Tartışmayı Kıvrıkoğlu'nun irtica tarifi üzerine oturtacağımız için önce son Menemen kutlaması sırasında yaptığı çok önemli açıklamayı bir kere daha hatırlayalım:
"Menemen olayıyla gericilerin, akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanan İslam Dini'ni ve halkın din duygularını istismar ederek çıkar sağlamaya çalıştıkları, bunların da gerçek anlamda din ile ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır".
Kıvrıkoğlu bütün spekülâsyonları yerle bir edecek, dedikoduları önleyecek bu açıklamasında şunların altını çiziyordu:
1. İslam Dini akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanır. 2. Halkın din duygusu olması gayet tabiidir ve korkulacak bir şey değildir. 3. Gericiler bu İslâm dinini ve halkın din duygularını istismar etmeye çalışmışlardır. 4. Bunların gerçek anlamda din ile ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bunu bir kenara yazın.
Ekonomi kurmayları (!) ne diyor; içine düştüğümüz krizden kurtulmanın iki yolu vardır, 1. Yabancı sermayenin Türkiye'ye girmesi, 2. Yastık altındaki yerli birikimlerin dolaşıma çıkması. Yabancı sermayenin girişi için her türlü kolaylık, hâttâ aşırı bir takım tâviz ve koruma zırhı temin edilerek sağlanıyor ama "yerli sermayenin" ürkeklikten kurtularak pazara çıkması için hiçbir şey yapılmıyor. Yabancıya verilen güven hissi yerliye bir türlü verilemiyor.
Yerli sermaye denilince akla "Anadolu kaplanları" geliyor.
Ve ne çare "Anadolu kaplanları"nın; vatandaşın dişi tırnağı ile yerli müteşebbislerin müşterek hareketi sonucu hayata geçirdiği bu muhteşem organizasyonun önü lüzumsuz dedikodular, yersiz paranoyalar ile kesilmek isteniliyor.
28 Şubat kararları imiş... 28 Şubat'ın hep siyasi yönü konuşuluyor fakat ekonomik yönü es geçiliyor. Bence 28 Şubat'ın Türk siyaset sahnesinde yarattığı fırtınadan en iyi; konuyu bilerek ve isteyerek ve büyük bir ustalıkla ekonomi sahnesine taşıyan yabancı sermaye ile fazla içli dışlı olan "bir kısım yerliler" yararlandı.
"Anadolu kaplanları"nı "irticai sermaye" diye kötüleyerek 28 Şubat'ın ilgi alanına soktular ve haksız rekabet ile pazar paylarını arttırmak, dahası tekel durumuna geçmek istediler.
Sermayenin irticası mı olurmuş?
İrticai sermayeden bahsedebilmek için irticanın, yâni Kıvrıkoğlu'nun tarifindeki "din ile gerçek anlamda ilgilerinin bulunmadığı anlaşılan gericilerin"; sahibi bulundukları sermayeyi yine Kıvrıkoğlu'nun tarifinde yer aldığı gibi "akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanan İslam Dini'ni ve halkın din duygularını istismar ederek çıkar sağlama yolunda kullanmaları" gerekir.
Buna bir itiraz yok... Üstelik Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ile "hissî" bir takım ilişkiler içinde bulunan "yerli" ortakların yabancı sermaye, ile müştereken içinde bulundukları "misyoner" maksatlı sermaye hareketlerinin de bu kapsamda mütalâa edilmesine itiraz etmiyoruz.
Fakat bu tarif kapı gibi ortada dururken "samimi inananların", ellerinde bulunan üç beş kuruşu bir araya getirerek çok kısa bir sürede büyük bir organizasyon zekâsıyla kurdukları inanılmaz sanayii göz ardı etmek, kötülemek, ihbar etmek insafsızlıktır, haksızlıktır, günahtır.
Millî hedefler için ihtiyaç duyulan yabancı sermayenin yerli ortaklar ile savunma sanayiine girmesine şimdilik ses çıkarmıyoruz.
Fakat meselâ Kombassan, Yimpaş ve dahi Başçelik'in sahip oldukları yüzde yüz "yerli sermaye ile" savunma sanayiine girmeleri neden teşvik edilmemektedir?
Yabancılar gibi önlerine kırmızı halı serilmesini istemiyoruz ama gölge de etmeseler nasıl olur? Sahip oldukları digital laser teknolojisi füze yerine neden tava-tencere ve hanımlara ev ve el âletleri imalatına mecbur ve heba ve dahi ziyan edilmektedir?
Neden bu firmaları çağırıp Savunma Sanayiinin şu, şu bölümlerinde sizden istifade etmek istiyoruz denilmemektedir?
Çanakkale'den Sarıkamış'a şehit torunu, şehit çocuğu, şehit ailesi oldukları için mi?
"Menemen olayıyla gericilerin, akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanan İslam Dini'ni ve halkın din duygularını istismar ederek çıkar sağlamaya çalıştıkları, bunların da gerçek anlamda din ile ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır".
