yumurta beyazı.

Tarif : Tereyağı ısıtılıp, şurup tereyağına karıştırılıp, kalıpların içine kabuk yapılıp dondurulur. Daha sonra şeker, nescafe, süt kaynatılır. Nişasta ve yumurta ile sübye yapılıp, kaynatılan süte ilave edilir. Kaynatılıp, soğutulur ve yaprak jelatin, krem şanti ve yumurta beyazı ile mikserde karıştırılır. Hazırlanan kalıplar çıkarılır. İçine hazırlanan karışım doldurulup, çilek sos ile servis edilir.Afiyet Olsun

Erdoğan: '15 Temmuz emperyalist bir işgal projesidir'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Töreni'nde konuştu, Erdoğan, "15 Temmuz güncellenmiş bir emperyalist projedir. Orada sadece bir darbe teşebbüsü değil aynı zamanda topyekun bir işgal girişimi vardır. Aziz milletimizin göğsünü siper etmesi neticesinde bu kirli plan bozulmuş emperyalist proje buruşturulup çöpe atılmıştır" dedi

15.07.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan: '15 Temmuz emperyalist bir işgal projesidir'
Erdoğan: '15 Temmuz emperyalist bir işgal projesidir'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Töreni'nde yaptığı konuşmada, 15 Temmuz destanının 10'uncu seneyi devriyesinde Gazi Meclis'in çatısı altında bulunmanın bahtiyarlığı içerisinde olduğunu söyledi.

"Milletin kutsal emanetini taşıyan siyasetçiler olarak 10 yıl önce olduğu gibi bugün de biriz, beraberiz, hep birlikte tek yürek ve tek bileğiz" diyen Erdoğan, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün 10'uncu yılında vatanı, bayrağı, ezanı ve milli iradeyi müdafaa ederken şehadet şerbeti içen 253 kahramanı rahmet ve minnetle yad ettiğini, darbecilerin ölüm kusan silahlarına göğüslerini siper eden gazilere Cenab-ı Allah'tan sağlık, afiyet ve hayırlı ömürler diledi.

Erdoğan, 15 Temmuz destanını iftiharla selamladıkları bu önemli yıl dönümünde kahraman şehitlerin aziz ruhlarını hatm-i şeriflerle, dualarla, Kur'an-ı Kerim tilavetleriyle şad eyleyen tüm vatandaşlara teşekkür ederek, "Rabbim cümle şühedanın mekanını inşallah cennet eylesin. Yine burada o karanlık gece boyunca istiklal ve istikbaline sahip çıkan, okunan selaları manevi bir zırh gibi kuşanıp şanlı bir direnişe imza atan, esarete boyun eğmeyeceğini, zulme rıza göstermeyeceğini dünyaya ilan eden her bir vatandaşıma, her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum." diye konuştu.

"Gazi Meclis 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin maşalarına geçit vermemiştir"

Milletin istiklali, devletin bekası, demokrasinin geleceği uğruna baş verse dahi baş eğmeyen yiğitleri daima şükranla anacaklarını, destanlaşan mücadelelerini her zaman gururla hatırlayacaklarını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Aynı kalpten duygularla, milletin temsilcileri sıfatıyla, darbecilerin saldırıları karşısında milletin emanetini yere düşürmediğiniz için her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyor, ülkem ve milletim adına minnettarlığımı ifade ediyorum. Şurası bir gerçek ki o gece milletimiz iradesine sahip çıkmak için meydanlarda, sokaklarda, köprülerde nasıl bir mücadele vermişse, milletin temsilcileri de işte burada parlamento çatısı altında, tepelerine yağan bombalara rağmen darbeye cesaretle direnmişlerdir. Farklı siyasi partilerden milletvekillerimiz Gazi Meclis'in şanına yakışır bir birliktelik sergileyerek demokrasiye ve millet iradesine suikast düzenleyen teröristlere karşı dik durmuşlardır.

Bundan bir asır önce işgalcilere direnen ve mağlup eden Gazi Meclis 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin maşalarına geçit vermemiştir. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' düsturuna bir kez daha sahip çıkarak milli irade düşmanlarını püskürten Gazi Meclisimizle ve onun vatanperver üyeleri ile iftihar ediyoruz. Meclisimizin necip mensuplarının bundan sonra da inşallah aynı azim ve kararlılıkla milli irade ve milli egemenliğe yönelik tehditlere karşı tam bir dayanışma içinde hareket edeceğine yürekten inanıyorum"

"Üzerinden 10 sene geçse de 15 Temmuz gecesi hevesleri kursaklarında kalanlar görüyoruz ki sinsi emellerine ulaşmak için halen fırsat kolluyor." ifadesini kullanan Erdoğan, 15 Temmuz ihanetine taşeronluk yapanların, ellerine geçirdikleri her fırsatı bu millete ve memlekete düşmanlık etmek için kullandıklarını söyledi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çil yavrusu gibi dağıldıkları ve haram parayla sefa sürdükleri ülkelerde Türkiye'yi karalayarak, Türkiye aleyhine lobi yürüterek medya ve sosyal medya üzerinden yeni fitne kazanları kaynatmanın hesabını yapıyorlar. Her türlü kılığa girerek, her türlü yalanı söyleyerek, Türk milletiyle hesabı olan herkesin paçasına yapışarak, 15 Temmuz'da milletten yedikleri sillenin rövanşını almak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Bilhassa dijital platformlarda koordineli bir şekilde dolaşıma soktukları içeriklerle algı oluşturma faaliyetlerini günden güne yoğunlaştırıyorlar. Ruhlarıyla birlikte şahsiyetlerini de 1 dolara satan FETÖ'cü teröristler yeminli Türkiye düşmanlarına hizmetkar olmayı sürdürüyorlar. Pensilvanya'daki terörist başının, bu millete yaptığı ihanete layık şekilde, 10 bin kilometre ötede ölmesi ve gizli saklı bir çukura gömülmesi elbette örgütün motivasyonunu kırmış, örgüt içi tartışmalara yol açmıştır. Özellikle örgüte müzahir tabanda sorgulamalar son dönemde artmıştır ama FETÖ kaynaklı tehdit karantinaya alınmış, bütün bunlarla birlikte tehlike halen devam etmektedir.

Yalanı su gibi içen, bukalemun gibi sürekli renk değiştiren böylesine sinsi bir mücadele rehavete gelmez, tavsamayı hiçbir surette kaldırmaz. Şunu bir kez daha altını çizerek ifade etmek durumundayım, demokrasinin imkanlarını kullanıp kurumların içine sızarak güç devşiren fırsatını bulduğu ilk anda da kendi insanına silah doğrultan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız. Çünkü unutursak Allah muhafaza eski sıkıntıları tekrar yaşarız. Unutursak şehitlerimize olan görevlerimizi yerine getirmemiş oluruz. Unutursak 86 milyonun emanetine hakkıyla sahip çıkmamış oluruz. O yüzden unutmayacağız, dikkatli olacağız, tetikte olacağız, müteyakkız olacağız, örgütle mücadelede gardımızı bir an olsun düşürmeyeceğiz."

