Kapitalizmin en büyük ironilerinden biri şudur:
Teoride tüketim gücünü kabul eder, pratikte sermayeyi büyütür.
1929 Büyük Buhranı dünyayı sarstığında John Maynard Keynes sahneye çıktı ve çok net bir teşhis koydu:
Piyasa kendi kendini her zaman toparlayamaz. Eğer talep yoksa üretim çöker, işsizlik artar ve ekonomi daralır.
Bu, iktisat tarihinin en doğru tespitlerinden biridir.
Ancak aradan geçen neredeyse bir asra rağmen şu soruyu sormak zorundayız:
Madem etkin talep bu kadar merkezi, neden gelir dağılımı bozuluyor?
Neden krizler aralıklarla geri dönüyor?
Neden büyüme rakamları artarken refah tabana yayılmıyor?
Sorun teoride değil.
Sorun, teorinin hangi sistem içinde uygulandığında ortaya çıkıyor.
Ancak bu müdahale, mülkiyet yapısını değiştirmedi. Para üretim mekanizması yine bankacılık sistemi üzerinden yürüdü. Finans sektörü merkezde kaldı.
Yani etkin talep, sistemin kalbine değil; kriz anlarında kullanılan bir destek mekanizmasına dönüştü.
Talep artırıldı ama şu soru sorulmadı:
Talep artışının finansmanı kim üzerinden sağlanıyor?
2008 sonrası uygulanan parasal genişleme politikaları bunun en açık örneğidir. Amaç talebi desteklemekti. Fakat piyasaya sürülen likidite, reel üretimden çok finansal varlıklara yöneldi. Borsalar büyüdü, varlık fiyatları arttı, ancak gelir eşitsizliği derinleşti.
Etkin talep, finansal sistemin filtresinden geçtiğinde sermayeye çalışır.
Teşvikle artan gelir ise kalıcı değildir.
Bu nedenle sistem kısa vadede canlanır, uzun vadede tekrar daralır.
Keynes'in teorisi talebin önemini vurgular; ancak talebin kalıcı ve sistemik olarak nasıl finanse edileceğini çözmez.
Onun temel tespiti şudur:
"Üretimi artırmanın yolu tüketim gücünü artırmaktır."
Ancak bu tüketim gücü borçla değil; gelir dağılımı politikasıyla ve milli para egemenliğiyle sağlanmalıdır.
Bu, Keynesyen geçici müdahaleden farklıdır.
Bu, sistemin para mimarisine dokunan bir yaklaşımdır.
Eğer para üretimi finansal sermayenin kontrolündeyse, etkin talep bile sermayeyi büyütür.
Eğer para üretimi kamusal üretim ve tüketim ekseninde tasarlanırsa, talep tabana yayılır.
Bu nedenle sistem kriz anlarında talebi destekler;
kriz geçince yeniden finans merkezli yapısına döner.
Bu döngü tesadüf değildir.
Bu, sistemin doğasıdır.
Ama şu soru sorulmadan sonuç değişmez:
Talep, borçla mı finanse edilecek?
Yoksa gelir gücüyle mi?
Kapitalizm ilkini tercih eder.
Milli Ekonomi Modeli ise ikincisini savunur.
Ve belki de tartışmanın özü budur:
Etkin talep, sistemi kurtarmak için mi kullanılacak?
Yoksa toplumu güçlendirmek için mi?
Cevap, refahın yönünü belirler.
Teoride tüketim gücünü kabul eder, pratikte sermayeyi büyütür.
1929 Büyük Buhranı dünyayı sarstığında John Maynard Keynes sahneye çıktı ve çok net bir teşhis koydu:
Piyasa kendi kendini her zaman toparlayamaz. Eğer talep yoksa üretim çöker, işsizlik artar ve ekonomi daralır.
Bu, iktisat tarihinin en doğru tespitlerinden biridir.
Ancak aradan geçen neredeyse bir asra rağmen şu soruyu sormak zorundayız:
Madem etkin talep bu kadar merkezi, neden gelir dağılımı bozuluyor?
Neden krizler aralıklarla geri dönüyor?
Neden büyüme rakamları artarken refah tabana yayılmıyor?
Sorun teoride değil.
Sorun, teorinin hangi sistem içinde uygulandığında ortaya çıkıyor.
Etkin talep kimin için?
Keynes, devletin talebi desteklemesini savundu. Kamu harcamaları artacak, gelir dolaşıma girecek, üretim canlanacaktı.Ancak bu müdahale, mülkiyet yapısını değiştirmedi. Para üretim mekanizması yine bankacılık sistemi üzerinden yürüdü. Finans sektörü merkezde kaldı.