Kıvrıkoğlu bütün spekülâsyonları yerle bir edecek, dedikoduları önleyecek bu açıklamasında şunların altını çiziyordu:
1. İslam Dini akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanır. 2. Halkın din duygusu olması gayet tabiidir ve korkulacak bir şey değildir. 3. Gericiler bu İslâm dinini ve halkın din duygularını istismar etmeye çalışmışlardır. 4. Bunların gerçek anlamda din ile ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bunu bir kenara yazın.
Ekonomi kurmayları (!) ne diyor; içine düştüğümüz krizden kurtulmanın iki yolu vardır, 1. Yabancı sermayenin Türkiye'ye girmesi, 2. Yastık altındaki yerli birikimlerin dolaşıma çıkması. Yabancı sermayenin girişi için her türlü kolaylık, hâttâ aşırı bir takım tâviz ve koruma zırhı temin edilerek sağlanıyor ama "yerli sermayenin" ürkeklikten kurtularak pazara çıkması için hiçbir şey yapılmıyor. Yabancıya verilen güven hissi yerliye bir türlü verilemiyor.
Yerli sermaye denilince akla "Anadolu kaplanları" geliyor.
Ve ne çare "Anadolu kaplanları"nın; vatandaşın dişi tırnağı ile yerli müteşebbislerin müşterek hareketi sonucu hayata geçirdiği bu muhteşem organizasyonun önü lüzumsuz dedikodular, yersiz paranoyalar ile kesilmek isteniliyor.
28 Şubat kararları imiş... 28 Şubat'ın hep siyasi yönü konuşuluyor fakat ekonomik yönü es geçiliyor. Bence 28 Şubat'ın Türk siyaset sahnesinde yarattığı fırtınadan en iyi; konuyu bilerek ve isteyerek ve büyük bir ustalıkla ekonomi sahnesine taşıyan yabancı sermaye ile fazla içli dışlı olan "bir kısım yerliler" yararlandı.
"Anadolu kaplanları"nı "irticai sermaye" diye kötüleyerek 28 Şubat'ın ilgi alanına soktular ve haksız rekabet ile pazar paylarını arttırmak, dahası tekel durumuna geçmek istediler.
Sermayenin irticası mı olurmuş?
İrticai sermayeden bahsedebilmek için irticanın, yâni Kıvrıkoğlu'nun tarifindeki "din ile gerçek anlamda ilgilerinin bulunmadığı anlaşılan gericilerin"; sahibi bulundukları sermayeyi yine Kıvrıkoğlu'nun tarifinde yer aldığı gibi "akılcılığa, çağdaşlığa, fenne, ilme ve mantığa dayanan İslam Dini'ni ve halkın din duygularını istismar ederek çıkar sağlama yolunda kullanmaları" gerekir.
Buna bir itiraz yok... Üstelik Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi ile "hissî" bir takım ilişkiler içinde bulunan "yerli" ortakların yabancı sermaye, ile müştereken içinde bulundukları "misyoner" maksatlı sermaye hareketlerinin de bu kapsamda mütalâa edilmesine itiraz etmiyoruz.
Fakat bu tarif kapı gibi ortada dururken "samimi inananların", ellerinde bulunan üç beş kuruşu bir araya getirerek çok kısa bir sürede büyük bir organizasyon zekâsıyla kurdukları inanılmaz sanayii göz ardı etmek, kötülemek, ihbar etmek insafsızlıktır, haksızlıktır, günahtır.
Millî hedefler için ihtiyaç duyulan yabancı sermayenin yerli ortaklar ile savunma sanayiine girmesine şimdilik ses çıkarmıyoruz.
Fakat meselâ Kombassan, Yimpaş ve dahi Başçelik'in sahip oldukları yüzde yüz "yerli sermaye ile" savunma sanayiine girmeleri neden teşvik edilmemektedir?
Yabancılar gibi önlerine kırmızı halı serilmesini istemiyoruz ama gölge de etmeseler nasıl olur? Sahip oldukları digital laser teknolojisi füze yerine neden tava-tencere ve hanımlara ev ve el âletleri imalatına mecbur ve heba ve dahi ziyan edilmektedir?
Neden bu firmaları çağırıp Savunma Sanayiinin şu, şu bölümlerinde sizden istifade etmek istiyoruz denilmemektedir?
Çanakkale'den Sarıkamış'a şehit torunu, şehit çocuğu, şehit ailesi oldukları için mi?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları
- Ekonomi, İslam ve Rusya / 01.04.2006
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002
- Küresel aktörler, bölgesel piyonlar / 20.12.2005
- 'Namkör' kedi / 16.07.2002
- Cılkı çıkan siyaset / 15.07.2002
- İsmail Cem'in sakladıkları / 14.07.2002
- Cem fotoğrafları / 13.07.2002
- Vitesten atan siyaset / 12.07.2002
- Freni patlayan siyaset / 11.07.2002
- "Nankör kedi" / 10.07.2002
- "Bindir bir alamete" politikası / 09.07.2002