Ahirete iman ve Kabir
İmanımızın bir şartı da ahiret hayatına imandır. Öleceğiz tekrar dirileceğiz ve aldığımız nefesten verdiğimiz nefese yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Sevabı ağır gelenler cennete, günahı çok olanlar cehenneme girecekler
Haber Merkezi





Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Ahireti bırakıp dünya hayatına razı mı oldunuz? Halbuki dünya eşyası, ahiretindekinin yanında pek küçük kalır."
"Her kim azar da, dünya hayatını tercih eder ise, cehennem onun evidir."
Kabir azabı

Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette doğru sözde sabit kılar.
Dünya hayatında ruhun çıkış zamanıdır, ahirette ise Münker-Nekir meleklerinin sorgu sual zamanıdır. Biz, Münker ve Nekir meleklerine inanıyoruz.
Bunlar, ölen herkese geleceklerdir. Ama peygamberlere gelmezler. Geldikleri kimseyi, kabrinde sorguya çekecek, dininden, itikadından soracaklardır. Onlar geldiği zaman, ölüye ruhu verilir. Sorular sorulur; ruhuna elem çektirilmez.
Kâfirlere ve masiyet ehli kimselere olacak kabir azabı ve oradaki şiddet, meşakkat haktır.
Aynı şekilde, taat ve iman ehli kimselerin de kabirde nimet göreceklerine inanmak vaciptir.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Sizden biri veya herhangi bir insan kabrine konduğu zaman, ona iki melek gelir. Onlar mor ve siyah iki melektir. O gelen iki melekten birinin adı Nekir diğerinin adı da Münker'dir.
O kabirdekine sorarlar: "Bu şahıs hakkında ne dersin? Yani: Allah'ın Resulü Muhammed (s.a.v.) için."
O kabirdeki kimse de ne diyecekse der.
Şayet mü'min bir kimse ise, o iki meleğe şöyle der: "O, Allah'ın kuludur, O'nun Resulü'dür. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur; Muhammed Allah'ın Resulü'dür."
Bunun üzerine, o melekler şöyle derler: "Biz, zaten senin böyle diyeceğini biliyorduk."
Bundan sonra, o kimsenin kabri, yetmiş zira (parmak ucundan dirseğe kadar olan mesafe) uzar ve kabir onun için nurlanır.
Daha sonra o kimseye şöyle denir: "Şimdi uyu."
Bu kere o kimse şöyle der: "Bana izin verin, gidip durumu aileme haber vereyim."
Ancak kendisine şöyle denir: "Şimdi sen uyu, hem de kocasından başka kimsenin dokunup uyandıramayacağı bir gelin gibi."
Allah-u Teâlâ onu yattığı yerden kaldırıncaya kadar orada kalır.
Şayet o sorguya çekilen kimse münafık ise, şöyle der: Kendisine iki melek gelir ve sorarlar:
"Rabbın kim?" Şöyle der: "Hah ha bilmiyorum."
Melekler ona tekrar sorarlar: "Dinin ne?"
Şöyle der: "Hah ha bilmiyorum."
Daha sonra şöyle sorarlar: "Size elçi olarak gönderilen şu kimsenin (Resulullah (s.a.v.)) hakkında ne dersin?"
Şu cevabı verir: "Hah ha bilmiyorum."
Bunun üzerine gökten bir nida gelir: "Bu kulum yalancıdır (veya kulumu yalanladı). Onun için ateşten bir döşek serin. Ateşten bir elbise giydirin. Kendisine cehennemden bir kapı açın."
Böylece cehennemin sıcağı ve zehirleri onun kabrine dolar. Kabri onu öyle bir sıkıştırır ki, kaburga kemikleri birbirine girer. Daha sonra onun yanına çirkin yüzlü biri gelir. Pis giyimli ve kötü kokuludur.
Der ki: "Sana gelecek kötülükleri bildirmek isterim. Uğradığın bugün, sana anlatılmıştı."
O kâfir ölü sorar: "Sen kimsin?"
Şu cevabı alır: "Ben senin kötü amelinim."
Sonra o kâfir kul şöyle der: "Ya Rabbi kıyamet kopmasın."
Kâfire gelince, kabrine konduğunda kabir onu sıkar; kaburga kemiklerini birbirine geçirir. Onun üzerine öyle yılanlar salınır ki, kör, sağır ve dilsizdirler. Denilmiştir ki: "Bunun adı racim şeytanıdır."
Bunların ellerinde demirden topuzlar vardır. O demir topuzlarla ona vururlar, vurduklarının sesini kendileri duymazlar. Ona ne bakarlar, ne de acırlar.
Minhal b. Ömer ve Bera b. Azib'in (r.a.) şöyle dedikleri anlatıldı: "Resulullah (s.a.v.) Efendimizle birlikte, ensardan birinin cenazesine gittik. Kabristana gittiğimiz zaman, henüz kabrine yerleştirilmemişti.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz oturdu; biz de O'nun çevresine oturduk. Resulullah (s.a.v.) Efendimizin heybetinden, başımızın üzerinde bir kuş varmış gibi duruyorduk. Elinde de bir ağaç parçası vardı, yere dürtüp duruyordu.
Bir ara başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Kabir azabından Allah'a sığınırım." Bu cümleyi üç kere veya dört kere söyledi. Daha sonra şöyle buyurdu:
"Bir mü'min, dünyadan kesilip de ahirete yöneldiği zaman, ona melekler gelirler. O melekler, parlak yüzlüdürler; sanki yüzleri güneştir.
Beraberlerinde cennet kokularından koku, cennet kefenlerinden de kefen getirirler.
