Türkiye mozaiğindeki Alevileri ve Kürtler'i azınlık olarak gören ve raporuna alan Avrupa'nın Türkiye'ye ve Türkler'e bakış açısı tarihin hiçbir döneminde değişmedi.
Türkler hala barbar bir millet, Türkiye her zaman için frenlenmesi gereken bir ülke.
Bunun aksini iddia etmek isteyenler somut veriler ortaya koymak zorundalar.
Bizim iddialarımızın somut verileri ortada:
Fransızlar'ın büyük bir bölümü Türk kültürünü 'öteki' olarak görüyor ve lanetliyor.
Almanlar'ın çoğu Türkleri ikinci bir millet olarak içinde barındırırken, Türkiye'nin kendi toplumuna kötü örnek olmasından endişe duyuyor.
Avusturyalılar Viyana Kuşatması sendromunu filizlendirerek yeni bir duvar örmek istiyorlar.
İtalyan ve İngilizler kazanılması gereken bir pazar olarak yaklaşırlarken; Rum ve Yunan toplumu sindirilmesi gereken bir düşman olarak görüyor Türkler'i.
Uluslarüstü konumuyla demokrasi ve medeniyetin öncülü olarak bilinen ve öyle takdim edilen Avrupa Birliği Projesi'nde eski zihniyetlerin kaybolmadığı aşikar.
Fransa'nın Korsikalılar'a, İspanya'nın Basklılar'a, İngilizler'in İrlandalılar'a, Romanya ve Polonya'nın Çingeneler'e, Bulgaristan ve Yunanistan'ın kendi içindeki azınlıklara yaptıkları uygulamalar ortada.
Bırakın azınlıkları, kendi içindeki asli unsurlara bile tahammül etmekte zorlanan ve tahakküm eden Avrupa ülkelerinin hemen hepsi kendilerini sütten çıkmış ak kaşık olarak gösteriyor ve Türkiye üzerinde yoğunlaşarak günah çıkarmaya çalışıyor.
Rumlar'ın ve Yunanlılar'ın Türkler'e yaptıkları bir tarafa atılarak Türkiye'nin 1915'lerde Ermenilere yaptıkları sözde soykırım pohpohlanmaya çalışılıyor.
AB'ye girmemiz için canhıraş bir gayret gösteren Amerika'nın kızılderililere yaptığı soykırımı görmezden gelerek Sözde Ermeni soykırımını dile getirmesi ise stratejik ortaklığın gerçek yüzünü veriyor.
Rumlar'a karşı Rum ağzı ile, Ermeniler'e karşı Ermeni teziyle yaklaşan Amerikan siyasilerinin azınlık psikolojisi onların psikolojilerinin boyutunu da ele veriyor.
Tarihinin her döneminde ülke içinde ve dışında bütün milletlere ve azınlıklara engin hoşgörü gösteren Türk milletinin üzerine birbirinden ilginç gerekçelerle yüklenilmesi nasıl izah edilebilir?
Azınlık psikolojisi ile Türkiye'nin içerisindeki etnisetiyi harekete geçirmeyi planlayan Avrupa, Türkiye'nin sosyolojik yapısına adeta dinamit koyuyor.
Türk dini ve sosyal yapısının temel taşlarından olan Alevi ve Kürtler'in hassas karın olarak seçilmiş olması bir açıdan da bizlerin daha uyanık olmamızı gerekli kılıyor.
Lozan'da dini bazlı 'azınlık' olarak kabul edilen gayrimüslimlerle günümüze kadar bir sorun yaşanmazken AB maceramızla yeni kıpırdanmalar başladı.
Azınlık kavramını uluslararası hak ve hukuktan ayrı ele alarak bazı ülke ve milletlerin sindirilmeye çalışılması tarihin her döneminde oldu ve olmaya da devam ediyor.
Suriye'de Aleviler'e oynandı yıllarca; son yıllarda Irak'ta Kürtler'e yönelik oyunlar var.
Türkiye'de ise bu iki hassas kesim kaşınmaya çalışılıyor.
Azınlık psikolojisi nevrotik bir yaklaşım.
Türkler hala barbar bir millet, Türkiye her zaman için frenlenmesi gereken bir ülke.
