logo
28 HAZİRAN 2026

Kerbela’nın aynasında Hüseyni Duruş

28.06.2026 00:00:00
 

İslam tarihi, sadece askeri zaferlerin ya da siyasi genişlemelerin tarihi değildir; aynı zamanda hak ile batılın, adalet ile zulmün keskin çizgilerle ayrıldığı büyük ahlaki sınavların da tarihidir. 

Bu sınavların en büyüğü, en acısı ve şüphesiz en öğreticisi hiç kuşkusuz Kerbela'da yaşanmıştır. 

Günümüzde sıkça dile getirilen, Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirlerinde geniş yer bulan ve Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş tarafından da sıklıkla vurgulanan "Hüseyni duruş", İmam Hüseyin efendimizin Kerbela'da canı pahasına ortaya koyduğu, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ümmetine bıraktığı ilahi bir mirasın, her çağda yeniden ayağa kalkış formülüdür.

Peki, nedir bu Hüseyni duruş ve neden bugün hem Şii hem de Sünni tüm İslam alemi için ortak bir pusula olmak zorundadır? 

Bu sorunun cevabı, İslam'ın özü olan Ehl-i Beyt sevgisinde ve onların insanlığa kazandırdığı tavizsiz ahlaktadır.

Kur'an ve Sünnet ışığında Ehl-i Beyt: Sevginin farziyeti

Ehl-i Beyt'i anlatmak ve onların mücadelesini diri tutmak, sanılanın aksine tarihsel bir hüzne hapsolmak ya da mezhebi bir aidiyet sergilemek demek değildir. 

Biz Ehl-i Beyt'i anlatıyoruz; çünkü onları bizzat Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber (s.a.v.) anlatmıştır. 

Yüce Allah, Şura Suresi 23. ayetinde, "De ki: Ben bu tebliğime karşılık sizden Ehl-i Beyt'imi sevmenizden başka bir ücret istemiyorum" buyurarak, peygamberlik misyonunun yegane karşılığını bu sevgiye bağlamıştır. 

Ahzab Suresi 33. ayette ise Ehl-i Beyt'in tertemiz kılındığı açıkça ilan edilmiştir: "Ey Ehl-i Beyt! Yüce Allah sizden, her türlü günahı, haramı, fenalığı, çirkinliği, basitliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor."

Maide Suresi 67. ayette yer alan, "Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun" ilahi uyarısı, İslam'ın geleceğinin kime emanet edileceğinin ilanıdır. 

Gadir-i Hum'da Hz. Ali'nin velayetinin ilanıyla somutlaşan bu süreç, Hz. Peygamber'in vefatından sonra dinin tahrif edilmeden yaşanmasının ancak Ehl-i Beyt yoluyla mümkün olacağını gösterir.

Nitekim İslam dünyasının en güvenilir 16 Sünni kaynağında (Sahih-i Müslim, Sünen-i Tirmizi, Müsned-i Ahmed bin Hanbel vb.) geçen Sekaleyn Hadisi bu gerçeği perçinler: "Ben size iki değerli emanet bırakıyorum: Allah'ın Kitabı ve benim ıtretim olan Ehlibeyt'im. Bunlara sarıldığınız sürece asla sapıklığa düşmezsiniz."

Yine Hz. Peygamber'in beyanıyla, bu iki emanet, Kevser havuzunun başında Resulullah ile buluşana kadar birbirinden asla ayrılmayacaktır. 

Dolayısıyla Ehl-i Beyt'in bir ferdi olan İmam Hüseyin'i sevmek, onun için gözyaşı dökmek ve yolundan gitmek, her mü'min için doğrudan bir ibadet ve Allah'a kulluk görevidir.

Sünni dünyanın hafızası ve İmam Hüseyin'in beşikteki matemi

Bugün İslam dünyasında talihsiz bir algı yanılgısı mevcuttur. İmam Hüseyin için matem tutmak, Kerbela'yı anmak sanki yalnızca Şii dünyasına ait bir ritüelmiş gibi algılanmaktadır. 

Buradaki asıl sorun, Sünni dünyanın kendi kaynaklarından ve mezhep imamlarının duruşundan habersiz olmasıdır. 

Hakim en-Nişaburi gibi büyük Sünni alimlerin rivayetlerine göre, İmam Hüseyin henüz bir bebekken, Cebrail (a.s.) Hz. Peygamber'e gelerek bu çocuğun ümmeti tarafından katledileceğini haber vermiş ve katledileceği topraktan bir avuç kanlı toprak getirmiştir. Resulullah, daha İmam Hüseyin bebekken onun için ağlamış ve matemini tutmuştur. 

