Hz. Hasan’a yapılan haksız yakıştırmalar ve tarihçi Zühri
Zühri ile ilgili “İmamların Hayatı” adlı eserde şu ifadeleri görüyoruz
30.06.2023 08:28:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Zühri ile ilgili "İmamların Hayatı" adlı eserde şu ifadeleri görüyoruz:
"O'nun (Zühri), daha başlangıçta, (gençliğinde) Medine'de İmam Zeynelabidin ile irtibatı vardı ve hazretlerinin huzurundan yararlanıyordu.
Fakat sonraları Emevilerin sarayında meczub olarak onların hizmetine girmiştir. Bazen Emevilerin kendisine, "Peygamberin oğlu (Hüseyin oğlu Ali) ne yapıyor" diyerek istihza etmeleri bu dönemi vurgulamaktadır.
Zuhri'nin hayatından bazı kesitleri aşağıda sunarak, onun Emevi sarayı ile olan ilişkilerine ait kanıtları okuyucularımıza sunmaya çalışacağız.
Zühri, Emevi sarayında
İbn-i Ebi'l-Hadid, onun İmam Ali'nin muhaliflerinden biri olduğunu öne sürerek şöyle yazıyor:
"Bir gün Hüseyin oğlu Ali, Zühri ve Urvet b. Zübeyr'in camide Hz. Ali aleyhinde konuştuklarını duydu. İmam Zeynelâbidin, (hemen) camiye giderek bu iki kişinin kafasına dikilip kendilerini şiddetle ikaz etti."
İbn-i Sa'd, "Zühri'yi Abdülmelik'in sarayına sokan kişi, Abdülmelik sarayının özel mühürdarı olan Kubeyse b. Züeyb'dir" diye yazıyor.
Zühri'nin, Emevilerin kirli sarayına bağımlılığı buradan başlamış oluyor. O, refahın keyfini, saray yaşamının zevkini Abdülmelik iktidarında tattı.
Bu nedenle onun (Abdülmelik'in) oğulları Velid, Süleyman, Yezid, Hişam ve aynı şekilde Ömer b. Abdülaziz sarayında da konumunu sürdürdü.
Yezid b. Abdülmelik Zühri'yi kadılık makamına atadı. Yezit'ten sonra Hişam b. Abdülmelik iktidarında da özel saygı ve mevkiini korudu.
Hişam, kendisini, oğullarının öğretmenliği görevine getirdi. Ve bu görevi hayıtının sonuna kadar sürdürdü.
Hişam, onun seksen bin dirhem borcunu ödedi, deniliyor.
Yine İbn-i Sa'd, "Zühri Rüsafe'de Hişam'ın yanına gitti, ondan önce yirmi yıl süreyle onların (Emevilerin) yanında kaldı" demektedir.
Aynı şekilde Süfyan b. Üyeyne'den şöyle naklediyor: "Zühri, yüz yirmi üç hicri (M. 741) yılında zamanın halifesi Hişam ile birlikte Mekke'ye geldi ve yüz yirmi dört yılına kadar orada ikamet etti."
Zühri, saray yaşamına ve onun refah nimetlerine öyle alışmıştı ki, ömrünün sonlarına doğru kendisine dediler ki; "Keşke ömrünün bu son günlerinde Medine'de olsaydın, Peygamber camiinde bir direk dibinde otursaydın ve biz etrafında dizilip otursaydık, sen de halkı eğitseydin."
Buna Zühri'nin cevabı şu oldu: "Eğer böyle yaparsam, derim soyulur, bu da benim yararıma değil. Ancak dünyaya sırt çevirip ahrete sarılırsam, başka..."
Resulüllah'ın halifesi olmaya layık olmadıklarını anlasaydılar kuşkusuz ki onlara teslim olmazlardı.
Bunun bütün halk için geçerli olmadığını kabul etsek bile, o günkü İslam toplumunda halifelerini oluşturdukları yönetimin gayri İslamî durumuna inançlarından dolayı tahammül gösteren bir çok kişi vardı.
