Anılarımız sabit mi yoksa değişebilir mi?
Zihnimizde sakladığımız anılar, çoğu zaman geçmişin değişmez izleri gibi görünür. Bir çocukluk günü, bir ayrılık anı ya da bir başarı hikâyesi…
09.08.2025 00:26:00
Ahmet Turan Yiğit
Ahmet Turan Yiğit





Zihnimizde sakladığımız anılar, çoğu zaman geçmişin değişmez izleri gibi görünür. Bir çocukluk günü, bir ayrılık anı ya da bir başarı hikâyesi… Hepsi belleğimizin derinliklerinde yer alır ve gerektiğinde gün yüzüne çıkar. Ancak bilimsel bulgular, bu anıların sabit olmadığını, zamanla değişebileceğini ortaya koyuyor.
Uzun süreli bellekte depolanan anılar, sanıldığı gibi betonlaşmış değildir. Bellek, dinamik bir sistemdir; her hatırlama süreci, o anının yeniden yazılması anlamına gelir. Bir anıyı hatırladığımızda, onu yeniden işleriz ve bu süreçte duygularımız, yeni bilgilerimiz ve çevresel etkilerimiz devreye girer. Böylece o anı, ilk haliyle değil, güncellenmiş bir versiyonuyla zihnimizde yeniden yer bulur.
Bu durum, hem umut verici hem de düşündürücüdür. Travmatik bir anı, zamanla duygusal yükünü kaybedebilir; olumlu bir anı ise daha da güçlenerek yaşam motivasyonuna dönüşebilir. Ancak aynı mekanizma, yanlış hatırlamaları da beraberinde getirebilir. Bir olayın detayları, zamanla değişebilir; hatta hiç yaşanmamış bir sahne, bellekte gerçekmiş gibi yer edinebilir.
Belleğin bu esnekliği, psikolojik terapilerde de önemli bir rol oynar. Özellikle duygusal bellekte yer alan zorlayıcı anıların yeniden yapılandırılması, bireyin geçmişle daha sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlar. Amaç, anıları silmek değil; onları yeniden anlamlandırmak ve duygusal etkilerini dönüştürmektir.
Sonuç olarak, belleğimiz bir arşiv değil; yaşayan, değişen bir anlatıdır. Her hatırlama, bir yeniden yazım sürecidir. Bu yüzden geçmişi hatırlarken, onun bugünkü versiyonunu da şekillendirmiş oluruz.
Uzun süreli bellekte depolanan anılar, sanıldığı gibi betonlaşmış değildir. Bellek, dinamik bir sistemdir; her hatırlama süreci, o anının yeniden yazılması anlamına gelir. Bir anıyı hatırladığımızda, onu yeniden işleriz ve bu süreçte duygularımız, yeni bilgilerimiz ve çevresel etkilerimiz devreye girer. Böylece o anı, ilk haliyle değil, güncellenmiş bir versiyonuyla zihnimizde yeniden yer bulur.
Bu durum, hem umut verici hem de düşündürücüdür. Travmatik bir anı, zamanla duygusal yükünü kaybedebilir; olumlu bir anı ise daha da güçlenerek yaşam motivasyonuna dönüşebilir. Ancak aynı mekanizma, yanlış hatırlamaları da beraberinde getirebilir. Bir olayın detayları, zamanla değişebilir; hatta hiç yaşanmamış bir sahne, bellekte gerçekmiş gibi yer edinebilir.
Belleğin bu esnekliği, psikolojik terapilerde de önemli bir rol oynar. Özellikle duygusal bellekte yer alan zorlayıcı anıların yeniden yapılandırılması, bireyin geçmişle daha sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlar. Amaç, anıları silmek değil; onları yeniden anlamlandırmak ve duygusal etkilerini dönüştürmektir.
Sonuç olarak, belleğimiz bir arşiv değil; yaşayan, değişen bir anlatıdır. Her hatırlama, bir yeniden yazım sürecidir. Bu yüzden geçmişi hatırlarken, onun bugünkü versiyonunu da şekillendirmiş oluruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.