Gözün gördüğü yerlere kadar otururlar. Daha sonra ölüm meleği gelir, dünyadan ayrılacak mü'minin başı ucunda oturur. Ve şöyle seslenir: "Ey mutmain pâk nefis, Allah'ın mağfiretine ve bağışlamasına çık."
Bundan sonra o nefis, kaptan damlayan su gibi çıkmaya başlar. O melekler, çıkan nefsi, (ruhu) bir an bile ölüm meleğinin elinde bırakmadan alırlar. Ve onu getirdikleri kefene sararlar, hazırladıkları kokuyu da sürerler.
Ondan öyle güzel koku çıkar ki, yeryüzünde onun kokusu duyulur. O mü'minin ruhunu alıp çıktıkları zaman, hangi melek zümresine uğrasalar, onlar bunu sorarlar: "Bu güzel koku nereden?"
Onu götüren melekler de; o kimsenin en güzel ismini söylerler: "Bu, falan kimsenin oğlu falandır."
Böylece dünya semasına ulaşırlar. Orada sema kapısının açılmasını isterler. Dünya semasının kapısı açılır.
Daha sonra, onu bir semadan diğer semaya uğurlarlar. Böylece, yedinci sermaye kadar giderler.
Orada Aziz Celil Allah şöyle buyurur: "Onun defterini illiyyin (üstünler) arasına yazın. Ve kendisini yere iade edin.
Çünkü: Biz onları yerden yarattık; yere iade edeceğiz. İkinci kere onları yerden çıkaracağız.
Bundan sonra, onun ruhu cesedine iade edilir. Ona iki melek gelir, kendisine sorarlar: "Rabb'in kim, dinin nedir?" O kimse şu cevabı verir: "Rabb'im Allah, dinim İslam'dır."
Daha sonra, o iki melek şöyle sorar: "Sizin içinizden, size elçi olarak gönderilen şu zat hakkında ne dersin?"
Buna da şu cevabı verir: "O, Allah'ın Resulü'dür. Allah O'na salât ve selam eylesin. Bize gerçeği getirdi." Daha sonra, o iki melek şöyle sorar: "O'nun hakkında ne gibi bir bilgin var?"
O da şöyle der: "Allah'ın kitabı olan Kur'an'ı okudum. Kendisine iman edip tasdik ettim."
Bu sırada gökten bir nidacı şöyle seslenir: "Kulum doğru söyledi. Onun için cennetten bir sergi açın cennetten bir elbise giydirin. Onun için cennetten bir kapı açın."
Bunun üzerine, ona cennetin esintisi ve kokusu gelir. Göz alım kadar kabri, kendisine genişler.
Bundan sonra, onun yanına bir adam gelir. Yüzü güzel, kokusu da hoştur; kendisine şöyle der: "Kavuştuğun bu üstünlük için seni müjdelerim. Bugün, sana iyilik vaad olunan gündür."
Ölen mü'min sorar: "Sen kimsin?
Der ki: "Ben senin yararlı amelinim."
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra böyle devam etti:
"Kâfir olan bir kul da dünyadan ayrılıp ahirete yöneldiği zaman; ona da birtakım melekler gelir. Siyah yüzlüdürler. Beraberlerinde, çul da getirmişlerdir. Göz alabildiği yere kadar otururlar. Bundan sonra, ölüm meleği de gelir: onun başucuna oturur şöyle seslenir:
"Ey habis nefis, çık. Hem de Allah'ın gazabına ve O'nun hışmına uğramak için. Onun ruhu, tüm azalarına dağılır. Islak posttan, ateşte kızaran şiş nasıl çekilip çıkarılır ise öyle çıkarılır. Damarları ve adaleleri kesilir gibi ruhu çıkar.
Melekler, o çıkan nefsi alıp getirdikleri çula sararlar. Ondan bir kötü koku çıkar ki; leşten daha kötü kokar. Onu alıp yükselirler.
Uğradıkları her melek kafilesi sorar: "Bu kadar kötü kokulu kimdir?"
Melekler derler ki: "Falanın oğlu falandır." Hem de en çirkin ismi ile söylerler.
Böylece dünya semasına kadar yükselirler; sema kapısının açılmasını isterler, ama o kapı açılmaz."
"Asılan, yanan, suda boğulan, kuşların kurtların yediği her parçasının bir yerde kaldığı kimse için görüş nedir?"
Bunun için şu cevap verilir: Resulullah (s.a.v.) Efendimizin anlattığı kabir azabı, sorgu sual; halk arasında âdet olan şekilde, ölülerin kabirlerine gömülmesi üzerinedir. Şayet nadirattan olarak, anlatılan sıfatta bir ölü bulunur ise, onun için şöyle denebilir:
Allah-u Teâlâ, onun ruhunu yere gönderir. Sonra sıkıştırılır; sorgu suâl edilir. Daha sonra azaba veya nimete uğratılır. Nitekim kâfirlerin ruhlarına akşam-sabah her gün iki kere azab edilir. Taa, kıyamet kopuncaya kadar.
Daha sonra, cesetleri ile cehenneme atılırlar. Nitekim bu manada, Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: "Akşam sabah onlara ateş salınır. Kıyamet koptuğu gün de onlara şöyle seslenilir: "Firavungilleri en çetin azaba sokun."
Şehitlerin ve mü'minlerin ruhları, yeşil kuşların kursaklarında olacaklar; böylece cennette yüzer, gezerler. Bazen de arşın altında nur kandillerde tutulurlar." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)



















































































