Batı dünyası, 2002 yılında Güney Kıbrıs'ı AB'ye almak suretiyle Kıbrıs'ı tek lokma halinde yutma politikasını artık maskesiz dillendirmeye başladı. Bizdeki Kıbrıs baykuşları da KKTC'nin Türkiye'nin sırtında bir kambur olduğunu, dolayısıyla bu alanda AB ile sürtüşmenin gereksizliğini pervasızca konuşup duruyorlar. Açıkça, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "uzlaşmaz tutumu"na ne diye destek veriyoruz; Kıbrıs'ı verelim gitsin diyorlar.
Güya hesaplarını, 'kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez' formülüne dayandırıyorlar. Ancak hiçbiri, Türkiye, kümesindeki tüm tavukları Batı'ya sundu ama şimdiye kadar AB'den kaç tane kaz geldi, diye küçük bir hesap bile yapmıyor.
Ülkemizin temel problemleri konusundaki teşhislerde olduğu gibi, Kıbrıs konusunda da başta başyazarımız Prof. Dr. Haydar Baş bey olmak üzere Kuvay-ı Milliye kadrosunun tespit ve öngörüleri bir bir ortaya çıkıyor. Yenimesaj gazetenizin '98, '99 ve 2000'li yıllardaki sayılarını hafızanızda şöylece bir canlandırın, arşivlerinizi karıştırın; bu kadronun yaptığı tespitlerin bugün nasıl aynıyla vaki olduğunu göreceksiniz.
Son üç-dört yıldan bu yana, Türkiye'nin siyasi iradesi, AB üyeliği ile Kıbrıs konusunun ayrı meseleler olduğunu ısrarla söylüyor. AB kurmayları ise tam aksini iddia ediyordu. Politikacılarımız, ekranlara tünemiş bazı akademisyenlerle, kimi sivil toplum yöneticileri ve işadamlarıyla adeta söz birliği etmişcesine kamuoyunu yanlış mecralara doğru sürüklüyorlardı. Ancak AB üyesi devletler, her ilgili oturumlarında bizimkilerin ifade ettiklerinin aksine Kıbrıs'ı AB'ye üyelikle ilgili önşart olarak gördüklerinin altını çiziyor, bir daha, bir daha kayıt altına alıyorlardı. Hatta Kasım 2000'in ilk günlerinde Kıbrıs ve sair konulardaki AB dayatmalarıyla ilgili yayınlarımızdan ve 'milli duruş"umuzdan rahatsızlık duyan çevrelerin iftira kampanyaları ve komploları henüz hafızalardan silinmiş değil. Durmuş da değil. Bilakis iftira dolu kumpaslar, hiçbir yasal düzenleme ve hukuk tanımadan tüm hızıyla devam ediyor.
Şimdi ise Kıbrıs konusunda halkın tabiriyle "yumurta kapıya dayandı". AB, Güney Kıbrıs'ı 2002'de üyeliğe kabul edecek. Politikacılarımızdan bir Allah kulu çıkıp demiyor ki, Türkiye gibi bir köklü devletin AB nezdinde, bir adacığın aşağı parçası olan ve henüz doğru dürüst devletçik bile olmayan Güney Kıbrıs kadar kıymet-i harbiyesi yoksa ve bu bahaneyle yavruvatan topraklarımızı salkımıyla götürmeye çalışıyorsa; bizim böyle bir toplulukta ne işimiz var... Bu ne biçim kaz tavuk hesabı?
Hesap ortada. Bilanço belli. Şimdiye kadar tavuk sunan hep Türkiye oldu; fakat Türkiye'ye değil bir kaz yavrusu, kaz ayağı bile gelmedi. 1995'te Gümrük Birliği Antlaşmasına imza atan DYP lideri Tansu Çiller ve Murat Karayalçın aynı türden kaz tavuk hesabı yapmış; antlaşmaya imza atttıkları saatlarde "Kıbrıs'ta Türk askerinin işgalgi olduğu" şeklindeki AP kararını görmezlikten gelmişlerdi. Bu Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye faturası 50 milyar dolardır. Bu hesabın neresi kaz, neresi tavuk Allah aşkına... Şimdi ise hiç birinden ses sada yok.
AB Kıbrıs konusunda 10 yıl önce, hatta 20 yıl önce nerede duruyor idiyse, bugün de aynı yerdedir. Henüz önceki gün AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit, Kıbrıs konusunda çözüm bulunamaması halinde Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını açıkça ifade etti. AB yetkililerinin geçmişteki beyanatlar da aynı. AİHM'nin Türkiye aleyhine ve Güney Kıbrıs'lı Titina Loizidou lehine 1998'de verdiği karar da aynı. Değişen bir şey yok.
Kendi kendine gelin-güvey olan biziz. Sürüklenen, taviz üstüne taviz veren hep biziz. Yıllarca ülkeyi idare eden siyasi iradeler henüz yeni ayıktı. TBMM'de iyi ki gizli bir görüşme yapılabildi.
Ancak Türkiye, AB kapısına alternatif bölgesel stratejik kapılar açmaz, kendi koordinasyonunda güçlü bazı işbirlikler oluşturmazsa, AB dayatmaları ve taviz seli karşısında durması zor, belki de imkansızdır. Bunun da ilk adımı, önce ülke içinde her alanda ve her düzeyde sammimiyetle birlik ve bütünlüğü oluşturmaktır. Bağımsız Türkiye Partisi dışında programında böyle bir söylemi, böyle bir kaydı ve ufku olan bir parti de maalesef yok. Bu bakımdan milletin Kuvay-ı Milliye ruhuyla BTP'de odaklanması, Türkiye'mizin geleceği için tek umuttur.
