Modern sömürgeciliğin arka planı
Küreselleşme, ABD’nin ifadesiyle Yeni Dünya Düzeni, yüzyıllar boyunca süregelen kölecilik ve sömürgecilik anlayışının 21. yüzyıldaki şeklidir
19.09.2026 04:05:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Küreselleşme, ABD'nin ifadesiyle Yeni Dünya Düzeni, yüzyıllar boyunca süregelen kölecilik ve sömürgecilik anlayışının 21. yüzyıldaki şeklidir.
Küreselleşme, dünyaya hâkim olmak isteyen sanayileşmiş devletlerin ve onlar üzerinden global firmaların, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarını kendi çıkarlarına mal edebilmek için 2. Dünya Savaşından sonra ortaya attıkları bir kavramdır.
20. yüzyılının ikinci yarısı, sanayi devrimini tamamlamış ve pazar kaygısı içinde olan emperyalist devletlerin ekonomik nedenlere dayanan savaşlarıyla geçti.
Bu devletler savaşların can kaybına yol açtığını ve maliyetli uygulamalar olduklarını gördüklerinden, 2. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda küreselleşmeyi ortaya attılar.

Böylece azgelişmiş ülkeler büyük devletlerin açık pazarı haline geldi. Bu şekilde geçtiğimiz yüzyılda sıcak savaşlarla elde edilen neticeler, küreselleşme ile çok daha kolay elde edilmeye başladı.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra süper güç haline gelen ABD, Yeni Dünya Düzeni adıyla globalizmi, yani küreselleşmeyi ortaya attı. Bu, azgelişmiş ülkelerin kaynaklarını, insan gücünü ve zenginliklerini daha ucuza ve zahmetsiz olarak transfer etme metoduydu. Globalleşme konusunda geniş olarak değindiğimiz üzere; globalleşmenin felsefi ayağı, dünyada merkezi bir devlete diğer devletlerin tabi olması ile ortaya çıkacak olan dünya krallığı ideolojisidir.
Tabi ki bu merkezdeki ülke ABD olacak; onun üzerinden mutlu bir azınlık, global şirketler kanalı ile dünyaya hükmedecektir.
Globalleşme sürecinin bir parçası olan Büyük Ortadoğu Projesi birçok açıdan globalleşmenin can damarı konumundadır.

KÜRESEL SÖMÜRÜ PROJESİ OLARAK BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), küreselleşmenin bir uzantısı olarak ortaya atıldı. BOP'un ABD tarafından çok geniş bir coğrafyada yer alan ve tamamı Müslüman olan devletlerin totaliter düzenlerine son vererek, insan hakları, modernizm ve demokrasi getirmek için başlatılan bir seferberlik olduğu iddia edilse de; son süreçte insanlığın yaşadığı tecrübeler göstermiştir ki, hakikat, kesinlikle bu değildir.
BOP, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslar'da yer alan 22 Müslüman ülkelerinin rejimlerini, sınırlarını ve kimyasını değiştirmek, kaynaklarını sömürmek; bütün bunları gerçekleştirebilmek için de bu ülkeleri misyonerlik faaliyetleri ile kendi inançlarından kopararak işgale karşı tepkisiz–ılımlı hale getirmektir.
Misyonerlik ile maksat da, içi boşaltılmış, dejenere edilmiş bir İslam anlayışını bu ülkelerde hâkim kılabilmektir. İşgale karşı çıkmayan, bilakis söz konusu küreselci işgali destekleyen ve İslam ile hiç alakası olmayan bu yeni inancın adı, ılımlı İslam'dır.

