Geçen gün iki yalana dikkat çekmiştim.
Bunlardan biri de Hıristiyan dünyanın 11 Eylül sonrası İslam'a duyduğu iddia edilen "yoğun ilgi" yalanı idi.
Bu yalanın ne denli büyük olduğunu ispat sadedinde bir iki misal da vermiştim.
Bunlardan biri; 20 asır önceki dinin öğretilerini "eksiksiz" bilenlerin, 14 asır geçmişi olan İslam'dan habersiz olmalarının imkansız olacağı" idi.
Monica-Clinton dualizminden, buna "Oval odayı" da eklediniz mi trializm olur, verdiğim mini bir misali, toplumsal huzur ve mutluluk zedelenmesin diye vermeyeceğim.
Dün akşam bu konuları tekrar zihin dünyama iade eden bir program vardı bir kanalda.
İki kazık ile temsil edilen bir programın, sunucuyu göz önünde bulundurarak isminin ancak "eeee" olması daha uygun düşerdi ama başka bir isim uygun bulunmuş, olabilir.
Bu tip programların "yangında ilk kurtarılacak eşya" misali ilk akla gelen isimleri bellidir.
Ara sıra garnitür türünden başkaları katılsa da.
Bu programda da aynı hikaye ayni isim(ler) tarafından ifade edildi.
Sayın Siyah-Beyaz, olaylara vukufiyetini(!) bir kez daha ispat etti.
11 Eylül sonrası İslam'a accayip ilgi duymaya başlayan ABD'li akademisyenler bu konuda yollara düşmüşmüş.
Mensuplarına bu kadar korkunç ve bir o kadar da büyük bir güç sahibi olmayı gerektiren saldırıyı yaptıran din nasıl bir dindi?
Tavuk ya da hindi.
Sırtında hırka,
Ağzında lokma,
Hanesinde sıcak çorba,
Kilerinde dolu torba
Çoğu açlıktan ölen,
Ne balı var ne polen,
Bir millet, hangi güçle bir dünya devini yerle bir edebilir.
Nasıl;
Ekonomisinin bağrına,
Savunmasının böğrüne
Şey edebilir?
Maddi bir imkanla olmayacağına göre bu olsa olsa manevi bir güçle olabilirdi.
İşte top yekun Batı dünyası bu manevi güce merak sardı.
Yani İslam'a.
Dolayısı ile her biri çeşitli formüllerle sömürge hali yaşayan İslam ülkelerine de.
Yollara düşen Batılı ilim adamları, ünlü akademisyenler, günlerce at sırtında, başta,
Nevada,
Gobi,
Ve Sina çöllerini, bütün hayati tehlikeleri göze alarak aşıyorlar.
Tanzanya'yı,
Mozambik'i,
Badakaskar'ı,
Geçip yolları İstanbul'a varıyor.
Altılı ganyan bayilerine,
Sayısal Loto veznelerine,
Ayakkabı tamircilerine,
Lostra salonlarına, kısaca karşılarına çıkan her kese sormuşlar:
"İslam konusunda kimden bilgi alabiliriz?"
Tekmili birden hepsi onu işaret etmişler.
Sayın Siyah-Beyazı.
Hepsi koro halinde o, o, o dediler.
Çünkü ne zaman din konu olsa o çıkar karşılarına.
Yuttular ne düşerse kaşıklarına.
Övünüyor sayın Siyah-Beyaz; "ABD'li akademisyenler bana geldi. 11 Eylül sonrası merak saldıkları İslam hakkında benden bilgi istediler. Uzun uzun konuştuk,
Bilgilerimizi bölüştük,
Bana kaldılar hayran,
Ekşidi bizim ayran,
Deliye her yer seyran,
Ve tabi her gün bayram.
Ne güzel gidiyordu masal, Prof Nur hanımın şu sözüne kadar:
"ABD'li akademisyenler, bizdeki akademisyenlerden çok daha iyi biliyor İslam'ı".
Oldu mu yaptığın Nur.
Gözünün üstüne vur.
Şimdi orda dur.
Aslında Siyah-Beyaz bey "aksi teşbih sanatı" yapıyordu.
Aksi teşbih sanatı şu(imiş):
Şairin derdi atını övmektir.
Ama o, önce bir sudunu övüyor, övüyor, övüyor ve sonunda onun atının baldırlarına tıpatıp benzediğini söyleyerek sözünü bitiriyor.
"Şu sudunun ihtişamına bakın, aynen atınım baldırı".
Oradaki akademisyenlere bu sanatı uyguladı Siyah-Beyaz ;
"ABD'deki akademisyenler bile İslam'ı benden öğreniyor, ne haber?
Fakat dedim ya, işi Prof. Nur Vergin hanım bozdu."
Ben de aynı şeyi tekrarlayayım;
Top yekun Hıristiyan dünyanın, hep bir ağızdan: "Biz 11 Eylül sonrası İslam'a merak saldık (dediği) iddiaları, 11 Eylül saldırısının İslam'a mal edilme yalanına bir dayanak içindir".
Bu yalan için bizdeki "bazılar" da birer figürandır.
Bunlardan biri de Hıristiyan dünyanın 11 Eylül sonrası İslam'a duyduğu iddia edilen "yoğun ilgi" yalanı idi.
Bu yalanın ne denli büyük olduğunu ispat sadedinde bir iki misal da vermiştim.
