Allah’a ulaşmada nefis terbiyesi
Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz.”
19.04.2026 00:35:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: "Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz."
Resulullah Efendimiz, bu hadis-i şerifini, Tebük seferinden dönüşünde buyurmuştu.
Resulullah Efendimiz, "büyük cihat" buyururken şu anlamları kast etmiştir: Nefisle, şeytanla, yersiz arzularla cihat. Zira bunlar devamlıdır. Hiç bırakılamazlar. Bırakılması tehlikelidir; Allah korusun; son nefesin kötü kapanışından korkulur.
Nefs bütünüyle şer içinde şerdir. Eğer ıslah yoluyla kendisiyle savaşılır ve mutmain hale getirilirse yani olumsuz temayül ve ihtiraslarından arındırılırsa (nefs-i mutmainne) bu takdirde o, hayır içinde hayır olur.
(Bundan sonra) Bütün ibadetlerin yerine getirilmesinde ve günahların terk edilmesinde itaatkâr bir hale gelir. Bu hale geldiği zaman ona şöyle hitap edilir: "Ey hakikate ermiş nefs (ruh)! Dön Rabb'ine! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak…"
Öfkelenmek, kızmak sende… Baş olma sevdası, buğz, tamah, cimrilik, başkalarının yaptığı iyiliği dahi çok görmek hep sende…
Bir şeye karşı aşırı rağbet göstermek, aynı şekilde çekingen olmak, aynı şekilde ferah duymak, kibir, kabarmak yine sende… Zenginlere tazim edip fakirleri düşük görmek sende...
Övünmek, kabara kabara yürümek sende... Dünyalıktan dolayı övünmek, sırf dünya için çalışmak ve bununla da sevinmek yine sende…
Desinler ve görsünler diye iş yapmak yine sende… Bu durumlarda halin ne olacak?

Kendini büyük görüp Hak'tan kaçarsın. Dünya ve ahiretine yaramayan laflara dalarsın. Hiçbir işe yaramayan lüzumsuz laflar edersin. Büyük büyük laf edip kendini beğendirmeye bakarsın.
Başkalarının hallerini araştırırsın; sana gelince bulunduğun uygunsuz halden haberin yok. İbadetini, başkalarının hallerini araştırma işinden haz almaya vardırdın.
Ona buna yaltaklanıp bir makam sahibi olmaya bakıyorsun. Allah'ın emrini küçük görüp Allah'ın yarattıklarına saygı gösteriyorsun. Onlara yağcılık yapıyorsun.
Amellerle kendini beğenmişliğe itiyor; yaptığın işle övülmek istiyorsun. Halkın ayıpları ile meşgulsün; ama kendi ayıplarına karşı körsün.
Allah'ın verdiği nimetleri unutuyorsun. Bunları, ya nefsine mal ediyorsun; yahut onların gelmesi için birer aletten ibaret olan halka…
Sadece dışa bakıp kalmaktasın.
Esas işlere bakıp durmaktan kendini tuttun. Sınırı korumaz oldun. Her şeyi yerine koymaktan geçtin.
Daima maddi şeylerle ferah duymayı tercih ettin. Hüznü de bıraktın. Halbuki hüznün olmayışı, kalbin harap olmasının sebebidir.
Kalpten haşyet çıktı.
Hikmet nuru kalpten ayrıldı. Yüce Rabb'in yakınlığını icap ettiren şeylerin artması, O'nunla ünsiyet gerekleri, O'nu dinlemek ve O'ndan bir anlayış istemek kalmadı.
Yüce Hak ile varlık bulup, halktan kurtulma hali de gitti. Ebedî saadet, sonsuz kurtuluş, her şeyin içinde bulunduğu nimet gitti. Her halde nefse yardımla doldun. Amma maddi olarak…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Resulullah Efendimiz, bu hadis-i şerifini, Tebük seferinden dönüşünde buyurmuştu.
Resulullah Efendimiz, "büyük cihat" buyururken şu anlamları kast etmiştir: Nefisle, şeytanla, yersiz arzularla cihat. Zira bunlar devamlıdır. Hiç bırakılamazlar. Bırakılması tehlikelidir; Allah korusun; son nefesin kötü kapanışından korkulur.
Nefs bütünüyle şer içinde şerdir. Eğer ıslah yoluyla kendisiyle savaşılır ve mutmain hale getirilirse yani olumsuz temayül ve ihtiraslarından arındırılırsa (nefs-i mutmainne) bu takdirde o, hayır içinde hayır olur.
(Bundan sonra) Bütün ibadetlerin yerine getirilmesinde ve günahların terk edilmesinde itaatkâr bir hale gelir. Bu hale geldiği zaman ona şöyle hitap edilir: "Ey hakikate ermiş nefs (ruh)! Dön Rabb'ine! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak…"
Öfkelenmek, kızmak sende… Baş olma sevdası, buğz, tamah, cimrilik, başkalarının yaptığı iyiliği dahi çok görmek hep sende…
Bir şeye karşı aşırı rağbet göstermek, aynı şekilde çekingen olmak, aynı şekilde ferah duymak, kibir, kabarmak yine sende… Zenginlere tazim edip fakirleri düşük görmek sende...
Övünmek, kabara kabara yürümek sende... Dünyalıktan dolayı övünmek, sırf dünya için çalışmak ve bununla da sevinmek yine sende…
Desinler ve görsünler diye iş yapmak yine sende… Bu durumlarda halin ne olacak?

Kendini büyük görüp Hak'tan kaçarsın. Dünya ve ahiretine yaramayan laflara dalarsın. Hiçbir işe yaramayan lüzumsuz laflar edersin. Büyük büyük laf edip kendini beğendirmeye bakarsın.
Başkalarının hallerini araştırırsın; sana gelince bulunduğun uygunsuz halden haberin yok. İbadetini, başkalarının hallerini araştırma işinden haz almaya vardırdın.
Ona buna yaltaklanıp bir makam sahibi olmaya bakıyorsun. Allah'ın emrini küçük görüp Allah'ın yarattıklarına saygı gösteriyorsun. Onlara yağcılık yapıyorsun.
Amellerle kendini beğenmişliğe itiyor; yaptığın işle övülmek istiyorsun. Halkın ayıpları ile meşgulsün; ama kendi ayıplarına karşı körsün.
Allah'ın verdiği nimetleri unutuyorsun. Bunları, ya nefsine mal ediyorsun; yahut onların gelmesi için birer aletten ibaret olan halka…
Sadece dışa bakıp kalmaktasın.
Esas işlere bakıp durmaktan kendini tuttun. Sınırı korumaz oldun. Her şeyi yerine koymaktan geçtin.
Daima maddi şeylerle ferah duymayı tercih ettin. Hüznü de bıraktın. Halbuki hüznün olmayışı, kalbin harap olmasının sebebidir.
Kalpten haşyet çıktı.
Hikmet nuru kalpten ayrıldı. Yüce Rabb'in yakınlığını icap ettiren şeylerin artması, O'nunla ünsiyet gerekleri, O'nu dinlemek ve O'ndan bir anlayış istemek kalmadı.
Yüce Hak ile varlık bulup, halktan kurtulma hali de gitti. Ebedî saadet, sonsuz kurtuluş, her şeyin içinde bulunduğu nimet gitti. Her halde nefse yardımla doldun. Amma maddi olarak…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)














































