BOP'un hedefindeki en önemli ülkelerden biri olan Türkiye'de açılan binlerce kilise evleri, din değiştiren yüz binlerce vatandaşımız, misyonerliğin kanunen suç olmaktan çıkarılması, sokaklarda alenen İncil dağıtılması ve misyonerlik faaliyetlerinin hızla artması bu projenin ülkemizde uygulamaya konduğunun işaretleridir.
Misyonerliğin en tehlikeli şekli şüphesiz dinler arası diyalog adı altında yapılandır. Dinlerarası Diyalog, Vatikan menşeli bir misyonerlik projesidir. Bu yöntemle ülkemizde vatandaşların inançlarının içi boşaltılıp gönüllü işgal destekçisi haline getirilirken, bunun farkına bile varmamaktadırlar.
BOP çerçevesinde başlatılan Irak işgali öncesinde ABD Başkanı, saldırıyı yıllarca sürecek bir haçlı seferi olarak nitelendirmiştir. Neticede Irak'ta insanlar can, mal, namus, din ve vatan emniyeti gibi her türlü emniyetlerini kaybetmişler ve bölgede büyük bir belirsizlik ve kaos ortamı doğmuştur.

BOP ekseninde dış politikasına yön veren ABD, kitle imha silahı bulunduğu gerekçesiyle Irak'a girmiş; ancak, ABD'nin üst düzey yetkililerinin itiraf ettiği gibi, adı geçen silahlara rastlanılmamıştır.
1996'da Washington'da devlet sekreter yardımcısı R. Pelletreau, "petrolü de kapsayan uluslararası ticaret ve büyümeyi istiyoruz. Bununla birlikte Saddam Hüseyin'in Irak'ı, komşularına karşı güç kullanmaktadır. Ve geniş Ortadoğu'da kitle imha silahlarıyla tehdit oluşturmaktadır" diyordu.
Ancak ABD işgalinin ardından bugün, Irak'ta kitle imha silahı olmadığı anlaşılmıştır. Globalleşme sürecinde, neden Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu hedef seçilmiştir, sorusu önemlidir. Bunun 3 sebebi vardır. En önemli sebebi, en sona bırakarak diğer ikisine değinelim...

Bunlardan birincisi, doğal kaynakların elde edilmesi ile ilgilidir. ABD ve Avrupa'nın kaynakları, artık tükenme noktasına gelmiştir. Başta petrol olmak üzere BOP çerçevesindeki ülkelerin kaynakları küresel güçlerin hedefidir.
Z. Brzezinski, "Küresel Balkanlar" adını verdiği Avrasya ve Ortadoğu'nun, küresel önemini bu bölgelerdeki enerji yataklarına bağlamaktadır. "2002'de Küresel Balkanlar olarak tasarlanan alan dünyanın bilinen petrol rezervlerinin %68'ini ve doğalgaz rezervlerinin %41'ini içeriyordu. Bu dünya petrol üretiminin %32'sine ve dünya doğalgaz üretiminin %15'ine denk geliyordu. 2020'de bu alanın –Rusya'yla birlikte– her gün kabaca 42 milyon varil petrol üretmesi planlanıyordu. Bu, toplam dünya üretiminin %39'una – her gün 107.8 milyon varil demek– denk geliyor."
Ortadoğu'da enerji kaynakları, enerji nakil yolları ve su önemli zenginliklerdir. Sömürgeciliğin ve misyonerliğin günümüzdeki şekli olan küreselleşme ve BOP'la, hem bu halklar kendi inançlarından koparılacak, hem de kaynakları global odaklara transfer edilecektir.
Bu hedef istikametinde NATO da BOP'a destek vermektedir. Doğal kaynaklar açısından Ortadoğu'nun en zengin kaynaklarına sahip ülkelerinden biri de Türkiye'mizdir… Madenler konusunda bu konuya geniş olarak yer verdik. Dolayısı ile Irak'ta dünya petrollerinin %11'i var diye o bölgeyi talan edenlerin, geleceğin petrolü Bor madeninin tekel konumundaki sahibi ülkemiz üzerinde hesap yapmamaları elbette mümkün değildir.
BOP'un ikinci sebebi ise dünya krallığı ile ilgilidir. İsrail'in Büyük İsrail devleti hayali ve Arz–ı Mev'ud hedefi, Evangelist anlayışla birleştiğinde; ortaya, başta Türkiye olmak üzere bütün Ortadoğu'yu içine alacak BOP projesi çıkmaktadır.
BOP'un üçüncü sebebi ise küresel ısınma ile ilgilidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Küreselleşme, dünyaya hâkim olmak isteyen sanayileşmiş devletlerin ve onlar üzerinden global firmaların, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarını kendi çıkarlarına mal edebilmek için 2. Dünya Savaşından sonra ortaya attıkları bir kavramdır.
20. yüzyılının ikinci yarısı, sanayi devrimini tamamlamış ve pazar kaygısı içinde olan emperyalist devletlerin ekonomik nedenlere dayanan savaşlarıyla geçti.
Bu devletler savaşların can kaybına yol açtığını ve maliyetli uygulamalar olduklarını gördüklerinden, 2. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda küreselleşmeyi ortaya attılar.

