logo
28 HAZİRAN 2026

Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -9-

28.06.2026 00:00:00
 
Muharrem ayının 10'u Aşure günü Hz. Hüseyin Aleyhisselam ve kendisiyle birlikte 72 yareni şehit olunca, katliam sona erdi. Bu andan itibaren talan, yağma ve işkence daha şiddetli hale döndü. Gerçekten bu andan itibaren yaşananlar da Ehl-i Beyt'in soyunun kırıldığı andan daha az şiddette değildir. 

KERBELA'DAN SONRA YAŞANANLAR

İmam Hüseyin ve yarenlerinin parmağındaki yüzüğünü, sırtlarında giydiklerini, hatta İmam'ın bütün giysilerini çıkarttılar, mübarek başını vücudundan ayırdılar, çıplak hale getirilen mübarek vücudunu atlara tepelettiler.   

Bitmeyen bu kin, aslında Peygamberin soyunu ortadan kaldırmak için yapılmıştır. 

Şehitlerin başları kesildi mızraklara takıldı. Kesik başlarla birlikte Hz. Zeynep anamız, daha çocuk yaşta ve hasta olan İmam Hüseyin'in oğlu Zeynelâbidin, 4 yaşındaki diğer oğlu Ömer ve diğer mazlum kadınlar, memleket memleket gezdirildiler. 

Katillerin ellerindeki mızraklarda mübarek başlar, sağ kalan İmam yarenlerinden kadın ve çocuklar, elleri ayakları zincire vurulmuş vaziyette halka gözdağı vermek için teşhir edildiler. 

Yaşanan manzaranın vicdanları sızlatan kısmından bir bölümü, Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın İmam Hüseyin eserinden aktaralım: 

Kurre bin Kaysü't Temimi der ki:

"Bu kadınların geçerlerken Hüseyin'in oğullarının ve ev halkının cesetlerine rastladıkları zaman ellerini yüzlerine vurarak feryat ettiklerini gördüm. At üzerinde olduğum halde, önlerine doğru vardım. Ben hiçbir zaman bunlarda görmüş olduğun kadar güzel kadın manzarası görmüş değilim! Vallahi, onların yüzleri güneşten daha parlak ve güzeldi. Gördüğüm ve duyduğum şeylerden hiç unutamayacağım şey de Fatıma'nın (a.s.) kızı Zeynep'in sözleridir. Zeynep (a.s.) kardeşi Hüseyin'in (a.s.) yanından geçerken; "Ey Muhammed'im! Ey Muhammed'im! Sana göklerdeki melekler selatü selam getiriyorlar! Hüseyin ise şu otsuz, bozkır çölde tozlara topraklara, kanlara bulanmış, azaları kesilmiş, biçilmiş, kırılmış, dökülmüş yatıyor! Ey Muhammed'im! Senin kızların esir edilmişler, zürriyetin hep öldürülmüşler! Sabah yelleri onların üzerlerine tozlar, topraklar savuruyor, saçıyor" diyordu. Vallahi o dost düşman herkesi ağlattı."

Hz. Fatıma'nın (a.s.) evladı, Hz. Zeynep ve Ali b. Hüseyin (Zeynel Abidin a.s.) ve beraberindekiler Kûfe'ye ve sonra da Şam'a götürüldüler. 

Zeynep (a.s.) Kûfe sokaklarında karşılaştıkları getirilen kesik başlara ve esirlere ağlayan ve pişmanlık duyan Kûfelilere, 'Susun' diye işaret ettikten sonra şöyle haykırdı:

"Ey Kûfeliler! Ağlıyor musunuz? Gözyaşınız hiç kurumasın, çığlığınız hiç dinmesin. Sizin durumunuz iplerini sağlam eğirdikten sonra onu tekrar çözen koca karının durumuna benziyor. Yeminlerinizi aranızda oyuncak haline getirmişsiniz. Ne kötü bir vebalin altındasınız! Evet, Allah'a and olsun ki, çok ağlamanız ve az gülmeniz gerekiyor. Bu o olayın utancını ve şerefsizliğini üzerinizde taşıyorsunuz. Bundan da temizlenmeniz mümkün değildir. Peygamberliğin madeni, hüccetinizin ekseni, kanıtınızın aydınlatıcı ışığı olan son Peygamberin (s.a.v.) torununu, cennet gençlerinin efendisini öldürmek günahından nasıl temizlenebilirsiniz?"

