logo
25 EYLÜL 2026

Gönül Dostları

25.08.2001 00:00:00
 
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hz.

İshâk bin Ebû Fedâ'dan nakil olunur: "İmâm-ı Mâlik'i gördüm. İmâm-ı A'zam'la el ele tutup beraber yürürlerdi. Câmiye gelince kendisi durup önce İmâm-ı A'zam'ın girmesini beklerdi" demiştir. Hakikate varmış evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdulah Tüsteri; "Eğer Mûsa ve İsa aleyhisselamın kavimlerinde Ebû Hanife gibi alimler bulunsaydı bunlar doğru yoldan ayrılıp, dinlerini bozmazlardı" buyurmuştur.

İmâm-ı Şâfii: "Ben Ebû Hanife'den daha büyük fıkıh alimi bilmem, fıkıh öğrenmek isteyen onun talebesinin ilim mecslisinde otursun, onlara hizmet etsin" buyurmuştur. Ahmet ibni Hanbel: "İmâm-ı A'zam verâ, zühd ve isar (cömertlik) sahibi idi. Âhiret isteğinin çokluğunu kimse anlayacak derecede değildi" buyurmuştur. İmâm-ı Mâlik'e, İmâm-ı A'zam'dan bahsederken onu diğerlerinden daha çok medh ediyorsunuz?" dediklerinde: "Evet öyledir. Çünkü, insanlara ilmi ile faydalı olmakta, onun derecesi diğerleri ile mukayese edilmez. Bunun için ismi geçince, insanlar ona dua etsinler diye hep methederim" buyurmuştur. İmâm-ı Gazâli: " Ebû Hanife çok ibadet ederdi.

Kuvvetli zühd sahibiydi. Mârifeti tam bir arifti. Takva sahibi olup, Allah-ü Teâla'dan çok korkardı. Daima Allah-ü Teâla'nın rızasında bulunmayı isterdi" buyurmuştur. Yahya Muâz-ı Razi anlatır: "Peygamber Efendimizi rüyâda gördüm ve ya Resûllah, seni nerede arayayım dedim. Cevâbında: "Beni, Ebû Hanife'nin ilminde ara, buyurdu. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurur ki "İmâm-ı A'zam abdestin edeplerinden bir edebi terkettiği için kırk senelik namazı kâzâ etmiştir. Ebû Hanifetakva sahibi, sünnete uymakta ictihad ve istinbatta, şer'i delillerden hüküm çıkarmakta öyle bir dereceye kavuşmuştur ki, diğerleri bunu anlatmaktan acizdirler. İmâm-ı A'zam, hadis-i şerifleri ve ashab-ı kiramın sözünü kendi reyine takdim ederdi." İmâm-ı Rabbani hazretleri Mebde ve Meâd risâlesinde de şöyle buyurur: "Büyük İmâm Ebû Hanife'nin yüksek derecesinden takdir edilemeyen şânından ne yazayım. Müctehidlerin en verâ sahibiydi. En müttakisi o idi. Şafii'den de her bakımdan üstün idi."

Yine İmam-ı Rabbâni (rahmetullahi aleyh) ve Muhammed Pârisâ (rahmetullahi aleyh) buyurdular ki: "İsâ aleyhisselam gibi ulülazm bir peygamber gökten inip İslam dini ilye amel edince ve ictihat buyurunca İmam-ı A'zam'ın (rahmetullahi aleyh) ictihadına uygun olcaktır. Bu da İmam-ı A'zam'ın büyüklüğünü, içtihadının doğruluğunu gösteren en büyük şahittir."

