Üretim ile tüketim arasındaki denge -2-
Belli bir gelir düzeyine kadar bireyler elde ettikleri gelirleri harcarlar, çünkü normal geçim noktasının altında gelirleri vardır
29.03.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Belli bir gelir düzeyine kadar bireyler elde ettikleri gelirleri harcarlar, çünkü normal geçim noktasının altında gelirleri vardır.
Bu noktadan sonra ise artık hane halkları elde ettikleri gelirin bir kısmını tasarruf etmeye başlarlar. Bu nokta tasarruf noktası ya da normal yaşam noktası olarak da ifade edilebilir. Bu noktadan sonra gelirin marjinal tüketim eğilimi azalacaktır.
Eğer belli bir dönem içerisinde kullanılabilir milli gelir artmışsa bu artışın aynı oranda tüketimi arttıracağını söylemek her zaman mümkün değildir.
Eğer bu toplam gelir artışı yüksek gelir grubundan kaynaklanıyorsa, gelir artışı az bir miktar tüketimde artışa sebep olacaktır. Eğer gelir artışı gelir dağılımında dengesizliği giderecek şekilde oluyorsa bu sefer toplam gelirdeki artış toplam tüketimi aynı paralellikte artıracaktır.
Bu sebeple eksik olan talebi gidermek için yapılacak uygulama düşük gelir grubunun gelir seviyesini yükseltecek şekilde olmalıdır.

Milli Ekonomi Modeli'nde bu, sosyal devlet projesi ile sağlanmakta ve ihtiyaç duyulan talep, dar gelirlinin bütçesine katkı yapılarak sağlanmaktadır.
Tüketimi iki kısımda ele almak mümkündür. Bunlardan birincisi hane halklarının tüketimi, diğeri de yatırım harcamalarıdır.
Bunların toplamı belli bir dönem içerisinde yapılan tüketim harcamalarını bize gösterecektir. Burada görüşlerimizi ifade ederken daha anlaşılır olması bakımından kamu harcamalarını ve dış ticareti değerlendirmeye almıyoruz. Ağırlıklı olarak bu analizimizde hane halklarının tüketim harcamaları üzerinde duruyoruz.
Hane halklarının tüketimi üzerine yapılan analizler hep hane halklarının sahip oldukları kullanılabilir gelirleri ne şekilde değerlendirdikleri üzerinde durmuştur. Oysa sahip olunan gelirin ne şekilde kullanıldığı sorusundan daha önemli olan soru şudur; normal bir hayat standardı için hane halklarının ihtiyaç duyduğu gelirleri ne olmalıdır?

Tüketim analizi yaparken kaba hatları ile hane halklarını gelir seviyelerine göre ikiye ayırmak lazım. Belli bir gelir seviyesinin altında olan hane halkları elde ettikleri geliri tasarruf etmeden harcamayı tercih edeceklerdir. Dolayısı ile tasarrufun başladığı gelir seviyesinden yukarıda olanlar ile aşağısında olanların davranışları birbirinden daha farklıdır.
Bazı hane halkları ayda 1 birim gelir elde ederken bazı hane halkları 100 birim gelir elde edebilir. İşte ayda bu yüz birim elde eden kesimin gelirinin 5 birim artmasının tüketimlerinde meydana getireceği artış, geliri 1 birim olan hane halklarının gelirlerinin 6 birime çıkmasının oluşturacağı tüketim harcamalarından elbette daha az olacaktır.
Çünkü dar gelirli hane halkları elde ettikleri gelirin tamamını tüketirken, geliri yüksek olan hane halkları her yeni gelir artışının ancak az bir kısmını tüketime yansıtacaklardır.
Bu sebeple öncelikli olarak ele almamız gereken konu hane halkları için tasarruf noktasını belirlemektir.
Normalde gelir seviyesi arttıkça marjinal tüketim eğiliminin azalması gerekir. Ancak belli bir gelir seviyesine kadar marjinal tüketim eğilimi değişmeden sabit gider, bu bölge adeta suya hasret toprağın gelen her suyu içine çektiği bölgedir. Marjinal tüketimin azalmaya başladığı nokta ise tasarrufun devreye girdiği noktadır.


Belli bir gelir düzeyinin üstünde olan hane halklarının davranışına gelelim. Eğer gelir seviyeleri dönemsel artıyorsa bireyler bunu hemen tüketime aktarmazlar gelecek kaygılarından dolayı tasarruf ederler. Ama bu gelir artışı düzenli hale gelmişse elbette bu belli oranda tüketimi artıracaktır.
Burada aklımıza önemli bir soru gelebilir. Yapısı itibarı ile talep arzdan eksik olduğuna göre nasıl oluyor da enflasyon denen hastalıkla karşılaşıyoruz?
Dikkat ederseniz belli bir gelir düzeyini yakalamış ülkelerin geçmişlerinde enflasyon sürecinin olduğunu şu anda ise deflasyon ile boğuştuklarını görürsünüz.