Bunlardan biri; 20 asır önceki dinin öğretilerini "eksiksiz" bilenlerin, 14 asır geçmişi olan İslam'dan habersiz olmalarının imkansız olacağı" idi.
Monica-Clinton dualizminden, buna "Oval odayı" da eklediniz mi trializm olur, verdiğim mini bir misali, toplumsal huzur ve mutluluk zedelenmesin diye vermeyeceğim.
Dün akşam bu konuları tekrar zihin dünyama iade eden bir program vardı bir kanalda.
İki kazık ile temsil edilen bir programın, sunucuyu göz önünde bulundurarak isminin ancak "eeee" olması daha uygun düşerdi ama başka bir isim uygun bulunmuş, olabilir.
Bu tip programların "yangında ilk kurtarılacak eşya" misali ilk akla gelen isimleri bellidir.
Ara sıra garnitür türünden başkaları katılsa da.
Bu programda da aynı hikaye ayni isim(ler) tarafından ifade edildi.
Sayın Siyah-Beyaz, olaylara vukufiyetini(!) bir kez daha ispat etti.
11 Eylül sonrası İslam'a accayip ilgi duymaya başlayan ABD'li akademisyenler bu konuda yollara düşmüşmüş.
Mensuplarına bu kadar korkunç ve bir o kadar da büyük bir güç sahibi olmayı gerektiren saldırıyı yaptıran din nasıl bir dindi?
Tavuk ya da hindi.
Sırtında hırka,
Ağzında lokma,
Hanesinde sıcak çorba,
Kilerinde dolu torba
Çoğu açlıktan ölen,
Ne balı var ne polen,
Bir millet, hangi güçle bir dünya devini yerle bir edebilir.
Nasıl;
Ekonomisinin bağrına,
Savunmasının böğrüne
Şey edebilir?
Maddi bir imkanla olmayacağına göre bu olsa olsa manevi bir güçle olabilirdi.
İşte top yekun Batı dünyası bu manevi güce merak sardı.
Yani İslam'a.
Dolayısı ile her biri çeşitli formüllerle sömürge hali yaşayan İslam ülkelerine de.
Yollara düşen Batılı ilim adamları, ünlü akademisyenler, günlerce at sırtında, başta,
Nevada,
Gobi,
Ve Sina çöllerini, bütün hayati tehlikeleri göze alarak aşıyorlar.
Tanzanya'yı,
Mozambik'i,
Badakaskar'ı,
Geçip yolları İstanbul'a varıyor.
Altılı ganyan bayilerine,
Sayısal Loto veznelerine,
Ayakkabı tamircilerine,
Lostra salonlarına, kısaca karşılarına çıkan her kese sormuşlar:
"İslam konusunda kimden bilgi alabiliriz?"
Tekmili birden hepsi onu işaret etmişler.
Sayın Siyah-Beyazı.
Hepsi koro halinde o, o, o dediler.
Çünkü ne zaman din konu olsa o çıkar karşılarına.
Yuttular ne düşerse kaşıklarına.
Övünüyor sayın Siyah-Beyaz; "ABD'li akademisyenler bana geldi. 11 Eylül sonrası merak saldıkları İslam hakkında benden bilgi istediler. Uzun uzun konuştuk,
Bilgilerimizi bölüştük,
Bana kaldılar hayran,
Ekşidi bizim ayran,
Deliye her yer seyran,
Ve tabi her gün bayram.
Ne güzel gidiyordu masal, Prof Nur hanımın şu sözüne kadar:
"ABD'li akademisyenler, bizdeki akademisyenlerden çok daha iyi biliyor İslam'ı".
Oldu mu yaptığın Nur.
Gözünün üstüne vur.
Şimdi orda dur.
Aslında Siyah-Beyaz bey "aksi teşbih sanatı" yapıyordu.
Aksi teşbih sanatı şu(imiş):
Şairin derdi atını övmektir.
Ama o, önce bir sudunu övüyor, övüyor, övüyor ve sonunda onun atının baldırlarına tıpatıp benzediğini söyleyerek sözünü bitiriyor.
"Şu sudunun ihtişamına bakın, aynen atınım baldırı".
Oradaki akademisyenlere bu sanatı uyguladı Siyah-Beyaz ;
"ABD'deki akademisyenler bile İslam'ı benden öğreniyor, ne haber?
Fakat dedim ya, işi Prof. Nur Vergin hanım bozdu."
Ben de aynı şeyi tekrarlayayım;
Top yekun Hıristiyan dünyanın, hep bir ağızdan: "Biz 11 Eylül sonrası İslam'a merak saldık (dediği) iddiaları, 11 Eylül saldırısının İslam'a mal edilme yalanına bir dayanak içindir".
Bu yalan için bizdeki "bazılar" da birer figürandır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Müslim Karabacak / diğer yazıları
- Ana-baba hakları-2 / 30.04.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024
- Ana-baba hakları -1 / 25.04.2024
- Müşriklerle hicv / 21.04.2024
- Kıyas önemlidir.... / 14.04.2024
- Kur'anı doğru anlamak / 13.04.2024
- Şimdi sırada "Dinsel Dönüşüm" var / 07.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -5 / 03.04.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -4 / 27.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -3 / 26.03.2024
- Ramazanda; Dua... Dua...Dua.. -2 / 21.03.2024

















































































