logo
19 NİSAN 2026

AB'nin asıl hedefi Türk devleti

27.07.2008 00:00:00
Prof. Dr. Haydar Baş, "ABD, 'dininizden, medeniyetinizden vazgeçmeniz lazım' diyemediği için "AB'ye girin" diye talimat vererek, bu yolla bizi parçalamaya çalışıyor" dedi.

 

 

Yeni Mesaj: Muhterem Hocam bu hafta size çeşitli konularda sorularımız olacak. Efendim, özellikle güncel meselelerde insanlarımızın kafasını karıştıran sorular var. Bu konularda sizin görüşlerinizi istirham edeceğiz. İlk soru olarak günümüzde çok konuşulan, özellikle bazı insanların zihinlerini bulandırmak için çalışan insanlar tarafından gündeme taşınan "Allah ile aldatmak" ifadesiyle ortaya atılan bir mesele var. Bununla birlikte insanlarımızın kafası karıştırılıyor. Gerçekten  "Allah ile aldatanlar" varmış gibi? Muhterem Hocam "Allah ile aldatmak" mümkün mü?Prof. Dr. Haydar Baş: Öncelikle Yeni Mesaj gazetesi okurlarına hayırlar dileyerek başlıyorum. Esasen bugün dünyada mevcut olan kavgaların, savaşların temelinde inançların mücadelesi bulunmaktadır. Diyeceksiniz ki, benim sorum ile sizin verdiğiniz cevap arasında ne alaka bulunmaktadır. Hadisenin içine girdiğimizde göreceğiz ki, tamamen iç içe ve de yüzde yüz bir mutabakatla ilgi ve alaka bulunmaktadır. Milletler ve devletler, çeşitli maksat ve bahane ile birlikte birbirlerine karşı çıkmış olsalar da, aslında olan kavganın temelinde yatan ana faktör, o milletlerin ve devletlerin sahip oldukları kültürler, medeniyetler, siyasetler ve dinler vardır. Onun için; milletlerin, milletler topluluğu olarak siyasetleri bir, kültürleri bir, medeniyetleri bir, hatta dinleri bir olan kesimler halinde bir araya geldiğini görüyoruz. Faraza kültürünü farklı milletlerin kültürüne benzetmiş olsa da, medeniyetini farklı milletlerin medeniyetine benzetmiş olsa da ve fakat sadece dini o bir araya gelen milletlerin dininden farklı olsa dahi, o bir tek ayrım o insanların, o devletlerin, o milletlerin kültür, medeniyet ve siyaset birliği içinde olanların içine girmesine imkân vermez.  Çok açık ve net olarak uzun yıllardan beri bunu görüyoruz. Nasıl görüyoruz? Türk Milleti Müslüman'dır. Müslümanlığına bağlı bir medeniyeti, bir kültürü, bir siyaseti, bir örf- adet ve gelenek anlayışı vardır. Bundan mülhem olarak Türk milletini, onu millet eden kurum ve kuralları elbette ki Batı toplumundan farklı olacağı için 1959'dan bu yana Batı kapısında beklememize rağmen, Avrupa Birliği'ne almamışlardır. Ve de dikkat ederseniz, şimdi geliştirdikleri düşünce ve tezde -hatırlarsanız ta baştan itibaren ben bunu ifade ederdim- Türk Milletinin millet olarak kaldığı müddetçe bu birliğin içinde olabilmesi mümkün değildir. Nasıl Doğu ile Batıyı sizin birleştirmeniz mümkün değilse, bu topluluğun içinde olmamız da mümkün değildir. Örf, adet, gelenek, dil, din farklı? Şimdi diyor ki, siz o millet olma vasfınızı tamamen kaybedin, yani dininizi, siyasetinizi, kültürünüzü ve medeniyetinizi değiştirin, bir de sadece bir topluluk olarak değil 5-6 parçaya bölünün, benim içimde hiçbir etkinliği olmayan ayrı ayrı topluluklar olarak ben sizi alayım. Alış şartım budur. Şu anda görülen savaşın özü budur. Ben dikkat edersiniz ta baştan beri Avrupa Birliği, Türk Milletini ve devletini parçalama projesidir, diyorum. ABD, zamanında sizin dünya milleti olabilmeniz için dininizden, siyasetinizden, medeniyetinizden vazgeçmeniz lazım geliyor diyemediği için ısrarla "Avrupa Birliği içine girin" diye talimat vererek, onların kanalıyla bizi parçalamaya çalışıyor. Şu anda uygulanan proje budur.

"Batı'nın savaşı bizim medeniyetimizle"Demek ki savaş, bizim kültürümüzle, medeniyetimizle ve dinimizle yapılıyor. Siz, "Allah ile aldatanları" soruyorsunuz. Demek ki, bu savaşın nihai noktasına gelindi. Bu savaşta önce Peygamber Efendimizin mübarek hadisleri ile oynandı. "O'ndan zamanımıza kadar gelen 15-20 hadis vardır" denildi. Yine hatırlarsanız, biz o zaman "Bu kadar insafsız olmayın, 23 yıllık dönemi olan bir zatın her gün kendisinden, mübarek ağzından, mübarek lisanından ve uzuvlarından zikredilen meseleler onlarca, yüzlercedir" demiştik. Şimdi siz her gün 20 tane söz sarf ettiğini kabul etseniz, bir yılda 365 gün vardır. 20x365, şu kadar hadis eder. Bir de bunu 23 yıl ile çarpın, binlerce hadis olması gerekirken, bunu 15 taneye indiriyorsunuz. Bunu ne akıl, ne de mantık kabul eder? Önce bunlarla oynandı, dikkat ederseniz. Dahası var. Daha önce 'tavassut' müessesesi ile oynandı. Nedir tavassut? Vesile'dir? İslam tamamen bir 'vesile' dinidir. Yani Peygamber nedir? İnsanları beşer âleminden alıp Lahut âlemine, Allah'a kavuşturan elçidir. Peygamber döneminde olanlar bunlardır. Sadece bizim Peygamberimiz mi? Rivayete göre 124 bin peygamber gelip geçmiştir. Hepsinin vazifesi de insanları şu beşer münasebetleriyle haşir neşir olduğu dönemlerde kalp yoluyla insanları Allah'a taşımak olmuştur. Dolayısıyla Peygamber Efendimizin görevi de, nasıl peygamberler insanları alıp Allah'a taşıyorsa, onun da görevi bu olmuştur. Yani vesile olmuştur. Peygamberler döneminde bu olunca, ondan sonraki dönemde insanlar peygambersiz kalıyorlar. Peygamberin varisleri olan insanlara bu görevler düşüyor. "Âlimler peygamberlerin varisleridir". "O'na ulaşmak için vesileye sarılın." Cenab-ı Allah Kur'an'da "Onlar Allah'ın hidayet ettiği insanlardır. Onların hidayetine uyunuz" buyuruyor. Şimdi çoğaltabiliriz bu delilleri. Bunlarla oynanmaya başlandı. "Vesilenin lüzumu yoktur" düşüncesini Müslümanlara kabul ettirdikten sonra, sıra kime geldi, Cenab-ı Peygamber Efendimize geldi. Bir de baktık ki, Peygamber Efendimiz 'şahadet' cümlesinden çıkarıldı. Yani, "Peygamber Efendimizi kabul etmekle, etmemek arasında fark yoktur" dendi. Dinlerin esasen müşterek olarak getirdiği bazı kurumlar, kurallar ve ahlaki neticeler vardır. "Bu neticeleri hangi dinden olursan ol yaşadığın zaman, kurtulmuşsun" tezini gündem etmeye başladılar. O takdirde Hazreti Muhammed'e de (sav) gerek yoktur anlayışı ortaya çıktı. Şimdi tabii onlarla ciddi mücadele veren kimdir? İşte onların ifade etmeye çalıştığı gibi "Allah ile aldatanlar"?