Bunun aksini iddia etmek isteyenler somut veriler ortaya koymak zorundalar.
Bizim iddialarımızın somut verileri ortada:
Fransızlar'ın büyük bir bölümü Türk kültürünü 'öteki' olarak görüyor ve lanetliyor.
Almanlar'ın çoğu Türkleri ikinci bir millet olarak içinde barındırırken, Türkiye'nin kendi toplumuna kötü örnek olmasından endişe duyuyor.
Avusturyalılar Viyana Kuşatması sendromunu filizlendirerek yeni bir duvar örmek istiyorlar.
İtalyan ve İngilizler kazanılması gereken bir pazar olarak yaklaşırlarken; Rum ve Yunan toplumu sindirilmesi gereken bir düşman olarak görüyor Türkler'i.
Uluslarüstü konumuyla demokrasi ve medeniyetin öncülü olarak bilinen ve öyle takdim edilen Avrupa Birliği Projesi'nde eski zihniyetlerin kaybolmadığı aşikar.
Fransa'nın Korsikalılar'a, İspanya'nın Basklılar'a, İngilizler'in İrlandalılar'a, Romanya ve Polonya'nın Çingeneler'e, Bulgaristan ve Yunanistan'ın kendi içindeki azınlıklara yaptıkları uygulamalar ortada.
Bırakın azınlıkları, kendi içindeki asli unsurlara bile tahammül etmekte zorlanan ve tahakküm eden Avrupa ülkelerinin hemen hepsi kendilerini sütten çıkmış ak kaşık olarak gösteriyor ve Türkiye üzerinde yoğunlaşarak günah çıkarmaya çalışıyor.
Rumlar'ın ve Yunanlılar'ın Türkler'e yaptıkları bir tarafa atılarak Türkiye'nin 1915'lerde Ermenilere yaptıkları sözde soykırım pohpohlanmaya çalışılıyor.
AB'ye girmemiz için canhıraş bir gayret gösteren Amerika'nın kızılderililere yaptığı soykırımı görmezden gelerek Sözde Ermeni soykırımını dile getirmesi ise stratejik ortaklığın gerçek yüzünü veriyor.
Rumlar'a karşı Rum ağzı ile, Ermeniler'e karşı Ermeni teziyle yaklaşan Amerikan siyasilerinin azınlık psikolojisi onların psikolojilerinin boyutunu da ele veriyor.
Tarihinin her döneminde ülke içinde ve dışında bütün milletlere ve azınlıklara engin hoşgörü gösteren Türk milletinin üzerine birbirinden ilginç gerekçelerle yüklenilmesi nasıl izah edilebilir?
Azınlık psikolojisi ile Türkiye'nin içerisindeki etnisetiyi harekete geçirmeyi planlayan Avrupa, Türkiye'nin sosyolojik yapısına adeta dinamit koyuyor.
Türk dini ve sosyal yapısının temel taşlarından olan Alevi ve Kürtler'in hassas karın olarak seçilmiş olması bir açıdan da bizlerin daha uyanık olmamızı gerekli kılıyor.
Lozan'da dini bazlı 'azınlık' olarak kabul edilen gayrimüslimlerle günümüze kadar bir sorun yaşanmazken AB maceramızla yeni kıpırdanmalar başladı.
Azınlık kavramını uluslararası hak ve hukuktan ayrı ele alarak bazı ülke ve milletlerin sindirilmeye çalışılması tarihin her döneminde oldu ve olmaya da devam ediyor.
Suriye'de Aleviler'e oynandı yıllarca; son yıllarda Irak'ta Kürtler'e yönelik oyunlar var.
Türkiye'de ise bu iki hassas kesim kaşınmaya çalışılıyor.
Azınlık psikolojisi nevrotik bir yaklaşım.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cevat Kışlalı / diğer yazıları
- Suikastın geri planı / 09.05.2006
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005
- Sessizliğin sesi / 28.03.2006
- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü / 08.03.2006
- Hangi ittifak, hangi kadın? / 26.01.2006
- Varoluş mücadelesi / 24.01.2006
- Bu M.E.M'leket bizim / 01.12.2005
- Çözüm mü dediniz? / 27.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 04.11.2005
- Bağımsız Türkiye / 21.10.2005
- Felaket kapıda / 19.10.2005