HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 MAYIS 2021, SALI

Meleklerin cinsiyeti

28.09.2001 00:00:00
Fatih'in askerleri 29 Mayıs 1453 günü, Edirne Tophane yokuşundan indirilen ve bütün Trakya'yı altı ayda aşan topların balyemez gülleleriyle Bizans surlarını çökertip aşmak üzere iken içerde politikacı, aydın ve sanatkârlar ile din adamlarının yoğun bir şekilde "Meleklerin Cinsiyeti"nin ne olduğu tartışmaları ile vakit geçirdikleri tarihî bir gerçektir.

Dikkat buyurun lütfen İstanbul; "doğulu" Türkler tarafından "batıdan", Edirne'den (fethi 1361) gelinerek Edirne'den sonra fethedilmiştir.

Aynı şekilde İstanbul'dan daha doğuda yer alan Trabzon da yine batıdan gelinerek ve İstanbul'dan sonra, 1461'de fethedilmiştir.

Türklerin 1361-1461 arasında tam yüz yıl süren bu uzun fetih yürüyüşünün "batıdan doğuya" doğru olduğunun altı dikkatle çizilmelidir.

Evet "ilerici" Türkler bunu yaparken "gerici" Bizanslılar meleklerin cinsinin ne olduğunu, nasıl saptanabileceğini tartışmakla vakit geçiriyorlardı.

Amerika 11 Eylül 2001 tarihinden bu yana kendi teröristini dünyanın her yerinde aramaya başlamıştır. Ama bunu yaparken "Kanıt göstermiyorum, göstermeye de mecbur değilim" tavrındadır. NATO İttifakının 5'inci maddesini hemen yürürlüğe koy(dur)muştur ama şu satırların yazıldığı dakikaya kadar müttefiklerinden herhangi bir talepte bulunmamıştır. Böyle davranmakla zihnindeki harekâtın bağımsızlığını korumakta, "danışmayacağım, dikte edeceğim" demektedir.

Kanıt gösteremediği Lâdin için Pakistan, Özbekistan ve Kazakistan'a yerleşmiştir.

Amerikan kaynaklı haber alma örgütleri Lâdin taraftarlarının Kafkasya ve Irak'ta yuvalandıklarını da yaymakta, CIA'nın maaşlı köşe yazarları da bu haberleri "yorumlamaktadırlar".

New York Times Gazetesi'nin "ünlü" köşeyazarı William Safire, dünkü Kürt liderleri devirip bölgeyi yeniden ele geçirmek için Irak Lideri Saddam Hüseyin'in El Kayda teröristlerini silahlandırıp, finansman sağladığını yazmıştır.

William Safire'a göre, "İktidardaki terörist" ile "gizli terörist" arasındaki açık bağlantı Irak Kürdistanı'nda görülebilir. Irak diktatörü Lâdin'in El Kayda örgütünün 5'inci Bölüğü'nü silahlandırmış ve finanse etmiştir.

Kafkasya ve Irak Türkiye'ye komşudur.

Amerika'nın "kanıt göstermeye mecbur değilim" dediği kendi kirli savaşı, Teksaslı kovboyların keyfi isteyince Kafkasya ve Irak'a taşınacak demektir.

Türkiye'nin 30 bin şehit verdiği PKK terörü ile mücadelesini asla onaylamayan mütareke basını bile Amerikancı kesilmiş, Amerika'ya "kanıt gösteremediği" bu savaşta destek vermiştir.

Şu satırlar bir holding gazetesinin ilk sayfasından alınmıştır: "Türkiye hiçbir şey yapmasa dahi yine üyesi bulunduğu Nato çerçevesinde bu harekâta katılmak zorunda kalabilir.Pısırıklığı temel alan politikaları bu nedenle eleştiriyoruz. Rol dağıtımında Türkiye seyirci olmamalı."

Kanal D'de 26 Eylül akşamı Pakistan'ı anlatan Nursun Erel güzel sunucunun "Seçimle işbaşına gelmiş bir iktidar olsaydı Pakistan'da dinci terör bu kadar kolay yayılabilir miydi" şeklindeki "harika-müthiş-şahane" sorusuna "Katiyyen" diye cevap veriyordu; "Müşerref kimseye danışmadan, meclise, bakanlar kuruluna hiçbir şey sormadan tek başına Amerika'ya destek verdiğini açıkladı".

Bu gün kıymetli okuyucu Eylül ayının 28'idir. Saldırının olduğu 11 Eylül'den beri tam 17 gün geçmiştir ve MGK ancak daha bu gün toplanabilmektedir. Başbakan Bush'a "hava sahamızı açtık" mektubunu gönderdikten beş gün sonra ilgili kararname Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılmıştır.

Ve Anayasa'nın 92'inci maddesine göre savaş ilânına yetkili tek merci olan TBMM "bu konuyu görüşmeye" daha hâlâ vakit bulamamıştır.

Görüştükleri konular; "Kıyak emekliliğin anayasa teminatı altına alınması, dış hukukun iç hukuka üstün olması, tutukluluk süresinin AB normlarından bile daha öne çekilmesi, ve dil birliğinin hiç de önemli olmadığı....."

Tam bu sırada 21 sivil toplum örgütü ise TBMM'de görüşülen Anayasa değişikliği teklifindeki bazı maddelerin "Lozan'ın sulandırılmasına yönelik" olduğunu; Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının milli mücadele yaparak Sevr'i tarihin çöp sepetine attıklarını, Lozan Anlaşması ile de tek devlet, millet ve dil esasına dayalı Türk Devleti'ni dünyaya kabul ettirdiklerini belirtti. Lozan görüşmelerinde İngiliz delegesinin dil ve kimlikle ilgili dayatmalarının bugün "çok dillilik" şeklinde tekrar ortaya çıktığının kaydedildiği açıklamada, özetle şöyle denildi: "26. ve 28. maddelerde herhangi bir değişikliğe gidilmesi gaflet ve cehalettir. Partiler arası uzlaşma komisyonu tarafından hazırlanan Anayasa değişikliğiyle ilgili bazı maddeler, Lozan'ın sulandırılmasına yöneliktir. Milli mücadeleyi yapan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran yüce Meclis, önemli bir imtihan verecektir. TBMM, Anayasa değişikliklerini tekrar ele almalıdır."

Ben 1453'ün, savaş kapıda iken meleklerin cinsiyetini tartışan Bizansı ve 2001'in seçimle iş başına gelmediği için anayasal hiçbir kuruma danışmadan karar vermekte en ufak bir beis görmeyen Perviz Müşerref'i ile günümüzün Türkiyesi ve idarecileri arasında bir benzerlikten katiyyen bahsetmedim, en ufak bir bağlantı kurmadım.

Anayasayı uygulamayacak olduktan sonra değiştirmenin de ne işe yarayacağını bir türlü anlamıyorum.

Yoksa siz farklı mı düşünüyorsunuz, bir bildiğiniz mi var?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.