Böylece azgelişmiş ülkeler büyük devletlerin açık pazarı haline geldi. Bu şekilde geçtiğimiz yüzyılda sıcak savaşlarla elde edilen neticeler, küreselleşme ile çok daha kolay elde edilmeye başladı.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra süper güç haline gelen ABD, Yeni Dünya Düzeni adıyla globalizmi, yani küreselleşmeyi ortaya attı. Bu, azgelişmiş ülkelerin kaynaklarını, insan gücünü ve zenginliklerini daha ucuza ve zahmetsiz olarak transfer etme metoduydu. Globalleşme konusunda geniş olarak değindiğimiz üzere; globalleşmenin felsefi ayağı, dünyada merkezi bir devlete diğer devletlerin tabi olması ile ortaya çıkacak olan dünya krallığı ideolojisidir.
Tabi ki bu merkezdeki ülke ABD olacak; onun üzerinden mutlu bir azınlık, global şirketler kanalı ile dünyaya hükmedecektir.
Globalleşme sürecinin bir parçası olan Büyük Ortadoğu Projesi birçok açıdan globalleşmenin can damarı konumundadır.

KÜRESEL SÖMÜRÜ PROJESİ OLARAK BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), küreselleşmenin bir uzantısı olarak ortaya atıldı. BOP'un ABD tarafından çok geniş bir coğrafyada yer alan ve tamamı Müslüman olan devletlerin totaliter düzenlerine son vererek, insan hakları, modernizm ve demokrasi getirmek için başlatılan bir seferberlik olduğu iddia edilse de; son süreçte insanlığın yaşadığı tecrübeler göstermiştir ki, hakikat, kesinlikle bu değildir.
BOP, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslar'da yer alan 22 Müslüman ülkelerinin rejimlerini, sınırlarını ve kimyasını değiştirmek, kaynaklarını sömürmek; bütün bunları gerçekleştirebilmek için de bu ülkeleri misyonerlik faaliyetleri ile kendi inançlarından kopararak işgale karşı tepkisiz–ılımlı hale getirmektir.
Misyonerlik ile maksat da, içi boşaltılmış, dejenere edilmiş bir İslam anlayışını bu ülkelerde hâkim kılabilmektir. İşgale karşı çıkmayan, bilakis söz konusu küreselci işgali destekleyen ve İslam ile hiç alakası olmayan bu yeni inancın adı, ılımlı İslam'dır.

BOP'un hedefindeki en önemli ülkelerden biri olan Türkiye'de açılan binlerce kilise evleri, din değiştiren yüz binlerce vatandaşımız, misyonerliğin kanunen suç olmaktan çıkarılması, sokaklarda alenen İncil dağıtılması ve misyonerlik faaliyetlerinin hızla artması bu projenin ülkemizde uygulamaya konduğunun işaretleridir.
Misyonerliğin en tehlikeli şekli şüphesiz dinler arası diyalog adı altında yapılandır. Dinlerarası Diyalog, Vatikan menşeli bir misyonerlik projesidir. Bu yöntemle ülkemizde vatandaşların inançlarının içi boşaltılıp gönüllü işgal destekçisi haline getirilirken, bunun farkına bile varmamaktadırlar.
BOP çerçevesinde başlatılan Irak işgali öncesinde ABD Başkanı, saldırıyı yıllarca sürecek bir haçlı seferi olarak nitelendirmiştir. Neticede Irak'ta insanlar can, mal, namus, din ve vatan emniyeti gibi her türlü emniyetlerini kaybetmişler ve bölgede büyük bir belirsizlik ve kaos ortamı doğmuştur.