"FETÖ'cülerin engellemeye çalıştığı Türkiye Yüzyılı'nın inşası başlamıştır"

"Burada şu gerçeği de hatırlatmakta fayda görüyorum, zalime merhamet etmek mazluma zulmetmek demektir. Biz ne bugün ne yarın böyle bir gaflete inşallah düşmeyeceğiz" diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"15 Temmuz iç vesayet odaklarının dışarıdaki mahfillerle işbirliği içinde gerçekleştirdikleri Sevr'i tekrar diriltmeyi, Türkiye'yi bir sömürge ülkesi haline dönüştürmeyi amaçlayan güncellenmiş bir emperyalist projedir. Orada sadece bir darbe teşebbüsü değil aynı zamanda topyekun bir işgal girişimi vardır. Aziz milletimizin göğsünü siper etmesi neticesinde bu kirli plan bozulmuş emperyalist proje buruşturulup çöpe atılmıştır. Türkiye bağımsızlığına bir kez daha sahip çıkmıştır. Darbenin püskürtülmesiyle Türkiye enerjisini içeriden tüketen yüklerinden kurtulma noktasında kritik bir eşiği geride bırakmıştır. Demokrasi nöbetleriyle başlayan, Yenikapı ruhuyla ete kemiğe bürünen Cumhur İttifakı'yla bir üst merhaleye geçen dayanışma iklimi başta terörle mücadele olmak üzere ülkemizi tüm cephelerde daha da güçlendirmiştir."

15 Temmuz sonrasında aldıkları çok katmanlı tedbirlerle FETÖ'nün devlet ve toplum hayatından tasfiye sürecini hızlandırdıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Suriye'nin toprak bütünlüğüyle doğrudan ülkemizin güvenliğini hedef alan oluşumlara yönelik etkili sınır ötesi harekatlar gerçekleştirdik. Fırat Kalkanı Harekatı'yla DAEŞ'lı canilere, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekatlarıyla da bölücü örgüt unsurlarına ağır darbeler indirdik. Suriye devrimine giden yolun taşları, çok net söylüyorum, 15 Temmuz'un boşa çıkartılmasıyla ve FETÖ'nün güvenlik birimlerimizden temizlenmesiyle döşenmiştir. Sadece Suriye'de değil Libya'dan Karabağ'a kadar nerede Türkiye'nin desteğine ihtiyaç varsa tüm imkanlarımızla orada olduk. Dışarıda bu adımları atarken içeride ihanetin devlet ve toplum hayatında açtığı yaralarını sardık. Ayrıca milli iradenin üstünlüğünü tescilleyecek, demokrasimizin önünü açacak, yönetimde istikrarı garanti edecek reformları hayata geçirdik.

Bu süreçte Türkiye'nin en büyük kazanımı yönetimde çift başlılığı ortadan kaldıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle on yıllar boyunca anti demokratik müdahalelere zemin hazırlayan yönetimde istikrar sorunu kalıcı biçimde çözülmüştür. Türkiye'nin son 10 yılda savunma sanayinden ekonomiye, güvenlikten dış politikaya elde ettiği tüm başarıların arkasında FETÖ'nün tasfiyesi vardır. Tasfiye hızlandıkça, örgüt çözüldükçe casusluk şebekesini bir arada tutan bağlar zayıfladıkça inşallah Türkiye'nin yürüyüşü daha da süratlenecektir. Kardeşlerim şundan kimsenin şüphesi olmasın, FETÖ'cülerin engellemeye çalıştığı Türkiye Yüzyılı'nın inşası başlamıştır. Bunun önünü Allah'ın izniyle hiçbir karanlık güç kesemeyecektir. Merhum Üstad'ın dediği gibi, 'Yarın elbet bizim, elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.' Evvelallah istikbal de bizimdir. İstikbal Türkiye'nin ve Türk milletinindir. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin."

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün Türkiye'ye, millete ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, şehitlere Allah'tan rahmet, şehit yakınlarına başsağlığı, gazilere sağlık ve afiyet niyaz etti.

FETÖ/PDY soruşturmalarında 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldı

Adalet Bakanlığı, bu zamana kadar FETÖ/PDY ile ilgili yürütülen soruşturmalarda 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldığını açıkladı.

15.07.2026 20:34:00
İhlas Haber Ajansı
 
FETÖ/PDY soruşturmalarında 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldı
FETÖ/PDY soruşturmalarında 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldı
Adalet Bakanlığı, bu zamana kadar FETÖ/PDY ile ilgili yürütülen soruşturmalarda 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldığını açıkladı.

FETÖ'nün hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Adalet Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada bu süre zarfında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili yürütülen soruşturmalarda 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldığını, bu kişilerden 127 bin 102'si hakkında mahkumiyet kararı verildiğini belirtti. Ayrıca bakanlık, 124 bin 861 kişi hakkında ise beraat kararı verildiğini kaydetti.

"FETÖ/PDY ile ilgili yürütülen soruşturmalarda 720 bin 580 kişiye adli işlem yapıldı"



Açıklamada, darbe teşebbüsünün üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen yargılanmaların hala devam ettiği belirtilerek, "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili yürütülen soruşturmalarda 720 bin 580 kişiye adli işlem yapılmıştır. Soruşturma ve yargılamalarda 83 bin 836 kişi hakkında dava ve soruşturmalar derdesttir. Bu kişilerden 54 bin 27'si hakkında soruşturma; 29 bin 809'u hakkında ise yargılamalar ilk derece mahkemeleri nezdinde devam etmektedir. Soruşturma ve yargılamalarda 636 bin 744 kişi hakkında karar verilmiştir: 127 bin 102 kişi hakkında mahkumiyet, 124 bin 861 kişi hakkında beraat, 11 bin 107 kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 373 bin 642 kişi hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, 32 kişi hakkında ise diğer karar türlerinden verilmiştir" denildi.

"Şüpheli ve sanıklardan 193 bin 82'si hakkında adli kontrol kararı verilmiştir"



"Şüpheli ve sanıklardan 193 bin 82'si hakkında adli kontrol kararı, 33 bin 837'si hakkında ise yakalama kararı verilmiştir" denilen açıklamada, "119 bin 407 sanık hakkında verilen hükümler kesinleşmiş olup bu kararlardan; 34 bin 408'i mahkumiyet, 84 bin 999'u beraat kararlarından oluşturmaktadır. Uygulanan Tedbir Durumları 482'si tutuklu, 368'i hükümözlü, 9 bin 634'ü hükümlü olmak üzere toplam 10 bin 484 kişi ceza infaz kurumlarında bulunmaktadır. Ceza İnfaz Kurumlarındaki 10 bin 884 kişinin bin 242'sini kadın, 9 bin 242'sini erkekler oluşturmaktadır. Bu kişilerin meslek dağılımlarına bakıldığında; 20'si Danıştay ve Yargıtay Üyesi, 153'ü Hakim ve Savcı, 57'si Avukat, 21'i CTE Personeli (İ.K.M ve Kurum Müdürü), 106'sı Tuğgeneral ve üst rütbeliler, 3 bin 27'si albay ve alt rütbeliler, 17'si Kaymakam/Vali Yardımcısı, 366'sı Emniyet Müdürü ve Emniyet Amiri, bin 406'sı öğretmen, 671'i Polis, 83'ü Doktor, 70'si er/erbaş, 310'u askeri öğrenci, 4 bin 177'sinin diğer meslek gruplarında oldukları belirtilmiştir" ifadeleri kullanıldı.

"1 buçuk milyonun üzerinde vatandaşımız devlet eliyle korunmuştur"



10 yıl boyunca savcılıklara intikal eden 1 milyon 999 bin 434 ihbar dosyasından 1 milyon 561 bin 489'unda "Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı" verildiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

"289 Fiili Darbe Davasının tamamı ilk derece mahkemeleri nezdinde karara bağlanmış olup bu davalarda verilen kararlara bakıldığında, bin 634 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet, bin 366 kişi hakkında müebbet, bin 891 kişi hakkında süreli hapis cezası olmak üzere toplamda 4 bin 891 kişi hakkında mahkumiyet; 2 bin 870 kişi hakkında ise beraat kararı, 964 kişi hakkında ise ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmiştir. 4 bin 891 sanık hakkında verilen mahkumiyet kararlarında sanıkların meslek dağılımına bakıldığında; 85 general, bin 116 subay, 266 astsubay, 56 uzman çavuş, 6 polis memuru, 12 er, 61 askeri öğrenci ve 32 sivil kişi olmak üzere toplamda bin 634 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiştir.