Son asrın zâhir ve bâtın ilimlerinde kâmil, dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mâhir, büyük âlim Seyyid Abdülhâkim Arvâsi hazretleri buyurdu ki: "İmâm-ı A'zam, İmam-ı Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed de, Abdulkâdir Geylâni gibi büyük evliya idiler. Fakat âlimler kendi aralarında taksim-i a'mel eylemişlerdir.Yani herbiri zamanında neyi bildirmek icab ettiyse onu bildirmişleridir. İmam-ı A'zam zamanında fıkıh bilgisi unutuluyordu. Bunun için hep fıkıh üzerinde durdu. Tasavvuf hususunda pek konuşmadı. Yoksa Ebû Hanife nübüvvet ve velayet yollarının kendisinde toplandığı, Cafer-i Sadık hazretlerinin huzurunda iki sene bulunup öyle feyiz, nur ve varidad-ı ilahiyyeye kavuşmuştur ki bu büyük istifadesini ; "O iki sene olmasaydı Nu'man helak olurdu" sözü ile anlatabildiler. Silsile-i zehbin en büyük halkasından olan Câfer-i Sâdık'dan tasavvufu alıp, velâyetin (evliyâlığın) en son makâmına kavuşmuştur. Çünkü Ebû Hanife, Peygamber Efendimizin vârisidir. Hadis-i şerifte: "Âlimler peygamberlerin vârisleridir" buyruldu. Vâris, her hususta verâset sahibi olduğundan zâhiri ve batıni ilimlerde Peygamber Efendimizin vârisi olmuş olur. O halde her iki ilimde de kemâlde idi." İslâm âlimleri, İmâm-ı A'zam'ı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve velileri de bu ağacın dallarına benzetmişler, onun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemâlâta (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir. İslâm dünyasında ilimleri ilk defa tedvin ve tasnif eden odur. Din bilgilerini (Kelâm, fıkıh, tefsir, hadis vs.) isimleri altında ayırarak bu ilimlere ait kaideleri o tesbit etmiştir. Böylece onun asrında zuhur eden eski Yunan felsefesine ait kitapların tercüme edilmesiyle birlikte, bu kitaplarda yazılı bozuk sözlerin, fikirlerin din bilgileri arasına karıştırılmasını ve İslam dinine bid'atlerin sokulması tehlikesini bertaraf etti.

DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye’de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı

25.09.2026 21:44:00
Haber Merkezi
 
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye'de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davadan ayrılan dosyada 1'i tutuklu, 15'i firari 16 sanığın yargılanmasına devam edildi. Tutuklu sanık Ömer Deniz Dündar SEGBİS üzerinden duruşmaya katıldı.

Gaziantep'ten Ankara'ya uzanan güzergâh

Saldırının failleri konusunda hazırlanan iddianamede, canlı bombalardan birinin Yunus Emre Alagöz, diğerinin ise kimliği belirlenemeyen Suriye uyruklu bir kişi olduğu belirtildi.

Dava dosyasına giren bilgilere göre canlı bombaları Ankara'ya getiren araçların Gaziantep'ten hareket ettiği ve güzergâhlarına ilişkin MOBESE ile HTS kayıtlarının dosyaya dahil edildiği belirtildi.

AA'nın saldırı sonrasındaki haberlerine göre ise iki canlı bombadan biri olarak belirlenen Alagöz ile kimliği tespit edilemeyen diğer saldırganın, saldırıdan yaklaşık 12 saat önce Suriye kırsalından Türkiye'ye giriş yaptığı bilgisi yer aldı.

Saldırganların Ankara'ya Gölbaşı üzerinden giriş yaptığı ve daha sonra Gar'a ulaştığı da soruşturma kapsamında ortaya konuldu.

Asıl soru: DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl örgütlendi?

10 Ekim katliamı tek başına gerçekleşen bir eylem değildi. İddianamede çok sayıda sanık DEAŞ yapılanmasıyla bağlantılı olmakla suçlandı. Bazı sanıklar hakkında "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan hapis cezaları talep edildi; bazı sanıklar hakkında ise saldırıya ilişkin çok daha ağır suçlamalar yöneltildi.

Daha da dikkat çekici olan ise saldırının, 20 Temmuz 2015'te 34 kişinin öldüğü Suruç saldırısından yalnızca 82 gün sonra gerçekleşmiş olmasıydı. DEAŞ, Suruç'un ardından Ankara Garı'nda ikinci büyük katliamını gerçekleştirdi.

Bugün davanın yeni aşamasında mahkemenin Suriye ve Irak'ta bulunup Türkiye'ye getirildiği belirtilen bazı kişilerin durumunu MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sorması dikkat çekti. Mahkeme Ömer Deniz Dündar'ın tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 3 Aralık'a bıraktı.

11 yıl sonra değişmeyen soru şu:

Suriye'den Türkiye'ye giren, Gaziantep'ten Ankara'ya ulaşan ve başkentin göbeğinde 101 insanı katleden DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl bu kadar rahat hareket edebildi? Bu ağın tüm bağlantıları gerçekten ortaya çıkarıldı mı?

Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?

Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL’lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti

25.09.2026 20:00:00
Haber Merkezi
 
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL'lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti. Yaklaşık bir yıl sonra ise el konulan şirketlerden 33'ünün yönetimi yeniden holdinge bırakıldı.