Bunlar İslam dünyasına düşman olan Hıristiyanların, Musevilerin görüşlerini aktararak, bizim birliğimizi ve berberliğimizi dağıtmak istiyorlar. Olayın özü budur. Şimdi bu tip insanlardan birini çok iyi tanıyorum ki, siz de bu arkadaşı iyi tanırsınız. Onunla Trabzon'un bir köyünde bir evde beraberdik. Sohbet ediyoruz. "Bizim Tataristan'dan Türkiye'ye geliş nedenimizi size anlatsam, hayret edersiniz" dedi. "Buyurun, anlatın" dedik. Bazı arkadaşlardan bahsedildi -ki bunlar ilahiyatçı- İslam'ı çok iyi bilen, cakasından geçilmeyen insanlar. Bunlardan bahisle dedi ki, "Ben size bir hatıramdan bahsedeceğim". "Buyurun" dedik. Şunları söyledi: "Bizlerin Tataristan'dan Komünizm ihtilali olduktan sonra Türkiye'ye gelmemizin asıl nedeni, inancımızdan kopmayalım, dinimizi yaşayalım ve Müslüman olarak ölelim. Bunun için ülkemizden çıkarak, buraya geldik. Benim ablam ve ablamın evladı dört dörtlük Müslüman'dı. Her ikisi de 5 vakit namazını kılıyordu. İnanır mısınız? Filan şahsı dinleye dinleye Müslümanlıktan çıktılar, Hıristiyan oldular." Şimdi "Allah ile aldatmak" düşüncesinin Türkiye'de temelini atan kişilerden biri de az önce bahsettiğimiz iddiayı ortaya atandır. Yani bunlar geçmişte misyonerlerin yaptığına soyunan, oryantalist düşüncenin esiri olmuş, belki de bazı yönleriyle birlikte o tarafa transfer edilmiş, adı görünüşte senden fakat tadı, farklı takımdan olan insanların iddialarıdır.

Bu oyun yeni değilŞimdi bizi takip edenler çok iyi anlasın diye ben onlara bir soru soracağım: Bu "Allah ile aldatma" fikrinin sahibi olanları dinleyenlerin kaç tanesi namaza başlamıştır, imanını güçlendirmiştir, Allah yolunda yürümeye devam etmiştir? Bu mu olmuştur, yoksa namaz kılıyorken namazını mı terk etmiştir? Bu, kanaatim şahsiyem odur ki, en güzel ölçü olacaktır. Bunlara kulak asılmasın, çünkü bunlar görevli. Bir zaman gelir, bakarsın "dinlerarası diyaloga karşı çakarlar, bizi vatanımızdan etmeye çalışıyorlar" derler, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Hülasa ne dediklerini de bunlar bilmezler.  Az evvel "bunlar bizim bilmediğimiz güçlerin transfer ettikleri elemanlar olabilir" dedik. Şudur veya budur. Bizim şahıslarla ilgimiz, alakamız yok. Bizim burada eleştirdiğimiz fikirler ve düşüncelerdir. Bakın şimdi: Kim bunlar? "Allah ile aldatan" ne yapar? Âlimdir, hocadır, şudur budur. Allah'ı istismar ederek insanları kandırır. Şimdi şurasına dikkat edin: İngiliz sömürge bakanlığının talimatnamesi. Şimdi aktaracağım. Humpher'in hatıratından. Bu eser bendenize aittir: "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler." Şu anda okuyacağım hususlar da, ajan olan Humpher -burada yetiştiriliyor, yetiştirildikten sonra Hicaz bölgesine giderek, Müslümanları yoldan çıkarıyor, Müslüman Türklere karşı harekete geçiyorlar. İşte böyle bir adam- bak ne diyor: Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı sevgi ve dostane ilişkiler bozulmalıdır. Bu talimat, İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın talimatıdır. Ve bu kurala uyanlardan birisi de Humpher'dir. Bunu da yazdığı hatıratında anlatıyor. "Bu görevi hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır" diyor ve ekliyor: "Bu yolda iki şey yapmalıdır. Din âlimlerine iftira etmek." Kimdir bu, hocadır, âlimdir, mürşittir? Onlara iftira edecek. Nasıl? Elinden nasıl geliyorsa? Allah ile seni aldatıyor, malını elinden alıyor, kaçakçılık ediyor ve hırsızlık yapıyor? Bu kimin talimatı? İngiliz Sömürgeler Bakanlığı'nın talimatı.

Devam ediyor Humpher ve ikinciyi şu şekilde ortaya koyuyor: "Din âlimleri arasına Sömürgeler Bakanlığı memurlarını din âlimi kisvesi altında yerleştirmek." Geçen günü hatırlarsanız, din âlimi kisvesi altında birisi bir cemaatin gazetesinde, televizyonunda vazife yaptı; bir de baktık ki, Kanada'dan televizyon ekranlarına çıktı ve "Ben hahamım, ben Yahudiyim" dedi. Yani bu talimatlar dört dörtlük yerine geliyor. Kime oynanıyor bu oyunlar? Bu millete oynanıyor. Bunu çok iyi görmemiz lazım. Peki, milletin ayıkması için ne yapmamız lazım? Milletin ayıkması için geçmişine dönüp hangi temeller üzerine medeniyeti bina edilmişse, millet olma vasıfları hangi temeller üzerine yükselmişse, onlara sarılması lazım. Onlara dil uzatanlara şüphe ile bakması lazım. Onların sözünü dinleyip bu vatanın hakiki evlatlarına, hakiki Müslümanlara dil uzatması değil, bilakis onlara sahip çıkması lazım. Bu konuda çok delil bulunuyor. Ben Humpher'in bir tanesini daha aktarmak istiyorum: "İmamlara ve cemaate yönelik çeşitli ithamlarda bulunacaksınız, ilaveten cemaatle namaz kılmanın mahzurlarını anlatacaksınız" diyor. Yani bir arada olmalarına engel olacaksınız, diyor.