24 general, 536 subay, 181 astsubay, 170 uzman çavuş, 9 polis memuru, 92 er, 352 askeri öğrenci ve 2 sivil olmak üzere toplamda bin 366 kişiye müebbet hapis cezası verilmiştir. 26 general, 776 subay, 323 astsubay, 427 uzman çavuş, 156 polis memuru, 45 er, 106 askeri öğrenci, 31 sivil kişi ve 1 mülki amir olmak üzere toplamda bin 891 kişiye süreli hapis cezası verilmiştir. Karar verilen 289 Fiili Darbe davasından 273'ü temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmiş, 241'i Yargıtay tarafından onanmış, 16'sı bozulmuş, 16'sının Yargıtay'da incelenmesi devam etmektedir. Davaların 2'si istinaf incelemesinde olduğu, diğerler 14 dava ilk derece mahkemesi nezdinde verilen çeşitli kararlar ile kesinleşmiştir.

Lekelenmeme Hakkı kapsamında; 25 Ağustos 2017 tarihinde kanunlarımızda çok önemli bir reform yapılarak 'Lekelenmeme Hakkı' yasal bir güvence haline getirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunumuza eklenen bu koruyucu mekanizma sayesinde; kişisel husumetlerle, soyut ya da ihbar sistemini kötüye kullanmayı amaçlayan art niyetli iddiaların önüne set çekilmiştir. Dürüst vatandaşlarımızın haksız yere 'şüpheli' sıfatı alması ve toplum nezdinde haksız yere yıpratılmasının önüne geçilmiş olup kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği günden bu yana 30 Haziran 2026 tarihi itibariyle Savcılıklarımıza intikal eden 1 milyon 999 bin 434 ihbar dosyasından, yapılan son derece titiz ön incelemeler neticesinde 1 milyon 561 bin 489'unda 'Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı' (SYOK) verilmiştir. Yani, 1 buçuk milyonun üzerinde vatandaşımız, asılsız ithamlarla adli sisteme dahil edilmeden, adliyelerde şüpheli olarak kaydedilmeden ve isimlerine en küçük bir leke sürülmeden devlet eliyle korunmuştur."

Ama siyasi ayağı bulunamadı!

Üniversitelilere öğrenci affı komisyondan geçti: Daha önce aftan yararlananlar da yeni af kapsamında

TBMM Milli Eğitim Komisyonunda kabul edilen kanun teklifiyle, belirlenen istisnalar dışında ilişiği kesilen veya kayıt hakkını kullanamayan öğrenciler, başvurmaları halinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında üniversitelerine dönebilecek

15.07.2026 14:26:00
Haber Merkezi
 
Üniversitelilere öğrenci affı komisyondan geçti: Daha önce aftan yararlananlar da yeni af kapsamında
Üniversitelilere öğrenci affı komisyondan geçti: Daha önce aftan yararlananlar da yeni af kapsamında
TBMM Milli Eğitim Komisyonunda kabul edilen kanun teklifiyle, belirlenen istisnalar dışında ilişiği kesilen veya kayıt hakkını kullanamayan öğrenciler, başvurmaları halinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında üniversitelerine dönebilecek. Öğrenci affı genişleyerek daha önce aftan yararlananlar da yeni aftan yararlanabilecek.
Öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda kabul edildi.
Teklifle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'da değişikliğe gidilerek, yükseköğretim kurumları ile Sağlık Bakanlığına bağlı araştırma ve uygulama hastanelerinde yabancı uyruklu kontenjanında uzmanlık eğitimi yapmakta olanlara döner sermaye gelirinden pay verilmemesi hüküm altına alınıyor.

Yaş haddi
Yükseköğretim Kanunu'ndaki değişikliğe göre, Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyelerinin Kurul'da geçirdikleri süreler, tabi oldukları özel kanun hükümlerine göre fiilen mesleklerinde geçirilmiş sayılacak ve terfi, birinci sınıfa ayrılma ve birinci sınıf olma sürelerinin hesabında dikkate alınacak. Üyelerin yaş haddinde, üye seçilmeden önceki kadronun yaş haddi esas alınacak.
Öğretim üyelerinden, yaş haddini dolduracakları tarihten önce başvurmuş olup sözleşme tarihi itibarıyla öğretim üyesi kadrolarında bulunanlardan yükseköğretim kurumlarınca belirlenen bölüm ve programlarda görevlerinde kalmalarında fayda görülenler, yükseköğretim kurumunun görüşü ve Yükseköğretim Kurulunun kararı ile emeklilik yaş hadlerini doldurdukları tarihten itibaren, yetmiş beş yaşını geçmemek üzere emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanıncaya kadar ikişer yıllık sürelerle sözleşmeli olarak çalıştırılabilecek. Bu fıkra kapsamında çalıştırılacak sözleşmeli öğretim üyesi sayısını bölüm, program veya yükseköğretim kurumları itibarıyla sınırlandırmaya ve uygulamanın hizmet gerekleri ve akademik kriterlere uygun yürütülmesi amacıyla gerekli belirlemeleri yapmaya Yükseköğretim Kurulu yetkili olacak.
Teklifle, sözleşmeli öğretim üyesi istihdamının sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yaş haddinden sözleşmeli öğretim üyesi olarak çalışan öğretim üyelerinin kadrolu öğretim üyesi olarak çalışmaktayken var olan özlük haklarının, sözleşmeli öğretim üyesiyken de devamı ve her iki statüdeki öğretim üyeleri arasında fiili çalışmaya bağlı ödemeler yönünden uygulama birliğinin sağlanması hüküm altına alınıyor.

Davetle gelen öğretim üyeleri
Türk Cumhuriyetleri ve Akraba Topluluklarındaki Yüksek Öğretim Kurumlarından resmi davet alan öğretim elemanlarına 3 yılı aşmamak ve bütün özlük hakları saklı kalmak üzere üniversite yönetim kurulunun kararı ve Milli Eğitim Bakanlığının onayıyla aylıklı izin verilebilecek. Uluslararası andlaşmalarla kurulan üniversitelerde ve Yükseköğretim Kurulunun taraf olduğu protokoller gereği ikili andlaşmalarla yurt dışındaki yükseköğretim kurumları bünyesinde açılan programlarda bu süre 5 yıla kadar uzatılabilecek.

Ek sınav hakkı
Düzenlemeyle, azami öğrenim süresi sonunda kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için intörnlük eğitimi dönemi hariç son sınıf öğrencilerine, başarısız oldukları veya alamadıkları teorik veya uygulamalı bütün dersler için iki ek sınav veya tekrar hakkı verilecek.
Bu öğrencilerden teorik veya uygulamalı derslerden başarılı olmuş ancak uygulamalı eğitime veya intörnlük eğitimine başlamamış veya eğitimini tamamlamamış ya da başarısız olanlara, uygulamalı veya intörnlük eğitimlerini tamamlama imkanı tanınacak. Azami öğrenim süresini dolduran ara sınıf öğrencilerine ek sınav hakkı verilmeyecek.
Uygulamalı eğitim ve intörnlük eğitimine ilişkin esasları belirlemeye Yükseköğretim Kurulu yetkili olacak.
Kişisel emek ve birikimine dayanmayan, başkaları tarafından ücret karşılığında veya ücretsiz olarak üretilmiş yayın ve çalışmalarını atama, yükselme, unvan ve derece kazanılmasında kullananların yanı sıra bu fiilleri başkaları adına yapanlara veya bu fiillere aracılık edenlere yönelik de meslekten çıkarma cezası uygulanacak.