BOP ekseninde dış politikasına yön veren ABD, kitle imha silahı bulunduğu gerekçesiyle Irak'a girmiş; ancak, ABD'nin üst düzey yetkililerinin itiraf ettiği gibi, adı geçen silahlara rastlanılmamıştır.
1996'da Washington'da devlet sekreter yardımcısı R. Pelletreau, "petrolü de kapsayan uluslararası ticaret ve büyümeyi istiyoruz. Bununla birlikte Saddam Hüseyin'in Irak'ı, komşularına karşı güç kullanmaktadır. Ve geniş Ortadoğu'da kitle imha silahlarıyla tehdit oluşturmaktadır" diyordu.
Ancak ABD işgalinin ardından bugün, Irak'ta kitle imha silahı olmadığı anlaşılmıştır. Globalleşme sürecinde, neden Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu hedef seçilmiştir, sorusu önemlidir. Bunun 3 sebebi vardır. En önemli sebebi, en sona bırakarak diğer ikisine değinelim...

Bunlardan birincisi, doğal kaynakların elde edilmesi ile ilgilidir. ABD ve Avrupa'nın kaynakları, artık tükenme noktasına gelmiştir. Başta petrol olmak üzere BOP çerçevesindeki ülkelerin kaynakları küresel güçlerin hedefidir.
Z. Brzezinski, "Küresel Balkanlar" adını verdiği Avrasya ve Ortadoğu'nun, küresel önemini bu bölgelerdeki enerji yataklarına bağlamaktadır. "2002'de Küresel Balkanlar olarak tasarlanan alan dünyanın bilinen petrol rezervlerinin %68'ini ve doğalgaz rezervlerinin %41'ini içeriyordu. Bu dünya petrol üretiminin %32'sine ve dünya doğalgaz üretiminin %15'ine denk geliyordu. 2020'de bu alanın –Rusya'yla birlikte– her gün kabaca 42 milyon varil petrol üretmesi planlanıyordu. Bu, toplam dünya üretiminin %39'una – her gün 107.8 milyon varil demek– denk geliyor."
Ortadoğu'da enerji kaynakları, enerji nakil yolları ve su önemli zenginliklerdir. Sömürgeciliğin ve misyonerliğin günümüzdeki şekli olan küreselleşme ve BOP'la, hem bu halklar kendi inançlarından koparılacak, hem de kaynakları global odaklara transfer edilecektir.
Bu hedef istikametinde NATO da BOP'a destek vermektedir. Doğal kaynaklar açısından Ortadoğu'nun en zengin kaynaklarına sahip ülkelerinden biri de Türkiye'mizdir… Madenler konusunda bu konuya geniş olarak yer verdik. Dolayısı ile Irak'ta dünya petrollerinin %11'i var diye o bölgeyi talan edenlerin, geleceğin petrolü Bor madeninin tekel konumundaki sahibi ülkemiz üzerinde hesap yapmamaları elbette mümkün değildir.
BOP'un ikinci sebebi ise dünya krallığı ile ilgilidir. İsrail'in Büyük İsrail devleti hayali ve Arz–ı Mev'ud hedefi, Evangelist anlayışla birleştiğinde; ortaya, başta Türkiye olmak üzere bütün Ortadoğu'yu içine alacak BOP projesi çıkmaktadır.
BOP'un üçüncü sebebi ise küresel ısınma ile ilgilidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)














































































