Şimdi yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren fon soruşturmasında aynı soru soruluyor: Bugün milyarlar konuşuluyor, yarın ne olacak?

Yüz binlerce yatırımcının parasının akıbetinin tartışıldığı soruşturmada gözaltı ve tutuklama dalgaları devam ederken, kamuoyunun hafızasında yaklaşık bir yıl önceki Can Holding operasyonu da yeniden canlandı.

Çünkü iki dosyanın hukuki konusu aynı olmasa da ortaya çıkan tablo önemli bir karşılaştırmayı gündeme getiriyor: Büyük miktarda para hareketleri, şirketler, malvarlıkları, gözaltılar, tutuklamalar ve ardından tedbirlerin kaldırılması...

Peki fon dosyasının sonu da Can Holding dosyasındaki gibi mi olacak?

CAN HOLDİNG'DE NE OLMUŞTU?



Can Holding'e yönelik operasyon 11 Eylül 2025'te başlatıldı. Savcılığın açıklamalarına göre soruşturma; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma, nitelikli dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddiaları üzerine yürütüldü.

MASAK ve mali denetim raporları doğrultusunda, şirketler üzerinden kaynağı belirsiz para girişleri yapıldığı, paranın farklı şirketler arasında dolaştırılarak izinin gizlenmeye çalışıldığı, faturasız işlemler ve sahte belgeler kullanıldığı ileri sürüldü. Bunların tamamı soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialardır; kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmemektedir.

İlk operasyonda 121 şirketin malvarlığına el konuldu ve TMSF kayyum olarak atandı.

Habertürk ve Show TV gibi medya kuruluşlarının yanı sıra eğitim, enerji ve başka sektörlerde faaliyet gösteren şirketler de tedbir kapsamına alındı.

88 MİLYAR TL'LİK HAREKETLİLİK İDDİASI



Dosyanın en dikkat çekici rakamlarından biri ise 88 milyar TL oldu.

Soruşturma dosyasına eklenen MASAK raporunda, Can Holding ve ilişkili 121 şirketin 2020-2021 yıllarındaki banka hesaplarında toplam 88 milyar TL tutarında kaynağı belirsiz finansal hareketlilik bulunduğu belirtildi.

KİMLER GÖZALTINA ALINDI?

İlk operasyonda aralarında Can Holding yöneticilerinin de bulunduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

İlk aşamada gözaltına alınanlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ'ın da bulunduğu bildirildi. Daha sonraki soruşturma kapsamında Can Holding yöneticileri Kemal Can ve Mehmet Şakir Can hakkında da işlem yapıldı.

Soruşturma bununla da bitmedi. İkinci dalgada 26 şüpheli gözaltına alındı. Bunlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ, Remzi Sanver, Şakir Can ve Murat Can'ın eşleri Betül Can ile Zühal Can'ın yanı sıra Binsat Holding yöneticileri Arafat Bingöl ve Cengiz Bingöl gibi isimler de yer aldı. İkinci dalga operasyonunda gözaltına alınan 25 şüpheliden 11'i tutuklandı.

Daha sonra Can Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can'ın da tutukluluğu sona erdirilerek konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiriyle tahliye edildiği bildirildi. Bu davada tutuklu kalmadı.

FON SORUŞTURMASINDA RAKAMLAR BÜYÜYOR



Sermaye piyasalarındaki fon soruşturması büyüyor. 69 şüpheli hakkında işlem yapılırken 26 kişi tutuklandı, 25 şüphelinin gözaltı işlemleri sürüyor, 11 firari aranıyor.

Soruşturmanın merkezinde piyasa dolandırıcılığı ve suç gelirlerinin aklanması iddiaları bulunuyor. Savcılık ve MASAK tarafından çok sayıda şirket yöneticisinin para ve kripto varlık hareketleri inceleniyor.

Mali tedbirlerde ise dikkat çeken rakamlar ortaya çıktı. 387 milyon TL'nin üzerindeki para dondurulurken, yaklaşık 362 milyon TL için de el koyma tedbiri uygulandı. Ayrıca yaklaşık 2,5 milyar TL'lik işlem teşebbüsünün durdurulduğu bildirildi.

Soruşturma kapsamında 2 özel jet, 1 lüks yat ve 5 lüks araca da el konuldu. SPK ise bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarında tasfiye süreci başlattı.

Vatandaş aynı soruyu soruyor: Fon dosyasının sonu da Can Holding gibi mi olacak?