Disiplin soruşturmasına yönelik düzenlemeler
Kanun'da yapılan değişiklikle disiplin soruşturmasına, soruşturmasının yürütülmesi ile ifade ve savunma haklarının kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak yeniden düzenleniyor. Böylece hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ile hukuki dinlenilme hakkının sağlanması amaçlanıyor.
"Disiplin soruşturması, ifade alma ve savunma hakkı" başlıklı hükme göre, disiplin soruşturmasında ifade ve savunmada soruşturmacı tarafından soruşturulana gönderilecek ifadeye davet yazısında hakkındaki iddiaların neler olduğu açıkça belirtilerek 7 günden az olmamak üzere verilecek süre içerisinde ifadesinin alınacağı ve bu süre içerisinde sözlü veya yazılı ifade verilmediği takdirde dosyadaki mevcut deliller kapsamında işlem tesis edileceği bildirilecek. Soruşturmacı toplanan deliller kapsamında teklifte bulunacak.
Disiplin cezası vermeye yetkili makam tarafından soruşturulana gönderilen savunmaya davet yazısında teklife esas alınan eylemin neden ibaret olduğu ve bu eyleme karşılık gelen disiplin cezasının ne olduğu ile 7 günden az olmamak üzere verilecek sürede savunmasını yapması gerektiği bildirilecek. Davet yazısında ayrıca soruşturulana, savunmasını verilen sürede yapmadığı takdirde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delillere göre hakkında karar verileceği aktarılacak. Savunmaya davet yazısında, soruşturulana savunma hakkını kullanmadan önce soruşturma evrakını inceleyebileceği belirtilecek.

Yan dal uzmanlığı olanlara ek ödeme
Tıpta uzmanlık mevzuatına göre yan dal uzmanlığı bulunan öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri için ek ödeme tavan oranları, Sağlık Bakanlığında görev yapan emsallerinin aldığı ödeme oranına uygun hale getirilecek.
Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca ortak araştırma merkezlerinde görevlendirilen öğretim elemanları, kendi üniversitelerinde yürütülen döner sermaye faaliyetlerine olan katkıları da dikkate alınarak ilgili mevzuatları kapsamında ek ödemeden yararlanmaya devam edecek. Yürütülen proje gelirlerinden alınan dayanıklı taşınırlar koordinatör üniversitenin envanterine kaydedilerek proje kapsamında ortak uygulama ve araştırma merkezi üniversitelerine tahsis edilebilecek. Proje tamamlandığında dayanıklı taşınırların kurumlar arası bedelsiz devirle hangi yükseköğretim kurumuna verileceğine ortak uygulama ve araştırma merkezi yönetim kurulunca karar verilecek. Koordinatör üniversite değişikliğinde ortak uygulama ve araştırma merkezinin borç, alacak ve nakit bakiyeleri, yeni koordinatör üniversiteye devredilecek.
Komisyonda kabul edilen önergeyle, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu kapsamında birlikte kullanımdaki sağlık tesislerinin bir önceki yıl gayrisafi hasılatının yüzde 2,5 oranı dikkate alınarak ilgili üniversitelerin bünyesinde yürütülen bilimsel araştırma projelerinin desteklenmesi amacıyla o yıla ait merkezi yönetim bütçesinde gerekli ödenek ilgili üniversite bütçesine tahsis edilecek. Birlikte kullanımdaki bir sağlık tesisinin birden fazla üniversite ile protokol akdetmiş olması halinde ise yüzde 2,5 oranı, üniversitelerin birlikte kullanımdaki sağlık tesisinde görevlendirdiği öğretim elemanı sayısıyla orantılı şekilde bölünerek hesaplanacak. Bu kapsamda yürütülecek işlemlere ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.
Kanun teklifinden bir madde çıkarıldı
Komisyonda kabul edilen önergeyle, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun'da düzenlenen, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesislerinin yükseköğretim kurumlarının tıp fakülteleriyle kullanımında bilimsel araştırma projelerine aktarılacak döner sermaye payının belirlenmesine ilişkin hüküm, kanun teklifinden çıkarıldı.
Öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne göre, yükseköğretim kurumlarında hazırlık dahil bütün sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü öğrenimi görürken belli sebepler dışında ilişiği kesilenlerden daha önce "öğrenci affından" faydalanmayanlar, başvuruda bulunması halinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilecek.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda kabul edilen teklifle Yükseköğretim Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, devlet veya vakıf ayrımı yapılmaksızın kanunla kurulan yükseköğretim kurumları, eğitim ve öğretime Yükseköğretim Kurulunun kararıyla başlayacak. Eğitim ve öğretime başlayan akademik birimler, sonradan ortaya çıkan sebeplerle ve ilgisine göre fakülte, enstitü ve yüksekokullar Cumhurbaşkanı kararı ile konservatuvar, meslek yüksekokulu, uygulama ve araştırma merkezi gibi akademik birimler ise Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kararı ile kapatılabilecek.
Vakıf yükseköğretim kurumlarına uygulanacak idari yaptırım ve önlemlerle ilgili olarak kanuni düzenleme yapılıyor. Bu kapsamda, vakıf yükseköğretim kurumlarına fiil ve işlemlerinin ağırlık derecesine göre hangi şartlarda, uyarma veya uyarma ve düzeltme isteme, yeni akademik birim kurma ve/veya program açma taleplerinin askıya alınması, öğrenci kontenjanının kısıtlanması veya öğrenci alımının durdurulması, faaliyet izninin geçici olarak durdurulması ve faaliyet izninin kaldırılması önlemleri ve yaptırımları uygulanabileceği belirleniyor.
Faaliyet izninin geçici olarak durdurulması yaptırımının uygulanmasına yol açan gerekçeleri kurucu vakfın 3 yıl içinde ortadan kaldıramaması, bu durumun süreklilik arz ettiğinin anlaşılması hallerinde kaçınılmaz olarak vakıf yükseköğretim kurumunun faaliyet izni kaldırılacak.
Vakıf yükseköğretim kurumunun ve kurucu vakfın mali yapısının, eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdüremeyecek kadar bozulması ve bu durumun süreklilik arz etmesi halinde, vakıf yükseköğretim kurumu, faaliyet izni kaldırılarak garantör veya YÖK'ün uygun bulacağı aynı ildeki bir devlet üniversitesine devredilecek. Garantör üniversite, faaliyet izni kaldırılan vakıf yükseköğretim kurumunun öğrencilerinin eğitim ve öğretim maliyetini, devraldığı öğrenci ücretleri ile teminat hesabından karşılayacak, ayrıca kamu kaynağı kullanmayacak.
Yükseköğretim kurumları yönetim kurulları, masrafları Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) sermayesinden karşılanmak şartıyla Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamındaki hizmet buluşlarının hak sahipliğinin TTO adına devrine karar verebilecek. Bu durumda yükseköğretim kurumunun ilgili mevzuattan doğan hak ve yükümlülükleri TTO'ya ait olacak. TTO, kendi adına tescil edilen haklardan elde edilen gelirin 3'te birini söz konusu hakları devreden yükseköğretim kurumu döner sermayesine, 3'te birinden az olmayacak tutarı ise buluşu yapana ödemekle yükümlü olacak, kalan tutar TTO'ya kalacak. Döner sermayeye aktarılan bu tutarlardan hazine payı hariç herhangi bir kesinti yapılamayacak ve bu tutarlar Kanun'da belirtilen giderler için kullanılacak. Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hak sahipliği yükseköğretim kurumları bünyesinde olan buluş ve başvurular hakkında da bu madde hükümleri uygulanacak.