Yeni Mesaj: Bu okuduklarınız Hocam, İngiliz Sömürge Bakanlığı'nın Osmanlı'yı ya da Türk İslam coğrafyasını dağıtmak için uyguladığı yöntemler değil mi? Prof. Dr. Haydar Baş: Evet, öyle? Şimdi ben de size soruyorum: Şimdi bunun dışında bir yöntem var mı? Bu milletin üzerine olan hesaplar aynısı mı, değil mi? Aynı? İşte Avrupa Birliği'nden maksat da demokratik, laik ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni dağıtılması ve yıkılmasıdır. Ama biz akıl sahiplerine, 'akıllıyız' diyen adamlara bunu anlatamadık. Yani şu anda eleştiriye tabi tuttuklarımızla, müdafaa ettiğini zannettiklerimizin arasında 'düşünce ve algılama arasında' hiçbir fark yok. Allah'ın bir tecellisi ve bir kaderi olacak ki, bunları birbirine düşürdü. Ben ne söylemiştim, 'yılan gömlek değiştiriyor'. Milletle bir alakası yok. İnşallah uyanan millet olur da, vay deyip hakiki irade sahiplerine, kendisi gibi düşünen, kendisi gibi inanan, kendisi gibi yaşayan ve bu milletten olanlarla birlikte olur da, bu fitnenin, bu fesadın ve bu yıkımın önüne geçer inşallah.

Yeni Mesaj: Muhterem Hocam açıklamalarınızla çok ciddi bir sıkıntıyı ışık tuttunuz. Müsaadenizle bir sorumuz daha var. Sanki meseleyi bilmezler gibi üç tane hak dinin varlığından bahsediyorlar. Ayrıca Hıristiyanların, Yahudilerin de cennete gireceğinden bahsedenler var. Yani, 'bu dinler de hak din olduğu için onların mensupları da cennete girecek' diyenler var. Yani Hocam gerçekten üç tane hak din mi var ki, bu adamlar böyle konuşuyor? Yoksa mesele nedir?Prof. Dr. Haydar Baş: Şimdi efendim, bir fıkra ile cevaba girmek isterim. Bizim meşhur Nasrettin Hoca, Timur zamanında kömürcülük yapıyormuş. Timur bir gün hocayı görmüş ve "Ne yapıyorsun" demiş. "Kömür satıyorum" diye cevap vermiş Hoca. Bunun üzerine Timur, "Ben seni filan vilayete kadı yapayım. Senin dini manada ilmin, tecrüben ve uygulaman fazladır orada kadı olarak vazifene devam et en azından bize yardımcı olursun" demiş. Bunun üzerine ülkenin bilmem hangi şehrine Hocayı kadı olarak tayin etmiş. Etmiş ama günün birinde bir mülki amir, -bu günkü tabirle- bir vali tayin edilmiş aynı yere. Vali beklemiş ki, kadı bey gelir beni ziyaret eder, hoş geldin der. Bir gün geçmiş, bir ay geçmiş gelen giden olmamış. Neyse vali demiş ki, 'ben kadıya bir hademe göndereyim, Vali geldi, onu ziyaret et' diye haber vereyim. Hademe Hocanın yanına gelmiş ve 'böyle böyle' diye söyleyeceklerini söylemiş. "Yok", demiş Hoca, "Bana bir kişi daha al, öyle gel. O şekilde beni davet et" demiş. Valinin gönderdiği adam geri dönmüş ve yanına bir kişi daha alarak tekrar hocanın yanına gelmiş. Hocaya, "Vali Bey geldi niye ziyaretine gitmiyorsun?" diye sormuşlar. Hoca da "sen de buna şahit misin" diye ikinci adama sormuş. Bunun üzerine vali kendisine böyle mesaj gönderince Nasrettin Hoca mülki amirin huzuruna çıkmış. Vali demiş ki, "ya hoca ben seni günlerden beri bekliyorum. Bir de davetiye gönderdim niye gelmedin? bir de üstüne bir tane daha adam istedin." Hoca, 'suss' demiş. Ben bu işlerden anlamam ben filan yerde kömürcüydüm hükümdar bir gün oradan geçerken beni gördü. Şöhretimi de duyunca dedi ki, evladım git falan yere kadılık yap. Bende bunun için bu işe başladım demiş. Onu da bilmiyordum hükümdar tavsiye olarak da "sakın iki şahit olmadan karar verme" demişti. İkinci kişiyi de bundan istedim demiş. Bunun üzerine vali 'suss' demiş. Bende kalaycıyım demiş. Biri kalaycı, biri kömürcü işte ülkenin düştüğü hal bu."Allah katında tek din İslam'dır"Üç tane hak din var mı diye sormuştunuz. Temel değerlerimizle öyle oynanıyor ki, milletin adeta hafızasını silmeye çalışıyorlar. Kur'an-ı Kerim'de açık olarak bellidir ki, "Allah indinde tek din İslam'dır". Hak din İslam'dır. Yani aslında Hz. Adem'den Peygamberimize kadar gelen bütün dinlerin adı da İslam'dır. Değilmi ki onlar peygamberlerin yollarından saptıkları ve saptırdıkları İslam'la alakaları kalmadığı için şimdi kendilerini Hakla beraber, hak din olma gibi iddia ile beraber ortaya atarak, Kur'an'ın bu hükmüne karşı duranlar arasına girdiler. Şimdi onların neticesi şudur veya budur. Ama bizi üzen taraf bu şekilde konuşanlar hangi millet adına konuşuyor, hangi din adına konuşuyor bunun bilinmemesidir. Ben burada bir ayet okuyarak bu oyunların ne kadar ciddi derecede tehdit ve tehlike arz ettiğini ifade etmeye çalışacağım: "Ey iman edenler! Eğer kendilerine daha önce kitap verilenlerden bir zümreye uyarsanız. Onlar sizi imanınızdan çevirip yeniden kâfir yaparlar." Bu çok acık ve net. Benim eserlerimde bu konuda bir sürü ayet-i kerime var. Şimdi bunlar açık ve net ortada. Delilleri fazla zikretmemize gerek yok. Şimdi "şu budur üç tanedir, beş tanedir" diye yanlış şekilde insanları yönlendirmek, aslında milletin sahip olduğu -az evvel ne söyledik- kültür birliği, medeniyet birliği, siyaset birliği ve din birliğine tefrika dinamitlerini yerleştirmektir. Onu parçalamaktır. O milleti dağıtmaktır. Dolayısıyla ondan sonra da milleti işgal etmektir. Bunun acık ve net olarak manası budur. Bu böyle devam edecek mi? Böyle devam edebilir mi? Belki sapanlar olabilir ama ortada bir gerçek var. Dinin sahibi de Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'de Cenabı Hak, "Bu Kur'an'ı biz indirdik. Onu muhafaza eden biziz" diyor. Dolayısı ile muhafızı Allah olan bir kurumun ve bir Kitabın zarar görmesi asla ve asla mümkün değildir. Görse görse zararı, ahmak, cahil, salak ve yoldan sapmış insanlar görür. Ama onlar ancak kendisine zarar verirler. Allah'ın dinine, yoluna hiç kimse zarar veremez.