Yani mevcut durumun İslami olduğunu sanıyorlardı. Bu nedenle zalim halifeler, yönetimlerine meşruiyet kazandırmak için, din alimleri ve muhaddisleri saraylarına cezbedip, kendi yararlarına Peygamber veya büyük sahabelere istinaden uydurma hadisler türetmeye, bu şekilde; toplumda yönetimlerinin kabul görmesi için fikrî ortam oluşturmaya özen gösteriyorlardı.
Buna göre; Emevi halifelerinin Zühri'yi elde etmekteki amaçları, onun dinî konumundan yararlanmaktı. O da kendini tamamen onların hizmetine sundu, onların yararına kitap yazdı, hadis uydurdu ve böylece onların kirli amaçlarına çokça hizmet sundu.
Ma'mer adında bir kişi şöyle diyor: "Biz Zühri'den birçok hadis naklettiğimizi sanıyorduk. Ta ki; (Abdülmelikoğlu) Velid öldürülünceye kadar. O öldürüldükten sonra, hayvanlara yüklenmiş Velid'in hazinesinden çıkarılan bir çok defterler gördük ve onlar Zühri'nin ilmidir diyorlardı."
Yani, Zühri Velid'in emriyle onun istediği doğrultuda o kadar defter yazıp doldurmuştu ki; onları Velid hazinesinden çıkarmak istediklerinde ancak hayvanlarla taşıtabildiler.
Zühri'nin kendisi de şöyle diyor: "Başlangıçta biz bilgimizi yazmayı sevmezdik. Fakat emirler ve yöneticiler bizi (bunları yazıp kitap haline getirmek için) zorladılar. Sonra biz hiçbir Müslümanın bunu yapmasına (bilgilerini yazmalarına) engel olunmaması gerektiğini düşündük."
İbn-i Kesir şöyle yazıyor: "Zühri'yi hadis yazmaya zorlayan kişi Hişam b. Abdülmelik idi. Zühri kitap yazdıktan sonra başka insanlar da hadis yazmaya başladı."
Bir gün Hişam b. Abdülmelik, Zühri'den oğullarına hadis öğretmesini istedi. Bu sırada Zühri bir katip isteyerek dört yüz hadis yazdırdı.
Ömer b. Abdülaziz de bir genelge yayınlayarak; hadis nakli ve yazımında, geçmiş sünnete ondan daha hakim birisi kalmamıştır diye Zühri'nin göz ardı edilmemesini emretti.
Hadis nakledip yazma yasağı, Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra Ömer b. Hattab'ın hilafeti sırasında getirildi ve Hicri birinci asrın sonuna kadar da devam etti.
Ömer b. Abdülaziz zamanında bu yasak resmen lağvedildi. İslam tarihi araştırmacıları bu yasağın siyasi olduğuna inanmaktalar.
Bundan amaç ise İmam Ali'nin sahip olduğu imtiyazları ortadan kaldırmaktı.
Yine İmam Ali, daha Peygamber hayatta iken, Resulullah Efendimizin hadislerini ve özel buyruklarını içeren kitaplar yazmıştı. Bu gerçeklerin anlatılıp ifşa edilmesi zamanın halifesinin yararına olmazdı.
Çünkü her birisi Hz. Ali'nin hakkaniyetini ispat eden bir belgeydi. Bu nedenle hadis nakletmek ve yazmak tamamen yasak ilan edildi. Böylece hem hadis yazımı ve anlatımının yasaklanması hem de serbest bırakılmasının siyasi nedenleri olduğu anlaşılmaktadır.
Şimdi, Velid ve Hişam'ın emriyle hadislerle doldurulan bu defterlerde ne tür hadisler bulunduğuna bakmak gerekiyor.
Bunca defter içinde, Velid ve Hişam'ı suçlayabilecek tek bir hadisin bile bulunmadığında kuşku yoktur.