Yükseköğretim kurumları ortak ofis kurabilecek
Birden fazla yükseköğretim kurumu ortak bir ofis kurmak için başvurabilecek. Bu durumda yerleşkesinde veya ortağı olduğu teknoloji geliştirme bölgesinde ofis kurulan yükseköğretim kurumu, başvuruda muhatap kurum olarak belirtilecek. Ofis faaliyetlerine katkı sağlayacağı değerlendirilen diğer tüzel kişiler ofise sermaye koymak koşuluyla ortak olabilecek. Ofis, öz sermayesini veya gelirlerini kullanarak üretilen bilgi ve yapılan buluşların ticarileşmesi için yatırım yapabilir veya kamu ve özel sektör şirketleri ile ortaklıklar kurabilecek.
Türkiye'deki devlet yükseköğretim kurumları, Cumhurbaşkanı kararıyla yurt dışında yerleşke, akademik birim, program ve bu kapsamda ihtiyaç duyulan diğer tesisleri kurabilecek. Bu düzenleme uyarınca kurulan yurt dışı birimlerinin ihtiyacı olan akademik ve idari personel, kendi üniversitesinden veya Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarından görevlendirme suretiyle veya mahallinden sözleşmeli ya da saat başı ücret karşılığında ilgili Kanun'daki hükümler uygulanarak çalıştırılabilecek.
Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarından görevlendirme suretiyle çalıştırılacak olanlar dışındaki personelin nitelikleri, ücretleri, seçim esas ve usulleri, görev yerleri ve süreleri, azami sözleşme süresi, izinleri, yurt dışındaki görevlerinin sona erdirilmesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenecek.
Üniversitenin yurt dışındaki faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin tutulacağı hesaba, yapılacak harcamalara, üniversite bütçesinden aktarılacak kaynağa, hesabın muhasebeleştirilmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının uygun görüşü alınarak ilgili üniversite tarafından belirlenecek.
Teklifle, anket uygulaması, veri toplama gibi akademik değerlendirme içermeyen katkılar hariç olmak üzere, kişisel emeği ve akademik birikimi dışında ücretli veya ücretsiz olarak, kısmen yahut tamamen başkalarına yazdırdığı tez, makale, kitap veya yaptırdığı proje gibi çalışmalarla önlisans, lisans veya lisansüstü diploma derecesi ya da akademik ünvan alan kişiler, üniversite öğretim mesleğinden çıkarılacak, bu yolla kazanılan akademik derece ve ünvanlar geri alınacak.
Bu kapsamdaki yayın veya çalışmaları ücretli ya da ücretsiz olarak, kısmen yahut tamamen başkaları adına yapan, üreten veya bunlara aracılık eden kişilere 5 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası verilecek. Fiilin, meslek edinen kişilerce işlenmesi halinde verilecek adli para cezası 10 bin günden az 20 bin günden fazla olmayacak. Bu yayın ve çalışmaları kullanmak suretiyle diploma derecesi veya akademik ünvan alan kişilere 5 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası verilecek.
Bu suçtan dolayı tüzel kişilere, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanacak
Yurt dışında bulunan bir eğitim kurumu adına hareket ederek mevzuata aykırı bir şekilde Türkiye'de önlisans, lisans ya da lisansüstü program açanlar veya bu programları yürütenler 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve 100 günden 1000 güne, mevzuata aykırı olarak Türkiye'de yükseköğretim kurumu açanlar veya işletenler 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ve 100 günden 1000 güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacak. Bu kapsamda, yasaklanan kurum ve fiillerin tanıtımını yapanlara, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 50 günden 500 güne kadar adli para cezası verilecek.
Türk veya yabancı yükseköğretim kurumlarına ait diploma, mezuniyet belgesi veya sertifika belgesini sahte olarak düzenleyen ve düzenletenler Türk Ceza Kanunu'nun "Resmi belgede sahtecilik" hükmüne göre cezalandırılacak.
Teklifle, tıp fakültesi olan ve kendisine ait hastanesi bulunmayan vakıf yükseköğretim kurumlarına yönelik düzenleme yapılıyor. Belirlenen sürede hastane açamayan üniversitelere, mülkiyeti veya süresi 30 yıldan az olmamak üzere irtifak hakkına sahip olduğu uygun taşınmaz üzerinde yapacağı hastane inşaatına imar iptali veya yargı süreci gibi zorunlu sebeplerle henüz başlayamayan ya da başladığı inşaatı henüz bitiremeyenler ile bu hüküm kapsamındaki uygun hastanenin mülkiyetinin veya süresi 30 yıldan az olmamak üzere irtifak hakkı, işletme hakkı ve ruhsatının devralınması süreçlerine başlamış ancak devir süreçlerini tamamlayamamış olanlara bu süreçleri tamamlamaları için 30 ay ek süre verilecek. Bu sürelerin sonunda gerekli şartları sağlamayan tıp fakültelerinin öğrencileri YÖK tarafından garantör üniversiteye veya belirlenecek bir devlet üniversitesine intikal ettirilecek.

