Türkiye'de sebze ve meyve piyasası yıllardır "Hal Yasası" üzerinden düzenlenmeye çalışılıyor. 5957 sayılı Kanun ilk çıktığında büyük umutlarla sunulmuştu: Tarladan sofraya fiyat farkı daralacak, üretici korunacak, tüketici ucuz gıdaya ulaşacaktı. Ancak bugün geldiğimiz noktada tablo hiç de öyle değil. Çiftçi hâlâ emeğinin karşılığını alamıyor, vatandaş ise market raflarında yüksek fiyatlarla boğuşuyor.
Hal Yasası'nın bugünkü hali, kâğıt üzerinde üretici ve tüketiciyi korumayı amaçlıyor. Fakat Hal Kayıt Sistemi (HKS) güvenilir veri üretemiyor, piyasada kayıt dışı üretim ve satış hâlâ ciddi bir sorun. Belediyeler ile bakanlıklar arasında yaşanan yetki karmaşası, denetimlerin sahada etkisiz kalmasına yol açıyor. En önemlisi de küçük üretici örgütlenemiyor; bürokrasi altında eziliyor.
Sonuçta, pazarı zincir marketler belirliyor. Onlar üreticiden düşük fiyata alıyor, vatandaşa yüksek fiyata satıyor. Tarladan sofraya uzanan bu zincirin her halkasında üretici kaybederken, tüketici de pahalıya mahkûm oluyor.
Yeni taslakta olumlu sayılabilecek bazı adımlar var: Marketlere sattıkları ürünlerin %20'sini doğrudan üreticiden alma zorunluluğu, bedelsiz hal yeri tahsisi, düşük kira avantajı, stokçuluk ve sahte rapor düzenlemeye 1 milyon liraya kadar ceza gibi düzenlemeler öngörülüyor.
Ancak şu sorular hâlâ ortada:
Taslağı değerlendirenlerin işaret ettiği temel sorunlar şunlar:
Tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli (MEM) çerçevesinde ortaya koyduğu tarım politikaları dikkate alınmalı. Haydar Baş, tarımı stratejik bir sektör olarak görmüş, çözümü yalnızca piyasa dengelerine bırakmamış, devletin aktif rol alması gerektiğini savunmuştur.
Onun önerileri, bugünkü çıkmazlara doğrudan cevap niteliğinde:
Bugün şu soruyu sormak gerekiyor: Hal Yasası çiftçiye gerçekten çözüm getirecek mi? Mevcut haliyle getirmedi, taslak haliyle de tam anlamıyla getirmeyecek. Çünkü temel sorunlar çözülmeden yapılan her değişiklik, pansuman tedavi olmaktan öteye geçmiyor.
Çözüm, Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce ortaya koyduğu vizyonda saklıdır. Tarımı stratejik sektör olarak gören, üreticiye maliyet ve alım garantisi veren, vatandaşın alım gücünü yükselten, kooperatifleri güçlendiren ve faizsiz finansmanla çiftçiyi destekleyen bir model olmadan sofradaki fiyatlar düşmeyecek. Hal Yasası, bu perspektifle yeniden yazılmadıkça hem çiftçi hem vatandaş kaybetmeye devam edecektir.
Mevcut Yasanın Açmazları
Hal Yasası'nın bugünkü hali, kâğıt üzerinde üretici ve tüketiciyi korumayı amaçlıyor. Fakat Hal Kayıt Sistemi (HKS) güvenilir veri üretemiyor, piyasada kayıt dışı üretim ve satış hâlâ ciddi bir sorun. Belediyeler ile bakanlıklar arasında yaşanan yetki karmaşası, denetimlerin sahada etkisiz kalmasına yol açıyor. En önemlisi de küçük üretici örgütlenemiyor; bürokrasi altında eziliyor.
Sonuçta, pazarı zincir marketler belirliyor. Onlar üreticiden düşük fiyata alıyor, vatandaşa yüksek fiyata satıyor. Tarladan sofraya uzanan bu zincirin her halkasında üretici kaybederken, tüketici de pahalıya mahkûm oluyor.
Gündemdeki Değişiklikler
Yeni taslakta olumlu sayılabilecek bazı adımlar var: Marketlere sattıkları ürünlerin %20'sini doğrudan üreticiden alma zorunluluğu, bedelsiz hal yeri tahsisi, düşük kira avantajı, stokçuluk ve sahte rapor düzenlemeye 1 milyon liraya kadar ceza gibi düzenlemeler öngörülüyor.
Ancak şu sorular hâlâ ortada:
- %20 alım zorunluluğu gerçekten piyasada denge yaratacak mı? Yoksa zincir marketlerin gücü karşısında küçük bir rötuş mu kalacak?
- HKS hâlâ güvenilir veri üretemezken, ceza artışlarının ne kadar caydırıcı olacağı tartışmalı değil mi?