Bugün sert operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalarla başlayan süreç, yarın bazı şirket ve varlıkların sahiplerine geri verilmesiyle mi sonuçlanacak?

SPK bu işlemleri neden daha önce tespit edemedi?

Fonlardaki para hareketleri ve şirketler arasındaki transferler neden zamanında fark edilmedi?

Riskli işlemler hangi tarihten beri biliniyordu?

Maliye Bakanlığı'na bağlı MASAK'ın daha erken devreye girmesini gerektiren herhangi bir işaret yok muydu?

Bu iş nasıl bu kadar büyüdü ve neden daha önce durdurulmadı?

Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı

Milyarlarca liralık finansal manipülasyon ve dolandırıcılık iddialarıyla çalkalanan "fon soruşturması" kapsamında adli ve mali tedbirler en üst seviyeye çıkarıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, yürütülen çok yönlü operasyonlarda bugüne kadar 45 şüphelinin tutuklandığını açıklarken, fon sahipleri ile yöneticilerinin mal varlıklarına el konulduğunu ve birinci derece yakınlarının varlıklarının dondurulduğunu duyurdu

25.09.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Türkiye sermaye piyasalarını sarsan ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi kapsamında yaptığı suç duyurularıyla başlayan devasa fon soruşturmasında son durum netleşti. Yaklaşık 455 bin yatırımcıyı doğrudan etkileyen ve milyarlarca liralık vurgun iddialarını barındıran süreçte, devletin adli ve mali mekanizmaları topyekûn harekete geçti.

Bakan Gürlek'ten güncel bilanço ve mali abluka

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonundaki operasyonların güncel bilançosunu paylaştı. MASAK ve emniyet birimlerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalarda toplam 76 şüpheliye adli işlem yapılırken, 45 kişi tutuklandı, 5 şüpheliye adli kontrol verildi ve 12 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Gözaltındaki 14 şüphelinin işlemleri ise sürüyor.

Soruşturma kapsamında fon yöneticileri ve sahiplerinin mal varlıklarına el konulurken, birinci derece yakınlarının hesapları donduruldu. Bakan Gürlek, asıl amaçlarının kaçırılan fonları geri getirerek mağdur vatandaşların haklarını karşılamak olduğunu vurgulayarak hukukun üstünlüğü vurgusu yaptı.

İş dünyasından isimler ve sosyal medya tedbirleri

Soruşturma sürecinde iş ve finans dünyasından holding patronları ile yöneticilerin de aralarında bulunduğu pek çok isim adliyeye sevk edilerek tutuklandı.

Öte yandan, piyasalarda panik yaratan paylaşımlar yaptığı belirlenen 246 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da yakından takip edildiği ifade ediliyor.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 8'i tutuklandı

25.09.2026 02:00:00 / Güncelleme: 25.09.2026 11:30:03
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 8 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 21 şüphelinin savcılıktaki ifadeleri tamamlandı.

Şüpheliler, Ali Rıza İncekaya, Haldun Saffet İnal, Erhan Kilimci, Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Nilgün Sarıçalı, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya, Sezai Bekgöz, Ahmet Özcan, Mehmet Ziya Gökalp, Sibel Gökalp, Tamer Akbal, Abdullah Yusuf Yarız, Selim Dağbaşı, Özdemir Ataseven, Gökhan Ataseven ve Hamza Kablan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Hakimlik, sevk edilen şüphelilerden Ayşe Seher Aydın, Enes Yazıcı, Feryal Köker, Müjdat Ede, Oğuzhan Özerkaya, Onur Göğebakan, Orçun Berkay Kaya ve Ahmet Özcan'ın tutuklanmasına karar verdi.

Nilgün Sarıçalı ve Sezai Bekgöz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Şüphelilerden 11'inin hakimlikteki işlemleri devam ediyor.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya ise savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da dün adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Dün adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in de tutuklanmasına karar verilmişti. 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmişti.

Böylece, soruşturmada tutuklananların sayısı 26'ya ulaşmıştı. 

Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin, "Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır" dedi

24.09.2026 21:00:00
AA
 
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Erdoğan fon skandalı ile ilgili konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'taki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'na katılmak üzere New York'a yaptığı ziyaretin sonuna geldiğini belirten Erdoğan, 130'dan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde temsil edildiği Genel Kurul etkinliklerinin, bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla gerçekleştiğini hatırlattı.

Görüşmelerin ikinci gününde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap ettiğini anımsatan Erdoğan, "Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım." diye konuştu.

Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya, ABD Başkanı Donald Trump'ın daveti üzerine katıldığını anlatan Erdoğan, burada da Orta Doğu'ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerileri ifade ettiklerini söyledi.

Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) 9-20 Kasım'da Antalya'nın ev sahipliği yapacağını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya'da misafir edeceklerini belirterek, Genel Kurul konuşmasında, eşi Emine Erdoğan'ın girişimleriyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında Türkiye'nin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştığını aktardı.


Yoğun toplantı ve temas trafiği


New York ziyaretinde yine yoğun bir toplantı ve temas trafiği olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

"Bu yıl görevi sona erecek olan Genel Sekreter (Antonio) Guterres'e ilave olarak sırasıyla Vietnam, Libya, Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan, Katar, Senegal, Birleşik Krallık, Japonya, Polonya, Bangladeş, Ermenistan, Irak ve Ukrayna'dan muhataplarımla bir araya geldim. Görüşmelerimizde ikili konuların yanı sıra yakın çevremizde süren istikrarsızlık ve çatışmaların önlenmesi için atacağımız adımları ele aldık. New York ziyaretimizde Amerika'nın önde gelen iş çevreleri ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya geldim. Bu toplantılarda ülkemizdeki yatırım ve ticaret fırsatlarını anlattım. Bugün ayrıca Türk-Amerikan Müslüman toplumunun katılımıyla düzenlenen programa iştirak ederek, dost ve kardeşlerimizle kucaklaştık. Biliyorsunuz, gelecek sene Amerika ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 100. yıl dönümü. İki dost ülke arasındaki bu önemli tarihi, hakkını vererek değerlendirmeyi hedefliyoruz. Sayın Trump'ın da bizimle benzer görüşlere sahip olduğunu biliyor, 2027 yılını Türk-Amerikan münasebetleri açısından bir referans haline getirelim istiyoruz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum."


"Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi mümkün değildir"


Bloomberg için kaleme aldığı makalede BM'nin reforma ihtiyaç duyduğunu, bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladığı anımsatarak, "Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir." yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun için diyoruz ki veto mekanizması kaldırılsın. Sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var."


"Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir"


BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmadaki "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" sözü hatırlatılarak, Genel Kurul'daki ilk konuşmasından bugünkü konuşmasına kadar olan uzun yolculuğu değerlendirmesi istenen Erdoğan, "Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz." ifadelerini kullandı.

Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananların kendisinin dile getirdiği gerçeği tekrar tekrar gösterdiğini belirten Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temellerinin o yıllarda atıldığını söyledi.

Bölgedeki birçok meselenin o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdüğünü, kıvılcımların adeta yangına döndüğünü dile getiren Erdoğan, "O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi." değerlendirmesinde bulundu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın üst üste 2 yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablo olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir." dedi.


"Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır"


Bir gazetecinin "Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Erdoğan, Hürmüz'deki tablonun bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösterdiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konudaki tavrını en net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Erdoğan, "Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalmasının, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyduğuna dikkati çeken Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemde olduğunu söyledi.

Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz'ün açılması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır." dedi.

Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Karadeniz'de güvenlik meselesinin hem Türkiye hem de bölge için çok önemli olduğunu belirtti.

Erdoğan, Karadeniz'in bu savaşın bir cephesi olmadığının, asla da olmaması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu."


"Tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz"


Mekke Savunma İttifakı'nın geleceğine ilişkin soru üzerine Erdoğan, Mekke Savunma Anlaşması'nın doğru yolda atılmış güçlü bir adım olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz, tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok." şeklinde konuştu.

Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temellerinin atıldığını aktaran Erdoğan, "Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Geçen yıl burada BM marjında Körfez ülkeleriyle ABD Başkanı Donald Trump'ın ve sizin katıldığınız bir toplantı olmuştu. Onun çıktısı olarak Şarm El-Şeyh'te Trump, Gazze planını devreye soktu. Bu yıl da aynı toplantının bir benzeri oldu. Aslında giriş konuşmanızda bir kısmına değindiniz ama bu ikinci toplantının Şarm El-Şeyh'teki gibi yakında bir çıktısı olacak mı?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Gazze'de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu'ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze'de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail'e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece 'Gazze'de savaş dursun' demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze'nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze'deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir."


"KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı üretmek istiyoruz"


Erdoğan, Türkiye'nin F-35 programındaki son duruma ilişkin soru üzerine, ABD Başkanı Donald Trump ile bu konuyu NATO'da da görüştüklerini anımsattı.

