Maide suresi 3. ayette ifade edildiği gibi, "dinin kemale erdiği", nübüvvet yolunun ışığıyla velayet yolunun başladığı en mukaddes günlerden biri olan Gadir-i Hum, yalnızca tarihi bir hatıra değil; tüm insanlığı tevhid potasında bir ve beraber kılacak ilahi iradenin yeryüzündeki ilan günüdür.
Bu mübarek gün, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin vefatından sonra Müslümanların maddi ve manevi anlamda idareciliğini kimin üstleneceğinin bizzat Allah'ın emriyle tescillendiği, tüm İslam aleminin en büyük bahtsızlıkları yaşamasına sebep olan ayrılıkların reçetesinin sunulduğu yegane bayramdır.
Gadir-i Hum hadisesi; te'vile, yoruma veya siyasi manevralarla geçiştirilmeye kapalı, ayetlerin sarih beyanı, mütevatir hadisler ve müslümanların icmasıyla sabit olan sarsılmaz bir hakikattir.
Tebliğ Ayeti ve İmam Ali'nin velayeti
Hz. Peygamber (s.a.v.), yüz yirmi bini aşkın ashabıyla eda ettiği veda haccından Medine'ye doğru dönmekteydi. Takvimler Zilhicce'nin 18'ini gösterdiğinde, kavurucu sıcağın altında Gadir-i Hum denilen mevkide kervanlar durduruldu.
Sadece coğrafi bir durak değil, insanlık tarihinin en büyük ilanına sahne olacak bu mekanda Maide Suresi 67. ayet-i kerimesi (Tebliğ Ayeti) nazil oldu: "Ey Resul! Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun ve Allah Seni insanlardan koruyacaktır."
Bu ilahi hitap, sıradan bir emrin ötesinde, risaletin yirmi üç yıllık emeğinin tamamlanması için bir şart niteliğindeydi.
Büyük sahabe İbni Abbas (r.a.), bu ayetin nüzul sebebini şüpheye yer bırakmayacak bir netlikle aktarmaktadır. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber'e Hz. Ali'nin (k.v.) velayetini insanlara ilan etmesini emretmişti. Allah Resulü, cahiliye asabiyetinden henüz tamamen sıyrılamamış bazı çevrelerin "Amcasının oğlunu başımıza geçirdi" diyerek fitne çıkarmasından endişe duyduğunda, bu ayet-i kerime bir kalkan gibi inmiş ve ilahi koruma garantisiyle ilan emredilmiştir.
Bu emir üzerine Allah Resulü, yüksekçe bir yere çıkarak İmam Ali'nin elini tuttu ve gökyüzüne doğru kaldırarak o tarihi beynelmilel deklarasyonu gerçekleştirdi: "Ben kimin velisi (idarecisi, dostu) isem, işte bu Ali de onların velisidir. Allah'ım onu veli kabul edip dost olana dost ol; ona düşmanlık yapana da düşman ol." (Alusi, Ruhu'l Meani).
Bu muazzam gerçek; sadece Şia kaynaklarında değil, Ehl-i Sünnet dünyasının en muteber kabul ettiği Suyuti'nin Ed-Durru'l Mensur'unda, Vahidi'nin Esbab-ı Nüzül'ünde ve İbni Ebi Hatim'in Tefsiri'l Kur'ani'l Azim'inde tüm açıklığıyla yer almaktadır.
O gün orada, hiçbir kapalılığa yer bırakılmaksızın, Hz. Ali'nin müslümanlar üzerindeki hilafeti bizzat nebevi hitabın şu altı sarsılmaz vurgusuyla ilan edilmiştir:
* "Ali b. Ebi Talib, Benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve Benden sonraki halifemdir."
* "Allah Resulü'nün (s.a.v.) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur."
* "Ey insanlar! Bu Ali'dir. O Benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir."
* "Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum."
* "Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır."
* "Benden sonra Ali, Allah'ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır."
İkmal Ayeti ve Sünni kaynaklardaki icma
Peygamber Efendimizin bu tarihi hutbesinin ve İmam Ali'nin hilafet ilanın hemen ardından, henüz Müslümanlar Gadir-i Hum alanını terk etmeden, Kur'an-ı Kerim'in indirilen son ayeti olan Maide suresi 3. ayeti nazil oldu: "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim."