Güya hesaplarını, 'kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez' formülüne dayandırıyorlar. Ancak hiçbiri, Türkiye, kümesindeki tüm tavukları Batı'ya sundu ama şimdiye kadar AB'den kaç tane kaz geldi, diye küçük bir hesap bile yapmıyor.
Ülkemizin temel problemleri konusundaki teşhislerde olduğu gibi, Kıbrıs konusunda da başta başyazarımız Prof. Dr. Haydar Baş bey olmak üzere Kuvay-ı Milliye kadrosunun tespit ve öngörüleri bir bir ortaya çıkıyor. Yenimesaj gazetenizin '98, '99 ve 2000'li yıllardaki sayılarını hafızanızda şöylece bir canlandırın, arşivlerinizi karıştırın; bu kadronun yaptığı tespitlerin bugün nasıl aynıyla vaki olduğunu göreceksiniz.
Son üç-dört yıldan bu yana, Türkiye'nin siyasi iradesi, AB üyeliği ile Kıbrıs konusunun ayrı meseleler olduğunu ısrarla söylüyor. AB kurmayları ise tam aksini iddia ediyordu. Politikacılarımız, ekranlara tünemiş bazı akademisyenlerle, kimi sivil toplum yöneticileri ve işadamlarıyla adeta söz birliği etmişcesine kamuoyunu yanlış mecralara doğru sürüklüyorlardı. Ancak AB üyesi devletler, her ilgili oturumlarında bizimkilerin ifade ettiklerinin aksine Kıbrıs'ı AB'ye üyelikle ilgili önşart olarak gördüklerinin altını çiziyor, bir daha, bir daha kayıt altına alıyorlardı. Hatta Kasım 2000'in ilk günlerinde Kıbrıs ve sair konulardaki AB dayatmalarıyla ilgili yayınlarımızdan ve 'milli duruş"umuzdan rahatsızlık duyan çevrelerin iftira kampanyaları ve komploları henüz hafızalardan silinmiş değil. Durmuş da değil. Bilakis iftira dolu kumpaslar, hiçbir yasal düzenleme ve hukuk tanımadan tüm hızıyla devam ediyor.
Şimdi ise Kıbrıs konusunda halkın tabiriyle "yumurta kapıya dayandı". AB, Güney Kıbrıs'ı 2002'de üyeliğe kabul edecek. Politikacılarımızdan bir Allah kulu çıkıp demiyor ki, Türkiye gibi bir köklü devletin AB nezdinde, bir adacığın aşağı parçası olan ve henüz doğru dürüst devletçik bile olmayan Güney Kıbrıs kadar kıymet-i harbiyesi yoksa ve bu bahaneyle yavruvatan topraklarımızı salkımıyla götürmeye çalışıyorsa; bizim böyle bir toplulukta ne işimiz var... Bu ne biçim kaz tavuk hesabı?
Hesap ortada. Bilanço belli. Şimdiye kadar tavuk sunan hep Türkiye oldu; fakat Türkiye'ye değil bir kaz yavrusu, kaz ayağı bile gelmedi. 1995'te Gümrük Birliği Antlaşmasına imza atan DYP lideri Tansu Çiller ve Murat Karayalçın aynı türden kaz tavuk hesabı yapmış; antlaşmaya imza atttıkları saatlarde "Kıbrıs'ta Türk askerinin işgalgi olduğu" şeklindeki AP kararını görmezlikten gelmişlerdi. Bu Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye faturası 50 milyar dolardır. Bu hesabın neresi kaz, neresi tavuk Allah aşkına... Şimdi ise hiç birinden ses sada yok.
AB Kıbrıs konusunda 10 yıl önce, hatta 20 yıl önce nerede duruyor idiyse, bugün de aynı yerdedir. Henüz önceki gün AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit, Kıbrıs konusunda çözüm bulunamaması halinde Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını açıkça ifade etti. AB yetkililerinin geçmişteki beyanatlar da aynı. AİHM'nin Türkiye aleyhine ve Güney Kıbrıs'lı Titina Loizidou lehine 1998'de verdiği karar da aynı. Değişen bir şey yok.
Kendi kendine gelin-güvey olan biziz. Sürüklenen, taviz üstüne taviz veren hep biziz. Yıllarca ülkeyi idare eden siyasi iradeler henüz yeni ayıktı. TBMM'de iyi ki gizli bir görüşme yapılabildi.
Ancak Türkiye, AB kapısına alternatif bölgesel stratejik kapılar açmaz, kendi koordinasyonunda güçlü bazı işbirlikler oluşturmazsa, AB dayatmaları ve taviz seli karşısında durması zor, belki de imkansızdır. Bunun da ilk adımı, önce ülke içinde her alanda ve her düzeyde sammimiyetle birlik ve bütünlüğü oluşturmaktır. Bağımsız Türkiye Partisi dışında programında böyle bir söylemi, böyle bir kaydı ve ufku olan bir parti de maalesef yok. Bu bakımdan milletin Kuvay-ı Milliye ruhuyla BTP'de odaklanması, Türkiye'mizin geleceği için tek umuttur.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019


























