Yeni Mesaj- Muhterem Hocam bu cevapla bağlantılı bir soru sormak istiyorum. Günümüzde bazıları öyle şeyler söylüyorlar ki Peygamber Efendimiz sanki postacıymış gibi. Gelmiş bir dini tebliği etmiş, vazifesine yapmış çekmiş gitmiş. Onun haricinde bir başka misyonu, özelliği olmayan bir insanmış gibi devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. Bunu yapanların amacı nedir hocam? Siz bu meseleyi nasıl değerlendirirsiniz. Peygambersiz bir İslam olur mu?Prof. Dr. Haydar Baş: Ben bu tespiti yaparak sohbete girdim. Yani peygambersiz dinin olması hiç mümkün değil. O zaman Cenabı Hak Hz. Lut'u, Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı, Hz. Yahya'yı, Hz. Davut'u hülasa isimlerini bildiğimiz veya bilmediğimiz peygamberleri göndermesine gerek olmazdı. Örneğin, Kur'an'da zaten bu Ayet-i Kerime var. "Biz isteseydik onu dağlara indirirdik. Ama onlar korkusundan paramparça olurdu." Bir ağaca indirirdi Cenabı Hak, gidin ona bakın amel edin derdi. Ama demedi. Ya? Örnek olan bizzat dini hayatında gösteren peygamberlerle beraber dini göndermiştir. İslam'ı göndermiştir. Onun için İslam'a da baktığınız zaman Kur'an iki şekilde ifade edilir. Birincisi, Kur'an'ın tilavet edileni. ?-Şimdi üç aylardayız. Bizi takip eden kardeşlerimizin bu güzel gecelerini günlerini tebrik ediyoruz. Gündüz oruçla, gece ibadetle ve namazla, bu hayırlı günleri geçirmelerini ve bu konuda Cenab-ı Hakk'ın onları muvaffak kılması dua ve niyazında bulunuyoruz-. Şimdi maksat nedir? Bu anlayışı, bu inancı ve bu idraki yok etmek, dağıtmak ve ortadan kaldırmaktır. Peygamberin vazifesi nedir? Tilavet edilen okunan Kur'an'ı tilavet edilmeyen şekilde okunmayan şekilde ortaya koymaktır. 'Sünnet' dediğimiz tilavet edilmeyen Kur'an'dır. Sünnet nedir? Peygamberin Kur'an'dan anlayıp hayatına geçirdiğidir. Onun için peygambersiz Kur'an'ın anlaşılması hiç mümkün değil. Peygamberin vazifesi zaten Kur'an'ı anlayıp anlatmaktır. Peygamber, canlı Kur'an'dır. Yaşayan Kur'an'dır. Onun için "peygamberi kabul etmiyorum, buna gerek yoktur" diyen insanların hiçbiri hidayette değildir. Tamamen sapıtmışlardır.

Mesela sahabe soruyor: Ya Resulullah, namazı nasıl kılacağız? Cevaben, "Benden gördüğünüz gibi" diyor. Yani din görerek uygulanan kurallar mecmuudur. Cenab-ı Peygamberden duyarak. Görerek uygulanan kurallar mecmuudur. Şimdi sen peygamberi kaldırdığında, yani peygamberin sünnetini, bir manada hadislerini inkâr ettiğinde o Kur'an ayetlerini hayatına geçirecek bir tarz bulamazsın. Mesela, 'sabır' dendiği zaman, riya da ortaya çıkabilir. Kanaat, tevekkül, tefekkür, izan, iman çoğaltabilirsiniz bunları. Bütün ibadetleri bunun içerisine koyabilirsiniz. Bu nasıl olacak? Bu nasıl ve niçinin cevabını peygamber bizzat hayatında uygulayarak göstermiştir. İşte o gösterdiği şeyin adına biz 'sünnet' diyoruz. Gerek bunu lafzıyla söyledi, gerek fiilleriyle ortaya koydu gerek takrirle beraber izah etti. Bunlara sünnet diyoruz. Ama aslında bu da Kuran'ın tefsiridir. Hayata uygulanış tarzıdır. Şimdi bu olmadığı zaman Kur'an anlaşılmaz, İslam anlaşılmaz. Ve bu iddiada bulunan insanların hiçbiri de samimi Müslüman olamaz. Ben Kuran'ı peygambersiz anlarım, ederim. Peki, bunlar kim olurlar? İşte az evvel Humpher'in hatıratında bahsedilen, satın alınmış, oryantalist düşünceli insanların saflarına katılmış, bazen de para almasına gerek yok, -ahmak olmakta bu yolda kâfi bir sebeptir- gönüllü hizmet eri olurlar. Böylece yaptıkları iş Türk milletini örfünden âdetinden, siyasetinden, medeniyetinden, kültüründen ve dininden koparmak olur. Allah milletimizi bu tür şam şeytanlarının şerrinden muhafaza eylesin, diyerek sorunuzu cevaplandırıyorum.

Türkiye'de kolon kanseri geç teşhis ediliyor

 
Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin, Türkiye’de kolorektal kanser tanısının geç evrelerde konulduğuna işaret ederek, "Kanser geliştikten sonra erken evrelerde 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 90’larda iken, ileri evrelerde bu oran yüzde 12’lere düşmektedir" dedi.

