Kalbin gıdası ilim ve hikmettir
Bedenin gıdası yemek, içmek olduğu gibi; kalbin gıdası da ilimdir, hikmettir; kalbin yaşaması onlarla devam eder. Bir kimse ilimden mahrum olursa, onun kalbi hastadır. Ölümün eşiğine gelmiştir
31.05.2023 21:00:00
Hakan Akkuş
Hakan Akkuş





İmam Gazali Hazretleri, bilgi sahibi olmanın fazileti hakkında buyurdu ki:
"İlim sahibi, yeryüzünde Allah'ın eminidir."
"Kıyamet günü, şefaat hakkı önce peygamberlere, sonra âlimlere, daha sonra şehitlere tanınır."
Fethü'l-Musüî bir gün arkadaşlarına şöyle konuştu ve sordu: "Bir hasta yemekten, içmekten ve ilâçtan men olunduğu takdirde ölür değil mi?"
Hep birden, "evet" dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "İşte bunun gibi, bir kalp, üç gün ilimden, hikmetten mahrum bırakılırsa ölür."
Doğru buyurmuş. Bu bedenin gıdası yemek, içmek olduğu gibi; kalbin gıdası da ilimdir, hikmettir; kalbin yaşaması onlarla devam eder.
Bir kimse ilimden mahrum olursa, onun kalbi hastadır. Ölümün eşiğine gelmiştir ama o bunun farkına varamaz. Çünkü dünya işleri, onun duygusunu iptal etmiştir. Ölüm, o dünyalık işleri elinden aldığı gün, büyük, sonsuz bir hasret çeker. Derinden bir acı duyar. O acının ve hasretin sonu yoktur. Anlatmak istediğimiz durum, Peygamberimizin şu hadis-i şerifinde daha açık anlatılır: "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."
Bilgi edinmenin faziletine de değinmek isteriz. Bunu da aşağıda zikredeceğimiz hadis-i şeriflerin delâleti ile anlatmaya çalışacağız.
"Melekler, ilim tahsiline gidenin geçtiği yollara kanat serer; bu halleri ile ondan hoşnut olduklarını belirtmek isterler."
"Erken kalkıp, ilim dalından bir bölüm öğrenmen, -nafile olarak- kılınan yüz rekât namazdan hayırlıdır."
Ashabdan Ebû Derdâ (r.a.) ilim öğrenmenin değerini anlatmak için şöyle buyurur: "Her kim, erken kalkıp, ilim tahsiline koşmanın bir cihat olmadığı görüşünü savunursa, onun görüşü kısa, aklı kısırdır."
Biraz da bildiğini belletenlerin faziletini anlatalım.
İlk başta şu ayet-i kerimeyi zikredelim: "Allah Teâlâ, kendilerine kitap verilen kimselerden ahd aldı. Tâ ki, bildiklerini insanlara öğreteler ve ondan bir şey gizlemeyeler." (Âl-i İmran, 187).
Peygamberimiz (s.a.v.) yukarıda arz edilen ayet-i kerimeyi okuyunca, şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ ilmi verdiği âlimden bir ahd almadan vermedi. O ahd tıpkı peygamberlerinkine benzer. Ki o, bildiğini saklamayacak, insanlara açıklayacak."
Peygamberimiz (s.a.v.), Muaz'ı (r.a.) Yemen'e saldığı zaman şöyle buyurdu: "Allah, senin elinle bir kimseyi hidayete erdirirse; bu senin için dünya ve içindekilerin hepsinden hayırlıdır."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
"İlim sahibi, yeryüzünde Allah'ın eminidir."
"Kıyamet günü, şefaat hakkı önce peygamberlere, sonra âlimlere, daha sonra şehitlere tanınır."
Fethü'l-Musüî bir gün arkadaşlarına şöyle konuştu ve sordu: "Bir hasta yemekten, içmekten ve ilâçtan men olunduğu takdirde ölür değil mi?"
Hep birden, "evet" dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "İşte bunun gibi, bir kalp, üç gün ilimden, hikmetten mahrum bırakılırsa ölür."
Doğru buyurmuş. Bu bedenin gıdası yemek, içmek olduğu gibi; kalbin gıdası da ilimdir, hikmettir; kalbin yaşaması onlarla devam eder.
Bir kimse ilimden mahrum olursa, onun kalbi hastadır. Ölümün eşiğine gelmiştir ama o bunun farkına varamaz. Çünkü dünya işleri, onun duygusunu iptal etmiştir. Ölüm, o dünyalık işleri elinden aldığı gün, büyük, sonsuz bir hasret çeker. Derinden bir acı duyar. O acının ve hasretin sonu yoktur. Anlatmak istediğimiz durum, Peygamberimizin şu hadis-i şerifinde daha açık anlatılır: "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."
Bilgi edinmenin faziletine de değinmek isteriz. Bunu da aşağıda zikredeceğimiz hadis-i şeriflerin delâleti ile anlatmaya çalışacağız.
"Melekler, ilim tahsiline gidenin geçtiği yollara kanat serer; bu halleri ile ondan hoşnut olduklarını belirtmek isterler."
"Erken kalkıp, ilim dalından bir bölüm öğrenmen, -nafile olarak- kılınan yüz rekât namazdan hayırlıdır."
Ashabdan Ebû Derdâ (r.a.) ilim öğrenmenin değerini anlatmak için şöyle buyurur: "Her kim, erken kalkıp, ilim tahsiline koşmanın bir cihat olmadığı görüşünü savunursa, onun görüşü kısa, aklı kısırdır."
Biraz da bildiğini belletenlerin faziletini anlatalım.
İlk başta şu ayet-i kerimeyi zikredelim: "Allah Teâlâ, kendilerine kitap verilen kimselerden ahd aldı. Tâ ki, bildiklerini insanlara öğreteler ve ondan bir şey gizlemeyeler." (Âl-i İmran, 187).
Peygamberimiz (s.a.v.) yukarıda arz edilen ayet-i kerimeyi okuyunca, şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ ilmi verdiği âlimden bir ahd almadan vermedi. O ahd tıpkı peygamberlerinkine benzer. Ki o, bildiğini saklamayacak, insanlara açıklayacak."
Peygamberimiz (s.a.v.), Muaz'ı (r.a.) Yemen'e saldığı zaman şöyle buyurdu: "Allah, senin elinle bir kimseyi hidayete erdirirse; bu senin için dünya ve içindekilerin hepsinden hayırlıdır."
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.






















































































