Davutoğlu Ahmet hoca, yeni yargı reformu stratejisini açıklarken, yeni adalet sarayları yapacaklarını da ifade etmişti.Anlaşılan bu arkadaşlar, adaletin ölçüsü olarak adliye saraylarını görüyorlar. Yaptıkları saraylarda savcısının kanı yerde kalırken, katlettikleri hukukun kanını yeni adalet saraylarıyla mı, tazeleyecekler?Zihniyete bakar mısınız?Adaletin ölçüsü adliye binalarıdır. Adliye binaları ne kadar muhteşem ve ne kadar şehrin ortalık yerinde olursa adalete o derece önem verilmektedir. AKP kadro ve tayfası adalete verdikleri önemi bu ölçüye vurarak ölçüyor ve ölçmeye devam edeceklerini, marifetmiş gibi, açıklıyorlar.Konu mekân ve hukuksa;Kentin ortasına devasa bir adliye sarayı diken bir toplum, huzuru ve barışı değil, uyuşmazlığı, suçu ve suçluluğu yaşamın merkezine almış demektir.Adliyelerin büyüklüğü ve görkemliliği oranında adalet değil, suç sosyolojisi kapsamında kriminal bir sorun var, demektir. Adalet eski bakanı da yeni cezaevleri yapacaklarını söylerken, suçlu sayısının ne kadar artış gösterdiğini geri plana atarak, tıpkı adalet sarayları felsefesinin izini mahpushanelere düşürürcesine övünüyordu.Bu nasıl bir hükümet ki; suç, suçlu ve uyuşmazlığı anıtlaştıracak adalet sarayları ve cezaevleri ile övünebilmektedir?!Başbakanın açıkladığı "Yeni Yargı Reformu Stratejisi"ni bir de kentsel tasarım stratejisine vuralım;Kentsel mekân, o çevrede yaşayan insanlar ve olaylar arasındaki ilişkileri de içine alan bir olgudur aynı zamanda. Kentsel tasarımda (şehircilik) bir yandan, plancılar, mimarlar, peyzaj mimarları ve kentsel tasarımcılar, kentsel mekânın biçimlendirilmesinde rol oynayan ana aktörler ise de bunlara yön veren siyasi gücün varlığı inkâr edilemez.Şehir planlaması yapılırken, neler merkeze ya da çevreye yerleştirilir? Toplumun ya da devletin hangi yanları anıtlaştırılır, görkemli hale getirilir?Kimi kentlerin merkezinde saraylar, kışlalar, cezaevleri, AVM ler (alışveriş merkezleri); kimi kentlerde de mâbetler, müzeler, üniversiteler, kültür ve sanat merkezleri yer alır.Kentteki yapıların görkemi de felsefi düşünceyi yansıtır; devasa sarayların bulunduğu kent otoriteyi yüceltirken, bireyi ezmeyi, kendini küçük ve güçsüz hissettirmeyi amaçlar.Şu anda yaşadığımız ve gördüğümüz de budur. Siyasal iktidar, demokrasiden otokrasiye geçişi hızlandırırken ihtişamlı saraylarını büyütmeyi ve arttırmayı ihmal etmemektedir.Huzursuzluğa mekânların yetişmesi hayaldir. Barışa sırtını dönen politika, gerisinde kavgadan beslenen toplum ve soluk soluğa kalan kaçak göçek mimariler bırakır.Saraylarda, köşklerde kurdukları tahttan vatandaşına tepeden bakanları ait oldukları yere gönderme fırsatı kapıdadır. Ya o kapıda kimliğimizi ispatlarız ya da saraylıların kapısında kul oluruz.Seçim sizin!