Bu ayet-i kerimenin nüzulüyle birlikte Allah Resulü (s.a.v.), sevinç ve hamd ile şöyle buyurmuştur: "Allah Benim peygamberliğimden, Ali'nin velayetinden razı oldu."
Dinin kemale ermesi, İslam binasının çatısının çatılması, ancak ve ancak İmam Ali'nin rehberliğinin tesciliyle mümkün olmuştur.
Bu hakikat; Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde, Fahri Razi'nin tefsirinde ve hatta Hüccetü'l-İslam İmam Gazali'nin Sırru'l Alemeyn isimli eserinde açıkça belirtilmiştir.
İmam Gazali, hilafet hususundaki delilin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar berrak olduğunu ifade ederek, cumhurun (Müslümanların ezici çoğunluğunun) Gadir-i Hum'daki hutbenin metninde şeksiz şüphesiz tam bir icma ve ittifak halinde olduğunu belirtir. Gazali'nin de altını çizdiği üzere; böylesine açık, icma ile sabit naslara aykırı olarak sonradan tevil ve yorumlar üretmeye kalkışmak tamamen batıldır.
Prof. Dr. Haydar Baş, İslam alemini Ehl-i Beyt ile yeniden buluşturdu
Ne acıdır ki, İslam tarihinin bu en merkezi akdi, siyasi rant peşinde koşanlar, saltanat sevdalıları ve ard niyetli çevreler tarafından asırlar boyunca adeta bir sır gibi saklanmış, üstü örtülmüş ve unutturulmaya çalışılmıştır.
Özellikle Sünni dünya, kendi kaynaklarında bile tüm ihtişamıyla duran bu tarihi ve Kur'ani hakikatten uzun yıllar mahrum bırakılmıştır.
Bu büyük gaflet ve cehalet perdesini yırtan, ümmetin makus talihini tersine çeviren isim ise merhum Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur.
Prof. Dr. Haydar Baş, ortaya koyduğu 15 ciltlik devasa Ehl-i Beyt Külliyatı ve dünyaya ilan ettiği Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt teziyle İslam düşünce tarihinde bir devrim gerçekleştirmiştir.
O, düzenlediği uluslararası sempozyumlar, paneller ve her yıl coşkuyla kutlanmasını sağladığı Gadir-i Hum programlarıyla, unutturulan bu ilahi emaneti yeniden müminlerin kalbine nakşetmiştir.
Eğer onun bu muazzam ilmi ve manevi mücadelesi olmasaydı, bugün İslam dünyası bu hayati hakikatten gafil yaşamaya devam edecek, mahşer gününde hesabını veremeyeceği bir cehaletin pençesinde kalacaktı.
Onun şu veciz ifadesi, Gadir-i Hum hadisesinin ne anlama geldiğini tek bir cümlede özetlemektedir: "İmam Ali'nin halife tayini ile risalet dönemi bitmiş, velayet dönemi başlamıştır."
Bizleri bu muazzam gerçeklerle buluşturan, tüm İslam alemine asıl kimliğini ve birleşme noktasını hatırlatan Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor, Cenab-ı Hak'tan bizleri onun ve Ehl-i Beyt'in şefaatlerinden mahrum eylememesini niyaz ediyoruz.
Gadir-i Hum Bayramı, tüm insanlığın adaletle, sevgiyle ve Ehl-i Beyt'in nurlu yoluyla aydınlanacağı günlerin müjdecisi olarak mübarek olsun.
- Dijital mutabakatın gölgesinde yeni hamle hazırlıkları / 22.06.2026
- Kaostan beslenen düzen ve Moskova’da patlayan İHA’lar / 21.06.2026
- İslamabad Anlaşması ve İran'ın büyük zaferi / 20.06.2026
- Raflara ceza, üreticiye baskı / 19.06.2026
- İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi / 18.06.2026
- Bütçe açıkları, faiz sarmalı ve kanıksanan yoksulluk / 17.06.2026
- Ortadoğu’da savaşa ‘reklam arası’ mı, yeni bir dönem mi? / 16.06.2026
- Gerçek enflasyonun altında ezilen emekli ve işçi / 15.06.2026
- Büyük zafer hayali kuran Trump, İran duvarına tosladı / 14.06.2026
























































