Kesin olan şudur ki çalışan da, emekli, dul ve yetim de Türkiye'de maaş alamıyor. Yahu olur mu, günü geldiğinde bankaya gidiyor bankamatikten maaşımızı tıkır tıkır çekiyoruz. Muhalefet olur amma bu kadar da olmaz diyen sesleri duyar gibiyiz.O zaman soruyu "cevabı içinde" bulunacak şekilde soralım:"- Bir kişiden beş bin lira alacağınız olsa, o kişi de size bu beş bin lira karşılığında 500 lira verse, siz alacağınızı almış mı olursunuz?"Türkiye'deki durum işte tam da bu örnekte olduğu gibidir. Siyasetçiler ve siyasetçilerle iş bitirenlerin dışında hiç kimse emeğinin karşılığı olarak Türkiye'nin imkânlarından hissesine düşeni alamazken, ötekiler, misliyle, çoğu zaman mislinin misliyle çarpımı miktarınca pay alır, memur, emekli, dul ve yetim dünya ülkeleri arasında gelir sıralamasında dibe vururken onlar kısa sürede dünya zenginler listesine giriverir.Bu sefer de, belki şöyle bir soru sorulabilir:"- Bu gerçeği gören bir siz misiniz? Çalışanlar, emekli, dul ve yetimler başlarına geleni fark etmeyecek kadar aptal mıdırlar?"Elbette kimse aptal değildir amma mesela AKP'ye hâlâ verilen destek icraat ve gelirden memnun olmanın karşılığı değil, "Bu kadarını bulamayanlar da var. Başımıza bir şey gelirse biz de onlardan oluruz" korkusudur.Bu bir?İkincisi..Siyaset, devlet eliyle vermediğinin bir kısmını makarna-bulgur ve kömür gibi gıda paketleri türünden ayni yardımlarla kapatarak bir "kendine bağımlılar" oluşturmuştur. Kendine "ihaleler" ve "rüşvetler" garibana "makarna ve kömür" bir "yandaşlık" psikolojisine dönüşmüş ve "yandaşlar" yandaş olmayanlar karşısında kendilerini "ayrıcalıklı" görmeye, "yiyor amma bize de veriyor" sevinci yaşamaya başlamışlardır.Bu hal tam bir "çöküş" halidir?A.Ragıp Akyavaş çöken Osmanlı'da gözü ile gördükleri ve bizzat yaşadıklarını Üstad-ı Hayat'ının 2.cildinde şöyle anlatır..Özetleyerek aktarıyoruz?İmparatorluğun son dönemlerinde ay otuz olduğunda maaşı tıkır tıkır almak yoktu. Memurlar maaşlarını sarrafa kırdırır sıkıntı içinde yaşarlardı. Bugün de durum aynıdır sarrafın yerini kredi kartı ile bankalar almıştır, o kadar?"Hediye paketine sevinmeye" örnek ise Üç Anbarlı Mahmudiye ile eski nakliye gemisi Taif vapurunun kadro dışı bırakılıp hurdaya çıkarılması ile başlar? Bahriye erkân ve zâbitanının ödenemeyen maaşlarına karşılık bu gemiler alelacele parçalanmıştır. Maaş bordroları yerine kesilen maaş kâğıtları Maliye Nazırı Hasan Paşa'ya sunulur, Hasan Paşa da kâğıtların altına meselâ, "Maaşına karşılık Taif vapurundan 500 okka enkaz verile" diye yazarmış.Akyavaş, "Nazır Paşa'dan bu emri koparanlar sevinçten adeta uçarlar ve hemen enkazcılara koşup maaş kâğıdını paraya tahvil ederlerdi" diyor. Yani Nazır'dan bu kâğıdı koparmak öyle kolay değilmiş?Dün "gemi enkazı" bugün "makarna paketi, kömür torbası". Bugünün tek farkı?Aslında bal gibi hak edilen "Maaşın cüzi bir kısmına karşılık" olmasına rağmen verilen paketlerin üzerinde "maaşına karşılık" notunun yazılmamış olması?O dalavereler Osmanlı'yı kurtarmadı. Bugünkülerin al takke ver külahları da inşallah devlet ve vatandan değil iktidarlarından çıkar.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hasan Demir / diğer yazıları
- Artık yeter! / 02.11.2015
- Artık yeter! / 28.09.2015
- Sandıktan ne çıkacak! / 21.09.2015
- Böyle milliyetçilik olur mu? / 12.09.2015
- AKP başımıza neler getirecek! / 11.09.2015
- Şehit ve gaziden korkanlar! / 07.09.2015
- Kripto Ermeniler! / 29.08.2015
- Atatürk sandıktan çıkmadı! / 24.08.2015
- Bu ne biçim üslup böyle! / 22.08.2015
- Asalet nerede? / 16.08.2015
- Artık yeter! / 28.09.2015
- Sandıktan ne çıkacak! / 21.09.2015
- Böyle milliyetçilik olur mu? / 12.09.2015
- AKP başımıza neler getirecek! / 11.09.2015
- Şehit ve gaziden korkanlar! / 07.09.2015
- Kripto Ermeniler! / 29.08.2015
- Atatürk sandıktan çıkmadı! / 24.08.2015
- Bu ne biçim üslup böyle! / 22.08.2015
- Asalet nerede? / 16.08.2015