HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 MAYIS 2021, SALI

Fâtih ve Feth-i Mübîn-II

03.06.2001 00:00:00
29 Mayıs 1453 (20 Cemaziyelevvel 857) Salı sabahı ezan ve namazdan sonra Türk ordusunun büyük ve tarihî hareketi başladı. Ordu, hem kara, hem de denizden bütün cephelerden harekete geçmişti. Toplar, hep birden şehir üzerine çevrilerek ateşlendiği için ortalığı kesif bir duman ve barut kokusu kaplamıştı. İlk hamlede iki bin merdivenle 50 bin yiğit ileri atılmıştı. Harbin en şiddetli anında Akşemseddin ve Molla Gürani ateş hattına girerek gaza yolunda şehidlik mertebesine ulaşmayı taleb ile askere önderlik ediyorlardı. Genç hükümdarın, elindeki kılıç ile Topkapı gediğine saldırdığı bir sırada Ulubatlı Hasan adındaki muazzez nefer, tekbirlerle Topkapı suruna sancak dikti. Böylece İslam dilaverlerinin ve Oğuz kavminin, asırlardan beri hayal ettiği mukaddes bir rüya gerçekleşiyordu. Ulubatlı, Hz. Peygamberin müjdesine mazhar olarak 30 kadar arkadaşı ile şahadet şerbetini içmişti.

Bizans'ın, surlardaki bayrağının indirilip yerine Osmanlı bayrağının dikilmesinden sonra ezanlar okunmaya başlandı. Sultan Mehmed Han (Fatih), surlardaki bu manzarayı görünce, atından inerek, Hz. Peygamber'in medih ve senasına nail olmanın verdiği bir sevinç ve heyecanla şükür secdesine kapanarak Cenab-ı Hakk'a hamd eder.

L. P. Dabağyan, feth-i mübînin gerçekleştiği 29 Mayıs 1453 sabahını şu ifadelerle tasvir eder: "O gün, her zamankinden daha parlak doğan güneş, göz kamaştırıcı altın sarısı ışınları ile adeta İslam'ın zaferini kutluyor, cihanın incisi Kostantiniyye'ye sel gibi akan şanlı Türk ordusunu sıcak bir içtenlikle kucaklayıp üzerine mukaddes nurlar saçıyordu. 29 Mayıs 1453 Salı sabahı, muhakkak ki bir başka sabahtı. Bu parlak ve eşsiz ilkbahar sabahının cihan tarihindeki yeri ise, apayrı bir özellik taşıyordu. Zira o mukaddes Salı sabahı ile çağ kapanıyor, yeni bir çağ açılıyordu. Bu yeni çağa, eşsiz dehası, rakipsiz kuvvetiyle, Avrupa barbarları dahil, bütün cihana şaşkınlıktan küçük dilini yutturup, henüz 21 yaşlarında çok genç bir padişah olarak, Fatih unvanına hak kazanan büyük Türk, Fatih Sultan Mehmed Han damgasını basmıştı. İşte o mukaddes Salı sabahı böyle bir sabahtı."

Genç hükümdar (Fatih) için İstanbul'un fethi, aynı zamanda kendi saltanatının da fethi olmuştu. Fetihten sonra, o Bizans ahalisi hakkında Hıristiyan dünyasında eşine rastlanmayan bir müsamaha ile hareket etmişti. Fetihten sonra Gennadius gibi alim ve münevver bir Ortodoks'u patrik tayin etmekle, fethettiği ülke halkının geleneksel imanını kurtarmış oldu. Şayet bu makama Katolikliğe meyyal bir başka ruhaniyi getirmiş olsaydı, Ortodoksluk yavaş yavaş sönüp ortadan kalkacaktı. Bu hareketi ile Fatih, Doğu Hıristiyanlığını Katolik Roma'dan tamamen ayırıyordu. Fatih'in bu politikası, Batılıların da gözünden kaçmamış olacak ki, bu konuda şunları söylemekten kendilerini alamıyorlar: "Gerçekten, İstanbul'u fetheden Türkler, Şark, yani Ortodoks Kilisesinin, Bizans İmparatorluğu zamanındaki bütün haklarını tanımak suretiyle Rumları memnun etmiş ve onları müteaddid müzakerelere rağmen bir türlü yanaşmak istemedikleri Garp (Katolik) Kilisesi'nin nüfuz ve hakimiyeti altına düşmekten kurtararak eskisi gibi kiliselerinin istiklalini emniyet altına almışlardı. Nitekim Osmanlı hükümdarı, İstanbul fethinden sonra ilim ve faziletle tanınmış olan Gennadius'u Rumlara Patrik olarak tayin etmiş ve Patrikhane'ye Bizans imparatorları zamanındakine benzer selahiyetler vermişti. Osmanlı Devleti'nin bu ince hesaplı siyaseti, bir buçuk asırdan beri zaman zaman kiliselerin birleşmesi için Papa'ya yapılan müracaat kapısını tamamen kapatmıştı. İş, bu kadarla da bitmemiş, devlet, Galata'daki Cenevizlilerle Galata halkına da bir fermanla teminat vermişti. Bu hareketi ile Osmanlı Devleti, gerek Balkanlar'da kendi idaresi altındaki ve gerek Mora, Sırbistan, Eflak ve Güney Arnavutluk'taki Ortodoksları samimi olarak kendi idaresine bağlamıştı."

İstanbul'un, 29 Mayıs 1453'te Osmanlı Türkleri tarafından fethedilmesi, Avrupa'yı ve özellikle Papa ile Napoli Krallığı'nı, ayrıca Güney Avrupa memleketlerini de hayret ve dehşete düşürmüştü. Bununla beraber, gerek Osmanlıların büyük bir cihad ruhu ile askerî güce sahip olmalarının etrafa verdiği korku, gerekse artık Hıristiyanlık taassubunun yerini tedricen de olsa aklî muhakemenin almış olması yüzünden bir çok devlet sesini çıkaramaz olmuştu. Bu sebepledir ki, Papa V. Nikola'nın, yapmak istediği ve yeni bir Haçlı seferi için sağa sola başvurması sonuçsuz kalmıştı.
 
Ziya Kazıcı / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.