Adil insan olmayışı ve niyet problemi -1-
Bugün uluslararası arenada hukukun geçerli olmamasının ikinci sebebi de hukuku uygulayacak insanların var olmamasındandır
26.09.2026 00:58:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bugün uluslararası arenada hukukun geçerli olmamasının ikinci sebebi de hukuku uygulayacak insanların var olmamasındandır.
Ne kadar mükemmel kanunlar olursa olsun, onu uygulayacak adil insanlar olmadığı sürece; hukukun üstünlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bu uluslararası sahada da böyledir.
Hukukun hamisi iddiası ile ortaya çıkan ve hukuki düzenlemelere ön ayak olan devletlerin, özellikle ABD'nin, tarihine ve kültürüne yakından baktığımızda böyle bir adaletin dünya sahnesinde tesis edilmesine müsait olmadığı görürüz.
Gerek Kıta Amerika'sında yaşayan Kızılderililere yapılanlar, gerekse sırf derisinin rengi farklı diye Zencilerin geçmişte köle olarak alınıp satılmaları ve bugün yapılan çifte standart uygulamalar göstermektedir ki, kendi halkına karşı dahi adil olamayanların dünyada hukukun hakim olmasına katkıda bulunmaları mümkün değildir.

Bu bir kültür meselesidir, kimlik, medeniyet ve tarihi misyon meselesidir. Türk milletinin tarihi ile, bugün dünyada güçlü kabul edilen devletlerin tarihi taban tabana zıttır. Dün Ortadoğu'da petrol bulunmazken yöre insanına Hazine'sindeki altınları göndererek hizmet eden Türk milleti, bu coğrafyadan ayrıldıktan sonra; petrolün bulunmasına rağmen, bölge insanın bırakın sosyal güvence altında olması, can mal ve namus güvenliği dahi ayaklar altındadır.
Amerikan kıtasında geçmişte yaşanan sadece şu iki olay bile çok şeyi anlatmaya yeterlidir.
Kölelerin halini anlatan Virginia bölgesinde Burgess Hanedanı kayıtlarında şu ifadelere yer verilmektedir:
Bazıları insan pisliği ve insan eti yiyor. Üç gün önce gömülen ölüleri mezarından çıkarıp yemek zorunda kalıyorlardı...
Kölelere verilen yiyecekler küflü, böcekli, hatta hayvanlara bile verilmeyecek cinstendi.
Köleler, 1 litre yulaf ezmesi çaldı diye diline şerit iğnesi sokulup ağaca bağlanarak ölüme terk ediliyorlardı.

Kızılderili şef Kara Şahin ise 1832 yılında yaptığı konuşmasında şunları anlatıyordu:
"Bir Kızılderili, bir beyaz kadar kötü olsa; onun aramızda yaşamasına izin vermeyiz, öldürür, kurtlara yem yaparız. Beyaz adamlar, kötü öğretmenler gibi yanlış kitaplara bakıp sahte davranışlar öğretiyorlar.
Zavallı Kızılderilileri kandırmak için yüzlerine gülüyorlar, güvenlerini kazanmak için ellerini sıkıyorlar, onları aldatabilmek için sarhoş ediyorlar ve karılarına tecavüz ediyorlar. Beyazlara, bizi rahat bırakmalarını ve bizden uzak durmalarını söyledik; her defasında yılan gibi aramızda çöreklendiler. Dokunarak bizi zehirlediler, güven duygumuz kalmadı, onlar ikiyüzlü yalancı."
Bugün dünya, tarihi, kültürü ve kendi insanına gösterdiği adaletle bütün dünyaya örnek olacak; değil insan haklarını, hayvanların ve bitkilerin hakkını bile verebilecek örnek devleti, adaletli devletleri beklemektedir. Bu bekleyiş, Türk milletinin üzerine her dönemden daha fazla sorumluluk yüklemektedir.

NİYET PROBLEMİ
Uluslar arası arenada hukukun olmayışının üçüncü sebebi niyetten kaynaklanan zaafiyetlerdir.
Bugün insan hakları, azınlık hakları ve demokratikleşme ileyapılmak istenen, bireylerin çeşitli sebeplerle gasp edilen haklarının onlara verilmesi ya da var olan haklarının korunması değildir.
İnsan hakları veya azınlık hakları adı altında ulus devletin iç işlerine müdahale edilmekte, hatta askeri müdahalelerle bu ülkelerin sahip olduğu zenginlikler ele geçirilmekte veyahut ticari sahada yapılan hukuki düzenlemelerle global firmaların karşısında eli kolu bağlı hale getirilmek istenmektedir.
ABD 'de Kenedy dönemi Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı ve zamanında Lehman Brothers yöneticilerinden George Ball, Uluslararası Ticaret Odası'nda yaptığı konuşmasında "yaşayarak,eylem içinde gördük ki, ulus devletlerin politik sınırları modern iş yaşamının görüş alanını ve etkinlilerini belirleyemeyecek kadar dar ve kısıtlıdır" demektedir.