18.04.2026 17:25:00
MURAT ÇORBACI
Türkiye'de kolon kanseri geç teşhis ediliyor
Türkiye'de kolon kanseri geç teşhis ediliyor

Türk Gastroenteroloji Derneği (TKD) Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin, kolorektal kanserin tüm dünyada ve ülkemizde en sık görülen, ölüm oranlarında ise en üst sıralarda yer alan kanserlerden biri olduğunu belirterek, hastalığın insidans (sıklığı) ve mortalitesinin (ölüm oranı) coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterdiğini ifade etti. Kolorektal kanserin tarama programları sayesinde önlenebilir bir tür olduğunu ve taramada en etkili yöntemin halen kolonoskopi tetkiki olduğunu vurgulayan Çekin, "Türkiye'de kolorektal kanser tanısı geç evrelerde konulmaktadır. Kanser geliştikten sonra erken evrelerde 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 90'larda iken, ileri evrelerde bu oran yüzde 12'lere düşmektedir. Bu nedenlerle asemptomatik bireylerde erken kanser taraması yapılması önemlidir" dedi.

Tanı ileri evrelerde konuluyor

Türkiye'deki hastaların yaklaşık üçte ikisine 3. aşama veya 4. aşama gibi geç evrelerde tanı konulduğunu hatırlatan Çekin, "Günümüzde kolorektal kanser tarama programlarının meme ve serviks kanseri taramaları kadar maliyet etkin olduğu bilinmektedir. Buna rağmen ülkemizde toplumsal bilinç halen yeterli düzeyde değildir. Son yıllarda Sağlık Bakanlığının çalışmaları ve basın yoluyla farkındalığın artması olumlu bir gelişmedir" diye belirtti.

Gençlerde de sıklıkla görülmeye başlandı

En büyük artışın 20-39 yaş grubunda olduğuna dikkat çeken Türk Gastroenteroloji Derneği Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Levent Erdem, bu artışın nedenlerini; gençlerde artan obezite, fiziksel aktivite eksikliği, alkol, işlenmiş et tüketimi, sigara ve Batı tipi beslenme alışkanlıkları olarak sıraladı. TGD bünyesinde yaptıkları çok merkezli çalışmada tarama yaşının 45'e çekilmesi gerektiğini 2017 yılında belirlediklerini ve bu sonucun ABD ve Avrupa'da yapılan çalışmalarla teyit edildiğini belirten Erdem, "Ülkemizde yaptığımız çok merkezli bir çalışmada cinsiyet, sigara kullanımı, obezite ve aile hikayesine göre yeni bir risk puanlaması saptadık. Bu puanlamanın 50 yaştan genç asemptomatik kişilerin tarama kararında değeri bilimsel olarak kanıtlandı" dedi.

Başlıca risk faktörleri

Yeni risk skorlaması önerisini paylaşan Erdem, "Yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, aile hikayesi ve BMI verilerine göre hesapladığımız bu skoru 4 ve üzeri çıkan olgularda kolonoskopik tarama yapılmasını öneriyoruz. Özellikle kolorektal kanser taramasına 45 yaşında başlanmalıdır. 2022 yılında sunduğumuz çalışma sonuçları, 50 yaşından küçük olguların taranması için sistemimizin son derece yüksek oranda anlamlı olduğunu kanıtladı" ifadelerini kullandı. Türk Gastroenteroloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Nurdan Tözün de "Gençlerde kanser öncül lezyonlarının hızla artması çok ciddi bir sorundur. İlerleyen yıllarda genç kalın bağırsak kanserleri, ülkemiz ve dünya için çok daha ciddi bir sorun olmaya adaydır" diye konuştu. 

Taramada her 80 kişiden biri kanser çıkıyor

Türk Gastroenteroloji Derneği Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Erdem Akbal da 24 ayrı merkezden gelen verileri paylaştı. Araştırma kapsamında kolonoskopi yapılan vakaların demografik özelliklerinden alkol alışkanlıklarına kadar her detayın incelendiğini belirten Akbal, "Kolonoskopik taraması yapılan olgularda polip sıklığı yüzde 27, kolon kanseri sıklığı ise yüzde 1.3 olarak saptandı" dedi. Türkiye verilerinin çarpıcı bir tablo ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Erdem Akbal, "Ülkemizde 50 yaştan düşük olguların kolonoskopi taramasında yaklaşık her 3 olgudan 1'inde polip veya kanser, her 5 olgudan 1'inde ise kanser öncüsü adenomatöz polip saptanmaktadır" diyerek taramanın önemini bir kez daha vurguladı.

Ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor!


 
Karaciğer hastalıkları dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, özellikle siroz ve kronik karaciğer hastalıkları her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olurken, küresel ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor.
 

18.04.2026 17:21:00
MURAT ÇORBACI
Ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor!
Ölüm sebepleri arasında ilk 10’da yer alıyor!

Vücudumuzun adeta bir kimya laboratuvarı olan karaciğer; yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi gibi son derece önemli görevler üstleniyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, bu nedenle karaciğerin sorunsuz çalışmasının sağlıklı bir yaşam için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, "Ancak bazı etkenler karaciğerde hücre ölümüne yol açabilmektedir. Üstelik karaciğerde oluşan hasar uzun yıllar belirti vermeden sessizce ilerleyebilmekte ve uzun vadede iltihaplanma, fibrozis ile karaciğer nakli gerektirebilen siroza neden olabilmektedir. Karaciğer sağlığını korumak için alınması gereken en önemli önlem ise sağlıklı bir kiloda  olmaktır" dedi. Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerde en sık hasar oluşturan 6 etkeni anlattı.

1. Hepatit B: Hepatit B, dünya genelinde en sık görülen viral hepatit olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla anneden bebeğe bulaşarak karaciğerde kronik inflamasyona, yani kronik karaciğer hastalığına yol açabiliyor. Bu inflamasyon yıllar içinde karaciğer hücrelerinin ölümüyle ve bunun sonucunda siroz ve/veya karaciğer kanseriyle sonuçlanabiliyor.

Nasıl önlem almalı? Hepatit B aşısı çoğunlukla bizi yaşam boyunca bu enfeksiyondan koruyor.

2. Obezite: Dünya genelinde en sık görülen karaciğer hastalığının 'karaciğer yağlanması' olduğu belirtiliyor. Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, karaciğerde özellikle 'metabolik işlevsizlikle ilişkili yağlı karaciğer' olarak adlandırılan hastalığa yol açabiliyor. Karaciğerde yağlanma uzun vadede ciddi hasarlar oluşturabiliyor ve karaciğer nakli gerektiren hastalarda en sık görülen nedeni oluşturuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, son yıllarda obezite ve sağlıksız beslenme sebebiyle karaciğer yağlanmasının giderek arttığını vurgulayarak, "Araştırmalar, obezite sorunu  yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 80'inde karaciğerde yağ birikimi olduğunu göstermektedir" bilgisini verdi.