Aksine, onların yüz kızartıcı ve İslam dışı uygulamalarını onaylıyor, siyasi rakipleri yani; Haşimoğullarının etkinliğini azaltıyor, bulundukları parlak mevkii aşağıya çekiyordu." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Hasan eserinden)
"O'nun (Zühri), daha başlangıçta, (gençliğinde) Medine'de İmam Zeynelabidin ile irtibatı vardı ve hazretlerinin huzurundan yararlanıyordu.
Fakat sonraları Emevilerin sarayında meczub olarak onların hizmetine girmiştir. Bazen Emevilerin kendisine, "Peygamberin oğlu (Hüseyin oğlu Ali) ne yapıyor" diyerek istihza etmeleri bu dönemi vurgulamaktadır.
Zuhri'nin hayatından bazı kesitleri aşağıda sunarak, onun Emevi sarayı ile olan ilişkilerine ait kanıtları okuyucularımıza sunmaya çalışacağız.
Zühri, Emevi sarayında
İbn-i Ebi'l-Hadid, onun İmam Ali'nin muhaliflerinden biri olduğunu öne sürerek şöyle yazıyor:
"Bir gün Hüseyin oğlu Ali, Zühri ve Urvet b. Zübeyr'in camide Hz. Ali aleyhinde konuştuklarını duydu. İmam Zeynelâbidin, (hemen) camiye giderek bu iki kişinin kafasına dikilip kendilerini şiddetle ikaz etti."
İbn-i Sa'd, "Zühri'yi Abdülmelik'in sarayına sokan kişi, Abdülmelik sarayının özel mühürdarı olan Kubeyse b. Züeyb'dir" diye yazıyor.
Zühri'nin, Emevilerin kirli sarayına bağımlılığı buradan başlamış oluyor. O, refahın keyfini, saray yaşamının zevkini Abdülmelik iktidarında tattı.
Bu nedenle onun (Abdülmelik'in) oğulları Velid, Süleyman, Yezid, Hişam ve aynı şekilde Ömer b. Abdülaziz sarayında da konumunu sürdürdü.
Yezid b. Abdülmelik Zühri'yi kadılık makamına atadı. Yezit'ten sonra Hişam b. Abdülmelik iktidarında da özel saygı ve mevkiini korudu.
Hişam, kendisini, oğullarının öğretmenliği görevine getirdi. Ve bu görevi hayıtının sonuna kadar sürdürdü.
Hişam, onun seksen bin dirhem borcunu ödedi, deniliyor.
Yine İbn-i Sa'd, "Zühri Rüsafe'de Hişam'ın yanına gitti, ondan önce yirmi yıl süreyle onların (Emevilerin) yanında kaldı" demektedir.
Aynı şekilde Süfyan b. Üyeyne'den şöyle naklediyor: "Zühri, yüz yirmi üç hicri (M. 741) yılında zamanın halifesi Hişam ile birlikte Mekke'ye geldi ve yüz yirmi dört yılına kadar orada ikamet etti."
Zühri, saray yaşamına ve onun refah nimetlerine öyle alışmıştı ki, ömrünün sonlarına doğru kendisine dediler ki; "Keşke ömrünün bu son günlerinde Medine'de olsaydın, Peygamber camiinde bir direk dibinde otursaydın ve biz etrafında dizilip otursaydık, sen de halkı eğitseydin."
Buna Zühri'nin cevabı şu oldu: "Eğer böyle yaparsam, derim soyulur, bu da benim yararıma değil. Ancak dünyaya sırt çevirip ahrete sarılırsam, başka..."
Resulüllah'ın halifesi olmaya layık olmadıklarını anlasaydılar kuşkusuz ki onlara teslim olmazlardı.
Bunun bütün halk için geçerli olmadığını kabul etsek bile, o günkü İslam toplumunda halifelerini oluşturdukları yönetimin gayri İslamî durumuna inançlarından dolayı tahammül gösteren bir çok kişi vardı.
Yani mevcut durumun İslami olduğunu sanıyorlardı. Bu nedenle zalim halifeler, yönetimlerine meşruiyet kazandırmak için, din alimleri ve muhaddisleri saraylarına cezbedip, kendi yararlarına Peygamber veya büyük sahabelere istinaden uydurma hadisler türetmeye, bu şekilde; toplumda yönetimlerinin kabul görmesi için fikrî ortam oluşturmaya özen gösteriyorlardı.