"Kendisi Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz." diyen Erdoğan, bu konuda temasları sürdürdüklerini ve netice alacaklarına inandıklarını söyledi.

Trump ile ikili ilişkilerinin, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye'nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız."

Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamaya ilişkin soru üzerine Erdoğan, Terörsüz Türkiye'nin kendileri için günübirlik bir mesele olmadığını, bunun Türkiye'nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesi olduğunu vurguladı.

Bu konudaki yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğunu anımsatan Erdoğan, ilgili mekanizmaların kurulduğunu, ilgili kurumların sahada gerekli takipleri yaptığınu söyledi.

Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclis'imiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılıkelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız."


"Irak ile yeni döneme iyi başladık"


Bir gazetecinin, Irak'taki yeni hükümetin başbakanı Ali Ez-Zeydi'nin bir süre önce Türkiye'ye ziyaret yaptığı hatırlatılarak, "Ankara-Bağdat arasındaki ilişkilerin seyrindeki bu olumlu hava Türkiye'nin bölgesel istikrar ve belki Türkiye içerisindeki istikrar için de tezahürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum." şeklinde cevapladı.

Erdoğan, Türkevi'nde Zeydi ve arkadaşlarıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini bildirerek, şöyle konuştu:

"Bildiğiniz gibi PKK'nın uzun süredir Irak'ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika'nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu'nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor. İyi bir ivme yakaladık. İnşallah neticesi de güzel olacak."


"Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan'da seçimler yaklaşırken Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in F-35 satışına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna işaret edilerek, "Bu mevcut gidişat, bu yumuşama ortamını, müzakere ortamını riske atar mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yunanistan'ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan'da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir, bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye'nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz'de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim, Türkiye Yunanistan'ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz."


"Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz"


Kasım ayında Antalya'da gerçekleşecek COP31'de Türkiye'nin ana önceliklerinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, iklim değişikliğinin oluşturduğu sorunları görmezden gelemeyeceklerini vurgulayarak, bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, COP31'de, bu tedbirleri, yol haritalarını ve iklim değişikliğinin farklı coğrafyalar üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelede neler yapmayı planladıklarını ortaya koyacaklarının altını çizdi.

Birleşmiş Milletler'de ayrıca iklim değişikliğiyle ilgili bir konuşma yaptığını da anımsatan Erdoğan, "Oradaki konuşmamda da bunların üzerinde durdum. Dünya bizim evimiz ve onu kirlenmekten korumak da görevimiz. COP31 sadece bir iklim konferansı değil, gelişmekte olan ülkelerin seslerini duyurabilecekleri, beklentilerini ortaya koyabilecekleri ve somut sonuçların konuşulabileceği bir platformdur." diye konuştu.

Finansman güçlüğü çeken ülkelerin yanında durmanın ve onları desteklemenin de gelişmiş ülkelerin sorumluluğu olduğuna işaret eden Erdoğan, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık söz değil, icraat gerektirdiğini kaydetti.

Erdoğan, felaketlerin sınır tanımadığını, yangın, sel ve kuraklığın ülke ayrımı yapmadığına dikkati çekerek, "Biz de bu sorunların çözümü için sınırları kaldırmalıyız. İnanıyorum ki Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31 zirvesi bu uzun yolda önemli bir kavşak olacak." dedi.


"Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır"


Bir gazetecinin, sermaye piyasası soruşturmalarına işaret ederek, "Hem yatırımcılara mesajınız ne olur hem de bundan sonraki yol haritasına ilişkin bize bir perspektif verebilir misiniz?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı, bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim. Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız."

Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu

Yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait lüks yata el konuldu

24.09.2026 20:35:00 / Güncelleme: 24.09.2026 20:38:38
İhlas Haber Ajansı
 
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
Fon soruşturmasında 2 özel jet ve 1 lüks yata el konuldu
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturması kapsamında tutuklanan Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jet ile tutuklu Pusula Portföy Yönetimi patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen lüks yata el konuldu.

Soruşturma kapsamında Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen 2 özel jete el konuldu. Ayrıca Pusula patronu Serdar Turhan'a ait olduğu belirlenen "LORETA" isimli 2026 model lüks yata da el konuldu. El konulan 2 özel jet ile lüks yatın toplam piyasa değerinin yaklaşık 1 milyar 800 milyon TL olduğu değerlendiriliyor.



Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde ölümünden 9 gün sonra Adli Tıp Kurumu'na girerek hırsızlık yapan hükümlü G.E'nin, "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı

24.09.2026 20:03:00
Anadolu Ajansı
 
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı
Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yapan şüphelinin ifadesi alındı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, Silivri Cezaevi'nde 2011'de yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ile "2937 sayılı yasaya muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma sürüyor.

Kozinoğlu'nun 13 Kasım 2011'deki ölümünden 9 gün sonra 22 Kasım 2011'de Adli Tıp Kurumu'nda hırsızlık yaptığı belirlenen, dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından kesinleşmiş cezası bulunan hükümlü G.E'nin, soruşturma kapsamında "şüpheli" sıfatıyla ifadesi alındı.

Dosya kapsamında bir kısım delillerin henüz toplanmadığı ve G.E'nin 2040 yılına kadar infaz edilecek kesinleşmiş cezalarının bulunduğu değerlendirilerek, ifadesinin ardından ceza infaz kurumuna geri gönderildiği öğrenildi.

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmaya yönelik açıklama yapmıştı.

Bakan Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığınca dosyanın yeniden incelendiğini belirterek yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alındığını, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalara başlandığını ifade etmişti.

Soruşturmadaki ilk operasyonda olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında firari olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmişti. Gözaltına alınan 10 zanlıdan 1'i tutuklanmış, 7'si adli kontrol şartıyla olmak üzere 9'u serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında yürütülen çalışmalarda, muhabir, kameraman ve 7 sağlık çalışanı olmak üzere 9 şüpheli daha gözaltına alınmıştı. Hakimlik, muhabirin de aralarında olduğu 3 şüphelinin tutuklanmasına, kameramanın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.

Başsavcılığın talebi üzerine, Kozinoğlu'nun fethi kabir işlemi yapılmıştı.

Soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan "bilgi sahibi" sıfatıyla savcılığa ifade vermiş ve Kurtlar Vadisi Pusu dizisi hakkında inceleme başlatılmıştı.

Tutuklu sayısı 9'a yükseldi

Soruşturmada, olay tarihinde görev yapan Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ile cezaevi savcısı Necip Doğan tutuklanmış, Kozinoğlu'nun koğuş arkadaşları emekli deniz yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve jandarma albay Hasan Atilla Uğur hakkında da adli kontrol tedbiri uygulanmıştı.

Eski gazeteci Osman Arslan tutuklanmış, dönemin cezaevi müdürü Ömer Vatan ve dönemin vardiya amiri Kazım Beyke hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış, ambulans şoförü Süleyman Kaba ise jandarmadaki ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, Kurtlar Vadisi dizisinde "Ömer Baba" karakterini canlandıran oyuncu Emin Olcay ve "Kazım Kaşifoğlu" karakterini canlandıran oyuncu Sedat Savtak'ın "tanık" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

Soruşturma kapsamında, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in "bilgi sahibi" sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

FETÖ kapsamında yargılandığı davada hükümlü olan Enver Altaylı da tutuklanmıştı.

Ayrıca, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, "Kurtlar Vadisi" senaryosuna dahli olduğu tespit edilen eski emniyet müdürü Bayram Özbek'in tutuklandığını bildirmişti. 

Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi

Milyarlarca liralık fon skandalına ilişkin yürütülen soruşturmada dalga genişliyor. Son olarak, aralarında eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin de bulunduğu 3 yeni isim tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

24.09.2026 18:10:00
Haber Merkezi
 
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
Eski Merkez Bankası yöneticisine tutuklama talebi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından sermaye piyasalarındaki usulsüz işlemler ve milyarlarca liralık fon vurgununa yönelik yürütülen dev soruşturmada sıcak bir gelişme yaşandı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci, Ali Rıza İncekaya ve Haldun Saffet İnal, savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Soruşturma derinleşiyor, tutuklu sayısı artıyor

Piyasalarda yaşanan likidite ve temerrüt krizinin ardından Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından 131 fonun tasfiyesine karar verilmesiyle başlayan süreç, adli makamların operasyonlarıyla derinleşiyor.

Dün adliyeye sevk edilen ve aralarında holding yöneticilerinin de bulunduğu 20 şüpheliden 17'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmıştı. Son operasyonlar ve alınan kararlarla birlikte dosyadaki toplam tutuklu sayısı 26'ya yükselirken, gözaltına alınan yeni isimlerin de eklenmesiyle adli süreç hız kazandı.