Öğrenci affı
Teklifle, yükseköğretim kurumlarında hazırlık dahil bütün sınıflarda intibak, önlisans, lisans tamamlama, lisans, lisansüstü öğrenimi gören öğrencilerden bu kanunun daha önce bu kapsamda tanıdığı haklardan yararlanmamış olmak kaydıyla, kendi isteğiyle ilişikleri kesilenler dahil, terör suçu ile kasten öldürme suçlarından, işkence suçundan, eziyet suçundan, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan mahkum olanlar ile sahte belge sebebiyle kaydı iptal edilenler ile kayıt sırasında sahte belge verenler ile Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun "Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz" başlığındaki suçlar ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle ilişiği kesilenler hariç, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler ile bir programı kazanarak kayıt yapma hakkı elde ettikleri halde kayıt yaptırmayanlar bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 4 ay içinde ilişiklerinin kesildiği veya kayıt hakkı kazandıkları yükseköğretim kurumuna başvuruda bulunmaları şartıyla belirlenen esaslara göre 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilecek.
Daha önce farklı bir öğrenim düzeyinde bu düzenlemenin tanıdığı haklardan yararlanılmış olması, başka bir öğrenim düzeyinde bu madde hükümlerinden yararlanmaya engel teşkil etmeyecek.
Yeniden öğrenime başlayanların askerlik ertelemeleri Askeralma Kanunu'nun "Erteleme" başlıklı hükmündeki usul ve esaslara göre yapılacak. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte askerlik görevini yapmakta olanlar terhislerini takip eden 2 ay içinde ilgili yükseköğretim kurumuna başvurmaları halinde bu düzenlemede belirtilen haklardan yararlandırılacak.
Bu düzenlemede yer alan hükümlerden yararlanarak ayrıldığı yükseköğretim kurumuna kayıt yaptıranlardan ÖSYS/YKS puanı giriş yılı itibarıyla aynı veya farklı bir diploma programının aynı türden taban puanına sahip olanlar, bu programlardan birine yatay geçiş talebinde bulunabilecek. Bu kapsamda farklı bir diploma programından yatay geçişle kabul edilecek öğrenci sayıları, ilgili programa kayıtlı öğrenci sayısı ve üniversitenin fiziki koşulları dikkate alınmak suretiyle belirlenecek. Buna ilişkin usul ve esaslar yükseköğretim kurumları senatolarınca belirlenecek.
Bu düzenlemeden yararlanıp bir yükseköğretim kurumunda öğrenci statüsü kazananlar, başvurmaları halinde Anadolu Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi bünyesindeki açık öğretim önlisans veya lisans düzeyindeki eşdeğer programlara yatay geçiş yapabilecek. Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye YÖK yetkili olacak.
Komisyonda kabul edilen önergeyle "öğrenci affını" düzenleyen maddeye ekleme yapıldı. Buna göre, Anayasa uyarınca özel kanun hükümlerine tabi olan Polis Akademisi ile buna bağlı eğitim-öğretim kurumları, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile buna bağlı eğitim-öğretim kurumları, Milli Savunma Üniversitesine bağlı harp okulları, astsubay meslek yüksekokulları ve enstitüler ile Milli Savunma Bakanlığı, Polis Akademisi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına başka yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmekteyken kendi isteğiyle veya başka sebeplerle ilişiği kesilen öğrenciler hakkında bu madde hükümleri uygulanmayacak.
Kanun'un "Kurumlara dönüş" başlıklı hükmünde belirtilen koşulları taşıyan ve 67 yaşını dolduran tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre uzman olup devlet yükseköğretim kurumlarında çalışmış öğretim üyeleri, 3 yıl içinde ihtiyacı olan bir yükseköğretim kurumuna başvurmaları halinde sözleşmeli olarak çalıştırılabilecek.
Öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri de içeren Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne göre, tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanlarında ortaya çıkan araştırma görevlisi kadro ihtiyacı başta olmak üzere yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı kadro ihtiyacının karşılanması amacıyla 48 üniversiteye profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, araştırma görevlisi kadroları ihdas edilecek.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda kabul edilen teklifle Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde yer alan İslami İlimler, Sağlık Bilimleri, İnsan ve Toplum Bilimleri fakültelerinin Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi bünyesinde de yer alması nedeniyle Sütçü İmam Üniversitesindeki ilgili birimlerle birleştirilmesi ve mükerrerliğin ortadan kaldırılması amaçlanıyor.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin bilim ve teknoloji odaklı bir yükseköğretim kurumu olarak yapılandırılması hedeflendiği için İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağlı İletişim ve Turizm fakülteleri Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanıyor. Düzenlemelere bağlı olarak Elbistan Meslek Yüksekokulu, Türkoğlu Meslek Yüksekokulu, Onikişubat Meslek Yüksekokulu Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanacak. Ayrıca Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri enstitüleri kapatılarak Lisansüstü Eğitim Enstitüsü açılacak.
Vakıf yükseköğretim kurumlarının personel ücretlerinden kesilen gelir vergisinin iade edilmesine yönelik teşvikten yararlanabilmesi için aranan toplam öğrenci sayısının en az yüzde 50'sinin tezli yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden oluşması şartı kaldırılacak.
Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi'nin adı, yaşanan gelişmeler ile ortaya çıkan ihtiyaç nedeniyle misyonunun ve vizyonunun değiştirilerek bilim ve teknoloji ağırlıklı bir üniversite olarak yapılandırılması öngörüldüğü için "İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" şeklinde değiştiriliyor. Bu amaç doğrultusunda TUSAŞ ile yürüttüğü çalışmalar gözetilerek Üniversite, Rektörlüğe bağlı Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi ile Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi, Fen Fakültesi, TUSAŞ Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Elbistan İşletme Fakültesi ile Yabancı Diller Yüksekokulundan oluşacak.
Mevzuatta Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine yapılmış atıflar, İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılmış sayılacak.
Tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanlarında araştırma görevlisi kadrolarının kullanılmaya başlanması nedeniyle ortaya çıkan araştırma görevlisi kadro ihtiyacı başta olmak üzere yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı kadro ihtiyacının karşılanması amacıyla 48 üniversiteye profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, araştırma görevlisi kadroları ihdas ediliyor.

Geçiş hükümleri
Kanun'a eklenen geçici maddeyle İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi arasında devredilen, birleştirilen veya kapatılan akademik birimlerin geçiş hükümleri düzenleniyor. Bu birimlerdeki bütçe ödenekleri, laboratuvar donanımları ve personelin kadrolarıyla birlikte Sütçü İmam Üniversitesine devredilmesi, kayıtlı öğrencilerin eğitim hakları ve muafiyetleri korunarak mağduriyet yaşanmaksızın aktarılması ve diplomaların verilme usulleri düzenleniyor.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağlıyken bağlantısı veya adı ve bağlantısı değiştirilerek Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan yükseköğretim birimlerinin ilgili yılı bütçe ödenekleri, bütçedeki ödeneklerin tahakkuka bağlanma yetkisi, laboratuvar donanımı başka bir işleme gerek kalmaksızın Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine devredilmiş sayılacak.
Bağlantısı değiştirilen birimlerde görev yapan personel, birimin bağlandığı üniversiteye atanmış sayılacak ve bu personele ilişkin kadro ve pozisyonlar herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bağlandığı üniversiteye ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılacak.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin İslami İlimler, Sağlık Bilimleri, İnsan ve Toplum Bilimleri, İletişim ve Turizm fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin teklifte belirtilen fakültelerine aktarılacak.
Komisyonda kabul edilen önergeyle, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Afşin Sağlık Yüksekokulu ve Göksun Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu kapatılması ve bu yüksekokullarda öğrenim gören öğrencilerin, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere aynı üniversitenin düzenlemede belirtilen fakültelerine aktarılmasına ilişkin hüküm, kanun teklifinden çıkarıldı.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Elbistan Mühendislik Fakültesi kapatılacak ve buradaki öğretim elemanları aynı Üniversitenin Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesine, Üniversitenin Elbistan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ve Elbistan Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören öğrenciler 2025-2026 eğitim öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak kurulan Elbistan Meslek Yüksekokuluna aktarılacak.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türkoğlu Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören öğrenciler, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türkoğlu Meslek Yüksekokuluna, İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde İslami İlimler, Sağlık Bilimleri, İnsan ve Toplum Bilimleri, İletişim ve Turizm anabilim dallarında öğrenim gören lisansüstü öğrenciler Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitülerinde öğrenim gören lisansüstü öğrenciler Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonundan geçerli olmak üzere aktarılacak.
İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağlıyken adı değiştirilerek veya değiştirilmeyerek bu düzenlemeyle Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan birimler 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonunda devredilecek. Bu birimler için ilan edilmiş öğretim elemanı alımları Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından tamamlanacak.
Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesine bağlı iken bağlantısı veya adı ve bağlantısı değiştirilerek Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlanan birimlerde kayıtlı bulunan öğrencilere verilecek mezuniyet belgeleri ile diplomalar, öğrencilerin istemesi halinde kayıt tarihlerinde bağlı bulunduğu üniversite adıyla aktarıldıkları üniversite tarafından verilecek. Bu konuda çıkabilecek ihtilafları sonuçlandırmaya Yükseköğretim Kurulu yetkili olacak.
Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Japonya Hükümeti ve/veya Japonya ülke kuruluşlarından kendi adına yılı yatırım programında yer almaksızın sağlayacağı dış finansmana düzenlemede öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde hibe almaya Hazine ve Maliye Bakanı yetkili olacak.
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi adıyla yer alan üniversitenin adı "İstiklal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" şeklinde değiştiriliyor.
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nda yapılan düzenlemeye göre, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacakların arasına yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları da eklenecek.