Buna göre; Emevi halifelerinin Zühri'yi elde etmekteki amaçları, onun dinî konumundan yararlanmaktı. O da kendini tamamen onların hizmetine sundu, onların yararına kitap yazdı, hadis uydurdu ve böylece onların kirli amaçlarına çokça hizmet sundu.
Ma'mer adında bir kişi şöyle diyor: "Biz Zühri'den birçok hadis naklettiğimizi sanıyorduk. Ta ki; (Abdülmelikoğlu) Velid öldürülünceye kadar. O öldürüldükten sonra, hayvanlara yüklenmiş Velid'in hazinesinden çıkarılan bir çok defterler gördük ve onlar Zühri'nin ilmidir diyorlardı."
Yani, Zühri Velid'in emriyle onun istediği doğrultuda o kadar defter yazıp doldurmuştu ki; onları Velid hazinesinden çıkarmak istediklerinde ancak hayvanlarla taşıtabildiler.
Zühri'nin kendisi de şöyle diyor: "Başlangıçta biz bilgimizi yazmayı sevmezdik. Fakat emirler ve yöneticiler bizi (bunları yazıp kitap haline getirmek için) zorladılar. Sonra biz hiçbir Müslümanın bunu yapmasına (bilgilerini yazmalarına) engel olunmaması gerektiğini düşündük."
İbn-i Kesir şöyle yazıyor: "Zühri'yi hadis yazmaya zorlayan kişi Hişam b. Abdülmelik idi. Zühri kitap yazdıktan sonra başka insanlar da hadis yazmaya başladı."
Bir gün Hişam b. Abdülmelik, Zühri'den oğullarına hadis öğretmesini istedi. Bu sırada Zühri bir katip isteyerek dört yüz hadis yazdırdı.
Ömer b. Abdülaziz de bir genelge yayınlayarak; hadis nakli ve yazımında, geçmiş sünnete ondan daha hakim birisi kalmamıştır diye Zühri'nin göz ardı edilmemesini emretti.
Hadis nakledip yazma yasağı, Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra Ömer b. Hattab'ın hilafeti sırasında getirildi ve Hicri birinci asrın sonuna kadar da devam etti.
Ömer b. Abdülaziz zamanında bu yasak resmen lağvedildi. İslam tarihi araştırmacıları bu yasağın siyasi olduğuna inanmaktalar.
Bundan amaç ise İmam Ali'nin sahip olduğu imtiyazları ortadan kaldırmaktı.
Yine İmam Ali, daha Peygamber hayatta iken, Resulullah Efendimizin hadislerini ve özel buyruklarını içeren kitaplar yazmıştı. Bu gerçeklerin anlatılıp ifşa edilmesi zamanın halifesinin yararına olmazdı.
Çünkü her birisi Hz. Ali'nin hakkaniyetini ispat eden bir belgeydi. Bu nedenle hadis nakletmek ve yazmak tamamen yasak ilan edildi. Böylece hem hadis yazımı ve anlatımının yasaklanması hem de serbest bırakılmasının siyasi nedenleri olduğu anlaşılmaktadır.
Şimdi, Velid ve Hişam'ın emriyle hadislerle doldurulan bu defterlerde ne tür hadisler bulunduğuna bakmak gerekiyor.
Bunca defter içinde, Velid ve Hişam'ı suçlayabilecek tek bir hadisin bile bulunmadığında kuşku yoktur.
Aksine, onların yüz kızartıcı ve İslam dışı uygulamalarını onaylıyor, siyasi rakipleri yani; Haşimoğullarının etkinliğini azaltıyor, bulundukları parlak mevkii aşağıya çekiyordu." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Hasan eserinden)












































