Nasıl önlem almalı? Sağlıklı beslenmek, günde 30 dakika hafif tempolu yürüyüş yapmak, ideal kiloya ulaşmak veya mevcut kilonun yüzde 8-10'unu vermek, günde 2-3 fincan filtre kahve tüketmek, karaciğer yağlanmasının hafiflemesine destek oluyor.

3. İlaçlar ve bitkisel ürünler: Zararsız gibi görünen bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler, bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihaplanma başlatabiliyor ve toksik hepatite neden olabiliyor. Bunun sonucunda halsizlik, sarılık ve ilerleyen dönemde karaciğer yetmezliği tablosu  gelişebiliyor. 

Nasıl önlem almalı? İlaçları ve bitkisel ürünleri 'masum' görmemek; doktor önerisi olmadan hiçbir ürünü kullanmamak, toksik hepatiti önlemenin en basit yolunu oluşturuyor.

4. Alkol tüketimi: Alkol, karaciğerde parçalanırken ortaya çıkan toksik ara ürünlerle hücreleri yıpratıyor. Bunun sonucunda zamanla yağlanma, iltihaplanma ve nihayetinde siroza uzanan sessiz bir hasar süreci başlıyor.
Nasıl önlem almalı? Alkolü terketmek karaciğer sağlığımız için çok önemli.

5. Genetik hastalıklar: Bazı karaciğer hastalıkları genetik nedenlerle ortaya çıkıyor. Genler normalde karaciğer hücrelerinde görev yapan enzimlerin, reseptörlerin (alıcıların) ve taşıyıcı proteinlerin üretimini sağlıyor. Bu genlerde bir bozukluk olduğunda karaciğer bazı görevlerini tam olarak yerine getiremiyor. Örneğin, safra üretimi ve kullanımı bozulabiliyor veya bakır ile demir gibi minerallerin dengesi etkilenebiliyor. Ayrıca, bazı zararlı maddelerin vücuttan atılması zorlaşabiliyor.
Nasıl önlem almalı? Bu tür hastalıklar erken dönemde fark edildiğinde çoğu zaman ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor. Erken tanı için düzenli sağlık kontrolleri ve gerekli laboratuvar testlerinin yapılması büyük önem taşıyor.

6. Otoimmün hastalıklar: Karaciğer otoimmün hastalıkları  (otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit gibi) çoğunlukla genetik yatkınlığı olan kişilerde; enfeksiyonlar, ilaçlar ve karaciğerde inflamasyonun tetiklenmesi sonucu oluşuyor. 

Nasıl önlem almalı? Erken dönemde tanı konulduğunda otoimmün hastalıkların tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yıldız, aile bireylerinde otoimmün karaciğer hastalığı bulunan kişilerin düzenli olarak takip edilmeleri gerektiğine vurgu yaptı.

Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi

Tunceli'de kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında dün Elazığ'da gözaltına alınan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, sabah saatlerinde Erzurum'a getirildi

18.04.2026 12:51:00 / Güncelleme: 18.04.2026 12:53:58
İHA
Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi
Gözaltına alınan Tuncay Sonel Erzurum'a getirildi
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Soruşturma kapsamında oğlu Mustafa Türkay Sonel ve koruma polisi Ş.E. gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi olan Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel açığa alınmıştı. Elazığ'da bulunan Tuncay Sonel, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Tuncay Sonel daha sonra karayoluyla sabah saatlerinde Erzurum'a getirildi. Bu arada soruşturma kapsamında dönemin Devlet Hastanesi Başhekimi olan Kadın Doğum Uzmanı Doktor Çağdaş Özdemir'de Bursa'da gözaltına alınmıştı.

Soruşturma Erzurum'da yürütülecek

Tuncay Sonel ile ilgili soruşturmayı ilgili mevzuat gereği Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı yürütecek. Sonel'in emniyetteki işlemlerinden sonra Erzurum Adliyesi'ne çıkarılması bekleniyor.

Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı

Kahramanmaraş'ta silahlı saldırının düzenlendiği okulda saldırganın karşı sınıfında okuyan N.S.O. (15), "Farklı bir görünüşü olduğunu herkes biliyordu. Otururken bir anda koşmaya başlayan veya değişik ses çıkartmaya başlayan bir çocuktu. Biraz farklıydı diğer insanlara göre. Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim" dedi

18.04.2026 12:42:00 / Güncelleme: 18.04.2026 12:46:59
İHA
Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
Çarşamba günü merkez Onikişubat ilçesinin Haydarbey Mahallesi'ndeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda meydana gelen silahlı saldırıda 1'i öğretmen 8'i öğrenci olmak üzere 9 kişi hayatını kaybederken yaralanan 8 öğrencinin tedavileri sürüyor.

Saldırının yaşandığı okulda okuyan 8. sınıf öğrencisi N.S.O., saldırgan İsa Aras Mersinli ile karşılıklı sınıflarda okuduğunu belirterek, yaşadıklarını anlattı.



"Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim"

Saldırgan İsa Aras Mersinli'nin dış görünüş ve karakter olarak farklı birisi olduğunu söyleyen N.S.O., "Saldırgan ile hiçbir konuşmuşluğum yok ama bahçede, koridorda görmüşlüğüm var. Saçma sapan hareketleri yapıyordu. Farklı bir görünüşü olduğunu herkes biliyordu. Otururken bir anda koşmaya başlayan veya değişik ses çıkartmaya başlayan bir çocuktu. Biraz farklıydı diğer insanlara göre. Kimse ondan şüphelenmemişti. Kimse, böyle bir olay olacağını düşünmemişti. Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim. Bu olaydan önce çocuğu hiç tanımıyordum sadece adını duyup görünüşünü biliyordum. Dış görünüşü veya hareketleri farklıydı ama böyle bir şey yapacağı hiç aklıma gelmemişti" ifadelerini kullandı.



"Okulumu seviyordum"

Aynı okulda okuyan ve saldırı anında okulda bulunan 6. sınıf öğrencisi B.P. (13), "Ben olay olduğunda bir üst kattaydım. Nöbetçi öğretmen geldi bütün sınıflara 'yere yatın' dedi. Çok panik yapmaya çalışmadım ama yine de korktum. Okulumu seviyordum, hocaları seviyordum ama şimdi ne olacak bilmiyorum. Ben saldırganı tanımıyordum, hiç görmedim" diye konuştu.



Vatandaşlar da tepkili

Saldırıdan sonra okulun önüne gelip dua eden vatandaşlardan Nazife Daş, İsa Aras Mersinli'nin tutuklanan babası emniyet mensubu babası Uğur Mersinli'ye tepki göstererek, şunları söyledi:



"Bu çocuklara içim parçalandı. Emniyet müdürü böyle olmaz. İnsan çocuğuna eğitim verir, atışa götürür mü' Emniyeti temsil eden adam çocuğunu atışa götürmez. Bu masumların ne suçu vardı. Analar, babalar ağlamasın. Benim 5 yaşındaki torunum okula gitmem diyor, ne yapacağım. Allah'tan korksunlar. Vicdan istiyorum millete, bütün pislikleri Cumhurbaşkanımız temizlesin."

Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi

18.04.2026 10:22:00
İhlas Haber Ajansı
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi.

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı.



İl Jandarma Komutanlığı'nda ifade işlemleri tamamlanan şüphelilerden 2'si geçtiğimiz gün tutuklanarak cezaevine sevk edilmişti. Adliyeye ifadeleri alınan şüphelilerden C.Y., F.G. N.A. ve C.A. da tutuklanmış ve tutuklu sayısı 6'ya yükselmişti.

Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, Uğurcan A. ve Zeinal'ın eski polis olan üvey babası Engin Yücer'in savcılıktaki sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Abakarov ve Yücer tutuklandı, Uğurcan A. yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Böylece soruşturmada tutuklu sayısı 8'e çıktı.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile o dönem korumalığını yapan Şükrü E.'nin savcılıktaki sorgusu sürüyor.

Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

18.04.2026 05:24:00 / Güncelleme: 18.04.2026 05:29:32
AA
Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı
Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen 9 zanlıdan Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal A'nın annesi Cemile Yücer, Celal Altaş, Nurşen Arıkan ve Ferhat Hanedan Güven'in savcılıktaki sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Yücer, Güven, Altaş ve Arıkan tutuklandı.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Vali Sonel'in o dönem korumalığını yapan Şükrü E, Zeinal A. ile üvey babası Engin Y. ve Uğurcan A'nın savcılıktaki sorgusu sürüyor.

2 zanlı tutuklanmıştı

Doku'nun kaybolmasına ilişkin 13 şüphelinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Gülistan Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok ile eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı tutuklanmış, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ise haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 

Ataşehir Belediyesi'ne yapılan yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan 5 kişi sağlık kontrolünden geçirildi

Ataşehir Belediyesinde ihale, imar ve iskan işlemlerine ilişkin rüşvet alındığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in de bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı

18.04.2026 02:30:00 / Güncelleme: 18.04.2026 13:38:04
AA
Ataşehir Belediyesi'ne yapılan yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan 5 kişi sağlık kontrolünden geçirildi
Ataşehir Belediyesi'ne yapılan yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan 5 kişi sağlık kontrolünden geçirildi
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Belediye Başkan Yardımcıları Birkan Birol Yıldız, Orhan Aydoğdu ve Oğuz Kaya ile ilgili birim amirleri ve personelinin ihale, imar ve iskan işlemlerine ilişkin rüşvet aldıkları yönündeki ihbarlar üzerine "rüşvet", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlarından soruşturma başlatıldı.
 
Soruşturma kapsamında şüphelilere ait MASAK raporları ve HTS kayıtları temin edildi. İskan ve yapı ruhsatı işlemlerinde rüşvet karşılığı işlem yapıldığı bulgusuna ulaşıldı.
 
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar neticesinde suçun unsurları ve organizasyon yapısı detaylı şekilde tespit edildi.
 
İncelemelerde, Ataşehir Belediyesi sınırları içerisinde faaliyet gösteren firmalardan yapı ruhsatı ve iskan işlemleri karşılığında milyon dolarları bulan rüşvetler alındığı, bu süreçte ruhsat işlemlerinin rüşvet karşılığı gerçekleştirildiği belirlendi.

 
Ayrıca belediye yetkilileri ile bazı firma sahiplerinin birlikte hareket ettikleri, rüşvet miktarlarının projelerin niteliğine göre belirlendiği ve alınan rüşvetlerin belediye içerisindeki konum ve yetkiye göre paylaştırıldığı saptandı.
 
Suç örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi, delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla İstanbul'da 45 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.
 
Operasyonlarda, aralarında Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in de bulunduğu 20 şüpheli gözaltına alındı.

 

Belediye binasında arama yapılıyor


İstanbul'da eş zamanlı operasyon düzenlenen adresler arasında Ataşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası da bulunuyor.
 
Barbaros Mahallesi Şebboy Sokak'taki belediye binası çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.
 
Ekiplerin bina içerisinde arama ve delilleri toplama çalışması sürüyor.
 
Operasyon kapsamında gözaltına alınan 20 şüpheliden bazıları sağlık kontrolü için Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne götürüldü.
 
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in yanı sıra gözaltına alınan şüpheliler şu şekilde:
 
"Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Oğuz Kaya, Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Orhan Aydoğdu, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Birkan Birol Yıldız, Ataşehir Belediyesi Mali İşler Müdürü Mürteza Kutluk, Ataşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü Alpay Arslan, Ataşehir Belediyesi Yapı Kontrol Müdürü Aysun Gökçen, Ataşehir Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü Basri Onur Dedetaş, Ataşehir Belediyesi Plan Proje Müdürü Nimet Karademir, Ataşehir Belediyesi İmar Ruhsat Müdürü Gülbin Ergünay, Ataşehir Belediyesi Yapı İmar Müdürü Ezgi Nur Yılmaz, Ataşehir Belediyesi Mimar Aslı Sevinç Afat, Ataşehir Belediyesi Zabıta Komiser Yardımcısı Mehmet Yılmaz, Birkan Birol Yıldız'ın şoförü Çağlar Kaya, Onursal Adıgüzel'in şoförü Doğancan Topal, bir yapı şirketinden Mesut Bayram, bir mimarlık firmasından Fatih Velioğlu, belediye çalışanı Haydar Battal, bir yapı şirketinden Murat Gerger ve Cengiz Gündoğan"

Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler


 
Kalp vücudun en önemli parçası…Doğduğumuz andan itibaren bir saniye bile mola vermeyen bu muazzam motor, aslında sandığımızdan çok daha hassas. Genelde o 'tekleyene' kadar varlığını unutuyoruz ancak kalbimiz bize her gün, her öğünde ve attığımız her adımda bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
 

18.04.2026 02:24:00
MURAT ÇORBACI
 Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler
 Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, kalp sağlığına dikkat etmek için devamlılık gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kalbimizi korumanın yolunun mutfağımızdan, ayakkabı dolabımızdan ve zihnimizdeki huzurdan geçtiğini gösteriyor. Kalp sağlığı sadece yaşlılıkta düşünülecek bir konu değil; bugün attığımız küçük bir adım, yarınki 'en büyük hayat sigortamız' haline geliyor. Hastalık kapıyı çalmadan önlem almak, işin en önemli sırrı.  "Benim kalbim sağlam" deyip geçmemek gerekiyor. Hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle kalbinizi yormadan, daha enerjik bir ömür sürebilirsiniz.