İnşaatta işçiler birbirine girdi

Antalya'nın Manavgat ilçesinde inşaat alanında iki işçi grubu arasında çıkan kavgada 3 kişi yaralandı. Yaralanan işçiler ambulanslarla hastaneye kaldırılırken, kavganın ardından inşaatta çalışan çok sayıda işçinin otobüslerle memleketlerine gönderildiği bildirildi

15.07.2026 13:39:00
İhlas Haber Ajansı
 
İnşaatta işçiler birbirine girdi
İnşaatta işçiler birbirine girdi
Manavgat ilçesi 4 Blok; 63 daire, 54 ofis ve 11 ticari dükkandan oluşan Bahçelievler Mahallesi Çetin Emeç Caddesi üzerindeki inşaatta iki işçi grubu arasında bilinmeyen bir sebepten çıkan kavgada Muhammet B., Seyfettin B. ve Kamil B.'nin vücutlarının çeşitli yerlerinden yaralandı. 112 Acil Çağrı Merkezi'ne gelen ihbarın ardından olay yerine çok sayıda ambulans ve polis ekibi sevk edilirken, yaralılar 112 sağlık ekiplerinin olay yerindeki müdahalesinin ardından ambulanslarla Manavgat Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Polis ekiplerinin de inşaat içerisinde ve çevresinde önlem aldığı gözlendi.

Diğer taraftan kavga anı çevredeki vatandaşlar tarafından cep telefonuyla kayda alındı.

Güzelbahçe'de Belediye Başkanı'nın gözaltındaki oğlu, gelini ve kardeşi için karar

Güzelbahçe Belediyesinde yürütülen "rüşvet" ve "irtikap" soruşturması kapsamında gerçekleştirilen ikinci dalga operasyonda gözaltına alınan, tutuklu Belediye Başkanı Mustafa Günay'ın oğlu, gelini ve kardeşi serbest bırakıldı

15.07.2026 12:30:00 / Güncelleme: 15.07.2026 12:36:02
AA
 
Güzelbahçe'de Belediye Başkanı'nın gözaltındaki oğlu, gelini ve kardeşi için karar
Güzelbahçe'de Belediye Başkanı'nın gözaltındaki oğlu, gelini ve kardeşi için karar
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın 26 Mayıs'taki ilk dalgasında, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma, rüşvet, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma" suçlamalarıyla Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay ile İmar ve Şehircilik Müdürü Özgür Bayraktar gözaltına alınmış ve çıkarıldıkları nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, 27 Mayıs'ta yaptığı açıklama ile tutuklanan Belediye Başkanı Mustafa Günay'ın "geçici bir tedbir olarak" görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu. Aynı operasyonda gözaltına alınan Günay'ın eşi Nermin Günay ile eski Güzelbahçe Belediye Başkanı Özden Mustafa İnce'nin de aralarında bulunduğu diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Güzelbahçe Belediyesinde "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "rüşvet" ve "irtikap" suçlarına yönelik yürütülen soruşturmada yeni gelişmeler yaşandı. Edinilen bilgiye göre, 26 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen ilk operasyonun ardından derinleştirilen soruşturmada, MASAK verileri üzerinde analiz ve incelemeler yapıldı. Yapılan çalışmalar sonucunda örgütlü şekilde rüşvet ve irtikap suçlarına karıştığı değerlendirilen toplam 7 şüpheli daha belirlendi. Şüphelilerden birinin hâlihazırda tutuklu olduğu tespit edildi. Savcılığın talimatıyla 14 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, tutuklu Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay'ın oğlu Ahmet Günay, gelini İmran Kübra Günay ve kardeşi Hüseyin Günay ile bir şüpheli daha gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan başkanın 3 yakını ve diğer şüphelinin serbest bırakıldığı öğrenildi.

Dosya kapsamında firari durumda olan 2 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların ise emniyet güçlerince aralıksız sürdürüldüğü bildirildi.

Mahkemeden mehir davasında emsal karar: 150 gram altın ödenecek

Giresun'da dini nikâh sırasında taahhüt edilen 150 gram altın mehir, boşanmanın ardından mahkemeye taşındı

15.07.2026 12:08:00
Haber Merkezi
 
Mahkemeden mehir davasında emsal karar: 150 gram altın ödenecek
Mahkemeden mehir davasında emsal karar: 150 gram altın ödenecek
Giresun'da dini nikâh sırasında taahhüt edilen 150 gram altın mehir, boşanmanın ardından mahkemeye taşındı. Eşinin vaat ettiği altınların ödenmediğini öne süren kadın, imzalı mehir senedini delil olarak mahkemeye sundu. Mahkeme, belgeyi geçerli kabul ederek kadına 150 gram altın ödenmesine hükmetti.
Giresun'da boşanan bir kadın, dini nikâh sırasında kendisine verilmesi taahhüt edilen 150 gram altının ödenmediği gerekçesiyle yargıya başvurdu.
Yaklaşık beş yıl önce resmi nikâhın ardından dini nikâh kıyan çift, mehir konusunda yazılı bir belge düzenledi. Tarafların imzasını taşıyan belgede, kadına 150 gram altın verileceği taahhüt edildi.

Mahkemede delil olarak kabul edildi
İddiaya göre, evlilik süresince vaat edilen altınlar kadına teslim edilmedi.
Boşanmanın ardından kadın, mehir senedinden doğan alacağının tahsili için dava açtı.
Davacı, üzerinde her iki tarafın da imzasının bulunduğu mehir senedini mahkemeye delil olarak sundu.
Mahkeme, imzalı belgeyi geçerli delil kabul ederek, davalı erkeğin 150 gram altını kadına ödemesine karar verdi.
Davacı kadının avukatı, kararın en önemli dayanağının mehir vaadinin yazılı ve imza altına alınmış olması olduğunu belirtti.
Avukat, Türk Medeni Kanunu'na göre kadınların evlilikten doğan haklarını elde edebilmesi için resmi nikâhın şart olduğunu hatırlatarak, "Eğer bir mehir alacağı olarak vaatte bulunulduysa bunun mutlaka imza altına alınmış olması ve bu imzanın orada tanıklar tarafından yapılmış olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin 23 şüpheli adliyede

"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına yönelik yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 23 şüpheli adliyeye sevk edildi

15.07.2026 08:50:00
AA
 
"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin 23 şüpheli adliyede
"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin 23 şüpheli adliyede

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen, aralarında derneğin kurucusu olan şarkıcı Haluk Levent'in de yer aldığı 24 şüphelinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki işlemleri tamamlandı.

Şüphelilerden 23'ü Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilirken, 1'i işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Öte yandan, jandarma ekiplerince gözaltına alınan 17 şüphelinin ise işlemleri sürüyor.

Operasyon

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlarının önlenmesi ile şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yürütülmüştü.

Bu kapsamda, Ahbap Derneği çalışanlarına yönelik hazırlanan MASAK raporları, hesap hareketleri incelemeleri ile teknik ve fiziki takip çalışmaları sonucunda, şüphelilerin mali profilleriyle uyumsuz yüksek tutarlı para hareketlerinin bulunduğu, aralarında yüksek miktarlı para transferleri gerçekleştirildiği, şans oyunları hesaplarına yüksek meblağlarda para aktararak bahis oynadıkları ve bu yolla yüksek miktarlarda para kaybettikleri, ayrıca kısa süre içerisinde aralarında zincirleme şekilde çok sayıda tapu devir işlemi gerçekleştirdikleri tespit edilmişti.

Yürütülen soruşturma kapsamında, Ahbap Derneği üyesi ve dernek çalışanlarıyla bağlantılı olduğu belirlenen aralarında derneğin kurucusu olan şarkıcı Haluk Levent'in de yer aldığı 17 şüpheli, 12 Temmuz'da düzenlenen operasyonla gözaltına alınmıştı. Çalışmaların devamında 7 zanlı daha yakalanmıştı.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda ise 17 şüpheli daha gözaltına alınmıştı. 

Tahliye taahhütnamesi ne zaman geçersiz sayılır?