Çünkü geçmişte kalkınmak için yatırım harcamalarını artıran ülkeler bunu karşılayacak arza sahip oluncaya kadar enflasyon ile karşılaşmışlardır.
Yatırımlar üretime dönüşünceye kadar belli bir kısa dönem için piyasada ürün az talep ise fazla olacaktır.
Çünkü yatırım harcamaları talebi arttırır. Kalkınan ülkeler bu talep enflasyonuna hiç yakalanmayabilirlerdi. Ekonomi politikalarını izah ederken Milli Ekonomi Modeli'mizin buna nasıl çözüm bulduğunu açıklayacağız.

Bir diğer problem de faizden kaynaklanmaktadır. Faiz, maliyetleri yukarı çekmektedir. Ayrıca faiz ödemeleri için (büyüme oranlarına bağlı kalmaksızın) dengesiz bir şekilde emisyonu arttıran ülkeler veya kamu harcamalarını bu dengeyi korumadan artıranlar tabii ki talep enflasyonu ile karşılaşırlar.
Ekonominin doğası bize tüketim desteklenmediği takdirde deflasyonun normal bir son olduğunu göstermesine rağmen; enflasyona sebebiyet vermek hem faizin ne olduğunu hem de paranın ne manaya geldiğini bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Tüketimi artırmak için faizli verilen krediler, ilk anda tüketimi arttırsa bile bu paranın faiz yükü gelecek aylarda zaten eksik olan tüketimi daha da daraltacaktır.
Adeta hasta olan bireyler geçici bir düzelme ile karşılaşacak ama bu düzelme ölüm öncesi yaşanan hal gibi olacaktır.
Ayrıca teknolojide meydana gelecek değişiklikler tüketim fonksiyonunun daha yüksek seviyelere kadar eğimini değiştirmeden artmasına sebebiyet verir.
Teknoloji insanların ihtiyaçlarını çeşitlendireceği için toplam tüketim miktarını daha yukarıya taşıyacaktır.
Milli Ekonomi Modeli hane halklarının tamamına tüketme kabiliyeti kazandırmayı hedeflemektedir. Bu yüzden bireylerin gelir düzeyinin en azından tasarruf noktasına kadar yükseltecek para ve maliye politikaları, modelimizin ana hedefidir.
Aynı zamanda bu hedef sürekli büyümenin sağlanması ve tüketim ile üretim arasındaki dengenin kurulması için şarttır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Bu noktadan sonra ise artık hane halkları elde ettikleri gelirin bir kısmını tasarruf etmeye başlarlar. Bu nokta tasarruf noktası ya da normal yaşam noktası olarak da ifade edilebilir. Bu noktadan sonra gelirin marjinal tüketim eğilimi azalacaktır.
Eğer belli bir dönem içerisinde kullanılabilir milli gelir artmışsa bu artışın aynı oranda tüketimi arttıracağını söylemek her zaman mümkün değildir.
Eğer bu toplam gelir artışı yüksek gelir grubundan kaynaklanıyorsa, gelir artışı az bir miktar tüketimde artışa sebep olacaktır. Eğer gelir artışı gelir dağılımında dengesizliği giderecek şekilde oluyorsa bu sefer toplam gelirdeki artış toplam tüketimi aynı paralellikte artıracaktır.
Bu sebeple eksik olan talebi gidermek için yapılacak uygulama düşük gelir grubunun gelir seviyesini yükseltecek şekilde olmalıdır.

Milli Ekonomi Modeli'nde bu, sosyal devlet projesi ile sağlanmakta ve ihtiyaç duyulan talep, dar gelirlinin bütçesine katkı yapılarak sağlanmaktadır.
Tüketimi iki kısımda ele almak mümkündür. Bunlardan birincisi hane halklarının tüketimi, diğeri de yatırım harcamalarıdır.
Bunların toplamı belli bir dönem içerisinde yapılan tüketim harcamalarını bize gösterecektir. Burada görüşlerimizi ifade ederken daha anlaşılır olması bakımından kamu harcamalarını ve dış ticareti değerlendirmeye almıyoruz. Ağırlıklı olarak bu analizimizde hane halklarının tüketim harcamaları üzerinde duruyoruz.
Hane halklarının tüketimi üzerine yapılan analizler hep hane halklarının sahip oldukları kullanılabilir gelirleri ne şekilde değerlendirdikleri üzerinde durmuştur. Oysa sahip olunan gelirin ne şekilde kullanıldığı sorusundan daha önemli olan soru şudur; normal bir hayat standardı için hane halklarının ihtiyaç duyduğu gelirleri ne olmalıdır?