Kalbin kuralları

Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy'a göre 10 altın kurala dikkat etmek gerekiyor. İşte o kurallar...

1. Sofradan renk eksik olmasın: Paketli gıdalar yerine pazar tezgahından beslenin. Zeytinyağı baş tacınız olsun, yeşilliği sofranızdan eksik etmeyin.
2. Üşenmeyin, hareket edin: İlla spor salonuna gitmek şart değil. Her gün yarım saat tempolu bir yürüyüş yapmak, kalbin pasını siler.

3. Tuzluğu masadan kaldırın: Yemeğin tadına bakmadan tuz atmak en büyük düşmanımız. Tansiyonu zıplatmamak için tuzu hayatınızdan yavaş yavaş çıkarın.
4. Kilonuz yük olmasın: Fazla kilolar sadece dış görünüşü değil, en çok kalbinizi yorar. Kalbiniz o yükü taşırken çok zorlanıyor, ona acıyın.

5. Sigarayla vedalaşın: Kalbe en büyük ihanet sigaradır. Damarları tıkayıp kalbi nefessiz bırakır. Kendiniz ve sevdikleriniz için bu zehri bırakın.
6. Kafaya takmamaya çalışın: Biliyoruz hayat zor ama stres kalbi doğrudan vuruyor. "Can boğazdan gelir" derler ama "can huzurdan gider." Biraz sakin kalmak kalbe ilaç gibidir.

7. Uykunuzu alın: Vücudun dinlendiği tek yer uyku. Günde 7-8 saat uyumaya çalışın ki kalbiniz bir sonraki güne zinde başlasın.
8. Şekerden kaçın, tatlıyı meyveden alın: Şekerli içecekler ve ağır tatlılar damarların en büyük düşmanı. Canınız tatlı çektiğinde bir meyveyle geçiştirmeye alışın.

9. "Bir şeyim yok" demeyin: Doktora gitmek için illa ağrınızın olması gerekmez. Arada bir gidip kalbinizin sesini dinletin, 'makine' ne durumda bir bakın.
10. Rakamlarınızı bilin: Tansiyonunuz kaç, şekeriniz ne durumda? Kendi değerlerinizi bilirseniz, vücudunuzun verdiği sinyalleri daha iyi anlarsınız. RECEP BAHAR

İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, tutuklu sanık Seçil Erzan hakkında verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasını bozdu

18.04.2026 00:12:00
İhlas Haber Ajansı
İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak
İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, tutuklu sanık Seçil Erzan hakkında verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasını bozdu.

Yüksek karlı güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolculardan Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan'ın da bulunduğu 30'dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan Seçil Erzan'ın davasında istinaf mahkemesi kararını açıkladı.



İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanık Erzan'a "nitelikli dolandırıcılık" ve "özel belgede sahtecilik" suçlarından verilen hapis cezasına ilişkin incelemesini tamamladı. Yapılan değerlendirmede, ilk derece mahkemesinin hüküm kurarken birleşen dosyalara ilişkin bilgilere kararda yer vermediği, bu durumun da denetimi zorlaştırdığı belirtildi.



Daire, istinaf başvurularını yerinde bularak, yargılama sürecinde bazı usul kurallarının uygulanmadığına dikkat çekti. Bu kapsamda mahkeme kararının bozulmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine karar verildi.

Antalya Diplomasi Forumu başladı

5. Antalya Diplomasi Forumu bugün başladı. 17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’da toplanan dünya liderleri, Orta Doğu ateşkesinden küresel belirsizliklere kadar kritik konuları masaya yatıracak

17.04.2026 12:38:00
Eyüp Kabil
Antalya Diplomasi Forumu başladı
Antalya Diplomasi Forumu başladı
Antalya'nın mavi suları ve tarihi dokusu bu yıl da dünya liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde başlayan Antalya Diplomasi Forumu, Orta Doğu'daki ateşkes umutlarıyla birleşince küresel diplomasinin yeni merkezine dönüştü. Peki bu forumdan neler çıkacak?

Forumun ilk günü liderler bir araya geliyor

Bugün kapılarını açan forumda, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın Erdoğan'la yaptığı görüşme dikkat çekti. İki lider, Kıbrıs meselesinden enerji işbirliğine kadar kritik konuları masaya yatırdı. Forumun açılış oturumunda Erdoğan, "Diyalog ve barışın diliyle konuşuyoruz" mesajını verdi.

Yüzlerce diplomat, bakan ve düşünce liderinin katılımıyla devam eden etkinlik, özellikle Orta Doğu'daki son gelişmelerle daha da önem kazandı. İsrail-Lübnan 10 günlük ateşkesinin hemen ardından toplanan forum, bölgedeki gerilimin azaltılması için yeni fırsatlar sunuyor.

İran, Gazze ve enerji güvenliği ana gündem

Forum katılımcıları, Trump'ın İran'la olası kalıcı anlaşma sinyallerini yakından takip ediyor. Birçok uzman, Antalya'nın bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenebileceğini belirtiyor. Türkiye'nin hem Batı hem Doğu ile köprü görevi görmesi, forumu benzersiz kılıyor.

Ayrıca enerji koridorları, göç krizi ve yapay zeka gibi küresel meseleler de masada. Avrupa'dan Asya'ya geniş bir coğrafyadan gelen temsilciler, "Yeni dünya düzeninde Türkiye'nin yeri neresi?" sorusuna yanıt arıyor.

İş dünyası da forumda

Sadece siyaset değil, ekonomi de ön planda. Türk iş dünyasının önde gelen isimleri, uluslararası yatırımcılarla ikili görüşmeler yapıyor. Özellikle savunma, yenilenebilir enerji ve turizm alanlarında yeni işbirliği anlaşmalarının imzalanması bekleniyor.

Antalya Diplomasi Forumu, pandemi sonrası dönemde Türkiye'nin "yumuşak güç" diplomasisini en güçlü şekilde gösterdiği platformlardan biri haline geldi.

Barışa katkı mümkün mü?

Uzmanlar, bu forumun sadece konuşmalardan ibaret kalmayacağını, somut adımlar atılabileceğini söylüyor. Özellikle Lübnan ateşkesinin uzatılması ve Gazze'deki insani krizin hafifletilmesi için Türkiye'nin önerileri masada olacak.

Antalya'nın palmiyeleri altında yürütülen bu görüşmeler, belki de yıllardır beklenen bölgesel barışın ilk adımlarını içerebilir. Dünya, Türkiye'nin ev sahipliğindeki bu forumdan çıkacak sonuçları merakla bekliyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.