Sonra Ali b. Hüseyin (Zeynel Abidin) (a.s.) şöyle dedi:

"Ey insanlar! Sizi Allah adına yemin veriyorum, babama mektup yazıp onu aldattığınızı, ona söz verdiğinizi, bütün güvenceleri verip biat ettiğinizi, sonra onunla savaştığınızı biliyor musunuz? Kendiniz için ahirete gönderdiğiniz bu amelden ve ortaya koyduğunuz bu kötü görüşten dolayı yazıklar olsun! Size 'Soyumu öldürdünüz, saygınlığımı çiğnediniz. Siz de benim ümmetimden değilsiniz!' dediği zaman Resulullah'a (s.a.v.) hangi yüzle bakacaksınız" (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, Ekim 2010, 2. Baskı, sayfa 693-709).

Kerbela'da yapılan soykırımdan sonra yaşananları şöyle bir tefekkür ettikten sonra, bu yapılan zulmün, ahlaksızlığın, imansızlığın timsali, Yezit ve yandaşlarına Müslüman olan birinin iyi nazarla bakması, imana sığan bir davranış olamaz. Sözüm ana bir cami imamının ağzından daha yeni duyduğum şu ifade hangi imana sığar: 'Muaviye de Yezit de iman ehlidir. Yanlış yapmış olabilirler. Ahirette cezaya çarptırılabilirler. Ama bize düşen bu konuda susmaktır hele hela onlara lanet okumak asla doğru değildir' 

Peki iş sadece bununla sınırlı mı? Hayır hayır…

Diyanet camiasının kahir ekserisi Muaviye'ye ve Yezide lanet okuyamaz. Onlara dil uzatamaz. Bu bir iman meselesidir. Bu bir duruş meselesidir. Bu gerçekleri öğrenmekten kaçınmak vasfıdır. Çünkü Ehl-i Beyt'i sevmek onların safında yer almak şerefine layık olacak iman ve ahlak yoksunluğunun revaçta olduğu bir dönemde bu şerefe herkes layık olamaz.

Yezit ve soyuna hala lanet okuyamayanlar, safını belli etmeyenler, imandaki samimiyetlerini sorgulamak zorundadırlar. Sizi bilmem ama ben bütün kalbimle 'Yezid'e, yandaşlarına ve hatta babası Muaviye'ye lanet olsun.' Diyebiliyorum.

Kerbela hakkında bilinmesi gerekenler -7- de değindiğimiz "Soykırımı lanetlemeyenler de suçludur" tespitimizin tekrarında fayda görüyorum:

İmam Hüseyin Efendimizi ve Peygamberimizin soyunu katletmek bir soykırım suçudur. Bu suça kapı aralayan Muaviye, suçu işlemeye azmettiren Yezit ve onun bütün taraftarları, soykırımda emeği geçen herkes suçun ortağıdır. "Soykırımı lanetlemeyenler de suçludur"

Buna rağmen hala Ebu Süfyan'dan başlayan Hz. Muhammed'e karşı duruşun, sakifedeki sapışın, üzerini örtmek isteyenlere şunu diyoruz:

Kerbelâ'da yaşanan bu soykırımı kınamıyorsanız, lanetlemiyorsanız, iman dairesinin dışındaki bu duruş sizi de yakar, etrafınızı da yakar.

Bu yanlışlığa Müslümanlar son vermediği taktirde sadece dünyada değil ahirette de büyük bir vebal altındadırlar.

Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.a.) bu konudaki ölçüyü haber vermiştir: "Kim kötü-çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248).

Bu hadisi şerifin içerdiği mana çok tehlikeli bir ikazı haber verir.

İmanın en zayıf halkasında olmayan(kınamayan-lanetlemeyen) imanın dışına çıkar anlamındadır.

Bu katliamda suça azmettirenlerin başında Ebu Süfyan gelir. Ebu Süfyan, Halife Hz. Osman'ın cenazesinde diğer Ümeyyeoğlullarına halifeliği elden bırakmamaları için şöyle dedi:

"Ey Ümeyyeoğulları! Hilafeti bir top gibi birbirinize atın. Ebu Süfyan'ın yemin kullandığı şeye and olsun ki, sizin için hep bunu istiyordum. Bunu çocuklarınıza miras olarak bırakmalısınız!" (Prof. Dr. Haydar Baş / İmam Hüseyin (a.s.) / sayfa 180).

Nitekim Ebu Süfyan'ın bu vasiyeti, Muaviye'nin haksızlıkla Şam'da kendini halife ilan etmesinde, halifeliği oğlu Yezid'e bırakmasında etkili olmuştur. İlk dört halife arasında yalnızca Hz. Ali (a.s.) döneminde Emevîlere karşı Resulullah (s.a.v.) zamanındaki muamele benzeri uygulamalar olmuştur.

(Devam edecek…)
 
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.