Gerçekten de DB tarafından hazırlanan Washington Sözleşmesi ile 14 Ekim 1966 yılında ICSID Tahkim yapılanması oluşturularak global firmalar ile devletler aynı seviyeye getirilmişlerdir. ICSID'nin kuruluş maddelerinde yer alan açıklamada; ulusal devletlerin mahkemelerinin görevi, alınan Tahkim kararlarının tanınmasını ve icrasını sağlamaktır, denmektedir.
Aynı şekilde MAİ –Yatırımlar Hakkında Çok Taraflı Anlaşma – ile de yapılmak istenen, ulus devletlerin siyasi sınırları içerisindeki yetkilerinin tamamının ellerinden alınmasını ve ülkelerin global firmaların talan alanı haline getirilmesini sağlamaktır. 1998 yılında, gelen tepkiler sebebiyle ile ertelenen tasarı, Milenyum raundunda yine gündeme alınarak devletlere imzalatılmak istenmektedir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Ne kadar mükemmel kanunlar olursa olsun, onu uygulayacak adil insanlar olmadığı sürece; hukukun üstünlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bu uluslararası sahada da böyledir.
Hukukun hamisi iddiası ile ortaya çıkan ve hukuki düzenlemelere ön ayak olan devletlerin, özellikle ABD'nin, tarihine ve kültürüne yakından baktığımızda böyle bir adaletin dünya sahnesinde tesis edilmesine müsait olmadığı görürüz.
Gerek Kıta Amerika'sında yaşayan Kızılderililere yapılanlar, gerekse sırf derisinin rengi farklı diye Zencilerin geçmişte köle olarak alınıp satılmaları ve bugün yapılan çifte standart uygulamalar göstermektedir ki, kendi halkına karşı dahi adil olamayanların dünyada hukukun hakim olmasına katkıda bulunmaları mümkün değildir.

Bu bir kültür meselesidir, kimlik, medeniyet ve tarihi misyon meselesidir. Türk milletinin tarihi ile, bugün dünyada güçlü kabul edilen devletlerin tarihi taban tabana zıttır. Dün Ortadoğu'da petrol bulunmazken yöre insanına Hazine'sindeki altınları göndererek hizmet eden Türk milleti, bu coğrafyadan ayrıldıktan sonra; petrolün bulunmasına rağmen, bölge insanın bırakın sosyal güvence altında olması, can mal ve namus güvenliği dahi ayaklar altındadır.
Amerikan kıtasında geçmişte yaşanan sadece şu iki olay bile çok şeyi anlatmaya yeterlidir.
Kölelerin halini anlatan Virginia bölgesinde Burgess Hanedanı kayıtlarında şu ifadelere yer verilmektedir:
Bazıları insan pisliği ve insan eti yiyor. Üç gün önce gömülen ölüleri mezarından çıkarıp yemek zorunda kalıyorlardı...
Kölelere verilen yiyecekler küflü, böcekli, hatta hayvanlara bile verilmeyecek cinstendi.
Köleler, 1 litre yulaf ezmesi çaldı diye diline şerit iğnesi sokulup ağaca bağlanarak ölüme terk ediliyorlardı.

Kızılderili şef Kara Şahin ise 1832 yılında yaptığı konuşmasında şunları anlatıyordu:
"Bir Kızılderili, bir beyaz kadar kötü olsa; onun aramızda yaşamasına izin vermeyiz, öldürür, kurtlara yem yaparız. Beyaz adamlar, kötü öğretmenler gibi yanlış kitaplara bakıp sahte davranışlar öğretiyorlar.
Zavallı Kızılderilileri kandırmak için yüzlerine gülüyorlar, güvenlerini kazanmak için ellerini sıkıyorlar, onları aldatabilmek için sarhoş ediyorlar ve karılarına tecavüz ediyorlar. Beyazlara, bizi rahat bırakmalarını ve bizden uzak durmalarını söyledik; her defasında yılan gibi aramızda çöreklendiler. Dokunarak bizi zehirlediler, güven duygumuz kalmadı, onlar ikiyüzlü yalancı."
Bugün dünya, tarihi, kültürü ve kendi insanına gösterdiği adaletle bütün dünyaya örnek olacak; değil insan haklarını, hayvanların ve bitkilerin hakkını bile verebilecek örnek devleti, adaletli devletleri beklemektedir. Bu bekleyiş, Türk milletinin üzerine her dönemden daha fazla sorumluluk yüklemektedir.

NİYET PROBLEMİ
Uluslar arası arenada hukukun olmayışının üçüncü sebebi niyetten kaynaklanan zaafiyetlerdir.
Bugün insan hakları, azınlık hakları ve demokratikleşme ileyapılmak istenen, bireylerin çeşitli sebeplerle gasp edilen haklarının onlara verilmesi ya da var olan haklarının korunması değildir.
İnsan hakları veya azınlık hakları adı altında ulus devletin iç işlerine müdahale edilmekte, hatta askeri müdahalelerle bu ülkelerin sahip olduğu zenginlikler ele geçirilmekte veyahut ticari sahada yapılan hukuki düzenlemelerle global firmaların karşısında eli kolu bağlı hale getirilmek istenmektedir.
ABD 'de Kenedy dönemi Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı ve zamanında Lehman Brothers yöneticilerinden George Ball, Uluslararası Ticaret Odası'nda yaptığı konuşmasında "yaşayarak,eylem içinde gördük ki, ulus devletlerin politik sınırları modern iş yaşamının görüş alanını ve etkinlilerini belirleyemeyecek kadar dar ve kısıtlıdır" demektedir.

Gerçekten de DB tarafından hazırlanan Washington Sözleşmesi ile 14 Ekim 1966 yılında ICSID Tahkim yapılanması oluşturularak global firmalar ile devletler aynı seviyeye getirilmişlerdir. ICSID'nin kuruluş maddelerinde yer alan açıklamada; ulusal devletlerin mahkemelerinin görevi, alınan Tahkim kararlarının tanınmasını ve icrasını sağlamaktır, denmektedir.
Aynı şekilde MAİ –Yatırımlar Hakkında Çok Taraflı Anlaşma – ile de yapılmak istenen, ulus devletlerin siyasi sınırları içerisindeki yetkilerinin tamamının ellerinden alınmasını ve ülkelerin global firmaların talan alanı haline getirilmesini sağlamaktır. 1998 yılında, gelen tepkiler sebebiyle ile ertelenen tasarı, Milenyum raundunda yine gündeme alınarak devletlere imzalatılmak istenmektedir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

















































































