Yargıtay, boş taahhütname ve eş imzası konularında görüşünü değiştirerek bu unsurları geçerli kabul ederken, kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanan tahliye taahhütnamesini kesinlikle geçersiz saymaya devam ediyor. Taahhütnamenin en erken kira sözleşmesinden bir gün sonra imzalanması gerekiyor. Avukat Büşra Kiraz, Meltem TV’de konuyu tüm detaylarıyla anlattı

14.07.2026 22:00:00
Haber Merkezi
 
Tahliye taahhütnamesi ne zaman geçersiz sayılır?
Tahliye taahhütnamesi ne zaman geçersiz sayılır?
Kira ilişkilerinde ev sahiplerinin en sık başvurduğu yöntemlerden biri olan tahliye taahhütnamesi, kiracının belirli bir tarihte konutu boşaltacağına dair yazılı taahhütte bulunmasıdır. Bu belge sayesinde ev sahibi, kira sözleşmesinin sona ermesi halinde kiracıyı tahliye etmek için icra yoluyla daha hızlı ve kolay işlem yapabilmektedir. Ancak Yargıtay'ın içtihatları, bu belgenin geçerliliğini sıkı şartlara bağlıyor.

Meltem TV'nin Gayrimenkul Pusulası programında Avukat Büşra Kiraz, Yargıtay'ın tahliye taahhütnamesi konusundaki güncel yaklaşımını değerlendirdi. Kiraz'ın açıklamasına göre Yargıtay, son dönemde "boş taahhütname" (imzalanmadan önce doldurulmamış form) ve evli kiracılarda eşin imzasının bulunması gibi konularda görüş değiştirdi. Bu unsurlar artık geçerli kabul ediliyor.

Ancak Yargıtay'ın tavrında değişmeyen en kritik nokta, taahhütnamenin kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanmasıdır. Avukat Kiraz, Yargıtay'ın bu durumda tahliye taahhütnamesini kesinlikle geçersiz saydığını vurguladı. Kiraz'a göre taahhütname, kira sözleşmesinin imzalanmasından en erken bir gün sonra imzalanmalıdır.

Bu kuralın temel gerekçesi, taahhütnamenin kiracının özgür iradesiyle verilmiş olmasını sağlamaktır. Kira sözleşmesiyle aynı anda imzalanan bir taahhütname, kiracının konutu kiralama şartı olarak algılanabilir ve bu durum belgenin hukuki niteliğini zedeler. Yargıtay, bu tür taahhütnamelerin "sözleşmenin eki veya koşulu" niteliğinde görülebileceği gerekçesiyle geçersizliğine hükmetmektedir.

Avukat Büşra Kiraz, programda kiracıların ve ev sahiplerinin bu ayrımı dikkatle gözetmesi gerektiğini belirtti. Aynı gün imzalanan taahhütnamelerin ileride tahliye işlemlerinde sorun yaratabileceğini, ev sahibinin icra takibi başlatamayabileceğini ve konuyu mahkemeye taşımak zorunda kalabileceğini ifade etti. Kiraz, taahhütnamenin ayrı bir belge olarak, sözleşmeden sonraki bir tarihte, tercihen kiracının kendi el yazısıyla ve tarih atılarak hazırlanmasının önemine dikkat çekti.

Bu Yargıtay yaklaşımı, hem kiracıları olası baskılardan korumayı hem de ev sahiplerinin usulüne uygun hazırladığı taahhütnamelerle haklarını güvence altına almayı amaçlıyor. Uzmanlar, kira sözleşmesi imzalanırken tahliye taahhütnamesinin hemen aynı anda alınmamasının, ileride yaşanabilecek hukuki ihtilafları önleyeceğini belirtiyor.

Meltem TV'de Av. Büşra Kiraz'ın açıklamalarıyla gündeme gelen bu konu, özellikle yoğun kira uyuşmazlıklarının yaşandığı dönemde kiracı-ev sahibi ilişkilerinde önemli bir hukuki uyarı niteliği taşıyor.

Yenidoğan Çetesi davası ertelendi

İstanbul’da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan ‘Yenidoğan Çetesi’nin yöneticileri ve üyelerinin yargılandığı davada mahkeme, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerininin devamına hükmederek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 12 Ekim tarihine erteledi

14.07.2026 19:00:00
İHA
 
Yenidoğan Çetesi davası ertelendi
Yenidoğan Çetesi davası ertelendi
İstanbul'da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan 'yenidoğan çetesi'ne yönelik düzenlenen 2'nci dalga operasyona ilişkin geçtiğimiz günlerde iddianame hazırlanmıştı. Çete lideri olduğu iddia edilen Fırat Sarı'yla birlikte hareket ettikleri belirlenen şüphelilere yönelik hazırlanan ve ana dava dosyası ile birleştirilen iddianame ile sanık sayısı 61'e yükselmişti.

Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nce adliyenin konferans salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanık Fırat Sarı ile bir kısım tutuksuz sanıklar ve tarafların avukatları katıldı. Bazı tutuklu ve tutuksuz sanıklar da duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Cuma günü görülen duruşmada, sanıklar savunmalarını tamamlamış, dün yapılan oturumda ise sanıkların avukatları savunmalarını yapmışlardı.

"Eylemlerden müvekkilimin sorumlu tutulması, kabul edilebilir bir husus değildir"

Konuya ilişkin bugün görülen duruşmada, tutuklu sanık Hakan Doğukan Taşçı'nın avukatı Hande Yücedağ savunma yaptı. Avukat Yücedağ savunmasında, "Serdarova bebek bakımından raporda çelişki vardır. Dosyada hala tutukluluk devam kararları verilmesi hukuki olarak kabul edilebilir değildir. Müvekkilin beraatını talep ediyoruz" diye konuştu.

Tutuklu sanık Rıza Keykubat'in avukatı Simay Maraşlı, "Eylemlerden müvekkilimin sorumlu tutulması, kabul edilebilir bir husus değildir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi dikkate alınarak, sanığın beraatını talep ediyoruz" dedi.

Duruşma12 Ekim'e ertelendi

Alınan savunma ve beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerininin devamına hükmederek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 12 Ekim tarihine erteledi.

Üvey annesi ile kız kardeşinin boğazını keserek öldürdü

Konya'da bir kişi tartıştığı öz kız kardeşi ve üvey annesinin boğazını keserek öldürdü. Evde bulunan babasına zarar vermeyen şüpheli, polis ekiplerince gözaltına alındı

14.07.2026 16:46:00
İhlas Haber Ajansı
 
Üvey annesi ile kız kardeşinin boğazını keserek öldürdü
Üvey annesi ile kız kardeşinin boğazını keserek öldürdü
Olay, saat 14.00 sıralarında merkez Selçuklu ilçesi Işıklar Mahallesi Hilmidede Sokak üzerinde bulunan 3 katlı binada meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, binanın ikinci katındaki dairede yaşayan R.Ö., üvey annesi Dursuniye Öztürk ve kız kardeşi Esmanur Öztürk ile tartışmaya başladı.

Tartışma sırasında R.Ö., mutfaktan aldığı bıçakla üvey annesi Dursuniye Öztürk ve kız kardeşi Esmanur Öztürk'ün boğazını kesti. Komşuların ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Polis ekiplerinin müdahalesi sonrası zanlı olay yerinden kaçamadan gözaltına alındı. Sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinde Dursuniye Öztürk ile Esmanur Öztürk'ün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Olayda evde bulunan zanlının babası ise kontrol amaçlı hastaneye kaldırıldı.

Zanlı polis ekiplerince emniyete götürülürken, olay yerindeki incelemelerin ardından olayda hayatını kaybeden Dursuniye Öztürk ile Esmanur Öztürk'ün cenazeleri Konya Adli Tıp Morguna kaldırıldı. Olayla ilgili tahkikat sürüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.