Kritik isimler kıskaçta

Yürütülen soruşturmada daha önce finans ve sigorta dünyasından tanınan Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, akademisyen yazarlar Emre Alkin ve Kerem Alkin ile Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı gibi profili yüksek çok sayıda isim tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ve beraberindeki iş insanlarının da dosyaya şüpheli olarak dahil edilmesi, soruşturmanın bürokrasi ve finans ayağında çok daha geniş bir etki yaratacağını gösteriyor. Savcılık, şüphelilerin yurt dışı para transferleri, kripto varlık hareketleri ve piyasa dolandırıcılığı iddiaları üzerindeki incelemelerini titizlikle sürdürüyor.

Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi

24.09.2026 15:00:00
Haber Merkezi
 
 Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi
 Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20’si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi
Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında gözaltına alınan 25 şüpheliden 20'si tutuklandı. 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı.

20 Eylül'de düzenlenen dördüncü dalga operasyonda gözaltına alınan 25 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. 

Savcılık sorguları ardından 22 şüpheli tutuklama, 3 şüpheli adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

20 şüpheli tutuklanırken, 5 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı.

Örgüte yönelik soruşturma; yolsuzluk, kara para aklama, yüksek sermayeli şirketler üzerinden olağan dışı nakit hareketi oluşturma suçlamalarıyla yürütülüyor.

SORUŞTURMA HAKKINDA BİLİNENLER

Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, soruşturmanın dini faaliyetlerle ilişkisinin bulunmadığının altını çizmişti.

Başsavcılığın açıklamasında da soruşturmanın şüpheli mali işlemler üzerinden yürütüldüğü belirtilmişti. Suç örgütü adı verilen yapıyla mali ve ticari bağlantıları bulunduğu değerlendirilen 32 şirket tespit edilmişti.

Bunlar arasında Armine Giyim, Ayakkabı Dünyası ve Verona Ev Tekstil gibi inşaattan gıdaya, kuyumculuktan, denizcilik ve eğitime farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler yer aldı.

Yurt dışına büyük miktarlarda para transferi yapıldığı da iddia edilirken MASAK incelemelerinde, 100 milyar TL'yi aşan tutarın çeşitli yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığı tespit edildi.

İLK DALGA OPERASYON

Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik soruşturmada gözaltına alınan Alihan Kuriş ve beraberindeki 32 şüpheli hakkında tutuklama kararı verilmişti. Kuriş soruşturmasında gözaltına alınan şüpheliler, 16 Ağustos sabahı adliyeye sevk edilmişti. Mahkeme aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 38 şüpheliden 32'sini tutuklamıştı.

Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"

Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, depreme karşı en etkili önlemin yüksek katlı yapılardan vazgeçerek düşük katlı ahşap ve çelik yapılara dönmek olduğunu söyledi

24.09.2026 13:32:00 / Güncelleme: 24.09.2026 13:34:45
İHA
 
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Çelik: "Depreme karşı çözüm yüksek katlardan vazgeçmek"
Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, bugün meydana gelen depremin ardından açıklamada bulundu. Çelik, tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek, bir daha böyle bir afetin yaşanmamasını temenni etti. Depremin ne zaman olacağının kimse tarafından bilinemeyeceğini belirten Çelik, bu nedenle vatandaşların korkuya kapılmaması gerektiğini söyledi. Çelik, depreme karşı alınabilecek önlemlere ilişkin şunları kaydetti:

"İnsanoğlu ölüm dışında her şeye çözüm üretmiştir. Devletimiz ve mühendislerimiz elektriğe çözüm buldu, bugün elektrik kimseyi çarpmıyor. Biz jeoloji mühendisleri ve bilim adamları olarak depreme de çözüm bulmak zorundayız."



Çelik, çözümün düşük katlı ve dayanıklı yapılara geçişten geçtiğini vurgulayarak, "Kesinlikle yüksek katlı yapılardan vazgeçmemiz gerekiyor. İki, üç katlı ahşap ve çelik evlere dönmemiz lazım. Türkiye'de ortalama 20 yılda bir büyük deprem yaşıyoruz. Bu süreyi dikkate alarak yapılaşmamızı buna göre planlarsak, Allah'ın izniyle depremlerde can kaybı yaşanmaz" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin farklı sismik bölgeleri olduğunu dile getiren Çelik, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Marmara bölgelerinde meydana gelebilecek bir depremin geniş bir alanı etkileyebileceğini belirtti.

Çelik, yüksek katlı yapılara karşı mücadelesini sürdüreceğini sözlerine ekledi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.