Peygamber'in ağladığına ağlamamak, peygamberin tuttuğu matemi reddetmek hangi sünnete sığabilir?

Dahası, Sünni dünyasının tabi olduğu büyük mezhep imamları da şüphesiz birer Ehl-i Beyt aşığıdır. 

İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Cafer-i Sadık'ın rahlesinde yetişmiş, dönemin zalim Abbasi halifesinin makam ve para tekliflerini reddettiği için hapiste işkenceyle şehit edilmiştir. 

İmam Şafii, Ehl-i Beyt'e olan sevgisi ve bağlılığı sebebiyle "Rafizilikle" suçlanmış, dövülmüş ve hapse atılmıştır. 

İmam Ahmed bin Hanbel, Ehl-i Beyt'e yapılan zulümlere sert tepki göstermiştir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın sıklıkla ifade ettiği, "Ben İmam-ı Azam gibi, İmam-ı Şafii gibi, İmam-ı Gazali gibi Sünniyim" sözü, gerçek Sünniliğin özünde Ehl-i Beyt sevgisi yattığının en net ilanıdır. 

Kendi imamlarının izinden giden bir Sünni, İmam Hüseyin'e bigane kalamaz.

Bugünün Yezitleriyle İmam Hüseyin'in matemi tutulamaz

Kerbela'da yaşanan facia, sıradan bir insanın ya da alelade bir mü'minin öldürülmesi olayı değildir. 

Nisa Suresi 93. ayette, "Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir" buyrulur.

Büyük müfessir Abdullah ibn Abbas, bu ayete dayanarak bir mü'mini kasten öldürenin küfür üzere öleceğini söyler. 

Katledilen kişi sıradan bir mü'min değil; bizzat Allah'ın ismini Cebrail vasıtasıyla koyduğu, Hz. Peygamber'in "eti etimden, kanı kanımdan" dediği, "Cennet gençlerinin efendisi" ilan ettiği İmam Hüseyin'dir. 

Ona kıyanlar, aslında onun şahsında Hz. Peygamber'in getirdiği dine ve misyona kastetmişlerdir.

İmam Hüseyin'in Kerbela'daki kıyamı, bir taht ya da koltuk mücadelesi kesinlikle değildi. 

Karşısında, İslam ahlakıyla zerre kadar alakası olmayan, hayatı zulüm ve çirkeflikten ibaret olan, ancak "halife" sıfatıyla toplumun başına geçen Yezit vardı. 

İslam dini, Yezit gibi figürlerin elinde tanınmaz hale gelmek, tamamen rayından çıkmak üzereydi. 

İşte Hüseyni duruş, tam bu kırılma anında devreye girdi. 

İmam Hüseyin; canıyla, kanıyla, evlatlarının ve yarenlerinin feda oluşuyla dünyaya şu haykırışı yaptı: 

"İslam bu değil! Allah'ın seçtiği ve razı olduğu yol, bu zulüm düzeni olamaz!"

Bu kıyam, dünya tarihinin gördüğü en büyük "Emr-i bil maruf nehy-i anil münker" (iyiliği emredip kötülükten sakındırma) hareketidir. 

İmam Hüseyin, canını ortaya koyarak dini yeniden peygamberi rayına oturtmuştur. 

Maide Suresi 67. ayetteki "Tebliğ etmezsen peygamberliğini yapmamış olursun" uyarısının derin tefsiri Kerbela'da kanla yazılmıştır. 

Çünkü Ehl-i Beyt olmasaydı, Emevi ve Abbasi saraylarının çarpıtılmış din anlayışı bugün bizlere gerçek İslam diye sunulacaktı.

Hüseyni duruş, çağlar üstü ve ölümsüz bir manifestodur. 

Yezitler ve zulüm sistemleri tarih sahnesinde isim değiştirerek var olmaya devam ettikçe, onların karşısına dikilecek Hüseyinler de tükenmeyecektir. 

Ancak günümüz Müslümanlarının düşmemesi gereken en büyük gaflet şudur: Yezitlerin misyonunu, zihniyetini ve zulmünü sırtında taşıyanlarla birlikte İmam Hüseyin'in matemi tutulamaz. 

Hüseyni duruş; elinde Kur'an tutup peygamberin torununa ok saplayanların riyakarlığına karşı, hakkı canı pahasına savunma cesaretidir. 

Gerçek kurtuluş, bu ilahi mirasa sımsıkı sarılmaktan geçmektedir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.