Yani etkin talep, sistemin kalbine değil; kriz anlarında kullanılan bir destek mekanizmasına dönüştü.
Talep artırıldı ama şu soru sorulmadı:
Talep artışının finansmanı kim üzerinden sağlanıyor?
2008 sonrası uygulanan parasal genişleme politikaları bunun en açık örneğidir. Amaç talebi desteklemekti. Fakat piyasaya sürülen likidite, reel üretimden çok finansal varlıklara yöneldi. Borsalar büyüdü, varlık fiyatları arttı, ancak gelir eşitsizliği derinleşti.
Etkin talep, finansal sistemin filtresinden geçtiğinde sermayeye çalışır.
Borçla canlanan talep, refah üretmez
Kapitalizm talebi iki yolla büyütür:- Borçlandırarak
- Geçici teşviklerle
Teşvikle artan gelir ise kalıcı değildir.
Bu nedenle sistem kısa vadede canlanır, uzun vadede tekrar daralır.
Keynes'in teorisi talebin önemini vurgular; ancak talebin kalıcı ve sistemik olarak nasıl finanse edileceğini çözmez.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın itirazı
Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaklaşımı tam da bu noktada ayrışır.Onun temel tespiti şudur:
"Üretimi artırmanın yolu tüketim gücünü artırmaktır."
Ancak bu tüketim gücü borçla değil; gelir dağılımı politikasıyla ve milli para egemenliğiyle sağlanmalıdır.
Bu, Keynesyen geçici müdahaleden farklıdır.
Bu, sistemin para mimarisine dokunan bir yaklaşımdır.
Eğer para üretimi finansal sermayenin kontrolündeyse, etkin talep bile sermayeyi büyütür.
Eğer para üretimi kamusal üretim ve tüketim ekseninde tasarlanırsa, talep tabana yayılır.
Asıl çelişki
Kapitalizm etkin talep teorisini kabul eder ama mülkiyet düzenini değiştirmez.Bu nedenle sistem kriz anlarında talebi destekler;
kriz geçince yeniden finans merkezli yapısına döner.
Bu döngü tesadüf değildir.
Bu, sistemin doğasıdır.
Soru şu
Etkin talep teorisi doğru olabilir.Ama şu soru sorulmadan sonuç değişmez:
Talep, borçla mı finanse edilecek?
Yoksa gelir gücüyle mi?
Kapitalizm ilkini tercih eder.
Milli Ekonomi Modeli ise ikincisini savunur.
Ve belki de tartışmanın özü budur:
Etkin talep, sistemi kurtarmak için mi kullanılacak?
Yoksa toplumu güçlendirmek için mi?
Cevap, refahın yönünü belirler.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Borç, kur ve kırılganlık: Krizlerin matematiği ve Milli Ekonomi Modeli / 28.02.2026
- Tarımsal destek, büyüme ve Milli Ekonomi Modeli / 27.02.2026
- Üretim için büyük sermaye şart mı? / 26.02.2026
- Etkin talep var ama refah neden yok? / 25.02.2026
- Yapay zekâ, mikro girişimcilik ve üretimin demokratikleşmesi / 20.02.2026
- Küresel sistem çıkmazda: Viyana’dan yükselen alternatif / 14.02.2026
- GSYH büyürken refah neden geriliyor? Ölçüm krizinin tarihsel arka planı / 12.02.2026
- Hayat paraya indirgenemez / 11.02.2026
- Bir mumdan güneşe: Viyana’dan dünyaya yükselen iktisadî bir itiraz / 10.02.2026
- Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı var / 07.02.2026
- Tarımsal destek, büyüme ve Milli Ekonomi Modeli / 27.02.2026
- Üretim için büyük sermaye şart mı? / 26.02.2026
- Etkin talep var ama refah neden yok? / 25.02.2026
- Yapay zekâ, mikro girişimcilik ve üretimin demokratikleşmesi / 20.02.2026
- Küresel sistem çıkmazda: Viyana’dan yükselen alternatif / 14.02.2026
- GSYH büyürken refah neden geriliyor? Ölçüm krizinin tarihsel arka planı / 12.02.2026
- Hayat paraya indirgenemez / 11.02.2026
- Bir mumdan güneşe: Viyana’dan dünyaya yükselen iktisadî bir itiraz / 10.02.2026
- Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı var / 07.02.2026



























