- Bedelsiz yer ve vergi muafiyetleri küçük üreticiye mi yarayacak, yoksa büyük oyuncuların çıkarına mı hizmet edecek?
Eleştirilerin Ortak Noktası
Taslağı değerlendirenlerin işaret ettiği temel sorunlar şunlar:
- Veri güvenilirliği yok. HKS hâlâ kayıt dışılığı ortadan kaldıramıyor. Bildirime dayalı sistem, faturanın yerini tutmadığı için sağlıklı veri üretilemiyor.
- Market tekelleşmesi kırılmıyor. Hallerin payı giderek azalırken zincir marketlerin baskınlığı sürüyor. %20 alım zorunluluğu, tekelleşmeyi önlemeye yetmeyecek.
- Küçük üretici unutuluyor. Yasal düzenlemeler çoğu zaman bürokrasiye takılıyor. Gerçekte faydayı büyük firmalar alırken küçük çiftçi dışarıda kalıyor.
Çözüm: Haydar Baş'ın Tarım Vizyonu
Tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli (MEM) çerçevesinde ortaya koyduğu tarım politikaları dikkate alınmalı. Haydar Baş, tarımı stratejik bir sektör olarak görmüş, çözümü yalnızca piyasa dengelerine bırakmamış, devletin aktif rol alması gerektiğini savunmuştur.
Onun önerileri, bugünkü çıkmazlara doğrudan cevap niteliğinde:
- Üretim maliyet garantisi: Çiftçi zarar etmeyecek, maliyeti devlet tarafından karşılanacak.
- Alım garantisi: Ürün taban fiyat üzerinden devletçe alınacak, çiftçinin pazarlık gücü korunacak.
- Doğal afetlere karşı ürün sigortası: Don, kuraklık, sel gibi afetler karşısında üretici tek başına bırakılmayacak, ürünler devlet güvencesinde sigortalanacak.
- Vatandaşlık maaşı: Tüketicinin alım gücü artırılacak; çünkü tüketim olmadan üretim sürdürülemez.
- Kooperatiflerin güçlendirilmesi: Küçük çiftçiler tek tek zincir marketlere karşı zayıf, ama güçlü kooperatiflerle hem pazara erişim hem fiyat istikrarı sağlanabilir.
- Faizsiz finansman: Çiftçi borç yükünden kurtarılacak, faizsiz kredilerle üretim teşvik edilecek.
Sonuç
Bugün şu soruyu sormak gerekiyor: Hal Yasası çiftçiye gerçekten çözüm getirecek mi? Mevcut haliyle getirmedi, taslak haliyle de tam anlamıyla getirmeyecek. Çünkü temel sorunlar çözülmeden yapılan her değişiklik, pansuman tedavi olmaktan öteye geçmiyor.
Çözüm, Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce ortaya koyduğu vizyonda saklıdır. Tarımı stratejik sektör olarak gören, üreticiye maliyet ve alım garantisi veren, vatandaşın alım gücünü yükselten, kooperatifleri güçlendiren ve faizsiz finansmanla çiftçiyi destekleyen bir model olmadan sofradaki fiyatlar düşmeyecek. Hal Yasası, bu perspektifle yeniden yazılmadıkça hem çiftçi hem vatandaş kaybetmeye devam edecektir.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı var / 07.02.2026
- Emekli askerin meselesi: Maaş değil, sistem meselesi / 29.01.2026
- ABD YPG’den neden uzaklaşıyor? / 28.01.2026
- Trump’ın Davos mesajı ne anlama geliyor? / 26.01.2026
- Kürt sorunu değil, geçim ve onur sorunu var / 25.01.2026
- Emekliye seyyanen zam yetmez / 11.01.2026
- Sahadan gelen gerçek: Milletin gündemi ekonomidir / 07.01.2026
- Asgari ücret ve açlık sınırı / 21.12.2025
- Milletle kurulan siyaset / 16.12.2025
- Hukuk, siyaset ve belirsizlik / 15.12.2025
- Emekli askerin meselesi: Maaş değil, sistem meselesi / 29.01.2026
- ABD YPG’den neden uzaklaşıyor? / 28.01.2026
- Trump’ın Davos mesajı ne anlama geliyor? / 26.01.2026
- Kürt sorunu değil, geçim ve onur sorunu var / 25.01.2026
- Emekliye seyyanen zam yetmez / 11.01.2026
- Sahadan gelen gerçek: Milletin gündemi ekonomidir / 07.01.2026
- Asgari ücret ve açlık sınırı / 21.12.2025
- Milletle kurulan siyaset / 16.12.2025
- Hukuk, siyaset ve belirsizlik / 15.12.2025





















