Tüketim analizi yaparken kaba hatları ile hane halklarını gelir seviyelerine göre ikiye ayırmak lazım. Belli bir gelir seviyesinin altında olan hane halkları elde ettikleri geliri tasarruf etmeden harcamayı tercih edeceklerdir. Dolayısı ile tasarrufun başladığı gelir seviyesinden yukarıda olanlar ile aşağısında olanların davranışları birbirinden daha farklıdır.
Bazı hane halkları ayda 1 birim gelir elde ederken bazı hane halkları 100 birim gelir elde edebilir. İşte ayda bu yüz birim elde eden kesimin gelirinin 5 birim artmasının tüketimlerinde meydana getireceği artış, geliri 1 birim olan hane halklarının gelirlerinin 6 birime çıkmasının oluşturacağı tüketim harcamalarından elbette daha az olacaktır.
Çünkü dar gelirli hane halkları elde ettikleri gelirin tamamını tüketirken, geliri yüksek olan hane halkları her yeni gelir artışının ancak az bir kısmını tüketime yansıtacaklardır.
Bu sebeple öncelikli olarak ele almamız gereken konu hane halkları için tasarruf noktasını belirlemektir.
Normalde gelir seviyesi arttıkça marjinal tüketim eğiliminin azalması gerekir. Ancak belli bir gelir seviyesine kadar marjinal tüketim eğilimi değişmeden sabit gider, bu bölge adeta suya hasret toprağın gelen her suyu içine çektiği bölgedir. Marjinal tüketimin azalmaya başladığı nokta ise tasarrufun devreye girdiği noktadır.


Belli bir gelir düzeyinin üstünde olan hane halklarının davranışına gelelim. Eğer gelir seviyeleri dönemsel artıyorsa bireyler bunu hemen tüketime aktarmazlar gelecek kaygılarından dolayı tasarruf ederler. Ama bu gelir artışı düzenli hale gelmişse elbette bu belli oranda tüketimi artıracaktır.
Burada aklımıza önemli bir soru gelebilir. Yapısı itibarı ile talep arzdan eksik olduğuna göre nasıl oluyor da enflasyon denen hastalıkla karşılaşıyoruz?
Dikkat ederseniz belli bir gelir düzeyini yakalamış ülkelerin geçmişlerinde enflasyon sürecinin olduğunu şu anda ise deflasyon ile boğuştuklarını görürsünüz.

Çünkü geçmişte kalkınmak için yatırım harcamalarını artıran ülkeler bunu karşılayacak arza sahip oluncaya kadar enflasyon ile karşılaşmışlardır.
Yatırımlar üretime dönüşünceye kadar belli bir kısa dönem için piyasada ürün az talep ise fazla olacaktır.
Çünkü yatırım harcamaları talebi arttırır. Kalkınan ülkeler bu talep enflasyonuna hiç yakalanmayabilirlerdi. Ekonomi politikalarını izah ederken Milli Ekonomi Modeli'mizin buna nasıl çözüm bulduğunu açıklayacağız.

Bir diğer problem de faizden kaynaklanmaktadır. Faiz, maliyetleri yukarı çekmektedir. Ayrıca faiz ödemeleri için (büyüme oranlarına bağlı kalmaksızın) dengesiz bir şekilde emisyonu arttıran ülkeler veya kamu harcamalarını bu dengeyi korumadan artıranlar tabii ki talep enflasyonu ile karşılaşırlar.
Ekonominin doğası bize tüketim desteklenmediği takdirde deflasyonun normal bir son olduğunu göstermesine rağmen; enflasyona sebebiyet vermek hem faizin ne olduğunu hem de paranın ne manaya geldiğini bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Tüketimi artırmak için faizli verilen krediler, ilk anda tüketimi arttırsa bile bu paranın faiz yükü gelecek aylarda zaten eksik olan tüketimi daha da daraltacaktır.
Adeta hasta olan bireyler geçici bir düzelme ile karşılaşacak ama bu düzelme ölüm öncesi yaşanan hal gibi olacaktır.
Ayrıca teknolojide meydana gelecek değişiklikler tüketim fonksiyonunun daha yüksek seviyelere kadar eğimini değiştirmeden artmasına sebebiyet verir.
Teknoloji insanların ihtiyaçlarını çeşitlendireceği için toplam tüketim miktarını daha yukarıya taşıyacaktır.
Milli Ekonomi Modeli hane halklarının tamamına tüketme kabiliyeti kazandırmayı hedeflemektedir. Bu yüzden bireylerin gelir düzeyinin en azından tasarruf noktasına kadar yükseltecek para ve maliye politikaları, modelimizin ana hedefidir.
Aynı zamanda bu hedef sürekli büyümenin sağlanması ve tüketim ile üretim arasındaki dengenin kurulması için şarttır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)























































